T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/55 KARAR NO : 2026/196 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/1007 KARAR NO : 2025/1020 DAVA TARİHİ : 27.11.2024 KARAR TARİHİ : 14.11.2025 DAVA : Sözleşmenin Fesih ve Tasfiyesinin Gerektiğinin Tespiti KARAR TARİHİ : 12.02.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 13.02.2026 İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.11.2025 tar…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/55 KARAR NO : 2026/196 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/1007 KARAR NO : 2025/1020 DAVA TARİHİ : 27.11.2024 KARAR TARİHİ : 14.11.2025 DAVA : Sözleşmenin Fesih ve Tasfiyesinin Gerektiğinin Tespiti KARAR TARİHİ : 12.02.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 13.02.2026 İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.11.2025 tarih ve 2024/1007 Esas, 2025/1020 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı şirketin alt yüklenici seçimi için 4734 sayılı Kamu İhale Mevzuatına göre açık ihale usulü ile ihale edilen "... Kuzey 1. Bölgedeki... Köy ve Mahallelerinde Parke ve Bordür Döşenmesi" işinde müvekkili şirketin iş ortaklığı şeklinde ihaleyi kazandığını, 16/05/2022 tarihinde 26.180.900,00-TL tutarlı sözleşmenin imzalandığını, 17/05/2022 tarihinde yer tesliminin yapılarak müvekkili tarafından işe başlandığını, sözleşmeye göre iş bitim tarihinin 11/05/2023 olduğunu, yüklenilen işin birim fiyatlı iş olduğunu, davalı tarafından iş emirlerinin verilerek müvekkilinin yollara parke ve bordür döşemesi ve her ay döşenen parke ve bordür kadar hakedişler yapılarak işin 1 yıl içerisinde tamamlanmasının öngörüldüğünü ancak davalının müvekkiline yeterli iş emrini vermediğini, asıl işveren olan.....'nden gönderilen iş emirlerinin yeterli olmaması nedeniyle sürekli şekilde süre uzatımları vererek sözleşme süresini uzattığını, geçen zaman içinde malzeme ve işçilik maliyetlerindeki fahiş artış nedeniyle müvekkilinin teklif ettiği sözleşme fiyatlarıyla işi yapmasının imkansız hale geldiğini, davalı ile imzalanan sözleşmedeki işlerin davalının kusuru sebebiyle tamamlanamadığını, toplam 553 gün süre uzatımı verildiğini, son hakedişe göre gerçekleşen iş tutarının 12.572.071,65 TL olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede iş bitim süresi 360 gün olmasına rağmen bitim tarihinden bu yana 925 gün geçtiğini belirterek, idarece sözleşmenin tek taraflı feshine gidilerek müvekkilinin mağdur edilmesi kuvvetle muhtemel olduğundan ve telafisi imkansız zararlar doğuracağından davalı tarafından sözleşmenin tek taraflı feshedilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, açtıkları davanın kabulüyle, taraflar arasındaki 16/05/2022 tarihli sözleşmenin feshinin ve tasfiyesinin gerektiğinin tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; davaya konu sözleşme kapsamında iş yeri tesliminin 17/05/2022 tarihinde yapıldığını, işin süresinin bu tarihten itibaren 360 gün olarak belirlendiğini, davacı iş ortaklığına değişik tarihlerde süre uzatımlarının verildiğini, toplam işin sözleşmeye göre 12.572.071,65-TL tutarının ve işin % 48,02'sinin gerçekleştirildiğini, Bornova 6. Noterliği'nin 12/08/2024 tarihli 10290 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı tarafça geçici kabulün yapılarak teminatların iadesi suretiyle sözleşmenin feshine ve tasfiyeye gidilmesinin istendiğini, bu isteğin mevzuata ve sözleşmeye aykırı olduğunu, sözleşmenin feshine ilişkin teklifin müvekkili tarafından kabul edilmediğini, sözleşmenin tasfiyesinin istenmesinin de dayanaksız ve haksız olduğunu, soyut olarak bir olayın mücbir sebep oluşturmasının mümkün olmadığını, somut olayda mücbir sebebin bulunmadığını, eldeki uyuşmazlıkta uzun süreli bir sözleşmenin bulunmadığını, basiretli bir tacir olarak davacı iş ortaklığının sözleşmenin kurulması ile birlikte malzemesini temin ederek kullanıma hazır hale getirmesi ve böylece işin gecikmesi ve maliyet artışlarının gerçekleşmesi ihtimalinin önüne geçmesi gerektiğini, olayda bu durumun söz konusu olmadığını, sözleşmede değişen koşullara göre mevzuat çerçevesinde fiyat farkına ilişkin esasların uygulanabileceğinin kabul edildiğini, davacı iş ortaklığının aczinin de söz konusu olmadığını, davacı taraftan kaynaklanan sebeplerle işin tamamlanamadığını belirterek, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 14.11.2025 tarih ve 2024/1007 Esas, 2025/1020 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Tüm dosya içeriğine göre; davalı tarafça yapılan ihale sonucunda taraflar arasında "... Kuzey 1. Bölgedeki ... Köy ve Mahallelerinde Parke ve Bordür Döşenmesi" işi ile ilgili olarak 16/05/2022 tarihli 26.180.900,00 