İSTİNAF KARAR TARİHİ:16/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2002 yılından beri terlik, ayakkabı ve diğer her türlü ayak giysileri ile bağlantılı sektörlerde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin "..." markası ve "..." ve "..." ürün şekillerinin 2004 yılından bu yana dünya çapında yoğun olarak kullanıldığ…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO:2024/350 Esas KARAR NO:2026/666 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ:09/11/2023 NUMARASI:2021/287 E. - 2023/268 K. DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:16/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2002 yılından beri terlik, ayakkabı ve diğer her türlü ayak giysileri ile bağlantılı sektörlerde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin "..." markası ve "..." ve "..." ürün şekillerinin 2004 yılından bu yana dünya çapında yoğun olarak kullanıldığını ve Türkiye dahil birçok ülkede tanındığını, müvekkilinin tüm dünya çapındaki markalaşma çalışmalarını Türkiye'de de sürdürdüğünü, bu bağlamda müvekkilinin TPMK nezdinde "..." ve "ŞEKİL" esas unsurlu markaların tescilli sahibi olduğunu, aynı zamanda müvekkilinin 2006 yılından beri özgün ayak giysisi tasarımlarını TPMK nezdinde tasarım olarak tescil ettirdiğini, müvekkilince davalılara ait internet sitelerinde, facebook, instagram ve twitter hesaplarında "..." ve "..." ve "..." ürün şekillerini, müvekkilinin faaliyet alanındaki ürünler kapsamında müvekkilinin markaları ile karıştırılmaya yol açacak şekilde izinsiz olarak kullanıldığının tespit edildiğini, müvekkilinin markaları ile davalının haksız kullanımlarına konu markaların birebir aynı veya ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, dava konusu taklit olduğu iddia edilen ürünlerin müvekkilinin marka ve tasarımdan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabete sebebiyet verdiğini iddia ederek, müvekkilinin marka tasarımdan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, men'ini ve ref'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 13/09/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile, davalılar adına ... sayı ile tescilli tasarımın hükümsüzlüğü ve verilecek hüküm özeninin ilanına karar verilmesi şeklinde talebini genişletmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin terlik, ayakkabı ve ayak giysileri sektöründe kırk yılı aşkın süredir Türkiye ve Dünya'nın önde gelen firmalarından biri olduğunu, müvekkilinin üretmekte olduğu bay, bayan ve çocuk terlik ve ayak giysileri ürünleri üzerinde TPMK ne..." dan türetilen "..." markası ile piyasaya sürdüğünü, davaya konu marka kullanımlarının tamamında ana unsurun "..." olduğunu, taraf markaları incelendiğinde ayniyet ya da ayırt edilemeyecek düzeyde bir benzerlik olduğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkilinin davacının tasarım ve markasından doğan haklarını ihlal eder bir eyleminin olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Dosya kapsamı deliller, TPMK kayıtları ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; öncelikle davalı adına tescilli ... tescil nolu tasarımın tescil başvuru tarihi itibariyle bilirkişi raporunda belirtilen yenilik kırıcı önceki tarihte kamuya sunulmuş ürünler karşısında yeni ve ayırt edici olmadığı anlaşılmakla, davacının hükümsüzlüğe dair talebi yönünden davası kabul edilmiştir. Yine, dosya kapsamı deliller ve bilirkişi raporlarına göre, davalıların kendilerine ait "..." markasını taşıyan ürünlerin internet ortamında pazarlama sırasında ve tanıtımı sırasında davacı adına tescilli "..." ibareli marka ile iltibas yaratacak şekilde "... " veya "..." ibarelerini markasal olarak kullandıkları, ayrıca davacı adına tescilli "..." markasını internet ortamında yönlendirici kod olarak kullandıkları anlaşılmakla, bu eylemleri ticari etki doğuracak şekilde olduğundan davacının "..." ibareli markasından doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinden, marka haklarına tecavüze ilişkin talep yönünden de dava kabul edilmiştir.Davacı vekili dilekçesinde haksız rekabete de dayanmış ise de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/5189 E, 2022/1852 Karar sayılı, 14.03.2022 Tarihli kararında; "... markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (mülga 556 sayılı Marka KHK) hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, Dairenin bu konudaki eski içtihatlarını sürdürme imkanı kalmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tescilli markasının benzerinin, tescil kapsamındaki ilaç emtiasında kullanılması şeklindeki davalı eyleminin TTK’nın 55/1-a-4.maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine ilişkin gerekçesi yerinde görülmediğinden, hükmün bu kısım yönünden temyiz eden davalı yararına bozulması..." şeklindeki gerekçe ile açıklandığı üzere; somut uyuşmazlıkta, davacının haksız rekabet iddiasının marka hakkına dayandığı, bu durumda TTK 55/1-a-4 maddesi gereğince aynı zamanda haksız rekabetin oluştuğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmakla haksız rekabet isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Yine, davacı vekili dilekçesinde şekil ile ifade ettiği tescilli olmayan ürün görseli yönünden de talepte bulunmuş ise de, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/04/2021 Tarih ve 2021/89 Esas 2021/3954 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere davaya konu tescilsiz tasarıma konu terliklerin tescilli veya tescilsiz tasarım tescilinden yararlanmadığı, davacı şirketle özdeşleşecek bir ürün haline gelerek, işletmesel kökene işaret eden bir ayırt edici işaret haline dönüşmüş olsa bile davalı tarafın üretmiş olduğu terlikler üzerinde davacının kullandığı “...”markasından oldukça farklı "..." ibaresini kullanılmak suretiyle her iki tarafa ait ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek tedbirleri aldığı dikkate alındığında haksız rekabet söz konusu olmayacağından bu talep yönünden de davanın reddine" karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -yerel mahkemenin ürün şekilleri yönünden eksik değerlendirme içermesi ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve refi yönündeki talepleri bakımından davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Müvekkilinin dünya çapında tanınmış ... ve markaları ilk olarak 23.11.2015 tarihinde TÜRKPATENT nezdinde tescil edildiğini, ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı ... ve esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, 25. sınıfın da dahil olduğu çeşitli sınıfları kapsayan 400'ün üzerinde marka tescili ile korunduğunu, hazırlanan 21.09.2018 tarihli uzman görüşünde müvekkiline ait ürün şekillerinin Türkiye'de ciddi düzeyde bilinirliğe ulaştığı ve müvekkili firmayı işaret edecek şekilde ayırt edicilik kazandığı vurgulandığını, Müvekkilinin 3 boyutlu ve ürün şekilleri altında üretilen ürünler TÜRKİYE'DE de yaklaşık yirmi yıldır yoğun olarak satılmakta olup, müvekkilinin 2015-2021 yılları arasında ilgili ürünlerin satış rakamları yaklaşık 1.432.000 çifte ulaştığını, Müvekkilinin ... ürün şekilli ayakkabısının da dünya çapında o denli tanındığını, müvekkili ile özdeşleşmiş özel ... ürün şeklinin ...'ı olarak nitelendirilen ödülü almasının da söz konusu özel ürün şeklinin ne denli tanınmış olduğunu da kanıtladığını, müvekkilinin ... markaları ve ürün şekillerinin Türkiye'de ne denli yüksek tanınmışlığa ulaştığının ve ürün şekillerinin doğrudan müvekkili ile özdeşleştiğini sunulu deliller ile kanıtlandığını, ... markalarının ve ilgili ayak giysisi tasarımlarını kendi sektöründe Türkiye ve dünya çapında tanınmış olduğu sabit olup işbu istinaf başvurusuna konu marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin taleplerinin değerlendirilirken bu hususların da dikkate alınması gerektiğini, davalıların, Müvekkilinin “...” markaları ile ... markalarının ayırt edilemeyecek düzeyde benzeri olan “...” ve “..." ibareleri üzerindeki marka hakkına tecavüz teşkil eden kullanımlarının baskın doktrin görüşleri ve güncel tarihli yüksek mahkeme kararları uyarınca Müvekkili aleyhine haksız rekabet de teşkil ettiğini, Davalılara ait marka hakkına tecavüz teşkil ettiği tespit edilen kullanımların aynı zamanda, Müvekkilinin uzun yıllardır sektörde başarılı bir konuma gelmek için sarfettiği emek ve mesaiden haksız yararlanmaya sebebiyet verdiğini,müvekkilinin sahip olduğu güven ve bilinirlilik algısını kullanarak rekabette Müvekkilinin önüne geçmeyi amaçladığını, güncem BAM kararları uyarınca da, davalıların marka hakkına tecavüz teşkil ettiği sabit olan Müvekkilinin “...” markası ile “...” ve “...” ibareleri üzerindeki kullanımların aynı zamanda TTK uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğinin kabulü gerektiğini, -yerel mahkemenin davaya konu ürün şekilleri üzerindeki kullanımlarına ilişkin haksız rekabet talepleri yönünden ise gerekçesinde; “davaya konu tescilsiz tasarıma konu terliklerin tescilli veya tescilsiz tasarım tescilinden yararlanmadığı, davacı şirketle özdeşleşecek bir ürün haline gelerek, işletmesel kökene işaret eden bir ayırt edici işaret haline dönüşmüş olsa bile davalı tarafın üretmiş olduğu terlikler üzerinde davacının kullandığı “...” markasından oldukça farklı "..." ibaresini kullanılmak suretiyle her iki tarafa ait ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek tedbirleri aldığı dikkate alındığında haksız rekabet söz konusu olmayacağı” yönünde karar verdiğini ancak mahkemenin kendi tespitleri ile çelişkili olup, hem de tümüyle hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracak nitelikte olduğunu, ürünlerin... olarak adlandırdığı, ve davalıların kendilerine ait ürünleri tanıtırken kötü niyetli bir şekilde müvekkile ait ... kelime markasını da kullandığı gibi kendisince de teyit edilen gerçekleri göz ardı ederek, salt ürünlerin Türkiye'de tasarım tescilinden yararlandırılmadığı, tasarımın sağladığı korumanın haksız rekabet hükümlerince genişletilmeye çalışıldığı şeklinde hakkaniyete aykırı bir yorum getirdiğini, bir ürünün tasarım hukukuna göre korunması veya korunabiliyor olmasının, haksız rekabetin uygulanmasını etkisiz hale getirmeyeceğini, kümülatif korumanın mümkün olduğunu, dosyada alınan 3 ayrı bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, Müvekkilinin ile özgün ürünlerini taklit eder suretteki kullanımlarının Müvekkili aleyhine haksız rekabet yarattığını, yerel mahkemenin, davalıların davaya konu ürünler üzerinde Müvekkilinin “...” markalarından farklı “...” ibarelerini kullandığını, bu kullanımın taraflar arasında karıştırılma ihtimalini önleyecek bir tedbir niteliğinde olduğunu belirttiğini ancak davalıların eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davaya konu ürünlerin “...” ibaresi altında da satılıyor oluşunun taraflar arasındaki haksız rekabeti ve karıştırılma ihtimalini önlediği yönünde bir kanaate varılmayacağını,Müvekkilinin özgün ürünleri ile karşılaştırıldığında yeni ve ayırt edici bulunmayarak davalılara ait ... tasarım tescilinin hükümsüzlüğüne, davalıların Müvekkilinin “...” markası ve iltibas derecesinde benzerleri olan “..." ve “...” ibareleri üzerindeki kullanımların marka hakkına tecavüz teşkil ettiğine karar verilmişken davalıların karıştırılma ihtimalini önleyen tedbirler almadığını, Davalılar “...” markasını kullanmak suretiyle karıştırılma ihtimalini önleyen tedbirler almadığı gibi Müvekkilinin “...” markalarını ve iltibas derecesinde benzerleri olan “...” ve “...” ibarelerini kullanarak, ürünlerinin satışını gerçekleştiren üçüncü kişilerin bu yöndeki kullanımlarına göz yumarak, tüketiciler nezdinde “ ...” olarak anılarak Müvekkilinin tanınmışlığından ve kalitesinden haksız yararlanmayı amaçladığını, tasarım tescili sahibinin ilgili tasarımlarının kopyalanarak pazara sürülmesi durumunda “Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığında kendi geliştirdiği bir ürün nedeniyle elde edeceği pazar avantajının, bir başkasının taklit malları piyasaya sürmesi suretiyle engellenmesinin haksız rekabet hukukunun özünü oluşturan dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğunu ileri sürebilecektir.” dendiğini, bilirkişi heyetince tanzim edilen 30.01.2023 tarihli resmi bilirkişi raporunda davalıların kullanımları bakımından, Dava konusu marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünden değerlendirilen tasarımların arkası açık, öne veya arkaya alınabilir kavrayıcı bir banda sahip “...” tasarımları olduğu, ayırt edici özellikleri arasında kavrayıcı oynar bant, dairesel formda hafif eğimli belirgin bir forma sahip ön burun, ve terliğin üst kısmında yer alan daire formundaki çoklu hava delikleri bulunduğu, Taraflara ait tasarımlar incelendiğinde burun, arka, üst yüzey, genel şekil ve ayrıştırıcı nitelikler bakımından bilinçli tüketici nezdinde ayırt edilemeyecek kadar benzer oldukları, benzer biçim, oran ve detayları sahip oldukları, ürünlerin bilinçli tüketici nezdinde karıştırılabilecek nitelikte olduğu, belirtildiğini, Davalıların “...” ibaresi ile bu kullanımları gerçekleştiriyor olmasının ise haksız rekabeti ortadan kaldırmadığını, Müvekkili ile özdeşleştiği yerel mahkemece de kabul edilen ürünlerinin “kopyalanması