T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/491 KARAR NO : 2026/23 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/518 KARAR NO : 2022/875 DAVA TARİHİ : 21.09.2020 KARAR TARİHİ : 10.11.2022 DAVA : Tazminat KARAR TARİHİ : 09.01.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 09.01.2026 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.11.2022 tarih ve 2020/518 Esas, 2022/875 Karar sayılı karar…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/491 KARAR NO : 2026/23 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/518 KARAR NO : 2022/875 DAVA TARİHİ : 21.09.2020 KARAR TARİHİ : 10.11.2022 DAVA : Tazminat KARAR TARİHİ : 09.01.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 09.01.2026 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.11.2022 tarih ve 2020/518 Esas, 2022/875 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Tarım ve Orman İl Müdürlüğü'nün kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programı 12. etap hibe programı kapsamında Müvekkil Şirket ile davalı şirketin imzaladığı 21.09.2018 tarihli uygulama sözleşmesi gereğince,.... ili, ... ilçesi, ... Köyü, ... Sk. No:... adresinde bulunan müvekkili şirketin işletmesinde çiftçilik faaliyetinin gelişimini amaçlayan yüksek plastik tünel yapım projesi kapsamında belirtilen işleri sözleşmede belirtilen şartlarda ve sürede tamamlayarak müvekkili şirkete teslim etmeyi davalı şirketin kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşme toplam bedeli 493.210.00+KDV olarak belirlendiğini ve davalı şirkete ödediğini, çiftçilik faaliyetinin gelişimini amaçlayan yüksek plastik tünel yapım projesi kapsamında taraflar arasında akdedilmiş bulunan 21.09.2018 tarihli sözleşme gereğince yaptığı hatalı ve ayıplı imalatların düzeltilmesine ilişkin ihtar gereği de muhatap tarafından yerine getirilmediğini, yapılan imalatlardaki yapısal sorunların ve ayıplı imalatların giderilmesi için gerekli tadilat, onarım ve güçlendirme imalat masraflarının da davalı şirketin sorumluluğunda olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan hatalı imalat ve ayıplı işler nedeniyle; imalatlardaki yapısal sorunlar sonunda gerek tadilat, onarım ve güçlendirme nedeniyle oluşan zararlar ile bitkilerde meydana gelen zararlarla ilgili fazlaya ilişkin hakları ve HMK gereği taleplerini artırma hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 50.000,00-TL nin dava tarihinden itibaren ticari reeskont avans faizi ile davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı şirkete tahmiline karar verilmesi talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; Müvekkili şirkete karşı açılan işbu davada iddia edilen hususlar gerçekleri yansıtmadığını, haksız ve asılsız iddialar içerdiğini, süresi içinde ayıp ihbarında bulunulmadığından davacının ileri sürdüğü iddialara itibar edilemeyeceğini, davaya konu edilen ayıp iddialarından; sera örtülerine ilişkin ayıp iddiaları davacının hatalı kullanımlarından kaynaklanmakta olup paslanma ve renk kayıplarına ilişkin iddiaları ise davacının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini gereği gibi ifa etmemesinden ve bu süreçte kusurlu hareket etmesinden kaynaklandığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eki proje hususunda taraflarca mutabık kalındığını, ölçüleri belirlendiğini, karşı taraf arazinin tesviyesini tamamlayıp müvekkili şirkete teslim etmesi gerekirken araziyi engebeli halde bıraktığını, davacı tarafın paslanma ve renk kayıpları iddialarına yönelik durum müvekkili şirketten kaynaklanmadığını, karşı taraf arazi tesviyesi işlemini düzgün yapmadığı gibi arazi içinde çıkan su kaynağı için de yapılması gereken işleri gerektiği gibi yapmadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca sözleşme konusu işin gereği olan ve davacı tarafça yapılması/yaptırılması gerekli elektrik tesisatı ve elektrik panosu işleri yapılmadığından, sözleşme ile müvekkili şirket üzerine düşen yükümlülüklerin yerine getirilmesi güçleştirilmiş olmasına karşın müvekkili şirket, araziyi teslim almasından itibaren işin yarım kalması iş prensiplerine uymadığı için işe ara vermeden işin tamamlanması için gereken üstün gayreti iş boyunca sürdürdürdüğünü, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporuna karşı itiraz edildiğini belirterek, haksız davanın reddine yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 10.11.2022 tarih ve 2020/518 Esas, 2022/875 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; bilirkişi heyetince yapılan tespit ve değerlendirmeler ve toplanan delillere göre; tarafların birbirlerine göndermiş olduğu ihtarnameler de dikkate alındığında; malzemelerin seçimi, beğenilmesi, kesitlerin ve proje boyaları ile diğer diyagonal bağlantı elemanlarının özellikleri ve projeye göre aralıklarla yapılmasından kaynaklı ayıplardan davalının bir sorumluğunun bulunmadığı ancak davalının işi terk ettiği tarihinin 06/07/2019 olduğu, davacı tarafça ayıp ihtarının 23/12/2019 tarihinde yapıldığı dikkate alındığında aradan geçen süre nazara alındığında TBK'nın eserdeki ayıba ilişkin ilgili maddesi de dikkate alındığında açık ayıba ilişkin makul süresinin geçtiği, ancak teslim sonrasında oluşan kolan ve bağlantılarındaki burkulmalardan bir hassa malzemenin mukavemete dayanmaması konusunda ve sera malzemesinin yırtılmasından (gerekli eşit gerginlikte olmayışı nedeniyle) ve galvenizli malzemede renk atımından (malzemenin galvenize kaplamanın yeterli kalınlıkta olmayışından) davalının gizli ayıp kapsamında sorumlu olduğu, eserdeki bu hususların gizli ayıp olarak nitelendirilmesi gerektiği, bu ayıplardan dolayı zararın bu ayıpların giderilmesine yönelik yapılması gereken yapısal tadilat onarım ve yeni imalat ve işçilik bedeli olmak üzere gizli ayıptan kaynaklı toplam bedelin 59.000-TL olduğu, davacı tarafça imalatlardaki yapısal sorunlar nedeniyle gerek tadilat, onarım ve güçlendirme nedeniyle oluşan zararların ve gerekse yapısal sorunlar nedeniyle bitkilerde meydana gelen zararların fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak talep edildiği, eserdeki gizli ayıp nedeniyle seradaki tadilat, onarım nedeniyle oluşan ve davalının sorumlu olduğu bedelin 59.000-TL olduğu, eserdeki gizli ayıptan davalının sözleşme nedeniyle ve ayrıca garanti kapsamında sorumlu olduğu, davacı tarafça her ne kadar bitkilerde de meydana gelen zararlar nedeniyle tazminat talep edilmiş ise de; davalının yapmış olduğu ayıplı imalatlar nedeniyle bitkilerde oluşan zarar arasında bir illiyet bağının kurulamadığı, bu nedenle davacının iddia etmiş olduğu seradaki bitkilerde oluşan zarardan davalının sorumlu olmadığı, davalının sözleşme kapsamında işi tamamlayıp davacıya teslim ettiği, ancak eserde gizli ayıpların bulunduğu, gizli ayıp nedeniyle davalının 59.000-TL'den sorumlu olduğu, davacı tarafça 50.000-TL'nin talep edildiği bu nedenle davanın kabulüne," dair karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 01.02.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; yerel mahkemenin karara esas alınan bilirkişi raporlarındaki "Tadilat, onarım ve güçlendirme nedeniyle oluşan zararların tespiti: Gizli Ayıp niteliğindeki ayıpların davalı tarafça yerine getirilmediği ve halen de ayıpların bir kısmının görüldüğü, tespit raporundaki ayıp giderimleri (59.000,00-TL) isabetli bulunmuştur. " şeklindeki tespitler gibi talepleri gereği karar verilmesinin yerinde olduğunu, bilirkişi raporundaki gerekçe ile bu talepleri kabul etmemesi ayrıca toplam zararın 139.887,20-TL iken 59.000,00-TL zarar miktarını kabul etmesinin hatalı olduğunu, davalı tarafın bila tarihli istinaf dilekçesindeki iddiaları fiili ve hukuki duruma aykırı olduğundan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, açıklanan ve kamu düzenine ilişkin hususların resen dikkate alınması talebi ile müvekkili şirket aleyhine verilen kararın ortadan kaldırılmasına, davalı şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili tarafından verilen 31.03.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Davacının her neden ve nasılsa ilk yağmurların başladığı tarihlerde değil, seda yapısına müdahale etmek üzere müvekkillerden malzeme aldıktan hemen sonra müvekkiline sözde ayıp bildirimde bulunduğunu, davacının ayıp ihbarı olarak düzenlediği ihtarname tarihinin 23.12.2019, davacının müvekkilden satın aldığı malzemelere ait fatura tarihinin 05.12.2019, seranın bulunduğu bölgede sera içinde akıntıya sebep olacak yağmurun başladığı tarihin ise 13.09.2019 tarihli olup davacıların iddiaları açık ayıp niteliğinde olduğunu, davacının ileri sürdüğü ayıp iddialarının proje aşamasındaki davacının ihmalleri ile davacı tarafından yapılan hatalı müdahaleler sonucu oluşan sonuçlar olduğunu, taraflar arasında akdedilen iş anahtar teslim iş değil, elektrik tesisatı hariç sera kurulumu işi olmasına rağmen davacı tarafın tam kapsamlı garanti beklediğini, teknik hususlara ilişkin olarak belirttikleri hususların bilirkişiler tarafından göz ardı edildiğini, yerel mahkemece itiraz ve iddiaları dikkate alınmadığını, bilirkişilerin yeterliliğinin