TL bedelli sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme, niteliği gereği her iki tarafa da borç yükleyen eser sözleşmesidir. Sözleşmede işin bitim tarihi 11/05/2023 olarak kararlaştırılmıştır. Davacı taraf "asıl işveren ... tarafından verilen iş emirlerinin yeterli olmaması sebebiyle sürekli süre uzatımlarının verildiğini, davalının kusuru sebebiyle işin tamamlanamadığını, geçen zaman içinde malzeme ve işçilik maliyetlerindeki fahiş artış sebebiyle müvekkilinin, teklif ettiği sözleşme fiyatlarıyla işi yapmasının imkansız hale geldiğini" ileri sürerek, sözleşmenin feshi ve tasfiyesinin gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Yani eldeki davada bir alacak isteğinde bulunmayan davacı taraf buna ilişkin haklarını saklı tutmuş, bu hususu da dilekçesinde açık bir şekilde belirtmiştir. Sözleşmenin feshinin bazı koşullara bağlı tutulduğu istisnalar dışında, sözleşmeden dönme (fesih), herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın ileri sürülebilen, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan, karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuran, karşı tarafa ulaştıktan sonra tek taraflı geri alınması mümkün bulunmayan bozucu yenilik doğuran tek taraflı irade beyanıdır. Nakit bedel karşılığı eser sözleşmeleri yönünden ise sınırlayıcı istisnai bir kural bulunmadığından mahkeme kararına gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeden dönülmesi mümkündür. Hukuk Genel Kurulu'nun 08/11/2006 tarihli 2006/15-702 Esas ve 2006/691 Karar sayılı kararında da bedel karşılığı eser sözleşmesinden dönme için tek taraflı irade beyanının yeterli olduğu benimsenmiştir. Durum böyle olunca; davacının sözleşmenin feshini ve tasfiyesini mahkememizden istemesinde ve eldeki davayı açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1413 Esas ve 2024/2393 Karar sayılı kararı ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2023/37 Esas ve 2025/1144 Karar sayılı kararı da bu yöndedir. 6100 sayılı HMK’nın 114/1-h maddesi gereğince “davanın açılmasında hukuki yararın bulunması” dava şartlarından olup, olayda sözleşmenin feshinin ve tasfiyesinin gerektiğinin mahkememizce tespitinde davacının hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından, davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, " dair karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacılar vekili tarafından verilen 03.01.2025 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Davaya konu işin ve sözleşmenin niteliğinden bahsedilebileceğini, davalı..... Şirketi tarafından Alt Yüklenici seçimi için 4734 sayılı Kamu İhale Mevzuatına göre açık ihale usulü ile ihale edilen "... Kuzey 1. Bölgedeki ... Köy ve Mahallelerinde Parke ve Bordür Döşenmesi İşi"nde müvekkili şirket iş ortaklığı şeklinde ihaleyi kazandığını ve 16.05.2022 tarihinde 26.180.900.00-TL tutarlı sözleşme imzalandığını, 17.05.2022 tarihinde yer teslimi yapılarak müvekkili tarafından işe başlandığını, sözleşmeye göre iş bitim tarihinin 11/05/2023 olduğunu, müvekkilin yollara parke ve bordür döşemesi ve her ay döşenen parke ve bordür kadar hakedişler yapılarak işin 1 yıl içerisinde tamamlanmasının öngörüldüğünü, davalı yanın müvekkiline yeterli iş emri vermediğini, yıllarca beklettiğini, davalı yanın asıl işvereni olarak......nden gönderilen iş emirlerinin yeterli olmaması nedeniyle sürekli şekilde süre uzatımları vermek sureti ile sözleşme süresini uzattığını, geçen zaman içinde malzeme ve işçilik lojistik ve şantiye maliyetlerindeki fahiş artış nedeni ile müvekkilinin teklif ettiği sözleşme fiyatlarıyla işi yapmasının imkansız hale geldiğini, davalı ile imzalanan sözleşmedeki işlerin davalının kusuru sebebiyle tamamlanamadığını, değişen enflasyon şartları karşısında müvekkilinin bu işi tamamlaması durumunda oldukça zarar edeceğini, yerel mahkeme tarafından davanın hukuki yarar yokluğundan reddedildiğini ancak bu karara katılmadıklarını, hukuki yararın olduğunu, davalı idareden yazılı olarak sözleşmenin feshedilmesi ve işin tasfiyesinin istendiğini, teminatların yenilenmesi, idare elamanlarına araç temini, işveren dosyasının açık kalması işçi maliyetleri, lojistik ve şantiye masrafları gibi malzeme ve imalat giderleri dışında birçok görünmeyen gizli maliyetler doğurduğunu, davada haklı nedenle sözleşmenin feshinin ve işin tasfiyesinin gerektiğinin tespiti istenmişse de dava konusunun taraflarınca feshedilmek istenen bu sözleşmedeki haklı fesih olgusunun tespiti olduğunu, gerek sözleşmenin kendisi gerekse kamu ihale mevzuatı bu konuda tarafımıza fesih yetkisi vermediğini, yerel mahkeme'nin işin esasına hiç girmeden hukuki yarar yokluğu yönündeki hatalı tespitinin