İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “14 Mart 1996'da kurulmuş olan ... Arama Kurtarma Derneğinin resmi kuruluşunu tamamlamış bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, ..., ...., ..., ..., ... ... ve ... Sesli olmak üzere 7 kurucu üyenin bir araya gelmesi sonucu kurulan derneğ…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/863 KARAR NO : 2025/1496 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 14/12/2022 NUMARASI : 2020/418 E. - 2022/221 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “14 Mart 1996'da kurulmuş olan ... Arama Kurtarma Derneğinin resmi kuruluşunu tamamlamış bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, ..., ...., ..., ..., ... ... ve ... Sesli olmak üzere 7 kurucu üyenin bir araya gelmesi sonucu kurulan derneğin adı; kurucu üyelerden Dr. ...'in önerisiyle ... adını aldığını, Derneğin kuruluş ve faaliyet amacı dikkate alınarak doğal afet ve benzeri sair durumlarda ani gelişen ve ani müdahale isteyen durumlar olması nedeniyle tıp terimi olan ... kelimesinin anlamından esinlenerek özgün bir şekilde oluşturulmuş olan ve halihazırda Tanınmış Marka statüsü kazanan bu marka ile dernek faaliyetlerine devam etmekte olduğunu, 2013 yılından beri aynı zamanda Tanınmış marka tesciline sahip olan davacı derneğin göstermiş olduğu faaliyetler gereği halihazırda 10 adet tescilli markası bulunduğunu,T/02406 nolu markanın tanınmış marka statüsünde bulunduğunu, ... derneğinin kuruluşu itibariyle gönüllülük esasına dayanarak topluma hizmet vermiş bir kuruluş olduğunu, ...'nın kurulmasına ilişkin ilk önerinin o dönem yönetim kurulu üyeliği bulunan... ve diğer bir kısım yönetim kurulu üyelerinin teklifi ile 28.01.2001 tarihinde gerçekleştirilen ... Arama Kurtarma Derneği Olağan Genel Kurulunda yapıldığını ve önerinin oy çokluğuyla reddedildiğini, 2011 yılında Vakfın kurulumu ile ilgili gelişmeler yaşandığını, Vakıf senedi oluşturulduğunu, Vakıf senedi içeriğinin ... Arama Kurtarma Derneği Tüzüğü ile aynı olduğunu,Vakfın merkezi Şişli'de bulunan ... Arama Kurtarma Derneği'ne ait yerleşke olarak gösterildiğini, 2011 yılında ...nın resmen kurulduğunu, 2011 yılında Dernek yönetiminde olan... ve diğer bir kısım yönetim kurulu üyeleri, diğer dernek üyelerini derneğe daha çok gelir getirmesi bahanesi ile ikna ederek ... adı altında vakfın kuruluşunu sağladığını, Dernek yönetiminde kaldıkları süreç boyunca Vakıf çok sınırlı bir faaliyet ile neredeyse pasif bir şekilde bekletilerek; 2018 yılı sonrasında yaşanan yönetimsel sorunlar neticesinde aynı yönetim kurulu üyelerinin 2019 yılında Dernek yönetiminden ayrılarak ... üzerinden dernek ile aynı faaliyetlere ve kuruluş amacı doğrultusunda ... DERNEĞİ ile işbirliği gerçekleştirmeyi reddederek ... markası altında faaliyetlerini gerçekleştirmeye başladığını, davacının www...org.tr web adresini , Davalının ise www...org.tr adresini kullanmakta olduğunu, bu web sitesinde da davacı ile devam eden organik bağı, birlikteliği, işbirliği varmış algısı yaratarak faaliyet sürdürdüğünü, bu durumun bağışlar yönünden davacı aleyhine bir sonuç doğurduğunu, Davalı web sitesinde iletişim bilgileri bölümünde davacının adresi yer almakta olup; Vakıf ve Dernek aynı adreste ve işbirliği içinde algısı yaratılmak suretiyle bağışçılar ve eğitim/seminer talebinde bulunan kurumların yanıltıldığını, Davalı web sitesinde “BAĞIŞ YAP” bölümünde VAKIF hesabının yer aldığını, ... markası adı altında toplanan bağışlar kuruluş amacına aykırı bir şekilde davacı tarafa hiçbir katkıda bulunulmaksızın tamamen vakfın kendi bütçesinde kaldığını, Davacı dernek tarafından kullanılan ... logosunun birebir aynısının uyarlanarak oluşturulmuş vakıf logosunun kullanıma devam edildiğini, bu durumun karıştırılma ihtimali yarattığını, davacı markasına davalı yanca gerçekleştirilen marka hakkını ihlal tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, ihtiyati tedbire