İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunu olup, hâlihazırda ...Lisesinde İngilizce Öğretmenliği mesleğini icra ettiğini, 25.06.2017 tarihinde ana akım medya organlarının da dahil olduğu birçok ulusal ve yerel ölçekte yayın yapan medya kur…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1862 KARAR NO : 2026/260 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 31/10/2023 NUMARASI : 2023/129 E. - 2023/66 K. DAVANIN KONUSU: Fikir ve Sanat Eseri (Manevi Tazminat İstemli.) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunu olup, hâlihazırda ...Lisesinde İngilizce Öğretmenliği mesleğini icra ettiğini, 25.06.2017 tarihinde ana akım medya organlarının da dahil olduğu birçok ulusal ve yerel ölçekte yayın yapan medya kuruluşlarında servis edilen bir haberde lise son sınıf öğrencisi olan ... isimli bir öğrencinin LYS'den çok yüksek puan almasına rağmen, tercih etmediği bir üniversiteye yerleştiğini, internet IP adreslerine ilişkin yapılan tespit sonucunda tercihlerinin arkadaşı olan .... tarafından ÖSYM web sayfasından değiştirildiği yönünde haberlerin yer aldığını, 25.12.2017 tarihinde aynı haberler ekseriyetle aynı yayın organlarında yeniden gündeme gelmiş ve bu sefer de arkadaşının şifresini izinsiz kullanarak tercihlerini değiştiren söz konusu .... isimli şahsın 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldığının ifade olunduğunu, müvekkili ...’in, söz konusu haberlere konu olan olayla hiçbir ilişkisi olmadığı gibi bahsi geçen .... isimli şahısla da isim benzerliği dışında hiçbir bağlantısı bulunmadığını, kaldı ki müvekkilinin, ... tarihinde 25 yaşında bir öğretmen olup, haberlerde bahsi geçen kimselerin ise lise son sınıf öğrencisi olduğunun ifade edildiğini, müvekkilinin fotoğrafı davalı şirketin de aralarında bulunduğu birtakım kişi ve kurumlarca haberlerde tekrar tekrar kullanıldığını, müvekkilinin fotoğrafı olayla hiçbir alakası yokken milyonlarca kişiye yazılı ve görsel medya yoluyla “hırsız” gibi sıfatlar kullanılmak suretiyle bir suçlunun fotoğrafı olarak arz edildiğini, davalı şirketin, içerik sağlayıcısı olduğu www...com adresli web sayfasında 25.06.2017 tarihinde "Akıl almaz olay! Arkadaşının ÖSYM şifresini çalıp.." başlıklı ve 25.12.2017 tarihinde "Arkadaşının ÖSYM şifresini çalıp tercih değiştirdi" başlıklı internet yoluyla haksız iki ... yaptığını beyan etmiş, internet üzerinden yayınlanan haberler yoluyla müvekkilin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle 10.000 Türk Lirası tutarında manevi tazminatın haksız fiilin ilk başladığı tarih olan 25.06.2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı yandan tahsili ile taraflarına ödenmesine, delil tespiti için yapılan masrafların ilgili kısmı da dahil olmak üzere davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde belirtilen 2 yıllık süre içinde açılmadığını, Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerine dayanan maddi ve manevi tazminat davalarının iki yıl içinde açılması gerektiğini, dava konusu yapılan yayınların 25.06.2017 ve 25.12.2017 tarihli olduğunu, dava tarihinin ise 28.12.2020 olduğunu, bu nedenle davanın zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini, müvekkili şirketin “www...com” isimli internet ortamında yayın yapan bir ... portalının sahibi olduğunu, 25.06.2017 tarihli haberin “... ... Ajansı (DHA) ” isimli ... ajansına dayanılarak verildiğini, ... metni ve fotoğrafın müvekkili yayın kuruluşuna ait olmadığını, davacının ilk haberle ilgili olarak cevap ve düzeltme hakkını kullanmaması karşısında ilk haberin devamı niteliğinde olan ve ... Gazetesi’ne ait 25.12.2017 tarihli haberin müvekkiline ait internet ... sitesinde yer aldığını, aynı şekilde ... metninin ve fotoğrafın müvekkil yayın kuruluşu tarafından hazırlanmadığını, her iki haberde de ... kaynaklarının açıkça belirtildiğini, ... ... Ajansı ve ... Gazetesi tarafından duyurulan