müvekkillerinin uzun bir süre daha mağduriyete sürüklediğini, yargılama içerisinde bilirkişiden rapor alındığını, raporda işin devamının yükleniciden beklenemeyeceğinin tespit edildiğini, işin temelini oluşturan parke taşı fiyatının taraflar arasındaki sözleşmenin kurulmasından bu yana 17 kat arttığını, sözleşme tarihinde 20,60 TL olan parke taşı m² fiyatı dava tarihinde dahi 310,00 TL iken, halihazırda metrekare fiyatı 350,00 TL'yi bulduğunu, bu hususlar fiyat farkı ile karşılanabilecek zararlar olmadığını, gerek görülmesi halinde yargılamada bu husus üzerinde de durularak gerçekten de yüklenicinin işi yürütmesi ve sözleşmenin devamının fiyat farkları ile yürütüp yürütemeyeceği, fiyat farklarının piyasadaki gerçek farklara ve gerçek zam ve maliyetlere uygun düşüp düşmediği de yargılama ile ortaya çıkabilecek hususlar olduğunu, mahkemenin davayı hukuki yarar yokluğu nedeni görmekten kaçınmasının son derece isabetsiz ve hatalı bir karar olduğunu belirterek, yerel mahkeme tarafından hiçbir incelemeye tabi tutulmadan TBK hükümlerine göre yapılmış hatalı bir değerlendirme ile reddine karar verilmiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını, yerel mahkeme kararının istinaf talepleri doğrultusunda kaldırılmasına, yapılacak inceleme sonucunda haklı davanın kabulüne karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır: Dava, taraflar arasındaki 16/05/2022 tarihli sözleşmenin feshinin ve tasfiyesinin gerektiğinin tespiti istemi ile açılmıştır. İlk derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad.114/1-h, 115) (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02.04.2003 Tarih 2003/1-256 E., 2003/269 K.). Yasalarda sözleşmenin feshinin bazı koşullara bağlı tutulduğu istisnalar dışında, sözleşmeden dönme (fesih), mahkeme kararına gerek olmaksızın ileri sürülebilen, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan, karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuran, karşı tarafa ulaştıktan sonra tek taraflı geri alınması mümkün bulunmayan bozucu yenilik doğuran tek taraflı irade beyanıdır. Genel kural bu olsa da kat karşılığı inşaat sözleşmesi, kira sözleşmesi, iş sözleşmesi gibi bazı sözleşmeler yönünden yasalarda öngörülen sınırlayıcı kurallardan doğan istisnalar da mevcuttur. Nakit bedel karşılığı eser sözleşmeleri yönünden ise sınırlayıcı istisnai bir kural bulunmadığından mahkeme kararına gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeden dönme mümkündür. Hukuk Genel Kurulu'nun 08.11.2006 tarih 2006/15-702 Esas, 2006/691 Karar sayılı kararı ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 04.06.1998 tarih 1998/513 Esas, 1998/2377 Karar sayılı kararında da bedel karşılığı eser sözleşmesinden dönme için tek taraflı irade beyanının yeterli olduğu benimsenmiştir. Tek taraflı irade beyanı ile dönme (fesih) mümkün olmakla birlikte, sözleşmeyi haksız ya da kusuruyla fesheden taraf, fesih bildiriminin sonuçlarına da katlanmak durumundadır. Fesih sonucu zarara uğrayan kimse koşulları mevcutsa haksız fesih sebebiyle uğradığı zararlarının tazminini isteyebilir. Bu suretle fesih ile sona eren sözleşme nedeniyle hiç kimsenin sona eren sözleşme ile bağlı kalmaya zorlanamayacağından feshin iptaline karar verilemez. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 02.07.2024 tarih, 2023/1413 esas ve 2024/2393 karar sayılı ilamı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 11.11.2025 tarih, 2025/1735 esas ve 2025/3823 karar sayılı ilamı) Somut olayda; taraflar arasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu, ".... Kuzey 1. Bölgedeki... Köy ve Mahallelerinde Parke ve Bordür Döşenmesi" işine ilişkin 16/05/2022 tarihinde sözleşme imzalandığı anlaşılmaktadır. Davacı yüklenici, sözleşmenin devamının kendisi açısından çekilmez hale geldiğini belirterek sözleşmenin feshinin ve tasfiyesinin gerektiğinin tespiti istemi ile eldeki davayı açmıştır. Gerek yüklenici, gerekse iş sahibi tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeyi feshedebilir, yüklenicinin sözleşmenin feshinin ve tasfiyesinin gerektiğinin tespiti şeklinde dava açması mümkün değildir ve böyle bir dava açmasında hukuki yarar da bulunmamaktadır. Bu nedenle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin aksi yöne değinen istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.11.2025 tarih ve 2024/1007 Esas, 2025/1020 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40-TL harcın mahsubu ile kalan 116,60-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı..... tarafından yatırılan 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361(1) maddesi gereğince, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi..