İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Tarafların İddia ve Savunmaları: ASIL DAVADA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin embriyoloji ve histoloji uzmanı olduğunu, kardeşi Dr. ... ile birlikte ... adlı işletme altında tıbbi, medikal estetik ve güzellik bakım hizmetleri verdiğini, 2015 yılında “...” şekil markasını 4…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/421 Esas KARAR NO : 2025/1169 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 20/09/2022 NUMARASI : 2021/122 E. - 2022/104 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)|Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) DAVA: Marka Hükümsüzlüğü İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Tarafların İddia ve Savunmaları: ASIL DAVADA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin embriyoloji ve histoloji uzmanı olduğunu, kardeşi Dr. ... ile birlikte ... adlı işletme altında tıbbi, medikal estetik ve güzellik bakım hizmetleri verdiğini, 2015 yılında “...” şekil markasını 44. sınıfta tescil ettirdiğini, “...” ibaresini marka, işletme adı ve www...com alan adlı web sitesinde kullandığını, ayrıca ... adına alınan www.....com alan adının da bu siteye yönlendirildiğini, müvekkilinin ...’a verdiği marka lisansı çerçevesinde markanın birlikte kullanıldığını ve markanın sektörel tanınmışlığı bulunduğunu ileri sürmüştür. Müvekkilinin gerçek hak sahibi olmasına rağmen davalının kötü niyetli şekilde, özel ... Polikliniği adı altında 2018 yılı Aralık ayından itibaren markayı kullanmaya başladığını, www.....com web sitesi, “....poliklinik” isimli Instagram ve ... hesapları ile işyerinde “...” markasını kullandığını, bu kullanımların müvekkil markasıyla çağrıştırma ihtimali doğurduğunu ve kötü niyetli marka kullanımını oluşturduğunu davalının, müvekkilinin markasına tecavüzde bulunduğunu, haksız rekabet yarattığını, işyerinde ve internet ortamında ticari amaçla aynı hizmetler altında faaliyet yürüttüğünü belirterek; müvekkil adına tescilli “...” sözcük + şekil markasına yönelik tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve kaldırılmasına, bundan doğan haksız rekabetin tespit ve önlenmesine, dava sırasında belirlenecek haksız rekabet sonuçlarının da ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2019/27412 ve ... sayılı markaların sahibi olduğunu, Davacı vekilince öne sürülen Değişik İş Dosyasına itirazlarını beyan ettiklerini, dava açılmadan önce “...” ibareli marka kullanımını sona erdirdiklerini, “... ...” adı altında işletmeye devam ettiklerini ve bu değişiklik sebebiyle müvekkilinin başta Google reklam harcamaları olmak üzere yaklaşık 400.000,00 TL zararı bulunduğunu, müvekkilinin kullanımı idari makamların vermiş olduğu izin doğrultusunda olduğunu ve İstanbul Valitiği İl Sağlık Müdürlüğü'nün 28.03.2019 tarih 2447 sayılı yazısı ile müvekkilinin “ÖZEL ... POLİKLİNİĞİ” ismini aldığını, davacının usulüne uygun markasal kullanımı bulunmadığını, davacının lisans sözleşmesinin TPMK tarafından ilan edilmediğini, taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. BİRLEŞEN DAVADA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin markası ile davalı markasının benzer olduğunu, davalının kötü niyetli bir şekilde tescil başvurusu yapılarak Türk Patent tarafından verilen yanlış karar neticesinde davalı şirket adına tescil edildiğini belirterek, 2019 27412 no'lu "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı markası ile müvekkili markası arasında benzerlik bulunmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin kullanımının idari makamların vermiş olduğu izin doğrultusunda olduğunu, davacının usulüne uygun markasal kullanımı bulunmadığını, davacının lisans sözleşmesi TPMK tarafından ilan edilmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.