haberin güncel, niteliği itibarıyla ilgi çekici ve yayınlanmasında kamu yararının bulunması karşısında ... kaynaklarının içeriğine tamamen uygun olarak hiçbir ekleme ve yorum yapılmaksızın olduğu gibi verildiğini, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları doğrultusunda, manevi tazminatın zenginleşmeye aracı edilemeyeceği ilkesinin manevi tazminat davaları için günümüzde de geçerliliğini koruduğunu, davacının “cevap ve düzeltme hakkını” kullanmamasının bu konudaki savunmaları doğruladığını belirterek davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalının gerekli özeni göstermeden davacı ile ilgisi olmayan bir haberde davacının resmini kullandığı, bu hali ile davacının kişilik hakkının zedelendiği, FSEK’in 86.maddesinin 2.fıkrasında öngörülen ve yukarıda izahı yapılan istisnai hallerin somut olayda oluşmadığı anlaşılmakla, davacının kişilik haklarının zedelenmesine dayalı olarak manevi tazminat davasının FSEK 86 ve TMK 24 vd maddeleri uyarınca kabulüne karar vermek gerekmiş, elemin ağırlığı, özellikle davacıya ait fotonun suç ile bağlantılı olarak paylaşıldığı dikkate alındığında talep olunan tazminatın hak ve nesafete uygun düştüğü anlaşılmakla talebin tümden kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 25/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Davanın, Borçlar Kanunu’nun 72.maddesinde belirtilen 2 yıllık süre içinde açılmadığını, FSEK’nun 86/3 . maddesinin göndermesiyle Borçlar Kanunu’ nun haksız fiil hükümlerine ( BK 49 ve TBK 58) dayanan maddi ve manevi tazminat davalarının iki yıl içinde açılması gerektiğini, Dava konusu yapılan yayınların 25.06.2017 ve 25.12.2017 tarihli olup, Dava tarihinin ise 28.12.2020 oluğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, -Müvekkili şirketin, “www...com” isimli internet ortamında yayın yapan bir ... portalının sahibi olduğunu, Dava konusu 25.06.2017 tarihli haberin, “... ... Ajansı (DHA) ” isimli ... ajansına dayanılarak veriliğini, ... metni ve resim müvekkilinin yayın kuruluşuna ait olmadığını, Davacının ilk haberle ilgili olarak cevap ve düzeltme hakkını kullanmaması karşısında ilk haberin devamı niteliğinde olan ve ... Gazetesi’ne ait 25.12.2017 tarihli haberin müvekkiline ait internet ... sitesinde yer aldığını, aynı şekilde ... metni ve resmin müvekkili yayın kuruluşu tarafından hazırlanmadığını, her iki haberde de ... kaynaklarının açıkça belirtiliğini, ... ... Ajansı ve ... Gazetesi tarafından duyurulan haberin güncel, niteliği itibarıyla ilgi çekici ve yayınlanmasında kamu yararının bulunması karşısında ... kaynaklarının içeriğine tamamen uygun olarak hiçbir ekleme ve yorum yapılmaksızın olduğu gibi veriliğini, aynı haberlerin birçok ... sitesinde de kaynak gösterilerek yayınlanığını, Yargıtay'ın, sürekli ... alınan ... ajanslarından ve gazetelerden gelen haberlerde yayın kuruluşunun yeniden araştırma yapmak suretiyle aşırı bir özen göstermesinin beklenemeyeceğini, aksi halde haberin güncelliğinin ve taze ... niteliğinin kaybetmesinin söz konusu olacağını kabul ettiğini, internet haberciliği söz konusu olduğunu, olayda müvekkili yayın kuruluşuna yöneltilecek bir kusur olmadığını ve bu anlamda müvekkili yayın kuruluşu açısından hukuka uygunluk söz konusu olduğunu, Davacı tarafın, kişilik haklarının zedelenip,zedelenmediğini dava konusu haberi hazırlayanlarda araması gerektiğini, haksız olduğu iddia edilen eylemin ... ... Ajansı ve ... Gazetesi tarafından gerçekleştirildiğini,-Dava konusu yayının hukuka uygunluk kriterlerini taşıdığını, hukuka aykırılık taşıdığı kabul edilse bile talep edilen manevi tazminat miktarının, haberin ve resmin ... ... Ajansı ve ... Gazetesine ait olması karşısında müvekkili yayın kuruluşu açısından kusurunun ve eyleminin ağırlığı ile bağdaşmadığını, Davacının sosyal durumu dikkate alındığında fahiş ve karşı tarafı özendirecek miktarda olduğunu, Davacının “cevap ve düzeltme hakkını” kullanmamasının bu konudaki savunmalarını doğruladığını, davanın reddine karar verilmesi için kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı yanın zamanaşımı itirazlarının kötüniyetli olduğunu, dava konusu haberin, davalı yanın huzurdaki uyuşmazlıktan arabuluculuk yoluyla haberdar olduğu tarihe kadar davalı yanın web sayfasında yer almaya devam ettiğini, davalı yanın, ancak uyuşmazlık yargı önüne gelince söz konusu haberi web sayfasından kaldırdığını, Davalı yanın eylemi süregelen bir haksız fiil niteliğinde olduğundan, zamanaşımının ancak temadinin kesildiği andan itibaren işlemeye başlayacağını, 14/02/2020 tarihinde Türkiye Noterler Birliğinin elektronik tespit sistemi üzerinden yapılan ve ekte sundukları E-Tespit tutanağından da anlaşılacağı üzere; tespit tarihinde söz konusu haberin davalı yanın web sayfasında yer aldığını, (Bknz. Cevaba Cevap Dilekçemiz Ek-1 Büyükçekmece 12. Noterliği 09.02.2021 tarih ve ... Yevmiye sayılı E-Tespit Tutanağı), söz konusu haberin davalı yanın web sayfasından arabuluculuk yahut dava sonrası kaldırılmış olmasının bile davalı yanın zımnen dava konusu eylemlerin haksızlığını ikrar ettiğini tek başına gösteriğini, Davalı yanın istinaf dilekçesinde; dava konusu haberin ilk olarak başka bir medya kanalında yayınlandığını, davalı şirketin sonradan o haberi yeniden yayınladığını dolayısıyla kendilerine kusur atfedilemeyeceğini iddia ettiğini, Davalı şirketin, web sayfasında yayınladığı tüm haberlerden "içerik sağlayıcı" sıfatıyla doğrudan sorumlu olduğunu, Davalı yanın Türkiye'nin önde gelen medya kuruluşlarından biri olduğunu, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduğunu, davalı şirketin, web sayfasının ziyaretçi sayısını (hit) artırmak ve daha fazla reklam geliri elde etmek maksadıyla söz konusu haberi yeniden yayınladığını, bunu yaparken her nasılsa haberin içeriğini ve kullanılan fotoğrafın gerçekliğini teyit etme gereği duymadan ağır kusurlu davrandığını, davalı şirketin müvekkilinin fotoğrafını söz konusu ... ile yeniden yayınlayarak, müvekkilinin fotoğrafının daha geniş kitlelere ulaşmasına doğrudan hizmet ettiğini, zararın katlanarak artmasını sağladığını, müvekkilinin davalı yanın sebep olduğu zararı ortadan kaldırmak için istediği hukuki araçları hak zamanaşımına uğramadığı müddetçe istediği zamanda kullanma özgürlüğüne sahip olduğunu, Müvekkilinin kamu görevlisi bir öğretmen olduğunu, bütün medyaya yayılmış fotoğraflarını kaldırması için alması gereken hukuki yardım için gerekli maddi imkanlara sahip olamadığını, söz konusu içeriğin kaldırılması için kendi çabasıyla sulh ceza hakimliğine başvurmuş ancak usul hükümlerine yabancı olduğu için vekil tayin etmeksizin yaptığı başvurusu reddedildiğini, sosyal medya üzerinden ilgili medya organlarına ulaşmaya çalışmış ancak müvekkilin iletişim çabaları göz ardı ediliğini, saldırı teşkil eden eylemin ve olayın özelliğinin yanı sıra tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ve diğer sosyal ve ekonomik durumlar dikkate alındığında manevi tazminatın yerinde olduğunu, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, basın yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan FSEK 86 uyarınca fotoğrafın izinsiz kullanımına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir.Davalı tarafından davacının taleplerinin FSHHM'nin görev alanına girmediği, Asliye Hukuk Mahkemesinin 'görevli ve yetkili olduğunu ileri sürmüş ise de, davacının 5486 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine dayandığı, kişinin fotoğrafının izinsiz kullanılmasının FSEK 84 ve 86. maddede düzenlendiği, davalı kullanımının bu kapsamda olup olmadığının ihtisas mahkemesi sıfatıyla FSHHM'de değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, davalının görev itirazının yerinde olmadığı görülmüştür.Eldeki davada, uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmakta olup, davalı tarafça sunulan 14/02/2020 tarihinde Türkiye Noterler Birliğinin elektronik tespit sistemi üzerinden yapılan Büyükçekmece 12. Noterliği 09.02.2021 tarih ve ... Yevmiye sayılı E-Tespit tutanağında, tespit tarihinde söz konusu haberin davalı yanın web sayfasında yer aldığının tespitinin yapıldığı, eylemin tespit tarihine kadar devam etmesi nedeniyle, süregelen eylem nedeniyle zaman aşımı işlemeyeceğinden davalının zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Dış görünüş, kişilik haklarının bir parçası olarak hukuken korunur. Bu nedenle resim ve portre, bunu meydana getiren ve isim maliki kadar, tasvir edileni de ilgilendirir. Dolayısıyla resim ve portrenin eser niteliğini taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, tasvir edilenin izni olmadıkça teşhir edilemez ve hiçbir şekilde kamuya sunulamaz. Resmin veya portrenin yapılması için verilen izin, ilke olarak bu resmin teşhir veya kamuya arzını içermez. İzin açık veya örtülü olabilir. Özellikle belirli bir ücret karşılığı modellik yapanların resim veya portrenin teşhir ve her türlü kamuya arzına izin vermiş olduğu ilke olarak kabul edilir. Zira işin niteliğinden ve yaygın uygulamadan bu anlaşılmaktadır. Ancak resmin çektirilmesi veya portrenin yaptırılması için verilen izin, işin niteliğinden açıkça anlaşamıyorsa, ticari kullanımı kapsamaz. Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.5486 Sayılı FSK'nın 86. maddesi, eser niteliğinde olmasalar dahi, resim ve portrelerin, tasvir edilen kişilerin muvafakati alınmaksızın teşhir veya başka şekillerde umuma arz edilemeyeceğini öngörmektedir Bu hükümdeki "resim ve portreler ibaresi; fotoğraftan, çeşitli tekniklerle yapılmış portreleri, tek başına veya topluluk içinde bulunurken çekilmiş resimleri ifade etmektedir. Bütün bunların, izinsiz olarak teşhiri veya umuma arz edilmesi ya da örneğin bir ilanda, vitrinde vs. kullanılması, anılan hükümle yasaklanmıştır. Kanunun bu hükmüyle korunan şey; resim, portre veya fotoğrafın "eser niteliği değil, bunlarda tasvir olunan kimsenin kişilik hakkıdır. Dolayısıyla, bu yasağa aykırı nitelikteki eylemler, kişilik haklarına saldırı oluşturur ve TBK'nin 49. maddesi çerçevesinde manevi tazminat yükümlülüğü doğurur. Ayrıca, anılan yasa hükmünde, 1. ve 2. fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde dahi, kişilik haklarına saldırıyı düzenleyen TMK 24. maddesi hükmünün saklı olduğu belirtilmiştir. TMK’nin 24. maddesine göre “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir’' 25. maddesinde de, "davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.Yukarıda da belirtildiği üzere gerek doktrin ve gerekse Yargıtay uygulaması ile kabul edildiği üzere bir kişinin fotoğrafının çekilmesine vermiş olduğu izin bu fotoğrafın ya da suretin ticari amaçlarla kullanılması şeklinde yorumlanamaz. Bu fotoğraf ya da tasvirin ticari anlamda kullanılması durumunda kişilik hakkının ihlali sonucunu doğuracağı kabul edilmektedir.Yasa koyucu, bazı resim ve portreler üzerindeki hakları, kamu yararı ve toplumun ... alma özgürlüğünü sağlamak amacıyla sınırlandırmış ve kanunda öngörülen bazı durumlarda tasvir edilenin rızasının alınması gerekmeksizin, içinde yer aldığı resim ve portrelerin umuma arz edilebileceğini kabul etmiştir. Rızanın aranmayacağı hâller FSEK’in 86.maddesinin 2.fıkrasında üç bent halinde sayılmıştır,a) FSEK md.86/II-1’e göre; ülkenin siyasal ve sosyal yaşamında rol oynayan kimselerin örneğin, politikacıların, ünlü bilim insanlarının veya sinema-tiyatro sanatçıları gibi kimselerin resimleri kural olarak rızaları alınmadan yayımlanabilir. Zaten aksi durumda, bu kişilerin re- simlerinin her umuma arzında rızalarının alınması gerekseydi; basının ... verme ve toplumu aydınlatma işlevini yerine getiremeyeceği de açıktır. Ayrıca bu kişilerin resimlerinin umuma arz edilmesinde bazen kendilerinin de