hükmedilmesi, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı Dernek, Müvekkili vakıf ve müvekkili dernek faaliyetlerinin prensip olarak ayrıldığı ve tarafların işbirliğinin ve ortak amacının sona erdiğine ilişkin müteaddit beyanlarda bulunmuş ise de taraflar arasındaki fikri ayrışma ve bilumum hususların huzurdaki dava ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, Davacı derneğin işbu davayı ikame etmekte hukuki bir yararı bulunmadığını; Müvekkili Vakıf ve Müvekkil Dernek'in kuruluşlarının, taraflar arasındaki işbirliği esası benimsenmek suretiyle gerçekleşmesine ilişkin olduğunu; Bu kapsamda, MK ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu çerçevesinde müvekkili vakıf ve müvekkil dernek kuruluş amaçlarıyla sınırlı faaliyet göstermekle yükümlü olduğunu ve bu yüzden taraflar arasında bir rekabet ilişkisinden söz etmenin mümkün olmadığını; Davacı dernek tarafından “...” markasının kullanılmasına ilişkin müvekkili vakıf ve müvekkili dernek lehine muvafakat verildiğinin sabit olduğunu; Davacı derneğin, müvekkil vakıfa "..." markasını kullanmak üzere 2002 yılından itibaren muvafakat verdiğini; Davacı Dernek'in dilekçelerinde defalarca sözünü ettiği, Müvekkili Vakıf ve Müvekkil Dernek'in yönetim kurulu üyelerinin, hatta, Davacı Dernek'in yönetim kurulu üyelerinin değişmesinin, taraflar arasındaki muvafakat ve işbirliği noktasında bir önemi bulunmadığını; Uzun yıllar boyunca marka kullanımına muvafakat verildiği hallerde, işbu süreler geçtikten sonra marka hakkına tecavüz nedeniyle dava açmanın dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, haksız rekabet koşullarının somut olayda oluşmadığını; "..." markasının oluşumunun yalnızca davacı derneğin faaliyetleri ve hareketlerinden kaynaklanmamakta olduğunu; "..." ibaresinin bir çatı organizasyonu olmakta ve bu markanın ortak paydaşlarının davacı ... müvekkilleri ile beraber birçok farklı yapıdan oluştuğunu; Bu doğrultuda, davacı derneğin arama-kurtarma, müvekkili vakfın toplumu bilinçlendirme ve müvekkili derneğin kulüp spor faaliyetlerini yürütmekte olduğunu; Dayanaktan yoksun, taraflar arasındaki organik bağ ve aradan geçen süre hiçe sayılarak öne sürülen tecavüz iddialarının ve haksız mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesi kararı ile; Davacı tarafından gerçekleşen genel kurulda davalı Vakıf ve Dernek'in kurulması kabul edildikten ve taraflarca yıllarca ortak işler yapılıp, ... bir çatı organizasyonu markası olduğundan, toplum nezdinde ise afet anında gönüllük esasına göre ticari faaliyet gütmeyen bir sivil toplum örgütü olarak algılandığından , oluşturulan markanın arama-kurtarma, toplumu bilinçlendirme , Dernek kulüp spor faaliyetlerini ve alan adı kullanımına davacı yanca uzun süre kullanımına ses çıkarılmadan , daha sonra ise üst düzey yöneticiler arasında çıkan fikir ayrılıkları nedeniyle Davalıların eyleminin haksız rekabet ve marka ihlali yarattığının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanımı ve dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiğinden, somut olayda davalının ... markasını ,logosunu kullanımı davacının izni ile gerçekleştiğinden marka hakkını ihlal ve haksız rekabet iddialarının yerinde olmadığı keza alan adının oluşturulduğu tarih dahi gözetildiğinde(2.6.2014) davacının 25.12.2020 tarihinde dava açarak yani 6 yıl 6 ay sessiz kaldıktan sonra dava açması MK 2. Madde kapsamında hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmiş ve davacı sessiz kalarak hak kaybına uğradığından; "Davanın REDDİNE," karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; aleyhlerindeki kararın temel gerekçesinin, hükümsüzlük davaları için geçerli olan ve bu davanın tecavüzün men'i davası olması nedeniyle uygulama alanı bulunmayan "Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı" kuralının hatalı uygulanmasından kaynaklandığını, oysa müvekkil Dernek'in Vakfın kuruluşuna Dernek'e destek olması amacıyla muvafakat verdiğini, ancak kurumlar arası idari ve fikri ayrışmalar neticesinde muvafakatin sona erdiğini ve davalı kullanımlarının müvekkilin tanınmış markasına marka tecavüzü teşkil ettiğini, mahkeme kararındaki gerekçelendirilmenin isabetsiz olduğunu, hakkın özünün müvekkilde olduğu dikkate alındığında; davalıların müvekkil davacı ile Yerel Mahkeme kararında da belirtildiği üzere "aynı hedefe yönelik" ve "aynı amacı gerçekleştirmek için" hareket etmesi gerektiğini, müvekkilinin tüm bu kuruluş ve icazet eylemlerindeki şartının ilgili ortak paydalar olduğunu ancak davalıların bu şartları uzun yıllar yerine getirmediğini, faaliyete geçtikleri an ise bu şartları yerine getirmekten gün geçtikçe uzaklaştıklarını, ... markasına zarar verdiklerini, özellikle mahkemece "sosyal medya yorumları ile bir zarar oluşması mümkün değildir" şeklinde bir gerekçe kurulmuşsa da günümüzde gücü yadsınamayacak şekilde büyüyen sosyal medya üzerinden yapılan yorumların markanın itibarına çok büyük zararlar verebileceğini, bu kapsamda müvekkili tarafından verilen markanın kullanımına ilişkin iznin ve işbirliğinin ise bir anlamının kalmadığını ve müvekkilin tüm eylem ve söylemlerinden açıkça bu muvafakati sonlandırdığını, buna rağmen devam eden davalıların markaya tecavüz ve haksız rekabet eylemlerine devam ettiklerinin açıkça ortada olduğunu, müvekkilinin sessiz kalma yoluyla hakkını kaybettiği gerekçesinin de isabetsiz olduğunu, 02.06.2014 tarihinden 25.12.2020 tarihine dek müvekkili davacının sessiz kaldığı iddiasının doğru olmadığını, 2018 yılında uzlaşma sözleşmesi hazırlayan ve görüşmelere başlayan müvekkilinin nasıl sessiz kaldığını anlayamadıklarını, müvekkili başlangıçta davalı kurumların kuruluşuna ve markasal kullanımlarına muvafakat etmiş olsa da amaç dışı ve markaya zarar verici kullanımı öğrenir öğrenmez öncelikle dava yoluna gitmeksizin sözlü olarak kullanımların amaca uygun hale getirilmesi gerektiğini ilettiğini, bu konuda görüşme sağlamaya çalıştığını, akabinde sonuç alamaması sebebiyle hukuki yollara başvurduğunu, dolayısıyla site kuruluşu tarihinden dava açılış tarihine kadar sessiz kaldığı iddiasının hiçbir hukuki ve fiili temeli bulunmadığını, ancak mahkemece sundukları delillerin hiçbirinin dikkate alınmadığını, salt marka hukuku ilkeleri somut duruma uyarlanmaksızın uygulanmaya çalışıldığını, her olayın kendi özünde farklı unsurları barındırmakta ve haliyle her yargılamada bu unsurların dikkate alınması gerektiğini, somut durum dikkate alınmaksızın salt marka hukuku kurallarının uygulanması huzurdaki davada olduğu gibi hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğunu, bu kapsamda markasının kullanımına izin veren müvekkilinin her ne koşulda olursa olsun bu kullanıma engel olamadığı sonucunun ortaya çıktığını, Yerel Mahkeme kararının temel gerekçesi olan "Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı" usulünün, SMK m. 5/3 düzenlemesinin öngördüğü şekil şartına haiz muvafakat usulüyle çeliştiği için geçersiz olduğunu, davalı vakıfın eski dernek yöneticileri ayrıldıktan sonra aktifleşmesinin kötü niyetli bir tutum olduğunu, tanınmış ... markası üzerindeki münhasır hakkın müvekkiline ait olduğunu, vakfın kuruluş amacı dışında, derneğin itibarına zarar verici şekilde faaliyet göstererek markayı koruma amacına aykırı davrandığını, derneğin en büyük gelir kaynağı olan bağışları ve eğitim gelirlerini toplarken vakfın, eski görselleri kullanarak ve aynı adreste algısı yaratarak iltibasa neden olduğunu, özellikle manken...e enkaz üzerindeki moda çekimi gibi olaylarla kamuoyunda derneğe yönelik ciddi itibar ve maddi zarar oluştuğunu ve bu fiillerin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin marka kullanımına uzun süre sessiz kalınması nedeniyle davayı reddetmesinin hukuka uygun olduğunu, davacı derneğin kuruluşuna rıza gösterdiği, yıllarca ortak işler yaptığı ve hatta ortak protokoller imzaladığı vakıf ve derneğe karşı açtığı