İlk Derece Mahkemesi kararı ile; Tüm bu açıklamalar muvacehesinde her ne kadar ilk alınan bilirkişi raporunda aksi görüşlere yer verilmiş ise de, raporun incelenmesinde gerekçe ihtiva etmediği, kapsamlı inceleme yapılmadığı, gerçek hak sahipliğine ilişkin inceleme kısmında mevzuata aykırı bir şekilde yalnızca tescil tarihinin baz alındığını bildiren tek cümlelik açıklama yapıldığı dikkate alınarak mezkur rapora itibar edilememiş, toplanan deliller, TPMK kayıtları, TPMK Markalar Dairesi Başkanlığı'nın 09.01.2020 ve 01.06.2020 tarihli kararı, İstanbul 2. FSHCM'nin 2020/39 Esas, 2022/193 Karar sayılı ilamı, 21/08/2020 tarihli YİDK kararı ve çelişkileri giderir mahiyette alınan denetime elverişli 18/04/2022 tarihli bilirkişi raporu dikkate alındığında sübut bulmayan asıl dava ve birleşen dava yönünden; "Davanın REDDİNE" karar verilmiştir.İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; kararın hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan 18.04.2022 ve 10.07.2020 tarihli bilirkişi raporları arasında karıştırılma ihtimali yönünden çelişki bulunduğu halde bu çelişki giderilmeden hüküm kurulduğunu, 24.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda müvekkili lehine karıştırılma ihtimali bulunduğu tespit edilmişken mahkemenin bu raporu dikkate almadığını, hükme esas alınan bilirkişilerin marka hukuku ve uygulamasına yeterince hâkim olmadıklarını, görev sınırlarını aşarak kavramsal ve işitsel benzerlikleri göz ardı ettiklerini, taraf markalarının aynı hizmet sınıfında, özellikle tıbbi hizmetler ve güzellik bakım alanında kullanıldığını, müşteri kitlesi açısından markaların çağrıştırma ve karıştırılma ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu, ortalama tüketici dikkate alınmasa dahi özel müşteri kitlesinde dahi bu ihtimalin mevcut olduğunu , mahkeme kararında “...” ibaresinin mineral adı olduğu gerekçesiyle davacının üstün hak sahibi olmadığı yönündeki kanaatin hukuka aykırı olduğunu, zira 44. sınıfta “...” markasının ilk kez müvekkili tarafından tescil ettirildiğini ve markaya ayırt ediciliği kazandıranın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, tarafların adreslerinin yakınlığı, aynı bölgede aynı alanda hizmet vermeleri ve markalar arasındaki kavramsal-işitsel benzerlikler nedeniyle ilişkilendirme ihtimalinin göz ardı edildiğini, davalının kötü niyetli olarak hareket ettiğini, müvekkilinin markasından haberdar olmasına rağmen benzer marka kullandığını, hatta kendi tesciline dayanarak müvekkiline ihtarname gönderdiğini kötü niyet ve haksız rekabetin açık olduğunu belirterek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının istinaf başvurusunun haksız ve hukuka aykırı olduğunu, reddi gerektiğini, davanın afaki gerekçelerle açıldığını, toplanan lehe deliller ve dosyaya sunulan teknik raporlarla haklılığının ispatlandığını, davacının hiçbir yasal ve teknik dayanağı bulunmayan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.Gerekçe ve Sonuç:HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Asıl dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi durumun ortadan kaldırılması, birleşen dava ise davalıya ait 2019/27412 ve ... numaralı markaların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Asıl Davada; Davacı vekili, Dr. ...'un kardeşi Dr. ... ile birlikte 2015 yılında tescil ettirdiği “...” markası adı altında medikal estetik ve güzellik hizmetleri verdiğini, bu markayı www...com alan adıyla ve sosyal medya hesaplarında aktif olarak kullandığını, davalı tarafın “...” adıyla aynı sektörde hizmet sunmaya başlaması, www....k.com gibi benzer alan adlarını kullanması ve “....poliklinik” isimli sosyal medya hesapları açması ile marka ihlali ve haksız rekabet oluştuğunu ileri sürerek, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili, müvekkilinin “...” ibaresiyle tescilli 2019/27412 ve ... sayılı markalarının sahibi olduğunu, söz konusu kullanıma dava açılmadan önce son verildiğini ve artık “... ...” adıyla faaliyete devam