İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili banka arasında, 10.05.2017 tarihinde, 03.06.2017 ile 03.06.2019 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Maaş Ödemeleri Protokolü imzalandığını, davalı tarafın protokolün yürürlüğünü süresinden önce fiilen durdurmakla protoko…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2025/1390 KARAR NO : 2025/1605 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/06/2025 NUMARASI : 2024/601 E. - 2025/469 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili banka arasında, 10.05.2017 tarihinde, 03.06.2017 ile 03.06.2019 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Maaş Ödemeleri Protokolü imzalandığını, davalı tarafın protokolün yürürlüğünü süresinden önce fiilen durdurmakla protokolü ihlal ettiğini, davalının da aralarında bulunduğu protokol taraflarının protokole aykırı davranışları nedeniyle Protokolün 3.2. Maddesi uyarınca kıstelyevm olarak hesaplanan 140.288,26 -TL. promosyon tutarı alacağı doğduğunu, alacaklarını tahsil edememeleri üzerine İstanbul 1.İcra Müdürlüğü'nün 2021/21640 Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalının itirazı ile takibin durduğunu, takibe yapılan itirazın haksız olduğunu, bu durumun bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, bu nedenlerle davalının itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı üzerine bırakılmasına dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmadığı tespit edilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi 2024/601 esas, 2025/469 karar sayılı, 25/06/2025 tarihli kararı ile; "Mahkememizin 12/03/2025 tarihli davacı vekilinin hazır bulunudğu celsede; " Dosyanın, ... Bankası tarafından gönderilen CD de incelenerek sözleşme kapsamında yapılan maaş promosyonu ödemesinin talep edilip edilmeyeceği hususlarında tüm dosya kapsamı değerlendirilerek rapor hazırlanması için Bankacılık alanında uzman bilirkişiye tevdiine, bilirkişi için 7.000,00 TL ücret takdirine, ücretin davacı yanca 2 haftalık kesin süre içerisinde karşılanmasına, verilen kesin süre içerisinde masraf yatırılmadığı taktirde bilirkişi incelemesinden vazgeçileceğinin ve dosyanın mevcut delil durumuna göre değerlendirileceğinin ihtarına (ihtarat yapıldı ) " şeklinde ara karar tesis edilmiştir. Somut olayda, verilen ihtaratlı kesin süreye rağmen davacı vekilince bilirkişi ücreti yatırılmadığından dosya bilirkişiye tevdi edilememiş ve inceleme yapılamadığı görülmüştür. Davacı tarafça dava dilekçesinde ki iddialarla ilgili bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği bu nedenle davacının iddialarını ispatlanamadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın REDDİNE" karar vermiştir. İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dosyasındaki deliller ve hukukun genel ilkeleri kapsamında mevcut delillerle davanın haklılığı ispat edilmişken delil avansı yatırılmamasından bahisle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının da aralarında bulunduğu maaş ödemeleri protokolünün her ay minimum 1900 personele maaş ödemesi yapmayı taahhüt ettiğini, bu taahhüt karşılığı davalıya 335.526,32 TL promosyon ödediğini, davalının da aralarında bulunduğu protokol tarafları 1900 personelden daha az bir personele ödeme yaparsa müvekkili bankaya promosyon iadesi yapacağını, davalı şirketçe maaş ödenen personel sayısının protokole uygun gerçekleşmediğini, protokolün davalı şirket tarafından ihlal edildiğini, davalı şirketin protokol süresince anlaşılan kişi sayısını sağlayamaması nedeniyle ödenen promosyon tutarının kıstelyevm olarak hesaplanan miktarını müvekkili bankaya iade etmekle yükümlü olduğunu ve dosya üzerinden de hakim incelemesiyle basit bir hesaplamayla müvekkili bankanın fesih kaynaklı alacaklarını talep hakkı bulunduğunu, dava konusu protokol kapsamında promosyon bedelinin ödendiği, davalı tarafın protokol kapsamındaki ödemeleri durdurduğu ve promosyon iadesi hesaplaması yönünde herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, mezkur davada çözülmesi gereken uyuşmazlığın fesih halinde promosyon iadesi ve cezai şart talep edilemeyeceği olup söz konusu çözümün teknik bir uzmanlık gerektirmekte olduğunu, uzmanlığın çözümü için bilirkişi incelemesi gerekmemesine rağmen delil avansı yatırılmadığından bahisle davanın ispatlanamaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, yatırılmadığı