tecavüz davasının, hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, bu doğrultuda SMK m. 25/6'nın tecavüz davaları için de kıyasen uygulanması gerektiğine dair doktrin görüşleri ve Yargıtay içtihatları olduğunu, 6 yılı aşkın sessiz kalma süresi göz önüne alındığında derneğin hak kaybına uğradığını, ayrıca derneğin vakıfla arasındaki fikri ayrışma iddialarının dava konusuyla ilgisiz olduğunu ve en büyük gelir kaynağı olduğunu iddia ettiği bağışlar yönünden de yargılamanın hiçbir aşamasında somut delil veya sayısal veri sunamadığını, dolayısıyla zararın ve illiyet bağının kanıtlanamadığını, davacının istinaf başvurusunun reddi ile ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava , marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, 1996’da kurulan ve tanınmış marka statüsüne sahip olan ... Derneği’nin isminin özgün şekilde “...” tıp teriminden esinlenerek seçildiğini, 2011’de... ve bazı yönetim kurulu üyelerinin dernek tüzüğüyle aynı içerikte vakıf kurduğunu, vakfın uzun süre pasif bırakıldıktan sonra 2019’dan itibaren dernekten ayrılan bu kişilerin aynı isim ve logo ile faaliyet göstermeye başladıklarını, www...org.tr adresi üzerinden organik bağ ve işbirliği varmış izlenimi yaratılarak bağışların vakıf hesabına yönlendirildiğini, bunun marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili; davacının müvekkili vakıf ve dernek faaliyetlerinin ayrıldığına dair beyanlarda bulunduğunu, bu nedenle işbu dava ile hukuki yararının bulunmadığını; vakıf ve derneğin kuruluşlarının işbirliği esasına dayandığını, amaçlarıyla sınırlı faaliyet göstermekle yükümlü olduklarını, rekabet ilişkisinden söz edilemeyeceğini, davacı derneğin müvekkili vakfa 2002’den itibaren “...” markasını kullanmak için muvafakat verdiğini, uzun yıllar kullanımına izin verilen markaya sonradan tecavüz iddiasıyla dava açmanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu; haksız rekabet koşullarının oluşmadığını “...” ibaresinin yalnızca davacıdan kaynaklanmayıp çatı bir organizasyon olduğunu, davacı derneğin arama-kurtarma, vakfın toplumu bilinçlendirme, müvekkil derneğin ise spor faaliyetleri yürüttüğünü belirterek, davanın reddini talep etmiştir.Marka kayıtları; T/02408 ..., 2020/35541 ... arama kurtarma derneği search & rescue association , 2020/35542 ... arama kurtarma derneği, 2020/20847 ... güvendeyim, 2020/20504 ..., 2012/110783 ... lise ... öğrenci toplulukları lise afet bilinçlendirme eğitim projesi, 2001/09899 ..., 2017/32370 ... Enstitüsü, 2017/82291 ... spor kulübü derneği sports club association, 2018/22622 ... doğada yaşam ibareli markaların davacı adına tescilli olduğu görülmektedir. 14/04/2021 tarihli bilirkişi raporunda; Davacı markasının 09., 35., 38., 39., 41., 42., 43., 44. ve 45. sınıflarda tescilli olduğu, davalıya ait www...org.tr alan adının ... adına kayıtlı olduğu, davacı markası ile davalı vakfın fiili marka kullanımında yazı karakteri, renk, şekil ve dizayn açısından yüksek benzerlik bulunduğu, davalı web sitesinde davacının faaliyetleriyle örtüşen hizmetler (arama-kurtarma, yardım, doğal afet projeleri, eğitim, seminer) verildiği, bu kapsamda "..." kelimesinin özellikle 38. ve 41. sınıflarda markasal olarak kullanıldığı, taraflar arasında organik bağ bulunsa da, söz konusu sınıflarda hak sahibinin davacı dernek olduğu, aynı markanın kullanımı nedeniyle iltibas tehlikesi doğacağı, ancak alan adında "vakıf" ibaresi yer aldığından, alan adı kullanımının doğrudan marka hakkı ihlali sayılmayacağı " belirtilmiştir. 