T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/15 KARAR NO : 2026/136 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/556 KARAR NO : 2025/839 DAVA TARİHİ : 29.07.2025 KARAR TARİHİ : 27.11.2025 DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 03.02.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 04.02.2026 Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.11.2025 tarih ve 2025/556…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/15 KARAR NO : 2026/136 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/556 KARAR NO : 2025/839 DAVA TARİHİ : 29.07.2025 KARAR TARİHİ : 27.11.2025 DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 03.02.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 04.02.2026 Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.11.2025 tarih ve 2025/556 Esas, 2025/839 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili 29.07.2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; 17.07.2022 tarihli maddi hasarlı trafik kazası sonucu müvekkili şirkete ait olan aracın hasar gördüğünü, aracın tamiri için davalıya götürüldüğünü, davalının aracın sadece ön panjur, sağ tampon, sol tampon, orta tampon ve radyatörü yaptığını, aracın motorunda ve diğer taraflarında meydana gelen hasar ile ilgili işlem yapmadığını, aracı çekici ile başka bir tamirciye götürdüğünü ve tamir ettirerek ödemeler yaptığını, aracın ticari amaçla kullanıldığını ve tamir edilmediği her gün zarara uğradığını, bu hususun davalıya bildirildiğini ancak bir sonuç alınamadığını beyanla 1,000,00 TL belirsiz alacağın (ikame araç bedeli, aracın değer kaybı, ve zarar nedeni ile tazminat) tamir için bırakıldığı tarih olan 17.07.2022 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 31.07.2025 tarihli açıklama dilekçesinde özetle; Talep edilen 1.000,00 TL maddi zararın 500,00 TL'sinin aracın başka bir tamircide yaptırılmak zorunda kalınan tamir masraflarına ilişkin, 250,00 TL'sinin ikame araç bedeline ve 250,00 TL'sinin ise araç değer kaybına ilişkin olduğunu bildirmiştir. CEVAP: Dava dilekçesi ve ekleri ile tensip zaptının davalıya usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına rağmen yasal cevap süresi içerisinde davalı tarafça herhangi bir cevap dilekçesi sunulmadığı, yasal cevap süresinin dolmasından sonra süre uzatım talebinde bulunulduğu ve bu talebin mahkemece reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi 27.11.2025 tarih ve 2025/556 Esas, 2025/839 Karar sayılı kararında özetle; "...Mahkememizin 2024/261 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacısının ....Şti., davalısının.... Şti. olduğu, davalı tarafça cevap dilekçesi ile iş bu dava konusu hususlarda karşı dava açıldığı ancak mahkememizce karşı dava yönünden dosyanın tefrik edilerek arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği, esas yönünden ise Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, Davalının Karşıyaka 3. İcra dairesinin 2023/5856 esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 41.300,00-TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, 8.260,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin (112,02-TL işlemiş faiz) reddine karar verildiği, 13/02/2025 tarihli hükmün, taraf vekillerine 09/03/2025 tarihinde tebliğ olunduğu, tarafların kararı istinaf etmemesi ile hükmün, 25/03/2025 tarihinde kesinleşmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının aracının taraflar arasındaki anlaşmaya uygun olarak davalı tarafından onarımının yapılarak teslim edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Davalı tarafça daha önce, iş bu dava konusu hizmete ilişkin olarak mahkememizin 2024/261 esas sayılı dosyasından davacıya karşı tamirat bedelinin tahsili amacı ile açılan icra takibine vaki itirazın