T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1064 KARAR NO : 2026/405 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/440 KARAR NO : 2023/268 DAVA TARİHİ : 06/04/2018 KARAR TARİHİ : 04/04/2023 DAVA : Maddi Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.03.2026 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.04.2023 tarih ve…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1064 KARAR NO : 2026/405 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/440 KARAR NO : 2023/268 DAVA TARİHİ : 06/04/2018 KARAR TARİHİ : 04/04/2023 DAVA : Maddi Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.03.2026 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.04.2023 tarih ve 2021/440 Esas, 2023/268 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin tarım makinelerinin yedek parçalarının alım-satımı ithalatı ve yurtiçi firmalara fason üretimini yaptırarak satışı üzerine faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin aynı zamanda bu makinelerin alım-satım işleri ve bu tür alışverişlerde simsarlık hizmeti veren gerçek kişi bir tacir olduğunu, pamuk toplama makinelerinde toplanan pamuğun makineden ayrılması - sıyırma işine yarayan teknik olarak Doffer adı verilen bir parçadan 4.150 adet alüminyum gövdeyi dava dışı .... Şti.ne imal ettirdiğini, Doffer parçalarının üretiminde müvekkiline ait kalıplar kullanıldığını, müvekkiline ait 4.150 adet Doffer kalıplar kullanılmak sureti ile imalat işi için müvekkili davacı, dava dışı üçüncü kişi ...Şti.ne 22.036,50-TL. ödeme yaptığını, müvekkilinin .... Şti.ne dökümünü yaptırdığı 4.150 adet alüminyum gövdenin, döküm sonrası gerekli ölçüye getirme işlemlerini (CNC torna işçiliğini) davalı firmaya yaptırdığını, her bir doffer için 0,55-TL birim fiyat üzerinden davalı firmanın 4.145 adet olarak müvekkiline torna işçiliği faturası tanzim ettiğini, müvekkilinin 4.150 adet alüminyum parçayı dava dışı üçüncü kişi ...Şti.ne (gövde+işleme maliyeti olan) 24.729,85-TL. bedelle satışını yaptığını, ...Şti. nin kauçuk kaplama işini yaptığı parçalardan 2.500 adetini birim fiyatı 17 TL den olmak üzere KDV dahil toplam 45.900-TL. bedel ile (alüminyum gövde maliyeti içinde) müvekkiline geri sattığını, müvekkilinin ...Şti.nden plastik kaplandıktan sonra tekrar satın aldığı 2.500 adet "Doffer" isimli pamuk toplama makinesine ait sıyırıcı parçalarını, birim fiyatı 27-TL. olmak üzere toplam 74.250-TL.sına ....'a (....-... ..yetkili servisi) sattığını, ... isimli gerçek kişi tacirin; 21.11.2017 tarihinde kusurlu imalat nedeni ile müvekkili davacıya iade faturası kestiğini belirterek davalı firmanın sebep olduğu zararın giderilmesi için şimdilik 10.000-TL.maddi tazminat alacaklarının 20.10.2017 tarihinden bu yana işleyen avans faizi bedeli ile birlikte tahsil edilmesine, yargılama giderlerinin davacı karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Davanın müvekkiline karşı değil kauçukçuya karşı açılması gerektiğini, davacının kauçukçuyla ayrı bir satım sözleşmesi yaptığını, müvekkili firmayla yalnızca işçilik anlaşması yaptıklarını, davacı tarafın....(....)in itirazını müvekkili şirkete değil, kendisine malları satan kauçuk firmasına iletmesi gerektiğini, davacının müvekkili şirkete bıraktığı numunenin aliminyum kalitesinin ölçülmesi amacı ile ....