de sorgulanmadığını, projede ve sözleşmede kararlaştırılan yapının daha güçlü olması için yapılan ve müvekkili tarafından davacıya yansıtılmayan güçlendirmeler hakkında bir hesaplamanın da yapılmadığını, itirazları değerlendirilmeksizin daha önce yokluklarında yapılan tespit raporları üzerinden hazırlanan bilirkişi raporlarının aynı raporun tekrarından ibaret olduğunu, davacının elektrik tesisatını kendisi yaptığını, davacının kendi kusurundan kaynaklanan sonuçları sözde ayıp ihbarlarını sera yapısına müdahale ettikten kısa bir sonra ileri sürdüğünü, kendi lehine delil oluşturmak amacıyla müvekkilinin yokluğunda ve mevcut durumun çarpıtılarak Urla Sulh Hukuk Mahkemesi 2020/5 D.İş sayılı dosyası ile bir rapor düzenlenmesinin sağlandığını, hatalı düzenlenen rapora karşı tarafları tarafından itiraz edildiğini ancak bilirkişi kök ve ek raporlarında bu itirazları dikkate almadan hatalı tespitleri zincirleme olarak devam ettiğini belirterek öncelikte tehiri icra taleplerinin kabulüne, savunma ve itirazları hakkında yeterli delil toplanmaksızın ve irdelenme yapılmaksızın savunma hakları kısıtlanarak usul ve yasaya aykırı şekilde verilen yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, ayıp ihbar süreleri ile garanti şartlarına uyulmadığından davanın reddine karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bilindiği üzere eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. Eldeki davada uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 474- 478. maddeleri ayıplı işler hakkında uygulanır. Bu maddelerde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dahi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir. Somut olayda, taraflar arasında 21/09/2018 tarihinde "uygulama sözleşmesi" başlıklı eser sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili, davalının sözleşme ile üstlendiği işi ayıplı olarak yaptığı iddiasına dayalı olarak zararın tazmini istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, sözleşmeye uygun şekilde işin yapıldığını, ayıpların davacının kusuru ile meydana geldiğini, ayıp ihbarının yapılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Eser sözleşmesinde, işin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla yükümlüdür. Sadakat borcu gereği ise, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması gerekir. Dosya kapsamında alınan 1 tespit raporu ve Mahkemece aldırılan 1 bilirkişi heyet raporu ile ek rapor bulunmakta olup, bilirkişi raporlarında, teslim sonrasında oluşan ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Gizli ayıp , basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. Davacı iş sahibi tarafından eldeki dava açılmadan önce makul sürede, davalıya ayıplara ilişkin ihtarname gönderildiği ve delil tespiti yaptırıldığı, delil tespiti sonrasında eldeki davanın açılmış olduğu anlaşıldığından ayıp ihbarının süresinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi dava dilekçesinde "davalı şirket tarafından yapılan hatalı imalat ve ayıplı işler nedeniyle; imalatlardaki yapısal sorunlar sonunda gerek tadilat, onarım ve güçlendirme nedeniyle oluşan zararlar ile bitkilerde meydana gelen zararlarla ilgili fazlaya ilişkin hakları ve HMK gereği taleplerini artırma hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 50.000,00-TL nin dava tarihinden itibaren ticari reeskont avans faizi ile davalı şirketten tahsili" isteminde bulunmuş ise de talep sonucu açık değildir. 6100 sayılı HMK. 31. maddesi uyarınca davacının her bir maddi tazminat kalemi yönünden talepte bulunduğu miktarı ayrı ayrı göstermesi için makul bir süre verilmeli, Türk Borçlar Kanunu 475. maddesinde düzenlenen "iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteyebileceğine" ilişkin hüküm de dikkate alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜ ile, 2-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.11.2022 tarih ve 2020/518 Esas, 2022/875 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yatırılan 179,90-TL istinaf peşin karar harcının istek halinde yatırana ilk derece mahkemesince geri verilmesine, 6-Davacı tarafından yatırılan 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Davalı vekili tarafından yatırılan (673,97+179,90) 853,87-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 8-Davalı vekili tarafından yatırılan 492,00-TL istinaf peşin karar harcının istek halinde yatırana ilk derece mahkemesince geri verilmesine, 9-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 09.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.