iptali talebi ile dava açılmış, davalı (bu dosyada davacı) tarafından karşı dava ile iş bu davada yer alan hususlar karşı dava konusu yapılmıştır. Mahkememizce karşı dava yönünden açılan davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş ve verilen bu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Anılan dosyada esas yönünden yapılan yargılama sonucunda "... Sözleşme; hukukî bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Borç doğuran sözleşmelerden birisi olan ve tam iki tarafa borç yükleyen “Eser sözleşmesi’’ ise; sözleşmenin imzalandığı ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olayda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. Maddesinde, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Taraflara karşılıklı borç yükleyen eser sözleşmelerinde; “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsur bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında yükleniciye bedel ödemekle yükümlüdür. Eser sözleşmeleri açısından teslim; yüklenici tarafından, sözleşmenin amacına uygun olarak meydana getirilen ve nesnel ölçüler içerisinde kullanılabilir durumda bulunan sonucun (eserin), ifa zamanında (vâdede-süresinde) iş sahibinin zilyetliğine ve kullanımına sunulması veya varsa zilyetliğe ve kullanılmaya engel hâlin kaldırılmasıdır (Selimoğlu, Y. E. : Eser Sözleşmesi, Ankara 2017, s. 138). Başka bir deyişle eser sözleşmelerinde teslim, yüklenicinin tamamladığı eseri, sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hâkimiyetine geçirmesi olarak da tanımlanabilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Tacir olmanın hükümleri”ni düzenleyen 18/2. maddesine göre yüklenici, basiretli bir tacir, iş adamı ve işinin ehli bir teknik adam gibi davranıp, eser sözleşmesi ilişkisine girerek bir işi üstlenirken ekonomik gücünü, ekipmanını ve uzmanlığını en iyi biçimde değerlendirip, yeterli görmemesi durumunda o işi üstlenmekten kaçınmak zorundadır. Aksi hâlde, bunun sonuçlarına katlanır ve meydana gelen zarardan sorumlu tutulur. Yüklenicinin özen ve sadakat borcunun gereği olarak TBK’nın 472. maddesinde genel ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un iş sahibinin sorumluluğunu düzenleyen 476/1. maddesi uyarınca "Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, iş sahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple iş sahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. " yüklenici işinin ehli olup bedelin tamamına hak kazanabilmesi için, eseri, sözleşme ve eklerine, fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim ettiğini kanıtlaması zorunludur. Yüklenici eseri teslim etmediği veya sözleşmeye uygun olarak teslim ettiğini kanıtlamadığı sürece iş bedeline hak kazanamaz. Sözleşme ve eklerine aykırı imalat yapılmış olması hâlinde, imalatın bu şekilde yapılması iş sahibi tarafından talep edilmiş olsa dahi, yüklenici, iş sahibine karşı genel ihbar yükümlülüğünü yerine getirmemişse doğacak sonuçlardan kurtulamaz. Davacı tarafça davalıya ait aracın kaporta aksamında tamirat yapıldığı ve buna ilişkin bedelin ödenmediği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında edimlerini yerine getirdiğini, davalı ise edimin eksik ve ayıplı ifa edildiğini ileri sürmektedir. Hal böyle olunca taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması ve her iki tarafın sözleşmenin içeriğinin farklı olduğu iddiası kapsamında sözleşmenin içeriğine ilişkin uyuşmazlığın giderilmesi gerekmektedir. Davacı taraf, davalı ile aracın kaporta ve dış aksamı ile ilgili tarafların anlaştığını, davalı ise motor ve mekanik konularında da anlaşma yapıldığını ileri sürmektedir. Gerek dava dilekçesi, gerek cevap dilekçesi, gerekse mahkememizce tefrik edilmesine karar verilen karşı dava ve karşı davaya