Şti'ne 03/05/2018 tarihinde analiz yaptırıldığını belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 04.04.2023 tarih ve 2021/440 Esas, 2023/268 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davacı yanın tarım makinelerinin yedek parçalarının alım-satımı, ithalat ve imalat yapan bir firma olduğu, pamuk toplama makinelerinde kullanılan ve pamuğun makineden ayrılması/sıyrılmasına yarayan doffer olarak adlandırılan ürünlerin davacı kalıplarını kullanarak alüminyum gövdesinin imalatına yönelik dava dışı .... isimli şirket ile anlaşılmasından sonra 4.150 adet ürünün adı geçene imal ettirildiği, bu işlem ile alakalı olarak davacı tarafça 22.036,50 TL tutarında fatura karşılığı ödeme yapıldığı, ürünlerin dökümüne yarayan kalıplarda üretime dair bir hata olmadığı gibi kazandırılan ek rapor ile de anlaşıldığı üzere kalıpların döküm hatasına neden olabilecek herhangi bir teknik sorununun olmadığı dolayısı ile davacı tarafından temin edilen kalıpların ürünlerin hatalı imalatına neden olmayacağı, davacı tarafa teslim edilen ürünlerin üzerilerine poliüretan kaplamasından evvel tıraşlanması gerektiği ve bu işlem için davacı ve davalı tarafın anlaşması neticesi davalı tarafça 4145 adet ürünün her birinin tanesi 0,55 TL (KDV hariç)'den toplam KDV dahil 2.690,11 TL'ye yapıldığı ve davacı yana teslim edildiği, söz konusu bu teslimden sonra davacı tarafça ürünlerin kullanılabilmesi için plastik kaplanması gerektiğinden .... Şti isimli firmaya 4150 adedinin her biri 5,05 TL'den olma üzere toplam 24.729,89 TL'ye satıldığı ve bu alım satıma dair fatura ile ödemenin kayıtlara yansıdığı, adı geçen firma tarafından alınan ürünler plastik kaplandıktan sonra her biri 17,00 TL'den olmak üzere toplam 2.500 adedinin davacı yanca toplam 45.900,00 TL karşılığı satın alındığı ve bu alım satıma dair fatura ile ödemenin kayıtlara yansıdığı, davacı tarafça söz konusu 2.500 adet ürünün bu sefer de her biri 27,00 TL'den olmak üzere toplam 74.250,00 TL karşılığı dava dışı ...'a satıldığı ve bu alım satıma dair fatura ile ödemenin kayıtlara yansıdığı, adı geçen.... tarafından ürünün ayıplı olması nedeniyle fatura iadesinin yapılarak davacı yanca yapılan tahsilatın iadesinin sağlandığı anlaşılmakla dosya tarafları arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğu göz önüne alındığında eserin gereği gibi yerine getirilip iş sahibine, teslim yükümlülüğünün ise yüklenicide olduğu kuralı göz önüne alındığında tıraşlama işinin gereği gibi yerine getirildiği konusundaki ispat yükünün davalı yanda olduğu, hükme esas alınan rapordan da anlaşılacağı üzere daha sonradan ürünlere plastik kaplama yapılmış ise de bunun düşük sıcaklıkta yapılan bir işlem olduğu ve kaplama kaynaklı bir sorun yaşanmasının teknik bilirkişilerce mümkün görülmediği ve ancak kaplanmış nitelikteki davacı tarafça satılan ve kendisine iade edilen ürünlerin kauçuk ile kaplanan göbek kısmından kırılması ve parçalanması şeklindeki kullanım sonucu anlaşılan hasarların, ürünlerin plastik kaplamasından evvelki tıraşlama işlemi sırasında bu işlemin ürünün mukavemetini bozmasından kaynaklandığı dolayısıyla davalının edimini gereği yerine getirmeyerek tıraşlama işini ayıplı ve kusurlu olarak yaptığı, davalı tarafça ürünlerin tamamının tek tek incelenmesi talep edilmiş ise de taraflarca sunulan numuneler üzerinde yapılan inceleme ile ürün ölçülerinin