07/05/2022 tarihli bilirkişi raporunda; " "..." ibaresinin davacı adına tescilli olduğu ve Türk Patent nezdinde tanınmış marka olarak korunduğu, "..." isminin tüm markalarda bir çatı görevini gördüğü, markaların tamamının davacı dernek adına kayıtlı olduğu, "..." adını kullanan tüm kurumların aynı hedefe yönelik olarak, organik bağ algısı yaratmak amacıyla bu ismi tercih ettikleri, yaklaşık 26 yıldır ortak bir ... algısı yaratıldığı, bu nedenle bugün taraflar arasında iltibas veya iktibas aramanın doğru olmayacağı, davanın esasen "..." markasının üst yönetiminde oluşan iki grup arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı, davalı vakfın kendi tüzel kişilik unvanını kullanmasının hukuka aykırı sayılamayacağı ve somut olayda marka hakkına tecavüz koşullarının oluşmadığı" belirtilmiştir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Esasen sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilk kez SMK 26/6 maddesinde hükümsüzlük davaları için düzenlenmişse de, temelini TMK 2. Maddeden alan bu itirazın, markaya tecavüzden kaynaklanan davalar ile ticaret unvanı ve alan adı terkini davalarında da uygulanacağı uygulamada mahkemelerce ve yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26/02/2020 Tarih, 2017/11-27 Esas, 2020/225 Karar sayılı kararı). Sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, MK 2. Madde de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının korumayacağı ilkesine dayandığından, somut olayın özellikleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.Dosya kapsamına göre davacı derneğin 13.02.1997 tarihinde ..., ... Sesli ve ... ... tarafından kurulduğu, ayrıca ARAMA KURTARMA – SPOR KULÜBÜ DERNEĞİ’nin (... Spor Kulübü) 20.02.2009 tarihinde başvuruda bulunarak 01.04.2009 tarihinde kurulduğu, 16.02.2002’de ...’nın kuruluşunun kabul edildiği, Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/332 Esas, 2012/308 Karar sayılı ilamı ile vakıf senedinin tesciline karar verildiği ve 08.03.2011 tarihinde vakfın resmen kurulduğu tespit edilmiştir. Alan adı kayıtlarına göre davacı adına www...org.tr adresinin 17.09.1998’de, davalılar adına www...org.tr adresinin ise 02.06.2014’te alındığı, 2017’de davacı dernek yönetiminin değiştiği, buna karşılık vakıf ve spor kulübü yönetimlerinin aynı kaldığı bu aşamadan sonra dernek, vakıf ve spor kulübü arasında anlaşmazlık yaşanmaya başladığı bu sürecin 2019’da...’nin onursal başkanlıktan istifa etmesi ve bir kısım üyelerle birlikte dernekten ayrılması şeklinde devam ettiği , tarafların benzer kapsamda faaliyet yürüttükleri, bağış topladıkları ve aynı logoyu kullandıkları, ancak marka tescil belgelerine göre tüm ... markalarının davacı dernek adına tescilli olduğu ve tanınmış marka olarak kabul edildiği, davalı ... Spor Kulübü derneğinin 01.04.2009 tarihinde kurulduğu, ...’nın 08.03.2011 tarihinde tescil edildiği, davalıya ait www...org.tr alan adının 02.06.2014 tarihinde alındığı, vakfın kuruluşuna ilişkin davacı dernek tarafından karar alındığı dikkate alındığında , davacının bu kullanımlardan haberdar olduğu, davanın 25.12.2020 tarihinde açıldığı, davacının markanın kullanılmasına muvafakat ettiği açılan dava ile bu muvafakatin geri alındığı anlaşılıyorsa da, sessiz kalma yolu ile hak kaybı yönünden tescilsiz kullanım süresi, markaya tecavüz, haksız rekabet ve buna bağlı olarak tazminat davaları ile terkin istemli davalarda dikkate alınacağından , her iki tarafın aynı amaç doğrultusunda birlikte faaliyet gösterdiği, aralarında ticari rekabet ilişkisi bulunmadığı, davacı tarafından uzun süre tescilsiz marka kullanımına muvafakat edilmesi sebebiyle sessiz kalma yolu ile hak kaybının söz konusu olduğu,bunca yıl sonra davalıların markaya tecavüz ve haksız rekabette bulunduklarını ileri sürerek dava açmasının TMK m.2 uyarınca dürüstlük kurallarına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve korunamayacağı kanaatine varılarak neticeten davalıların marka ve logo kullanımının davacının izniyle gerçekleştiği , markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediği, mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasının dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu, istinaf talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2020/418 E., 2022/221 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 13/11/2025