verilen karşı cevap dilekçesi birlikte incelendiğinde, davacının kaporta aksamı ve boya işçilikleri ile ilgili edimleri yerine getirdiği ve davalı tarafça da bu bedelin ödenmediği uyuşmazlık konusu değildir. Davaya konu hasarın davalı şirket aracının trafik kazasına karışmasından kaynaklı ortaya çıkan hasardan kaynaklandığı ve tarafların bu konuda anlaştıkları taraf beyanlarından ve tanık beyanlarından anlaşılmıştır. Mahkememizce taraf tanıkları dinlenmiş, beyanları alınmış ve aynı zamanda söz konusu kazaya ilişkin bilgiler tespit edilerek ilgili sigorta şirketinden hasar dosyası celp edilmiştir. Yapılan yargılama, alınan tanık beyanları ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında davalı şirkete ait araçta kazadan kaynaklı olan ve dava dışı sigorta şirketi tarafından onay verilen hasarların giderimi konusunda anlaşıldığı, davacının da bu yöndeki edimlerini yerine getirdiği ve davalı şirketin ilgili sigorta şirketinden tamirat bedelini aldığı tespit edilmiştir. Bu husus bilirkişi raporları, sigorta hasar dosyası ile net bir şekilde tespit edildiği gibi davalı tanığı ....'un beyanları ile de örtüşmektedir. Zira tanık ... beyanında özetle "Davalı şirket bizim aile şirketimizdir, şirket işleri ile ilgilenirim ... bana aracın hazır olduğunu söyleyerek aracı eksiksiz teslim aldığımız dair belge imzalamamı istediler, ilk başta karşı çıktım, aracı görmediğimi söyledim, ancak güven telkin etmeleri üzerine belgeyi imzaladım, aracın başına gittiğimde aracı çalıştıramadık, bunun üzerine elemanları yaklaşık 30-40 dk uğraşarak aracı çalıştırdılar, araca bindiğimde daha önce kullanmış olmama rağmen ön tarafa zor sığdığımı vites geçişlerinde sorun olduğunu gördüm, telefonla kendilerine bilgi verdiğimde ertesi gün getir bakalım dediler, aracı çalışır vaziyette eve kadar götürdüm ... bir firma çalışanımız gelerek araca baktı, aracın koltuklarının kırık olduğunu, ana şasesinde kırık olduğunu, şanzımanın öne geldiğini, bu nedenle vites geçişlerinde sorun olduğunu, araçta doğru düzgün işlem yapılmadığını sadece ön tamponun ve panjurun değiştirilerek boya işleri yapıldığını söyledi ... sigorta şirketi tarafından tarafımıza 35.000,00 TL ödeme yapıldı, ödemeyi karşı tarafa yapmadık ..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyanlar, davacının beyanlarını doğruladığı gibi davalı vekilinin aşamalarda ve karşı dava dilekçesinde ileri sürdüğü aracın davacının iş yerinden çekici üzerinde götürüldüğü iddialarının da doğru olmadığını açıkça göstermektedir. ... Ancak yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasında mekanik işçilik yönünden bir anlaşmanın bulunmadığı, taraflar arasındaki anlaşmanın kaporta ve boya işçiliğine ilişkin olduğu, bu hususu dava dışı sigorta şirketinden celp edilen hasar dosyasının ve tanık beyanlarının da doğruladığı, davacının bu yöndeki edimini de yerine getirdiği ancak davalı tarafça bedelin ödenmediği görüş ve kanaatine varılmıştır ..." gerekçeleri ile anılan dosyada davalı iş bu dosyada davacının icra takibine yapmış olduğu itiraza yönelik kısmen kabul ve kısmen kabul kararı verilmiştir. Görüldüğü üzere, söz konusu dosyada yapılan yargılama sonucunda mahkememizce taraflar arasında davaya konu araç ile ilgili olarak sadece kaporta işçiliği yönünde anlaşma yapıldığı ve aracın çalışır vaziyette teslim alındığı, mekanik işçiliğine ilişkin taraflar arasında bir anlaşma olduğunun ispat edilemediği kanaatine varılarak bu gerekçe ile davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Mahkememizden verilen işbu 13/02/2025 tarihli hüküm, taraf vekillerine 09/03/2025 tarihinde tebliğ olunduğu, tarafların kararı istinaf etmemesi ile hükmün, 25/03/2025 tarihinde kesinleşmiştir. Sonuç olarak mahkememizin 2024/261 esas sayılı dosyasından verilen kararın davalı iş bu dosyada davacı tarafından istinaf edilmemesi ile kesinleşmiş olup kesinleşme olgusu sadece kararın hüküm fıkrası ile ilgili olmayıp mahkememizce gerekçe de yer alan ve dayanak yapılan olgular da bu kesinleşmenin içerisindedir. Yani, anılan kararın kesinleşmesi ile taraflar arasında davacıya ait araç ile ilgili olarak mekanik işçiliği bakımından bir anlaşmanın ispatlanamaması nedeni ile olmadığına dair tespit de kesin hüküm teşkil eder. Hal böyle olunca mahkememizce usul ekonomisi de dikkate alınarak kesin hüküm teşkil eden mahkememizin 2024/261 esas ve 2025/90 karar sayılı kararın gerekçesi ve dosya kapsamı dikkate alınarak davacının davasının reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır..." gerekçeleriyle; Davanın reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili 03.12.2025 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından mahkemeye kaza tespit tutanağını sundukları 17.07.2022 tarihli meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası sonucu müvekkili şirkete ait olan aracın hasar gördüğünü, aracın davalı şirkete tamir edilmesi için kazadan sonra götürüldüğünü ve tamir konusunda anlaştıklarını, davalı şirketin aracın sadece ön panjur, sağ tampon, sol tampon, orta tampon ve radyatörü yaptığını, aracın motorunda ve diğer taraflarında meydana gelen hasar ile ilgili olarak davalı tarafın işlem yapmadığını, Müvekkili şirket tarafından maddi hasarlı trafik kazasına karışıldığını ve şirket aracının hasar gördüğünün doğru olduğunu, aracın davalı şirkete tamir edilmesi için götürüldüğünü ve tamir konusunda anlaştıklarını, davalı şirketin, aracın sadece kaportasını yaptığını diğer hasarlı yerleri tamir etmediğini, Müvekkilinin aracının çekici ile başka bir tamirciye götürdüğünü ve tamirci tarafından mahkemeye sundukları dosyada mübrez olan faturada belirtilen işlemlerin yapıldığını ve dosyaya sundukları dosyada mübrez olan ödemelerin yapıldığını, müvekkilinin, güvenilir olduğunu düşünerek şirkete arabasını bıraktığını, ancak uzun süre davalı şirketin iş yerinde kalan aracı tamir etmediğini, yapılanlar hakkında da bilgi dahi vermediğini, Müvekkili şirketin, aracı ticari amaçlı kullandığını, aracının yattığı her gün zarara uğradığını, bunun defalarca davacı şirkete bildirildiğini ancak bir sonuç alınamadığını, Davalı tarafın defalarca arandığını aracın ne zaman tamir edilip teslim edileceğinin sorulduğunu ancak bir sonuç alınamadığını, müvekkili tarafından davalı şirkete gidildiğini ve sadece aracın dış kaportasının yapıldığının görüldüğünü, bunun üzerine aracın çekici çağrılarak başka bir tamirhaneye götürüldüğünü, müvekkili tarafından yeni götürülen yerde aracın tamir ettirildiğini ve mahkeme dosyasında mübrez olan ödeme dekontları ile ödeme yapıldığını, Davanın, eser (araç tamiri) sözleşmesinden doğan zararın ve aracın çalışmadığı süredeki kazanç kaybının tahsili talebine ilişkin olduğunu, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3/e maddesinde tüketicinin: "Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi" olarak tanımlandığını, bu tanımlamaya göre Yasanın, "hazır bir malı veya hizmeti" satın alarak onu günlük yaşamında kullanan veya tüketen kişiyi koruduğunu, başka bir deyişle Yasada dar kapsamlı mal ve hizmet ilişkilerinin, olağan tüketim işleri kapsamına alındığını, 818 sayılı BK.nun 355. maddesi (6098 sayılı TBK.nun 470.maddesi) gereğince, eser sözleşmesinin, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olduğunu, eser sözleşmesinin bu tanımı ile satım sözleşmesinden ayıran en önemli yanının, satımda sözleşme anında satın alınan şeyin mevcut ve kullanılabilir iken, eser sözleşmesinde sözleşme anında eserin ortada olmayıp, sözleşmeden sonra imalinin söz konusu olduğunu, istenilen vasıfta imalatın gerçekleştirilmesinin gerektiğini, Somut olayda, taraflar arasındaki ilişkinin ve dava konusu uyuşmazlığın eser (araç tamiri) sözleşmesinden kaynaklandığını, Araçta oluşan ikame araç bedelinin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (Trafik) teminatı kapsamında yer almadığından, mahkemeye başvurarak kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren aracın sahibinden ve sürücüsünden müvekkilinin uğradığı mahrumiyet zararının karşılanmasının talep edilmesi zorunluluğunun doğduğunu, Müvekkilinin araçsız kaldığı süre boyunca gerek taksi gerek araç kiralama gibi yöntemlerle fazladan masraflar yaptığını ve araçsız kaldığı gün boyunca çeşitli zorluklar çektiğini, mahkemece yapılacak incelemelerle belirlenecek miktar doğrultusunda müvekkilinin zararlarının karşılanması gerektiğini, Konuyla ilgili olarak Yargıtay'ın çeşitli kararlarının mevcut olduğunu (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2008/2243 Esas, 2008/4182 Karar sayılı ilamı.), Hiçbir kusurunun olmadığı bir kaza sonucu günlerce araçsız kalmasının mağduriyetine ve maddi zararlarına müvekkilinin katlanmak durumunda olmadığını bu nedenle söz konusu zararın karşı taraflardan tahsili gerektiğini (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/3064 Esas, 2015/11169 Karar sayılı ilamı.), Bu bağlamda müvekkilinin de aracın tamirde geçen süresi boyunca yapmış olduğu zararların tespit edilmesi ve buna göre bir rakam belirlenmesi gerektiğin Yargıtayca da gerekli araştırma ve incelemelerin yapılıp bir değerlendirme yapılması gerektiğinin vurgulandığını ayrıca Yargıtay'ın davacı tarafça bu geçen süredeki maddi kayıpları belgelendirememenin ret sebebi olmayacağını da savunduğunu (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2011/4724 Esas, 2012/61 Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/26777 Esas, 2022/11236 Karar sayılı ilamları.), İşbu davanın, HMK'nın 107. maddesi gereği bir belirsiz alacak davası olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde: "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir." denildiğini, Dava açıldığında alacağın belirli değil veya tartışmalı ise belirsiz alacak davası açılması için hukuki yararın mevcut olduğunu, ayrıca yargılama sırasında hesap raporu alınmasını gerektiren her alacağın belirsiz kabul edildiğini, TBK'nın 472. maddesinde genel ihbar yükümlülüğünün düzenlendiğini, aynı Kanun'un iş sahibinin sorumluluğunu düzenleyen 476/1. maddesi uyarınca "Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, iş sahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple iş sahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. " yüklenicinin işinin ehli olup bedelin tamamına hak kazanabilmesi için, eseri, sözleşme ve eklerine, fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim ettiğini kanıtlamasının zorunlu olduğunu, yüklenicinin eseri teslim etmediği veya sözleşmeye uygun olarak teslim ettiğini kanıtlamadığı sürece iş bedeline hak kazanamayacağını, sözleşme ve eklerine aykırı imalat yapılmış olması hâlinde, imalatın bu şekilde yapılmasının iş sahibi tarafından talep edilmiş olsa dahi, yüklenicinin, iş sahibine karşı genel ihbar yükümlülüğünü yerine getirmemişse doğacak sonuçlardan kurtulamayacaığının belirtildiğini, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/261 Esas sayılı yargılamasında davalı tarafın yaptığı işlemlere ilişkin talebinin değerlendirildiğini, müvekkilinin taleplerinin değerlendirilmediğini, müvekkili adına açılan karşı davada ise arabuluculuk şartı gerçekleşmediği gerekçesi ile reddedildiğini, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/121 Esas sayılı davası ile dava açıldığını ve mahkemece arabuluculuk eksik olduğu gerekçesi ile usulden reddedildiğini, bunun üzerine arabuluculuk yapılarak iş bu davanın açıldığını, mahkemenin gerekçesinin bu nedenle yerinde olmadığını, mahkemenin 2024/261 Esas sayılı dosyasında değerlendirdiği ve kesinleştiği gerekçesinin bu nedenle yerinde olmadığını, açmış oldukları davanın Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/121 Esas sayılı dosyası ile açılan davada usul yönünden red olması nedeni ile usulü eksiklik giderilerek iş bu ikame edilen davada mahkemece taleplerin değerlendirilmesi ve karar verilmesi gerekir iken mahkemenin değerlendirmesi ve kararının yerinde olmadığını, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/121 Esas sayılı ilk derece mahkemesi ve istinaf ilamının dilekçe ekinde bulunduğunu belirterek; İstinaf dilekçesinin kabulüne, yukarıda belirtmiş oldukları nedenlerle ve resen dikkate alınacak nedenlerle mahkeme kararının bozulmasına /kaldırılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, araç tamirine ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili, müvekkili şirkete ait olup, trafik kazasında hasar gören aracın tamir edilmesi için davalı şirkete götürüldüğünü, tamir konusunda anlaşmaya varıldığını, davacı şirketin aracın sadece kaportasını yaptığını, diğer hasarlı yerleri tamir etmediğini, müvekkilinin aracı çekici ile başka bir tamirciye götürdüğünü, uzun süre davalı şirketin iş yerinde kalan aracın tamir edilmediğini , ticari amaçla kullanılan aracın kullanılamadığı her gün için zarara uğradıklarını ileri sürerek ikame araç bedeli, değer kaybı ve zarar nedeniyle 1.000 TL belirsiz alacağın davalıdan tahsilini istemiştir. Davacı vekili 31.07.2025 tarihli açıklama dilekçesinde, dava dilekçesinde talep edilen 1.000,00 TL'nin; 500,00 TL' sinin aracın tamir edilmemesi nedeniyle başka bir yerde tekrar tamir ettirilmek zorunda kalınmasından kaynaklanan maddi zarar, 250,00 TL'sinin ikame araç bedeli, 250,00 TL'sinin ise araç değer kaybı için talep edildiğini beyan etmiştir . Eldeki davanın davalısı olan yüklenici şirket tarafından, eldeki davanın davacısı olan iş sahibi şirket aleyhine Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/261 Esas sayılı dosyasıyla iş bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle açılan davada, mahkemece taraflar arasında mekanik işçilik yönünden bir anlaşmanın bulunmadığı, tarafların anlaşmalarının kaporta ve boya işçiliğine ilişkin olduğu, yüklenicinin bu yöndeki edimini de yerine getirdiği gerekçesiyle itirazın iptali davası kısmen kabulüne karar verildiği, kararın taraflarca istinaf edilmeden kesinleştiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Dava şartları" kenar başlıklı 114/1-ı-i maddesi şöyledir; "ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması." İlk derece mahkemesince 2024/261 Esas sayılı dosyada verilen kararın kesinleşmesi ile, taraflar arasında davacıya ait araç ile ilgili olarak mekanik işçiliği bakımından bir anlaşmanın olmadığına dair tespitin de kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, anılan karar ile kesinleşen husus; taraflar arasındaki eser sözleşmesinin kapsamıdır. Eldeki davada davacı iş sahibi vekilinin talep ettiği tüm maddi zarar kalemleri yönünden ayrı ayrı inceleme ve değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken kesinleşen 2024/261 Esas, 2025/90 Karar sayılı kararın gerekçesi ve dosya kapsamı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesi'nce verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun, KABULÜ ile, 2-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.11.2025 tarih ve 2025/556 Esas, 2025/839 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının istek halinde yatıran davacıya ilk derece mahkemesince geri verilmesine, 5-Davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.