belirtilen delil avansının duruşmada yeterli açıklık ve detay açıklanmadan verildiğini, delil avansına yönelik ara karar tebligatı yapılmadığını, Yargıtay içtihatları gereği yeterli açıklıkta ihtar içermeyen delil avansına yönelik kararların hüküm doğurmayacağını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır. GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; İİK'nın 67. maddesi kapsamında itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından, ihtaratlı kesin süreye rağmen davacı vekilince bilirkişi ücreti yatırılmadığından dosyanın bilirkişiye tevdi edilemediği ve inceleme yapılamadığı, bu nedenle davacı iddialarının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından; davalı şirketin protokol süresince anlaşılan kişi sayısını sağlayamaması nedeniyle ödenen promosyon tutarının kıstelyevm olarak hesaplanan miktarını iade etmesinin gerektiği, çözülmesi gereken uyuşmazlığın fesih halinde promosyon iadesi ve cezai şart talebi olup söz konusu çözümün teknik bir uzmanlık gerektirmediği, hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenmesinin gerektiği, bununla birlikte yatırılmadığı belirtilen delil avansının, duruşmada yeterli açıklık ve detay açıklanmadan verildiği ve delil avansına yönelik ara karar tebligatının yapılmadığı iddiaları kapsamında istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. Somut olaya tatbiki gereken HMK'nın ''Kesin süre'' başlıklı 94. maddesi; ''(1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.'' şeklinde ''Delil ikamesi için avans'' başlıklı HMK'nın 324. maddesi; ''(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.'' şeklinde düzenlenmiş olup Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/9-651 esas, 2014/202 karar sayılı ve 05.03.2014 tarihli ilamında; "...6100 sayılı HMK'nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere YHGK’nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249; 12.12.2012 gün ve 2012/9-1200 E. 2012/1216 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir..." tespitlerine varıldığı görülmektedir. Anılı kanuni düzenleme ve içtihatlar ışığında somut olaya bakıldığında; ilk derece mahkemesinin davacı vekilinin de hazır bulunduğu 12/03/2025 tarihli celsede; ''... Bankası tarafından gönderilen CD' de incelenerek sözleşme kapsamında yapılan maaş promosyonu ödemesinin talep edilip edilmeyeceği hususlarında tüm dosya kapsamı değerlendirilerek rapor hazırlanması için dosyanın Bankacılık alanında uzman bilirkişiye tevdiine, bilirkişi için 7.000,00TL ücret takdirine, ücretin davacı yanca 2 haftalık kesin süre içerisinde karşılanmasına, verilen kesin süre içerisinde masraf yatırılmadığı taktirde bilirkişi incelemesinden vazgeçileceğinin ve dosyanın mevcut delil durumuna göre değerlendirileceğinin ihtarına (ihtarat yapıldı) " şeklinde ara karar tesis edildiği, dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayanıldığı, HMK'nın 94/2. maddesinde düzenlendiği şekilde, kesin sürenin usulüne uygun olarak verilmiş olması için tayin edilen kesin süreye konu işlemin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklanması ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarının tutanağa geçirilerek ihtar edilmesinin gerektiği, nitekim Mahkemece duruşma ara kararı kapsamında gerekli ihtarın davacı vekilinin hazır olduğu celsede yapıldığı, kesin süreye konu işlemin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklandığı, verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olduğu, ancak davacı vekili tarafından delil avansı yatırılmadığı gibi eski hale getirme isteminin de bulunmadığı, HMK'nın 94/3. maddesine göre süreye uyulmamasının yasal sonucu olarak işlemin yapılamayacağının açıkça düzenlendiği, bu nedenlerle davacı vekilinin kesin sürenin usulüne uygun olmadığına yönelik istinaf başvurusunun yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca delil avansı yatırılmamakla bilirkişi raporunun alınamadığı, dosyadaki mevcut delil durumuna göre davacının promosyon iadesi ve cezai şart istemine yönelik iddiaları hukuki bilginin dışında teknik bilgi kapsamında banka kayıtlarının incelenmesini gerektirmekle davacının davasını ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/06/2025 tarih ve 2024/601 E., 2025/469 K. sayılı kararına karşı, davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025