ettiklerini, kullanımın İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından verilen izin doğrultusunda gerçekleştiğini, iki marka arasında benzerlik bulunmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.Birleşen Davada; Davacı vekili, davalı adına tescil edilmiş olan ... sayılı “...” markasının, daha önce tescil edilen kendi “...” markasına benzer olduğunu, davalının kötü niyetli şekilde başvuru yaptığını beyanla davalıya ait 2019/27412 ve ... numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili ise , markalar arasında benzerlik bulunmadığını, davacının usulüne uygun markasal kullanım gerçekleştirmediğini, lisans sözleşmesinin resmi olarak ilan edilmediğini ve markayı fiilen kendisinin kötü niyetle değil, resmi makamların onayıyla kullandığını ileri sürerek, hükümsüzlük talebinin reddini istemiştir.Marka Kayıtları; 02.06.2016 başvuru tarihli, ... tescil numaralı, "..." + şekil ibareli markanın 44. sınıfta,"Tıbbi hizmetler,Güzellik bakım hizmetleri,Veterinerlik, hayvan üretme, besicilik, nalbantlık,Tarım, bahçecilik ve ormancılıkla ilgili hizmetler,İş yeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" bakımından davacı adına tescillidir . 18.03.2019 başvuru tarihli, 2019/27412 tescil numaralı, "..." ibareli markanın ve 18.03.2019 başvuru tarihli, ... tescil numaralı, "... ..." ibareli markanın 44. sınıfta,"Tıbbi hizmetler, Güzellik bakım hizmetleri" bakımından davalı adına tescillidir. 10/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; taraf markalarının esas unsuru İngilizce dilinde “...”, Türkçe dilinde ise “...” olarak tabir edilen mineraldir. Bu sebeple kavramsal ve anlamsal örtüşme söz konusudur. Aynı sebeple işitsel benzerlik en üst düzeydedir. Görsel ve şekil unsurları dikkate alındığında bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Örneğin renk ve yazı karakteri, “...” harfi gibi farklılıklar bulunmaktadır. Bununla birlikte görsel ve şekil unsurlarındaki bu farklılıklar orta düzeyde farklılıklar olup ayırt edicilik sağlayıcı boyutta değildir. Sonuç olarak bütüncül izlenimde benzerlik söz konusudur. davacının davalı firma karşısında gerçek hak sahibi olduğu; taraf markaları arasında halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve markaların iltibas yaratacak derecede benzer oldukları, davalının markasal kullanımlarının karıştırılma ihtimaline yol açtığı ve işletmelerin tüketici nezdinde ilişkilendirilmesi riski doğurduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir. 18/04/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalının ve davacının markalarının, görsel olarak oldukça farklı olduğu, anlamsal olarak da farklı olup, markalar arasındaki benzerliğin, tek başına, karıştırılma ihtimaline yol açacak derece yüksek olmadığı, davalının internet sitesi, sosyal medya hesapları ve gerçekleştirdiği kullanımlarının, kendi tescil markaları ile aynı olup davacının markasına yakınlaştırılmaya çalışılmadığı, tarafların tescilli markalarının ihtiva ettiği hizmetler aynı da olsa, markaların hitap ettiği ilgili çevrenin, ortalama tüketici olarak değerlendirilemeyeceği, zira güzellik hizmetleri(estetik ameliyat/müdehaleler) - için - seçecekleri ortalama bir dikkat düzeyinden daha yüksek düzeyde dikkat ve değerlendirme ile seçecek kişiler olduğu, davalının markasının, davacının markası ile ilişkilendirilme ilişkilendirilme ihtimali doğurmadığı, hitap ettiği ilgili çevre nezdinde, davacının işletmesi ile bir bağlantı kurulmayacağı, davacının, dava da, markası konusunda, yukarıda ayrıntılı olarak incelenen, inhisari olmayan lisans sözleşmesini yapmış olmasının ve bu sözleşmeyi, TPMK na tescil ettirmemiş olmasının, marka hakkına dayalı dava ve talep hakkını sona erdirmediği, davacının “...” ibaresi yönünden, önceki üstün hak sahibi (gerçek/öncelikli hak sahibi) olmadığı zira, davacının “...” ibareli markayı, 2015 yılında kullanmaya başladığı ve tescil ettirdiği, bu ibareyi ilk ortaya çıkaran ve markasal olarak kullanarak tanınmış hale getiren kişi olmadığı, “... “ kelimesinin İngilizce bir kelime olup, anlamının, elektronik ekipman ve doğru saat ve saat yapımında kullanılan sert, şeffaf bir mineral madde olduğu, uzun yıllardır, yaygın olarak, “Pille çalışan saatler “ için kullanıldığının heyetçe değerlendirildiği, davalının “...” ve “... ...” ibareli tescilli marka/larının, görsel, işitsel, anlamsal ve ilgili tüketici çevresinde bıraktığı genel izlenim itibarı ile, davacının "...