suretiyle üretilen davaya konu ürünler “...” ibaresi ile satışa sunulsa dahi ancak küçük boyutlu yüzeylerde yer verilebilecek “...” ibaresinin ortalama tüketiciler nezdinde davaya konu ürünler ile Müvekkilinin özgün ürünlerinin karıştırılması tehlikesini ortadan kaldırmayacağını, davalıların müvekkilinin ... markasının yanı sıra uzun yıllardır Türkiye'de gerçekleştirdiği yoğun kullanımları ile maruf hale getirdiği ile markasını da en ince ayrıntısına kadar (üst deliklerinin konumlandırılışı dâhil) her türlü teknik ve görsel detayları birlikte birebir aynen taklit ettiğini, -davaya dayanak pek çok farklı satış platformunda yer verilen tüketici yorumlarının da tek başına müvekkili aleyhinde meydana getirilen haksız rekabeti kanıtladığını, Ekşi Sözlük ve Twitter gibi Türkiye'deki tüketicilerce sıklıkla ziyaret edilen online platformlarda dava konusu ürünlerin, müvekkili markalarının /tasarımlarının taklidi olduğuna ve müvekkili markaları kullanılarak satıldığına ilişkin çeşitli yorumlar paylaşılmış olup, yalnız bu husus dahi somut olayda haksız rekabetin mevcut olduğunu kanıtladığını, tüketicilerin davaya konu ürünler ile müvekkilinin ürün şeklinin birebir aynı olduğu teyit etmiş olup, davalı ürünleri ile karşılaştırma yaparken “ ...” ibaresini kullanarak, ürünün asıl yaratıcısının ... olduğunu ve davalının müvekkili ürünlerini kopyaladığını teyit ettiğini, haksız rekabete ilişkin taleplerinin, davalıların kötü niyetli fiilleri göz ardı edilerek ve salt ... markası da ürünler üzerinde kullanılıyor gerekçesi ile reddinin son derece hakkaniyete aykırı olduğunu, kararın kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; -müvekkilinin 20'yi aşkın marka tescili bulunduğunu, üretilen ürünler müvekkillerinin ticari unvanı olan ve aynı zamanda aile şirketi olan "..." soyadı ile türetilen "..." markası ile piyasaya sunulduğunu; piyasada bilinen ve güvenilen öncü bir marka haline geldiğini, davacının tanınmışlığından yararlanmasının gerekmediğini, -Davacı taraf, dosya kapsamı itibariyle iddialarını müvekkili şirkete ait olmayan ve müvekkilinin varlığından dahi haberi olmadığı muhtelif web siteleri ve sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar üzerinden yürüttüğünü, müvekkili şirket tarafından üretilen ayakkabı ve terliklerin neredeyse tamamının satışı Türkiye'nin dört bir yanında bulunan müvekkili şirketten bağımsız tüzel kişiliklere ait olan bayiler aracılığı ile yapıldığını, müvekkili şirketin "...." adlı internet sitesi üzerinden de e-satış yapmakta olup ilgili web sitesinde bulunan ürünler incelendiğinde tüm ürünlerin "..." markası adı altında satışa sunulduğunu, web sitesinin arama kısmına "..." ve/veya "..." ibareleri girildiğinde bu ibare ile satışa sunulan hiçbir ürünün bulunamadığını, "..." ve/veya "..." ibareleri adı altında ürün satışı yapılmamasına ve ibarelere yer verilmeden ürünlerin "..." adı altında satışa sunulmuş olmasına rağmen Yerel Mahkemece sanki müvekkili şirketler tarafından bu şekilde ürün satışı yapılmış gibi hüküm kurulmasının kabul edilebilir olmadığını, sunulan bilirkişi raporlarında müvekkili şirketlerin "..." ve/veya "..." ibareleri adı altında ürün satışı yaptığını gösterir hiçbir emareye, ibareye, rastlanmadığını, ilgili kataloglarda hiçbir şekilde karşı tarafın iddia ettiği gibi "..." ve/veya "..." ibareleri kullanılmadığını, -davacı tarafça da sunulan ürün görsellerinde de görüldüğü üzere müvekkili şirket tarafından üretilen ürünlerin tamamı tescilli "..." markası adı altında ile satışa sunulduğunu, Davacının müvekkilinin "..." markasını hiç kullanmıyormuş gibi yalnızca "..." ve "..." ibareleri üzerinden benzerlik karşılaştırması yapmasının kabul edilebilir olmadığını, davaya konu ilgili marka kullanımlarının tamamında esas asli unsur "..."' olduğunu, müvekkilinin söz konusu "..." markasını hem ürünlerin üzerinde, hem logo olarak ürünlerin saya kısmında, hem de ürün kutu ve ambalajlarında kullandığını davacı tarafa ait markanın “ "..." ve "..."”, dava konusu müvekkili şirkete ait markanın ise "..."” ibaresini ana unsur olarak içerdiğini ayniyet ya da ayırt edilemeyecek düzeyde benzerliğin bulunduğundan bahsedilemeyeceğini karşı tarafın markasını taklit etme niyeti olmadığı gibi müşterileri yanıltma, iltibasa yol açma veya markayı sulandırma halleri de bulunmadığını, -Yerel Mahkemece; davacının ilgili ürün modeli karşısında müvekkili tarafından üretilen ... tescil nolu tasarımının tescil başvuru tarihi itibariyle hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen yenilik kırıcı önceki tarihte kamuya sunulmuş ürünler karşısında yeni ve ayırt edici olmadığından bahisle; davacının hükümsüzlüğe dair talebi yönünden kabul kararı verilmiş olsa da ; sunmuş oldukları tescil belgesi doğrultusunda müvekkili şirket tarafından üretilen ürünler zaten müvekkili tarafından tescili alınmış tasarımlar kapsamında olduğunu, Davacının ilgili modeli karşısında müvekkiline ait ... tescil nolu tasarımın yeni ve ayırt edici özelliği bulunmadığı yönündeki hüküm fıkrasını kabul etmediklerini ayrıca Yerel Mahkeme'nin hükümsüzlük yönünden ... tescil nolu tasarım davalı müvekkillerinden ... A.Ş. Adına tescilli bulunmakta olup ; hükümsüzlük yönünden verilen kabul kararının bu haliyle yalnızca davalı .... A.Ş adına hüküm ve sonuç doğurduğunu davacı taraflarca ikame edilen dava ... A.Ş yanında, ...Şti. Aleyhine de yöneltilmiş olduğundan ve de söz konusu tescil tasarımı diğer davalı müvekkili .... A.Ş adına tescili bulunduğundan işbu davanın diğer davalı müvekkili ...Şti. Hükümsüzlük yönünden reddine karar verilmesi ve tarafları lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, -davaya konu terlik modelinin yüzyıllardır Avrupa'da kullanılan pek çok açıdan klasik bir sabo terlik modeli olduğu, temel olarak bir sabo model terlik ile "... "terlik modelini birbirinden ayıran çok bir şeyin olmadığı, bu terliklerin birbirlerinden farklılaşması ise ön üst kısımlarının görünümlerinde ortaya çıktığı ve firmaların da bu şekilde farklılaşmaya giderek yeni ve ayırt edici görünümleri olan modeller tasarlamakta olduğunu, tasarımlarının geleneksel bir sabonun sahip olması gereken özgün özellikleri barındırdığı sabit olmakla beraber; salt bu benzerlik yönünden tasarımlara yönelik hükümsüzlük koşullarının oluştuğu kanısına varmanın oldukça hatalı olduğunu, ...'dan alınan Uzman Görüş Raporunda bildirilen açıklamalar ve ifadeler ile, hükümsüzlüğüne karar verilen tasarım ve davacıya ait ... tasarım yönünden yapılan incelemede bilgilenmiş kullanıcı gözünden farklılıkların bulunduğu tespit edildiğini, hükme