hiçbirinin birbirlerini tutmadığı gibi mukavemeti bozulacak şekilde tıraşlamalarının yapıldığının tespit edildiği, görevsizlik kararı veren mahkemece verilen alınan raporda da bir kısım ürünlerin yerinde incelemesinin yapılması sonucu ürünlerdeki imalatın davalı yanca kusurlu yapıldığı yönündeki kanaat göz önüne alındığında ve ürünlerin tamamının şu aşamada nerede olduğu belli olmamakla birlikte ürünlerin aynı CNC tezgahtan çıktığı göz önüne alındığında ispat külfeti bakımından az önceki yapılan açıklamalar kapsamında davalı yanca yapılan tıraşlama işleminin tamamının ayıplı ve kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, benzer bir değerlendirmenin davacının dava dışı . .. İsimli firmadan aldığı test raporuna da yansıdığı görülmüş, her ne kadar davacı yanca ayıbın gizli ayıp olduğu belirtilmiş ve görevsizlik kararı veren Mahkemece alınan raporda da aynı değerlendirme yapılmış ise de söz konusu ayıbın açık ayıp olarak nitelendirildiği şekildeki hükme esas alınan bilirkişi rapor görüşüne iştirak edilmiş, davalı yanca aksi iddia edilmiş ise de ayıbın yükleniciye bildirilmesine dair herhangi bir usul olmasa da ve ancak davacının kendisine teslim edilen ürünleri test ettirmesi ile sonucun yani ürünlerin ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine hemen davalıya durumu ilettiği, 6098 saylı yasanın 474. maddesine göre yapılan bu iletimin davacının ilk fırsatı olduğu kanaatine varılan ... tarafından yapılan iade üzerine olduğu anlaşılmakla ayıbın davalı yana süresinde bildirildiği (Yargıtay 15. HD'nin 2015/4343 esas ve 2016/2603 karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi) kanaatine varılmış olup davalı yanca yapılan işlemin ürünleri kullanılmaz hale getirdiği göz önüne alındığında davacının gerek ürünlerin kalıba dökülmesine yönelik ödediği tutarda gerek davalı tarafından yapılan işlem sonucu ödenen tutarda ve gerekse .... isimli firmaya satılan 5,05 TL birim fiyatı ile 2500 adet ürünün adı geçen plastik firmasından satın alınan 17,00 TL birim fiyatı arasındaki fark olan birim bazdaki 11,95 TL'lik toplam 2500 adet ürün tutarında zararının oluştuğu anlaşılmış ve ancak her ne kadar davacı tarafça aksi iddia edilmekle birlikte... tarafından davacıya ürünlerin iadesinin yapıldığı, davacı tarafça imalatı yaptırılan tüm ürünlerin kullanılamaz halde olduğu dolayısıyla ortada yoksun kalınan kar olmadığı, zararın katlanılan maliyet toplamı olması gerektiği değerlendirilmekle davacının dava dışı .... Şti.'ye 22.036,50 TL ödediği, davalı yana 2.690,11 TL ödediği ve 2500 adet ürünün birim bazdaki 11,95 TL'lik zararına karşılık tutarın % 18'lik KDV'si ile hesaplanan 32.265,00 TL tutardaki ödeme ile oluşan toplam 56.991,61 TL'lik zararından davalı yanın sorumlu olduğu anlaşılmış, 6102 sayılı TTK'nın 18/3 maddesi gereği ihbar ihtarların şekli belli ise de davacının whatsapp üzerinden yaptığı bildirimin davalıyı temerrüte düşürmeyeceği bu nedenle davalının temerrütünün dava tarihi itibari ile oluştuğu değerlendirilerek açılı davanın kısmen kabulü ile 56.991,61 TL'nin dava tarihi olan 06/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı yanın yoksun kalınan kâra yönelik talebinin reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili tarafından verilen 12.05.