menfaati bulunmaktadır.b) FSEK md.86/II-2’ye göre; geçit töreninde veya resmi bir törende ya da genel bir toplantıda görülen kimselerin resimleri rızaları alınmaksızın yayımlanabilir. Bu gibi resimlerin amacı, belli bir kimseyi göstermekten ziyade olayın saptanması ve nakledilmesidir. İster toplumsal yaşamda aktif rol aldığından kamuoyunun sürekli şekilde dikkatini çeken bir kişi olsun, isterse sıradan vatandaş olsun bu tarz etkinliklere katıldığında görüntülenmesine tahammül etmek zorundadır. Örneğin, TBMM toplantıları, bayram kutlamaları, siyasi partilerin basına açık toplantıları, bilimsel toplantılar gibi.c) FSEK md.86/Il-3’e göre; ‘'günlük hadiselere müteallik resimlerle radyo ve film haberleri için” de rıza alınması koşulu aranmamıştır. Anılan fıkrada ifade edilmek istenen, esasen, günlük olaylarla ilgili haberler ve filmler içinde kullanılan resimler açısından, bu resimler içerisinde yer alan kişilerin yayım için rızasının alınmasına gerek olmamasıdır. Hükümde sözü edilen “günlük hadiseler” sosyal, ekonomik, siyasi her türlü olayı kapsayabilir.Ancak yine vurgulamak gerekir ki, tasvir edilenin rızasının aranmadığı bu durumlarda dahi, resim ve portreleri umuma arz eden kişilerin uymaları gereken ilkeler vardır. Resim ... verme amacını aşıp özel yaşama tecavüz niteliği taşıyorsa ya da olayı yansıtma dışında, siyasi veya ticari amaçlarla kullanılıyorsa hukuka aykırılık söz konusu olur. Esasen burada bir menfaatlerin dengelenmesi durumu söz konusudur. Bu denge, toplumun önemli konu ve olayları öğrenme ve bilgilenme hakkı ile kişinin genel olarak kişilik hakkı ve özel olarak da resmi üzerindeki hakkı arasında kurulacaktır.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olayda; davalının “www...com” yayın sahibi olduğunu, ve davacı ile isim benzerliği olan haberi internet sitesinde yayınlandığı, haberde kullanılan görseller ile kastedilen gerçekler arasında bir bağlantı bulunmadığı, haberde arkadaşının şifresini izinsiz kullanarak tercihlerini değiştiren söz konusu .... isimli şahsın 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldığının belirtildiği, ismi geçen .... ile davacının isim benzerliğinin söz konusu olduğu, başkaca hiçbir ortak nokta bulunmadığı haberde, olayla ilgisi bulunmayan davacının fotoğrafının kullanılmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kabul edilmiştir. Gerçekliği kanıtlanamayan ve hukuka aykırı olduğu anlaşılan bu yayın nedeniyle davacının kişilik hakları zarar görmüştür. Kural olarak bir kimsenin fotoğrafının izinsiz yayınlanması hukuka aykırı olup kişilik haklarına saldırı oluşturur. Fotoğrafı kullanılan kişi, haberde adı geçen kişiye yüklenen fiiller ve kamuoyunda oluşan olumsuz algı nedeniyle zarar görmüştür. Davacının fotoğrafının kullanıldığı, haberin dava dışı medya ajansı tarafından hazırlandığı ileri sürülmüş ise de, davalının eser ve yayın sahibinin asgari ölçüde dahi özen göstermeden davacıya ait fotoğrafı ilgisi olmayan bir haberde ve hatalı şekilde kullanmakla kusurlu olup eylemin haksız fiil teşkil ettiği, basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı ve davacı yararına TBK’nın 58/1. maddesi kapsamında manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluştuğu anlaşıldığı, davaya konu olayda; tarafların sıfatı, statüsü, sosyal ve ekonomik durumları ile eylemin işleniş biçimi ve yöntemi ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında Davacının öğretmen olduğu, davalının şirket olduğu, ...'nin Türkiye'nin en çok ziyaret edilen web sayfaları arasında olduğu manevi tazminat miktarının fahiş olmadığı ve davacıda manevi huzuru gerçekleştirecek mahiyette olduğu kanaatine varılmıştır.Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalı vekillerinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 31/10/2023 tarih ve 2023/129 E., 2023/66 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/02/2026