esas alınan Bilirkişi Heyeti tarafından yapılan incelemede, davacı tarafın "...." olarak belirttiği ürün görseli ile müvekkili şirketin kullanımına konu olduğu iddia edilen ürün görsellerini kıyasladığını, tasarımın hükümsüzlüğüne yönelik incelemelerin görüldüğü bir davada yenilik ve ayırt edicilik değerlendirmesinde yapılacak kıyaslamanın konusu; hükümsüzlüğü istenen tasarım görseli ile hükümsüzlüğe mesnet gösterilen delil görseli olmak zorunda olduğunu, Bilirkişi Heyeti tarafından sunulan raporda ise hükümsüzlüğü istenen tasarımlara ilişkin herhangi bir kıyaslama yapılmamakla beraber; hükümsüzlüğü istenen tasarımların yenilik ve ayırt edici kriterlerine sahip olup olmadıkları hususunda da herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığını, -Hüküm fıkrasında bahsi geçen müvekkili şirkete ait olmayan ve müvekkilinin varlığından dahi haberi olmadığı muhtelif web siteleri, bayileri ve sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının ve müvekkili marka hakkına tecavüz ettiği şeklinde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık hali olduğunu, marka hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin müvekkili firmalar tarafından gerçekleştirip gerçekleştirilmediği yönünde kesin tespit ve değerlendirme bulunmadığını, yalnızca davacı tarafça talep edilen internet siteleri ve sosyal medya hesaplarında marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemlerin varlığı yönünde inceleme yapılmış olmasına ve söz konusu eylemleri davalı şirket/şirketler tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespitine yönelik bir delil dosyada gelen kayıtlarda buna yönelik bir tespit bulunmamasına rağmen ; bu eylemlerin müvekkil firmalar tarafından gerçekleştirildiği kanısına varılarak davacının marka hakkına tecavüze ilişkin talebinin kabulüne karar verildiğini, müvekkili şirketler tarafından her iki tarafa ait ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek şekilde ; müvekkili şirketin üretmiş olduğu terlikler üzerinde davacının kullandığı “...” markasından oldukça farklı "..." ibaresini kullanıldığını müvekkilinin eylemlerinin hiçbir şekilde marka hakkına tecavüz sonucunu doğurmayacağını ve bu tecavüzün koşullarının somut uyuşmazlıkta gerçekleşmediğini, davacının tescilli ... markası ve ... ve ... ibarelerinini ihlal iddiasına karşılık müvekkiline ait resmi sitede kullanılmadığı aksine müvekkiline ait münhasır ve tanınmış ... markasının Asli unsur olarak kullanılmış olması nedeniyle, yine davacının tescilsiz ... ve ... ürün şekilleri üzerindeki her türlü kullanımının, müvekkiline ait modellerin tescilli olması, karşı tarafın tescilsiz olarak bahsettiği modellerin artık harcı alem olması ve uzun yıllardır herkes tarafından kullanıyor olması nedenleriyle davacı tarafın sunmuş olduğu taleplerinin tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, -dosyaya sunulan bilirkişi raporunda taraflarına ait tasarım modellerin tescilli olup olmadığı yönünden ve karşı tarafa ait şekillerin harc-ı alem olup olmadığının değerlendirilmemesi ve bu yönden eksik incelemelerde bulunması nedeniyle söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınması sonucunda bu rapor doğrultusunda verilen kısmi kabule ilişkin hükümlerin kaldırılmasına davanın tamamen reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalıların müvekkil markası üzerindeki hukuka aykırı kullanımları İstanbul 16. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2020/39 D. İş sayılı tespit dava dosyası kapsamında alınan 06.07.2020 tarihli resmi bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, Davalılar kendilerine ait internet sitesinde davaya konu olan ve Müvekkili aleyhine haksız rekabet teşkil eden ürünlerin satışını gerçekleştirirken aynı zamanda Müvekkiline ait tescilli “...” markasını da kullanmış olup bu sebeple haksız bir menfaat elde ettiğini, Davalıların, Müvekkilinin tanınmış ve özgün ürün şekillerini kopyalamakla kalmayıp aynı zamanda tescilli markasını da yönlendirici kod olarak kullanarak tüketicileri yanıltma ve Müvekkilinin markaları ile ürünleri üzerinden haksız kazanç elde etme amacıyla hareket ettiğini, bilirkişi heyetince tanzim edilen 30.01.2023 tarihli resmi bilirkişi raporunda, davalıların kullanımlarına ilişkin olarak; “... alan adı içerisinde kaynak kodlarda “...” ibaresi aratıldığında 30 sonuç çıktığı ve ... ibaresinin kaynak kodlarda bulunduğu, ... alan adında “...” ibaresinin yönlendirici kod/ürün anahtar kelimesi şeklinde tanıtıldığı, Davalının, “...” ve “...” ibarelerini “...” markasının yanında veya tek başına kullandığı, “...” ile “...” ibaresi arasında sadece bir harf değişikliği olduğu ve bu nedenle görsel ve işitsel açıdan benzerlik bulunduğu, markaların aynı ürünlerde kullanılması nedeniyle de karıştırılma ihtimali bulunduğu, bilirkişi heyetince tanzim edilen 20.07.2023 tarihli resmi bilirkişi raporunda, davalıların kullanımlarına ilişkin olarak; Davalı ...'ya ait sosyal medya hesaplarında da “...” ve “...” ibarelerinin kullanıldığı tespit edilmiş olup bu ibarelerin sadece üçüncü şahıslar tarafından kullanıldığı ve Davalılar tarafından kullanılmadığı şeklinde görüş belirtilmesinin doğru olmadığı, değerlendirmesi yapılmış ve kök raporda varılan görüşten dönülmesini gerektirecek bir durum olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı bildirildiğini, Davalılar her ne kadar söz konusu kullanımların kendilerine ait olmadığını iddia etse de, ... alan adının kendilerine ait olduğu konusunda Whois kayıtları uyarınca da bir uyuşmazlık olmadığı gibi aşağıda yer verilen Instagram hesabının da kendilerine ait genel merkez hesabı olduğu, davalıya ait Instagram hesabında, davaya konu ürünlere ait bir paylaşımın altına yapılan yorumlarda, bir müşteri müvekkilinin Türkiye'de ve dünya çapında tescilli “...” markalı ürünleri (terlik süsleri) için bilgi almak istemiş ve davalı ise yoruma yanıt vererek ilgili bilginin verildiği belirttiğini, davalılar kendi ürünlerini tanıtırken “... .../...” sloganını kullanmakta olup bu şekilde sosyal medya hesaplarında açılmış pek çok #... bulunduğunu, paylaşımları davalıların kendi hesapları dışında yapan diğer firmaların hepsinin davalının kendi resmi websitesinde bayileri olarak yer verdiği firmalar olduğunu, Davalılar ilgili firmaları bir yandan kendi resmi websitelerinde bayiileri olarak tanıtmakta diğer yanda ise, kendileri bağlantısız varlıklarından haberdar olmadıkları üçüncü kişiler olarak lanse ettiğini, davalıların davaya konu ürünleri, Müvekkilinin “...” markası ve ayırt edilemeyecek düzeyde benzeri “...” ve “..." ibarelerini kullanarak pazarlamakta olduğunu, Davalılar istinaf iddialarında her ne kadar Müvekkilinin markalarını taklit etme, müşterileri yanıltma, iltibasa yol açma gibi bir halin bulunmadığını iddia etse de, dosya kapsamında sunulan pek çok müşteri yorumundan da açık olduğu üzere davalılara ait ürünler tüketiciler tarafından dahi “ ...” olarak anıldığını, davalı ürünleri için Instagram üzerinden reklam yapması için anlaşılan influencer tarafından davalı ürünleri “#... ile “... ” diyerek tanıtıldığını, davalıların bilinçli bir şekilde davaya konu ürünleri piyasaya YERLİ ..., .. sloganları ile sunduğunu, kendi websitesinde dahi ... arama seçeneğini sunduğunu, tasarım hükümsüzlüğüne ilişkin davalıların işbu hukuka ve hakkaniyete aykırı beyanlarını desteklemek için sunduğu uzman görüşünün Sayın Başkanlığınızca dikkate alınmaması gerektiğini, yasal delil sunma süresinden sonra sunulan bu delilin usulen dikkate alınmaması gerektiğini ayrıca uzmanın Adalet Bakanlığı bilirkişi listesinden kontrol edildiğinde uzmanlık alanının enerji yöneticiliği, patentler ve faydalı modeller ile mekanik tesisatı (ısı yalıtımı, sıhhi tesisat, pis su tesisatı,ısıtma tesisatı olduğunu, söz konusu görüş incelendiğinde somut uyuşmazlıkla hiçbir ilgi ve alakası olmayan müvekkili tasarımları ile davalı tasarımlarının kıyaslandığını, ... tasarımı ile davalı tasarımı benzer olmayıp, somut uyuşmazlıktaki iddialarının davalı tasarımı ile müvekkiline ait ... ürün şekilleri arasındaki benzerliğe ilişkin olduğunu, sonuç olarak tüketicilerin detaylı ve mikroskobik bir karşılaştırma yapmaksızın fark etmeyeceği detaylara değinilerek ürünlerin bilgilenmiş kullanıcı yönünden birbirinden farklı olduğu ve davaya konu tasarımların yeni ve ayırt edici olduğu iddia edildiğini, davalıya ait ... sayılı tescile konu “terlik” tasarımları, Müvekkiline ait olan ve 2003'ten beri piyasada var olan tasarımların birebir kopyası niteliğine sahip olduğunu, davalıların tasarım tescillerinin müvekkilinin 2003'ten bu yana piyasada bulunan ürünlerinin birebir kopyalanması suretiyle gerçekleştirildiğini, seçilen bilirkişi heyetince tanzim edilen 30.01.2023 tarihli resmi bilirkişi raporunda, davalının Yerel Mahkemece hükümsüzlüğüne ilişkin tasarımlarına ilişkin olarak;Taraflara ait tasarımlar incelendiğinde burun, arka, üst yüzey, genel şekil ve ayrıştırıcı nitelikler bakımından bilinçli tüketici nezdinde ayırt edilemeyecek kadar benzer oldukları, benzer biçim, oran ve detayları sahip oldukları, Davalı adına tescilli ... tescil nolu tasarımın yeni ve ayırt edici nitelikte olmadığı, Yerel Mahkemede görülen dosyada Sayın Mahkemece seçilen bilirkişi heyetince tanzim edilen 20.07.2023 tarihli resmi bilirkişi raporunda, davalının Yerel Mahkemece hükümsüzlüğüne ilişkin tasarımlarına ilişkin olarak; Dava konusu marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünden değerlendirilen tasarımların arkası açık, öne veya arkaya alınabilir kavrayıcı bir banda sahip “...” tasarımları olduğu, ayırt edici özellikleri arasında kavrayıcı oynar bant, dairesel formda hafif eğimli belirgin bir forma sahip ön burun, ve terliğin üst kısmında yer alan daire formundaki çoklu hava delikleri bulunduğu,Taraflara ait tasarımlar incelendiğinde burun, arka, üst yüzey, genel şekil ve ayrıştırıcı nitelikler bakımından bilinçli tüketici nezdinde ayırt edilemeyecek kadar benzer oldukları, benzer biçim, oran ve detayları sahip olduklarının belirtildiğini, çevrimiçi satış platformlarında davalının Yerel Mahkemece hükümsüzlüğüne karar verilen tasarımları bakımından nihai tüketiciler tarafından ...'un aynısı olduğu yönünde yapılan yorumlar, davalının tasarımlarının ayırt edici nitelik ihtiva etmediğini açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu, davalının müvekkili ile özdeşleşmiş olan ve 2000li yılların başından beri piyasada var olan tanınmış tasarımlarının harcı âlem olduğu düşünüldüğünde bile, müvekkilinin tasarımlarının birebir kopyalanması sonucunda oluşturan davalıya ait tasarımın ne şekilde tasarım tesciline konu edildiği ve davalıya ait tasarım tescilinin hangi yönleriyle yenilik ve ayırt ediciliğe sahip olduğu davalılar tarafından açıklanamadığını, “harcı alem olduğu iddia edilen” bir ürün şeklinin birebir kopyasının tasarım olarak tescili de mümkün olmayacağını, davalılardan ... ŞİRKETİ bakımından talep ettikleri lehe vekâlet ücretinin, hükümsüzlüğüne karar verilen tasarımın, davalılardan yalnızca ... ŞİRKETİ adına tescilli olduğunu ve bu sebeple diğer davacı bakımından davanın reddini ve lehe vekâlet ücretine hükmedilmesini talep etmişlerse de bu taleplerinin herhangi bir usuli dayanağı olmadığını, her iki davalıya birlikte dava açılmasının sebebi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (“HMK”) 60. maddesinde yer verilen zorunlu dava arkadaşlığından kaynaklandığını, HMK'nın 60. maddesi uyarınca davalıların bağlantılı şirketler olduğu, her iki davalının da temsil ve ilzama yetkili kişilerinin aynı kişiler olduğu ve Yerel Mahkemede görülen davaya konu hukuka aykırı eylemleri birlikte gerçekleştirdiklerini, davalılara karşı tek bir dava yöneltilerek hukuka aykırı eylemlerinin tespiti, durdurulması ve önlenmesinin talep edildiğini, Davalıların hukuka aykırı eylemlerinden biri de davalılardan ... ŞİRKETİ adına tescilli olan ve Yerel Mahkeme tarafından hükümsüz kılınan tasarımına ilişkin olduğunu, tasarım tescilinin hükümsüzlüğü yönünden sundukları ıslah talepleri ... ŞİRKETİ bakımından sunulmuş olup karar yine ... ŞİRKETİ bakımından verildiğini,Hal böyle iken, ... ŞİRKETİ bakımından tasarım hükümsüzlüğü açısından yöneltilen herhangi bir talep olmadığı gibi lehine vekâlet ücretine hükmedilebilecek herhangi bir durum da bulunmadığından istinaf taleplerinin de reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki kullanım arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimali olup, davacı tarafın markasının tanınmış marka olması itibariyle, karıştırılma ihtimalinin arttığı yönündeki beyanlarına da itibar edilmesi mümkün olmadığını, müvekkili şirket kullanımlarının davacı tasarımları açısından tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markaların itibarına zarar verebileceği sonucunu doğurmayacağından dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi markalar arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağını, haksız rekabetin temeli, tarafın bizzat kendi eylemleri ile ilişkili olup, müvekkili şirketlerin kendi imal ettikleri ürünleri, yine bizzat kendilerine ait markalar adı altında ticaret alanına çıkarttıkları dosya kapsamı itibariyle sabit olduğunu, Müvekkile ait"..." adı altında ve bu amblemle ticarete sunulan ürünün kaynağında yanıltmaya, davacının ününden yararlanmaya ve firmayı piyasada engellemeye, ürünün itibarını ve kalitesini zedelemeye neden olacak herhangi bir edimin bulunmadığını, işletmesel kökenleri itibariyle tasarıma konu malların işletmesel kökenlerinin karıştırılmasına yol açacak tedbirlerin alınmaması, diğer bir anlatımla hedef tüketici kitlesinin bakış açısına göre, orijinal ve taklit malların aynı veya aralarında idari, ekonomik ya da işletmesel bağ bulunan işletmelerce üretilmiş olabileceği hususunda karıştırılma ihtimaline yol açılması halinde söz konusu olabileceğini, davaya konu edilen müvekkiline ait tasarımların da müvekkili şirketle özdeşleşecek bir ürün haline gelerek, işletmesel kökene işaret eden bir ayırt edici işaret haline dönüştüğünü, müvekkili tarafından üretilmiş terlik tasarımlarında davacının kullandığı markadan oldukça farklı şekilde "..." ibaresi kullanılıyor olması her iki tarafa ait ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek tedbirlerin alındığını, davacının kullandığı “...” markasından oldukça farklı "..." ibaresini kullanılmak suretiyle her iki tarafa ait ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek tedbirleri aldığını, Müvekkili şirketlerin terlik ayakkabı ve ayak giysileri sektöründe üretmekte olduğu ürünleri Almanya, Hollanda, Fransa, İtalya, Belçika,Portekiz, Bulgaristan, Yunanistan, Irak, Romanya, Kuveyt, Suudi Arabistan, Libya, Azerbaycan İngiltere, Macaristan, Lübnan gibi birçok ülkeye ihraç etmekle birlikte Türkiye genelinde bulunan bayileri aracılığı ile yurt içinde de çok sayıda büyük mağaza ve marketlerde satışa sunduğunu, müvekkilinin ortalama tüketici nezdindeki tanınmışlığa çok uzun yıllar önce eriştiğini ve davacı markası ile karıştırılma gibi bir ihtimalinin mevcut olmadığını, müvekkilinin söz konusu "..." markasını hem ürünlerin üzerinde, hem logo olarak ürünlerin saya kısmında, hem de ürün kutu ve ambalajlarında kullanmakta odluğundan müvekkilinin "..." markalı kullanımları karşısında taraf markaları arasında ayniyet ya da ayırt edilemeyecek düzeyde benzerliğin bulunduğundan bahsedilemeyeceğini, davacı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, davalı eylemlerinin davacının tasarım ve markasından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ile davalı adına ... sayı ile tescilli tasarımın hükümsüzlüğü taleplidir.Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ... tescil numaralı "..." esas unsurlu marka ile ..., ..., ..., ... sayılı tasarımların davacı adına, hükümsüzlüğü talep edilen ... numaralı tasarım davalı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Heyet tarafından hazırlanan 24/03/2022 tarihli bilirkişi raporda sonuç olarak,.../... aleyhinde tespit talep edilen .../... “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında “...” ibaresinin “...” ve “... ...” şeklinde kullanıldığı,... hesabının “...Şti”tarafından işletildiği, davalı ... web sitesindeki “...”ölümünde ... şirket unvanının bulunduğunun görülmesi üzerine, ... isimli şirketin davalı ile bayilik ilişkisinin olduğunun anlaşıldığı, .../... Aleyhinde tespit talep edilen .../... adresli “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacı yan ait “...” ibaresinin “...”, “...”, “...”, “...”, “#...”, “#...”, “...” şeklinde kullanıldığı,... kullanıcı adlı Instagram hesabının yayından kaldırılmış olduğunun görülmesi üzerine, söz konusu Instagram hesabına ilişkin incelemeler davacının dosyaya sunmuş olduğu görüntüler üzerinden sürdürülmüş, sunulan görüntülerde hesap sahipliğine ilişkin bir bulguya rastlanmamış, hesap sahipliği net olarak tespiti mümkün olmamıştır. .../... aleyhinde tespit talep edilen “... Şube” isimli .../... adresli “...” kullanıcı adlı Facebook sosyal medya hesabında davacı yana ait “...” ibaresinin kullanıldığı, “... Şube” isimli ve .../... adresli Facebook Hesabının davalıya (... A.Ş.) ait olduğu sonucuna ulaşıldığı, ...aleyhinde tespit talep edilen ... alan adında tespiti istenen linklerde davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı, ... alan adının davalıya (... A.Ş.) ait olduğu, ...aleyhinde tespit talep edilen ... alan adında tespiti istenen linklerde davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı, ... alan adının sahiplik bilgileri gizlenerek kayıt edildiği görülmekle, söz konusu alan adındaki web sitesi İletişim bölümünden ... alan adının davalıya (...A.Ş.) ait olduğunun anlaşıldığı, ... aleyhinde tespit talep edilen... adresli web sitesinde kullanıcıya görünü ön yüz kısmında markasal bir kullanıma rastlanılmamış, ... alan adında “...” ibaresinin yönlendirici kod / ürün anahtar kelimesi sözcüğü şeklinde tanıtıldığı tespit olunduğu, ... alan adının “...Şti” tarafından işletildiği, Davalıya ait ... web sitesindeki “...” bölümünde ... şirket unvanının bulunduğunun görülmesi üzerine, ... isimli şirketin davalı ile bayilik ilişkisinin olduğunun anlaşıldığı, ... aleyhinde tespit talep edilen .../... adresli “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı,... Instagram hesabının “davalı” (... A.Ş.) tarafından işletildiğinin anlaşıldığı, .../... aleyhinde tespit talep edilen .../ ... adresli “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı,... Instagram hesabının mevcut durumda yayından kaldırılmış olduğu, kapatılan Instagram hesaplarında geriye dönük arama yapılamaması ve dava dilekçesinde söz konusu hesaba ilişkin “...” numarasından başkaca sahiplik bilgisi bulunmamasından kaynaklı, Instagram hesabının sahipliği noktasında net bir bulguya rastlanmadığı, .../... aleyhinde tespit talep edilen .../... adresli “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı,... Instagram hesabının davalı (... A.Ş.) tarafından işletildiğinin anlaşıldığı 10) .../... aleyhinde tespit talep edilen .../... adresli“...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı, ... hesabına ilişkin “...” numarasının sahibinin tespiti heyetimizce mümkün olmamakla birlikte, başkaca sahiplik bilgisi bulunmamasından kaynaklı, mevcut veriler neticesinde hesabın sahipliği yönüyle net bir bulguya rastlanmadığı, .../... aleyhinde tespit talep edilen .../... adresli “...” kullanıcı adlı Instagram sosyal medya hesabında davacıya ait ürün tasarımlarına benzer görülen terlik görsellerinin bulunduğu, ancak markasal bir kullanıma rastlanmadığı,... hesabı iletişim bölümünde ... alan adının belirtildiği, ... alan adının Davalı (... A.Ş.) ait olduğu, buna bağlı olarak inceleme konusu .../... adresli Instagram sosyal medya hesabının davalı tarafından işletildiği, tasarım, markaya tecavüz ve haksız rekabet yönüyle yapılan değerlendirmelerde; dava konusu benzerlik ve ayırt edici nitelik yönünden değerlendirilen tasarımlar “...” tasarımı olduğu, davacı tarafa ait tasarım incelendiğinde terliğin arkası / topuk kısmının açık olduğu, ön kısmının kapalı ve sayanın üzerinin buruna doğru çapraz yerleşmiş daire biçiminde boşluklu olduğu, arka kısımda hareketli bir tokanın yer aldığı, tabanın yan yüzeyinde ortada yatay bir çizgi yer aldığı görülmüştür. Karşılaştırılan tasarımlarda yer alan ve tanımlanan bütün öğeler benzer biçim, oran, yerleşim ve yüzey özelliklerindedir. Tasarımlar arasında bulunan farklar küçük ayrıntılarda olup, tasarımlara ayırt edici nitelik kazandırmamakta, tasarımlar benzer olarak algılandığı, Mahkeme’nin görevlendirmesi kapsamında benzerlik/ayırtedicilik incelemesi yapılarak,“Tasarımlar arasında bulunan farkların küçük ayrıntılarda olduğu, tasarımlara ayırt edici nitelik kazandırmadığı, tasarımların benzer olarak algılandıkları” tespit edilmiş olmakla birlikte, davacı taraf sunduğu dilekçe ile huzurdaki davada, davalının davaya konu hukuka aykırı kullanımlarının müvekkiline ait tasarım haklarına tecavüze dayalı bir taleplerinin bulunmadığını belirtmiş olduğundan tecavüze ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, davalı tarafın bu eylemlerinin, SMK’nın 7 ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüz oluşturacağı, davalının karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanımının, TTK m. 55/1-a-4 ve TTK m.54/2 kapsamında haksız rekabet teşkil edeceği belirtilmiştir. Heyet tarafından hazırlanan 31/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak, davacı tarafından davaya konu ürünleri satın alan tüketicilerin kalitesi oldukça düşük ürünlerle karşı karşıya kalmış olduğu, bu sebeple müvekkillerinin markasına bu kadar benzer markanın düşük kalite ürünleri nedeniyle davacı firmanın itibar, müşteri ve kazanç kaybına uğrayabileceği bahisle sunmuş oldukları linkler deliller arasından incelenmiş, .../... linki kontrol edildiğinde bu linkte mevcut durumda bulunan 1 yoruma ilişkin ekran görüntüsü, 23.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen yorumlara ilişkin ekran görüntülerinin raporda sunulduğunu, davalının “...” ve “...” ibarelerini kullandığı, bu kullanımların davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davalının TK 55/I a-4’de düzenlenen haksız rekabet fiilini işlediği, dava konusu ürünlerin bilinçli tüketici nezdinde karıştırılabilecek nitelikte olduğu, - Davalı adına tescilli ... tescil nolu tasarımın yeni ve ayırt edici nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Davalı vekilinin rapora itirazı üzerine dosya sunmuş olduğu mütalaa ve itirazı değerlendirir ek rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş olup, heyet tarafından hazırlanan 13/10/2023 tarihli ek raporda sonuç olarak, kök raporda değişiklik yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.Davacı istinaf istemine ilişkin olarak; Davacı tarafça, marka hakkına dayalı olarak açılan tecavüz istemli davada davalı eyleminin haksız rekabet yarattığı da ileri sürülmekle, somut olayda haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekmiştir.2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK'nın 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK'nın 55/1.a.4. maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bentkarıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (... kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "..." yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında,ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (...), Paris sözleşmesi, yeni ... sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (...) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir.Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygun olup, somut olayda, TTK 55/1-a-4 maddesinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin SMK'da düzenlenen markaya tecavüze ilişkin hükümlerle birlikte kümülatif olarak uygulanabileceği, tarafların aynı sektörde aynı tüketici grubuna hitap ettikleri, davalının iltibas teşkil eden kullanımlarının Türk Ticaret Kanunu'nun 55/(1)-a-4 maddesi gereğince "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak," hükmü gereğince haksız rekabet teşkil ettiği anlaşılmakla, mahkemece haksız rekabetin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin haksız rekabete yönelik istinaf isteminin haklı olduğu anlaşılmıştır.Dava tarihi itibariyle tescilsiz tasarımlar yönünden, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının eylemlerinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, dava konusu benzerlik ve ayırt edici nitelik yönünden değerlendirilen tasarımların “...” tasarımları olduğu, bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimde farklılıklar bulunmadığı, bu sebep ile benzer olarak algılandıkları tespit edildiği, tescilsiz tasarımların haksız rekabet hükümleri çerçevesind korunabilmesinin ancak ve ancak, mutlak manada yenilik ve ayırt edicilik niteliğinin bulunması, onu üreten işletmeyle bütünlük arz ederek aynen bir marka gibi işletmesel kökene işaret edecek derecede yüksek bir ayırt edicilik düzeyine ulaşması ve onunla özdeşleşmesi, öte yandan taklidini üretenlerce, işletmesel kökenleri itibariyle tasarıma konu malların işletmesel kökenlerinin karıştırılmasına yol açacak tedbirlerin alınmaması, diğer bir anlatımla hedef tüketici kitlesinin bakış açısına göre, orijinal ve taklit malların aynı veya aralarında idari, ekonomik ya da işletmesel bağ bulunan işletmelerce üretilmiş olabileceği hususunda karıştırılma ihtimaline yol açılması halinde söz konusu olabileceği, bunun dışında, orijinal tescilli tasarımlar için bile her beş yılda bir yenilenmek koşuluyla yirmi beş yıllık koruma sağlandığı ve sürenin sonunda tasarım hakkının topluma intikal edeceği kabul edildiği halde, haksız rekabet hükümlerinden ve emeğin korunması ilkesinden hareketle sırf orijinal olmasından dolayı tescilsiz tasarımlara daha fazla hak bahşedildiği de iddia edilemeyeceği (Füsun Nomer Ertan, Tasarımların Haksız Rekabet Hükümleri Çerçevesinde Korunması Artık Söz Konusu Değildir, Türkan Rado’ya Armağan, Oniki Levha, İst-2020, s. 313-317). Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07/07/2025 tarihli 2024/6417 Esas-2025/4942 Karar sayılı kararında tescilsiz tasarımların haksız rekabet hükümlerine göre korunabilmesi için sağlanması gerektiği açıklanan şartların sağlandığının ispatlanması gerektiği, tescilsiz tasarımlar ve haksız rekabet yönünden de, davacı tasarımlarının ayırt edici olup, tescilsiz tasarımda koruma şartlarının bulunduğu bu nedenle haksız rekabetin oluştuğunun kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.Açıklanan sebeplerle, davacının başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın kabulüne dair yeniden esas hakkında hüküm kurulması yönünde karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.Davalı istinaf istemine ilişkin olarak; Tasarımın ayırt edici olup olmamasında çeşitli ölçütlerin bulunduğu, sektörde bu tür tasarımların olduğunu bilen dikkatli ve deneyimli ürün kullanıcısının bilgisine göre değerlendirme yapılması gerektiği, hükümsüzlük konusu tasarımlar ile davacı ... tasarımları karşılaştırıldığında hükümsüzlük konusu tasarımların, bilgilenmiş kullanıcı gözüyle ayırt edici niteliğe sahip olmadığı, dava konusu tasarımlarla karıştırılabileceği, ayırt edici niteliğin değerlendirilmesinde, tasarımcının tasarımı geliştirmede sahip olduğu seçenek özgürlüğünün derecesine göre tasarımcının seçenek özgürlüğüne sahip olmadığının söylenemeyeceği, terlik tasarımında tasarımcının seçenek özgürlüğü oldukça geniş olduğu, davalıya ait tasarım sicilinde yer alan tasarımların yenilik ve ayırt edicilik niteliklerine haiz olmadığının dosyada alınan bilirkişi raporundan anlaşıldığı, davalı tarafça her ne kadar harcı alem tasarım olduğu ileri sürülmüş ise de, davacı tasarımlarının ...ile özdeşleştiği ve bilinir hale geldiğinin ve tanınmış marka tescilinin bulunduğunun anlaşıldığı, buna göre harcı alem olduğu yönündeki savunmanın dinlenemeyeceği, markanın farklı kullanılmasının da tasarıma ayırt edicilik katmadığı bu konudaki istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Hükümsüzlüğüne karar verilen tasarımın, davalılardan yalnızca ... Şirketi adına tescilli olduğu bu sebeple diğer davaLı bakımından davanın reddini ve lehe vekâlet ücretine hükmedilmesi talep edilmiş ise de, davada hem marka ve tasarım hakkına tecavüz hem tasarım hükümsüzlüğünün birlikte istendiği, davaya konu hukuka aykırı eylemlerin birlikte gerçekleştirdiklerinin tespitinin yapıldığı, ıslah dilekçesinde her ne kadar davalılar adına tescilli tasarım hükümsüzlüğü istenmiş ise de, dilekçenin içinde tecavüze yönelik eylemlerinde anlatılması nedeniyle anlatım dili olarak tercih edildiği, tasarım tescilinin hükümsüzlüğü yönünden sundukları ıslah talepleri ... Şirketi bakımından sunulduğunun anlaşıldığı, ... Şirketi bakımından tasarım hükümsüzlüğü açısından yöneltilen herhangi bir talep olmadığı bu konudaki istinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Açıklanan sebeplerle, davalının istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın kabulüne dair yeniden esas hakkında hüküm kurulması yönünde karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalılar vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 09/11/2023 tarih, 2021/287 E., 2023/268 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davacının davasının KABULÜNE, A-Davalı adına tescilli ... tescil nolu tasarımın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, B-Davalıların davacı adına tescilli marka koruma kapsamındaki terlik-ayak giysisi emtialarında kendi ürünlerinin tanıtım ve pazarlamasında "... " veya "..." ibarelerini kullanmak ve ayrıca davacı adına tescilli "..." markasını internet ortamında yönlendirici kod olarak kullanmasının, davacının "..." ibareli markasından doğan marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, DURDURULMASINA, ÖNLENMESİNE ve SONUÇLARININ ORTADAN KALDIRILMASINA, bu cümleden olmak üzere davalıların "..." veya "..." şeklindeki veya davacı adına ait "..." markası ile birebir aynen veya benzerlerini işletmekte oldukarı iş yerinde vs. Herhangi bir fiziki veyahut online mecrada kullanmalarının, bu markaları taşıyan ürünleri satışa arz etmesinin, ithal yada ihraç etmesinin, üretmelerinin, ürettirmelerinin, ticari amaçla elde bulundurmalarının, satışa arz etmelerinin ve satmalarının, depolamalarının, internet üzerinde vs. mecralarda tanıtmalarının DURDURULMASINA VE ÖNLENMESİNE, bu kapsamda olmak üzere davalılara ait iş yerinde ve tespit edilecek her türlü mağaza, depo, satış vs adreslerinde ve bunların eklentilerinde bulunan davalılara ait "..." veya "..." şeklindeki veya davacı adına ait "..." markasının aynen veya benzerlerinin kullanıldığı ürünlere , ilgili ürünler üzerindeki her türlü etiket, çıkarma vs metaryallere, ambalaj, ilan, reklam, broşür, afiş, tabela, kartvizit ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı evraklara EL KONULARAK HÜKÜM KESİNLEŞTİĞİNDE İMHASINA, ayrıca "..." veya "..." ibarelerinin davalı tarafın kullanımında olan ..., ..., ..., .../ ..., .../..., .../ ..., .../..., .../ ..., .../.../.../..., ...linklerinden 2 hafta süre içerisinde çıkarılmasına, aksi halde bu linklere erişimin engellenmesine, C-Hüküm kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin Türkiye çapında yayınlanan en yüksek satış rakamlarına sahip 3 gazetenin birinde ilanına, D-Davacının tescilsiz tasarımlarının taklit edilerek tanıtım ve satışının yapılmasının ilişkin haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, DURDURULMASINA, ÖNLENMESİNE ve SONUÇLARININ ORTADAN KALDIRILMASINA, 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken tecavüz ve hükümsüzlük davası yönünden 732,00x2= 1.464,00-TL karar harcından peşin ve ıslah ile alınan 59,30-TL+ 110,00 TL harctan mahsubu ile 1.294,70-TL harcın davalılardan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 59,30 TL başvurma harcı, 59,30 TL peşin ve 110,00 TL ıslah harcı, 8,50 TL vekalet harcı, 12.000,00 TL bilirkişi ücreti ücreti, 450,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 12.687,10 TL'nin, davanın kabul edilmiş olması sebebiyle, davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen hükümsüzlük talebi yönünden 55.000 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen markaya tecavüz talebi yönünden 55.000 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen tescilsiz tasarımdan kaynaklanan haksız rekabet davası yönünden 55.000 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00x2=1.464,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.036,40-TL harcın davalılardan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 410,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.579,40 TL'nin davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5/ç-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5/d-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 16/04/2026