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İlk derece mahkemesince bir varsayım üzerine karar verildiğini, malzemelerin nerede olduğu, tek tek incelemek istediklerini, ancak olmadığını, bir bilirkişi raporunda da, malzemelerin iadesinden söz edildiğini, onun olmadığını, tahmin ve faraziye üzerinden gidilmeyeceğini, malları görmek istediklerini, ancak onun da olmadığını, bu konuya ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2015/4587 E, 2016/389 K. sayılı ilamına değinildiğini, -Öncelikle dava dilekçesinde; "..Bunun için müvekkil davacı 4150 adet aliminyum parçayı dava dışı 3.kişi ... ....Şti.ne (gövde+işleme maliyeti olan )24.729.85-TL bedele SATIŞINI YAPMIŞTIR....", "...Parçaları plastik kaplayarak DOFFER mamulü haline getiren ...Şti kauçuk kaplama işini yaptığı parçalardan 2.500 adetini birim fiyat 17-TL dan olmak üzere KDV dahil toplam 45.900-TL bedel ile (aliminyum gövde maliyeti içinde) MÜVEKKİL DAVACIYA GERİ SATMIŞTIR...", "..Müvekkil davacı ...Şti .nden plastik kaplandıktan sonra TEKRAR GERİ SATIN ALDIĞI 2500 adet Doffer, isimli pamuk toplama makinesine ait sıyırıcı parçaları , birim fiyatı 27-TL olmak üzere toplam 74.250-TL sına ....'a (.... -.... yetkili servisi) SATMIŞTIR.'' dendiğini, davacı tarafın bu beyanları ortada dururken, aksi yöndeki bir kabulün yerinin olmadığını, aldım, sattım dediğini, ancak davalının kabahatli olduğunu, aslında durumun böyle olmadığını, KDV avantajı sağlamak için böyle yaptığını söylediğini, bir bakıma kendi işleminin muvazaalı olduğunu söylediğini, yani, satım yapmış gibi gösterdiğini ancak aslında satış yapmadığını söylediğini, herşeyden önce bunun iddianın genişletilmesi olduğunu, buna muvafakat etmediklerini, ayrıca, hiç kimsenin kendi muvazaasından kendisi lehine hak çıkaramayacağını, bunun yanında, evrensel kural olan yazılı bir belgenin (somut olayda taraf iradeleri ile düzenlenen fatura ve defterlerin), aksini iddia edenin, yine yazılı delille ispatlamak zorunda olduğunu, yine ayrıca anlatımda berraklığı sağlamak amacı ile, dava konusu parçaların, dava konusu olaya ilişkin safahatını dilekçelerinde yeniden arz ettiklerini, davanın, müvekkiline değil, kauçukçuya karşı açılmasının gerektiğini, çünkü, davacının dilekçesinde de belirtip kabulünde olduğu üzere, davacı tarafın, bizzat kendisinin de belirttiği üzere, kauçukçuyla ayrı bir satım sözleşmesi yaptığını, ayrı ayrı satım akti yaptığını davacının bizzat kendisinin ifade ettiğini, dikkat edilecek olursa, müvekkili firmayla yalnızca işçilik anlaşması yaptığını, müvekkili firmadan malları teslim aldıktan sonra kauçuk firmasına müstakilinin bir satım sözleşmesi ile sattığını ve malları kauçuk firmasına teslim ettiğini, başka bir anlatımla, kauçuk firması ile ayrı ve bağımsız satım sözleşmesi yaptığını, bu andan itibaren, müvekkili şirket ile mallar arasındaki illiyet bağının koptuğunu, bu durumda, (katiyen müvekkili firmaya izafe edilen kusurlu imalatı kabul anlamına gelmemek üzere), kauçuk firması ile davacı arasındaki müstakilinin satım sözleşmesi, müvekkili şirketin hasım (husumet) mevkiinden çıkmasına neden olacağını, davacının, müvekkili şirketten teslim aldığı malları, kauçuk firmasına sattığı anda, satılanın yarar ve hasarının satıcıya ait olacağını, bu satım işleminden sonra, kauçuk firmasının malları en geç 8 gün içinde kontrol edip, varsa ayıpları, bunları kendine satan satıcıya (yani davacıya) ihbar etmesinin gerektiğini, -Akabinden davacının, yeni ve müstakil bir satış sözleşmesi ile, malları Kauçuk firmasından satın aldığına göre, bu kere kendisinin 8 gün içinde gerekli muayeneyi yaptırıp, varsa bir kusuru, satıcı kauçuk firmasına bildirim yapmasının gerektiğini, davacı tarafın, .... (...)ın itirazını, müvekkili şirkete değil, kendisine malları satan kauçuk firmasına iletmesinin gerektiğini, kauçuk firmasının sattığı malların, ayıplı olup olmadığının müvekkili şirketi ilgilendirmeyeceğini, satıcısının kauçuk firması olduğunu, -Kauçuk kaplama işleminin, preslenerek ve ısıtılarak yapılacağını, bunun yanında bu konuyu bilen kişilere tekrar tekrar sorduklarını, cevaben; "Sıvı aliminyum altta duran malzemenin üstüne uygulanır, üstüne de kapak misali bir kapak ile preslenerek baskılanır.'' dendiğini, katı bir maddenin sıvı hale gelmesi için ısının şart olduğunu bilmeleri için mühendis olmalarına da gerek olmadığını, ısının, her madde üzerinde az yada çok aşındırıcı, direnç kırıcı etkisi olduğunu, çöllerin bile, gece gündüz sıcaklıklarındaki farklılıklardan (altı üstü 60-70 derece olsa gerek) oluştuğu nazari dikkate alınınca, meramlarının daha iyi anlaşılacağını, -Kauçuk firmasının, davacıya müvekkilinin talaşladığı malzemeleri mi geri sattığını anlamadıklarını, davacının da dilekçesinde belirttiği üzere, kauçuk kaplama işini yapan şirketin, malzemeleri, kauçuk kaplanmadan önce davacıdan satın aldığını, kauçuk kaplama işini yapan şirketin onbinlerce malzemeyi alıp sattığı halin icabından belli olduğunu, bu durumda, kauçuk kaplama yapan şirketin, davacıya, müvekkilinin traşladığı malzemeleri değilde, başka esnafın traşlamasını yaptığı malzemeleri satmadığını nerden bileceklerini, davacının davasına konu ettiği malzemelerde, ne bir marka, ne bir işaret olmadığını, davacının kötüniyetle, başkalarının traşladığı malzemeleri müvekkili şirketin traşladığını iddia edip etmediğinin belli olmadığını, -Teknik resim verilmediğini, numune üzerinden çalışıldığını, davacı tarafın, mallların nasıl ve hangi ebatlara göre traşlanması gerektiğini gösteren teknik resim (davacıdan defalarca istendiği halde) vermediğini, yalnızca numune bıraktığını, (numunenin fotoğrafının dosyada mevcut olduğunu) malların da, davacı tarafın bıraktığı numuneye göre traşlandığını, her defasında da, kendisinden "Tamam mı abi" kabilinden olur alındığını, ayrıca, bunun aksini iddia eden tarafın, yazılı teslim tutanağı ile iddiasını ispat etmek zorunda olduğunu, -Döküm, hurda ve kalitesiz malzemeden yapıldığını, davacının, mesnetsiz ve kötüniyetli iddialarla davayı açmasını müteaakip, davacının müvekkili şirkete bıraktığı numunenin aliminyum kalitesinin ölçülmesi amacı ile, .... .Şti'ne 03/05/2018 analiz yaptırtıldığını, kendileri vekil olarak, aliminyumun hangi değerleri taşıması gerektiği yönünde teknik ve bilimsel bilgiye sahip olmadıkları için, analiz raporunu yorumlayamadıklarını, bunun üzerine, müvekkili şirketin sahiplerine sorduklarında, analiz raporunda, numunede kullanılan aliminyumun geri dönüşüm (hurda) malzemeden döküldüğünün kendilerine söylendiğini beyan ettiğini, (konuya ilişkin analiz raporu da dosyadadır) -20 Kg aliminyum talaşının hepsinin 52 TL edeceğini, davacı tarafın, dilekçesinde özetle "müvekkilin fazladan aliminyum talaşı çıkarmak