+şekil" ibareli tescilli markası ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil , karıştırılmaya sebebiyet vermeyeceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında, asıl davada ileri sürülen markaya tecavüz tespiti meni ve refi talebi yönünden inceleme yapıldığı, bu dava ile birleştirilen İstanbul 1. FSHHM'nin 2021/46 Esas-2021/102 Karar sayılı davada, davalıya ait ... sayılı ... markasının hükümsüzlüğü, birleşen İstanbul 1. FSHHM'nin 2020/328 Esas- 2022/12 Karar sayılı dosyada davalıya ait ... sayılı ... markasının hükümsüzlüğünün talep edildiği, her iki davanın asıl dava ile birleştirilmesine karar verildiği, mahkemece birleşen hükümsüzlük davaları yönünden bilirkişi raporu alınmadığı, birleşen davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kuruması gerekirken mahkemenin kısa kararında "DAVANIN REDDİNE" şeklinde hüküm kurulduğu, gerekçeli kararda "asıl davaya ilişkin ayrıntılı olarak SMK md.6/1 ve 6/3 ve 6/5 uyarınca karıştırılma ihtimali, gerçek hak sahipliği ve tanınmışlığa yönelik inceleme yapıldığından bu hususta ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek olmaksızın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine varıldığı" açıklanarak, asıl ve birleşen davaların reddine karar verildiğinin beyan edildiği anlaşılmıştır. HMK 297/2 maddesi hükmüne göre hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Dolayısıyla taleplerin her biri hakkında hüküm verilmesi zorunludur.Somut olayda ise kısa kararda birleşen dava ile ilgili hüküm kurulmadığı, gerekçeli kararda birleşen davanın da reddedildiği belirtilmiş ise de , hükümsüzlük talebine konu birleşen dava ile ilgili dosya kapsamında bir inceleme yapılmadığının anlaşıldığı, bu durumun HMK 297. Maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmıştır. Markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile, marka hükümsüzlüğü davalarının, 6769 Sayılı SMK'da ayrı hükümlerde düzenlendiği, ayrı davalar olduğu ve koşullarının farklı olduğu gözetilerek, birleşen davalar yönünden denetime elverişli yargılama yapılarak, her bir dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, birleşen davalar yönünden hüküm kurulmaması usul ve yasaya uygun görülmemiştir.Asıl dava yönünden yapılan incelemede, raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılıyorsa da; taraflar arasında görülen İstanbul 2. FSHCM'nin 2020/39 Esas, 2022/193 Karar sayılı ilamında markaya tecavüz suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanığın beraatine dair verilen kararın istinaf incelemesi sonunda 30/01/2023 tarihinde kesinleştiği, mahkemece asıl dava yönünden kesinleşen ceza mahkemesi kararının etkisinin karar yerinde tartışılmadığı görülmüştür. Ayrıca asıl davada davacı vekilinin haksız rekabetin tespiti önlenmesi talebinin de bulunduğu davalı kullanımlarının haksız rekabet teşkil edip etmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle ,kararın eksik incelemeye dayalı olduğu, hukuka uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından istinaf talebinin kabulü gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-a-4,6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, belirtilen şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 20/09/2022 tarih, 2021/122 E. 2022/104 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 25/09/2025