ve bunları da satarak haksız kazanç elde etmek için, malzemeyi fazladan traşladığını" iddia ettiğini, ki, bu iddianın, deyim yerinde ise akla ziyan, boş, lafıgüzaf, iddiadan başka bir şey olmadığını, sunulu fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere, henüz tornaya girmemiş parçanın ağırlığının 387 gr olduğunu, malzemenin traşlanmış (kıyas yapılan malzemenin üzerinde çok küçük bir miktar plastik kalıntısı vardır) haldeki ağırlığının ise, yaklaşık 384 gr. olduğunu, aradaki farkın yalnızca 3(üç) gram olduğunu, fotoğraftaki kıyasa konu parçanın üzerindeki plastik kalıntılarının da 2 gr olduğunu varsayıldığında, bu durumda, traşlama sonucu bir parçadan maksimum 5 gr talaş çıkacağını, davacının, müvekkiline traşlanmak için 4150 tane malzeme bıraktığını iddia ettiğini, bu halde bile, (dava tarihindeki hesaplara göre aşağı yukarı) 4150*5=20750 gr. talaş çıkmış olacağını, 20750gr=20,75kg. eder.1 KG aliminyum talaşının fiyatının ortalama 2,5 TL olduğunu, kilosu 2,5 TL den 20,75kg aliminyum talaşının 51,875 (ellibirlira sekizyüzyetmişbeşkrş) TL yapacağını, 52 liralık talaş satmak için müvekkilinin işine hile karıştırdığı ima yollu iddia edildiğini, kaldı ki; fazladan talaşlama işlemine herkesten önce kauçuk kaplama işini yapan şirket itiraz edebileceğini, çünkü, fazladan talaşma yapmanın, fazladan kauçuk sarfı anlamına geleceğini ve bu hususun da, kauçukçunun zararına olduğunu, Somut olayda belirsiz alacak davası açılamayacağını, ancak, davacı tarafın, hem belirsiz alacak davası açtığını, hemde davayı sonuna kadar götürdüğünü, ıslah üstüne ıslah yaptığını, bilirkişi raporlarını görüp ıslah yaptığını, en az karşı vekalet ücreti doğuracak kalemleri önceden gördüğü için en az ıslahı o kalemlere hasrettiğini, en son aleyhine 1 TL vekalet ücreti doğacak şekilde ıslah ettiğini, kendileri için asıl mesele vekalet ücretinin azlığı ya da çokluğu olmadığını, meselenin, nasıl bir hukuka aykırılıklar silsilesi ile karşı karşıya kaldıklarını izah etmek olduğunu, bu konuya ve daha bir çok konuya mahkemenin açacağı duruşma anında beyanları ile devam edeceklerini, -Ayıp ihbarının da süresinde olmadığını, ayıp ihbarı yapılmadığını (kabul anlamına gelmemek üzere), yapıldığını varsaysayılsa bile TTK 23 maddede işaret edilen süresinde ve şekil şartlarında yapılmadığını, davacı tarafın, kendi iddaisına göre, 2 Ekim'de aldığı mallar için (teslimden 18 gün sonra) 20 Ekimde watsapp üzerinden ayıp ihbarında bulunduğunu, öncelikle, davacı taraf tacir olduğunu, ayıp ihbarının süre ve şekillerinin TTK da belli olduğunu, -İade faturasının muvazaalı olduğunu düşünduklarını, Akdeniz ve Ege Bölgesinde, internet ortamında yaptıkları araştırmaya göre pamuk hasadı Ağustos ayı ortalarından başlar, Eylül-Ekim ayı gibi bittiğini, davacının iddiasına göre, ....'a davacı tarafın 4 Kasım 2017 tarihinde malları sattığını, aradan 17 gün geçince iade faturası keserek iade ettiğini, burada; Davacı tarafın, malları teslim alıktan 17 gün sonra sözde iade yapan .... isimli müşterisinin yasal 8 günlük muayene süresi geçtikten sonra iade ettiği malları neden kabul ettiği, bu durumda, 4 Kasım da ....'ın davacıdan aldığı parçaları, hangi çiftçi hangi ara aldığını, hangi zamanda kullandığını ve hangi ara ....'a şikayetlerin geldiği, davacı tarafın, ....'ın iade ettiği malları Kauçuk şirketinden aldığı halde, (durumu kendi satıcısına ihbar etmesi gerekirken) neden müvekkili şirkete dava açtığı, bunun yanında, ... tarafından, davacıya kestiği iddia olunan iade faurasının da muvazaalı olduğunu düşündüklerini kabul anlamına gelmemek üzere, madem ki ...'ın, mallara ilişkin olarak şikayet bildirdiğini, davacı tarafın bunu neden kendi satıcısı kauçuk şirketine bildirmediğini, kauçuk şirketinin belki de, sözde zararın doğmasını önleyecek veya daha az olmasını sağlayacak veya muvazaalı faturaların tanzimine engel olacağını, ilgisizce ve kötüniyetli olarak, müvekkili şirkete dava açılmasının yersiz olduğunu, davacının muhatabının Kauçuk Şirketi olduğunu, -Dosyada birden fazla rapor alındığını, En sonunda bir tane bile müvekkili mamülü ürün görülmeden düzenlenen raporla davanın kabulüne karar verildiğini, dosyadaki rapor içeriklerine değişik tarihlerdeki farklı bilirkişi raporlarına aşağı yukarı özetle aşamalardaki itirazlarında, beyanlarında, taleplerinde tas tamam sebat ettiklerini, istinaf mahkemesince de nazari dikkate alınmasını talep ettiklerini, dilekçelerinde 31.03.2022 tarihli raporun yukarıda kesitini arz ettikleri mahkemenin 18.01.2022 tarihli 1.nolu ara kararını içerik olarak karşılayacak nitelikte olmadığının çok açık belli olduğunu, aslında bu hususun hukukçu bilirkişinin eksikliğine de delalet ettiğini, bilirkişinin (yaptığı değerlendirmeleri kesinlikle kabul etmediklerini ve kabul anlamına da gelmemek üzere) salt bir teknik inceleme yaptığını, aşamalara dair fikir beyan etmediğini, yani olayı salt bir eser sözleşmesi çerçevesinde değerlendirdiğini, ancak başından beri itirazlarının temeli de olan müstakil ve silsileli satım sözleşmeleri noktasındaki itirazlarına değinen bir bakış geliştirilmediğini, bu hususun heyette en az birinin hukukçu bilirkişi olmamasının etkisinin de büyük olduğunu, bilirkişilerin açıklama kısımlarında, tahmini verilerden yola çıktığını, ancak sonuç kısmında kesin beyanlarda bulunduğunu, açıklama kısmında açık ayıptan söz ettiğini, bunun gizli ayıp olmadığından söz ettiğini, ancak gizli ayıp olduğuna dair görüş belirten bilirkişilerin sonuca ilişkin beyanlarını aynen benimsediğini, bunun olmayacağını, esasa dair, yani işin eser sözleşmesi tahtında çözülmesi gerektiğine dair zerrece kabulleri olduğu anlamına gelmemek üzere; açık ayıp var demiş ise, bu tacirler arası iş olduğuna göre, tacirlerin tabi olduğu TTK hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini, -Türk Borçlar Kanununun 223. açık hükümleri varken, bilirkişilerin TBK 475. madde kapsamında yaptıkları değerlendirmenin hukuki bir karşılığının olmadığını, tekraren ve ısrarla ilk keşif (sonra yapılan keşifte zaten 1 tane bile ürünün ortada olmadığını) sırasında bile keşfe konu çuvallar içerisinde keşif heyetinin önüne konulan malzemelerin hiçbirisinin müvekkil şirketin imalatı olmadığını, buna ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2015/4587 E., 2016/389 K. sayılı ilamına değinildiğini, bahse konu kararın aynı zamanda hukuka uygun ve adil bir çözümün nasıl yapılması gerektiğine işaret etmesi adına da önem arz ettiğini, şu halde Yargıtay Kararında da işaret edildiği üzere, dava konusu malzemelerin tek tek sayılıp incelenmeden ve sayılacak malzemelerin müvekkili şirketin tezgahından çıktığı kesin olarak belirlenmeden yapılan bir değerlendirmenin hukuka uygun olmayacağını, keşif yapılan yerin davacıya ait işyeri olmadığını, kauçukçuya ait işyeri olduğunu, haricen öğrendikleri kadarı ile, davacı ile kauçukçunun yakın arkadaş olduklarını, malzemlerin kauçukçunun yerinde incelenen ve kesinlikle müvekkiline ait olmayan malzemeler olduğunu, kauçuk bile kaplı olmadığını, yani keşfin yapıldığı yerin, onlarca esnafın kauçuk kaplanması için malzeme bırakılan yer olduğunu, kauçuk kaplatıldığı iddia olunmasına rağmen kauçuk kaplı olmayan ve müvekkili ile hiçbir ilgisi olmayan malzemeler üzerinde inceleme yapıldığını, takriben 2, 3 yıl önce yapılmış bir malzemenin kararacağını, matlaşacağını, oysa üzerinde inceleme yapılan malzemelerin parlak ve kauçuk kaplı da olmadığını, öncelikle itirazlarını ve mahkemenin ara kararını karşılar nitelikte bir rapor alması için ticari satım konusunda uzman bir bilirkişinin de olduğu heyetle mahallinde yeniden keşif yapılmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu, -Hesap işinin de yanlış olduğunu, muhasebeci bilirkişinin hesaplamasının da zaten en başından beri eksik, yetersiz bir inceleme ve hesap türüyken, son bilirkişilerin de aynı hesaplamayı benimsemelerinin ise kesinlikle yanlış olduğunu, kesinlikle bu davada böyle bir hesabın yerinin olmadığını, ancak bilirkişiler yaptığı için kendilerinin de mecburen değinmek zorunda kaldıkları için bu bahse girdiklerini, zararın hesabında neden 4150 parça olduğunun varsayıldığını, bu parçaları müvekkili şirketin ürettiğine kaydın nerede olduğunu, anlamadıklarını, her malzemenin tek tek sayılması, tek tek ölçümlenmesi ve kauçuk kaplı olup olmadığının tek tek kontrol edilmesinin gerektiğini, bahsettikleri hususun biraz zahmet ve emek gerektirdiğini, ancak, adaletin tesisi için bunun gerekli olduğunu, kaldı ki; (yine esasa dair bir kabulleri olmadığını), davacının bile 2500 adet parçayı ....'a sattığını ileri sürmüşken, 4150 adet üzerinden yapılan hesaplamanın ne olduğunu anlamadıklarını, ayrıca, davacı müvekkilinden 3 TL'ye aldığı ürünleri 100 TL'ye satsa, parça başı 97 TL zararı müvekkilinin mi ödeyeceğini, bu 97 TL'nin , ayıpla ilgisinin olmadığını, ya da 5 farklı esanafa satsa, 5 farklı esnafın karının, zarar kapsamında müvekkile mi yükleneceğini, iddia olunan eser sözleşmesinden sonra, kaç tane satış olursa, müvekkilinin sorumluluğu devam edeceği, veya kaç tane satıştan sonra satışa konu malın müvekkili ile illiyet bağının kopacağını, bunun bir kriterinin olup olmadığı sorularının bilirkişinin yanıtlamasının gerektiğini, veya 5 TL'ye mal edilen malı 100 TL' ye satılırsa 95 TL zarar hesaplamada dikkate alınması gereken veri mi olması gerektiğini anlamadıklarını, davalı taraf olarak, müdahil olamadığı, müzakeresine karışamadığı, pazarlığını yapamadığı satışın veya satışların sorumlusunun neden kendisinin olacağını anlamadıklarını, davalı olarak bilemeyeceğini, ....'la muvazaalı iade faturası düzenlenmediğini, davacının ....'a satışını davalı olarak bilgisi ve kontrolünde mi yaptığını, belki de, ki çok daha önemlisi malların kendisine ait olup olmadığını daha kaynağında iken nasıl denetleyeceğini, davacı tarafın bunları yapmasına neden elgel olduğunu anlamadıklarını, davacının iddiasına göre herşeyin olup bittiğini, içerik olarak muvazaa ile illetli olma ihtimali yüksek faturalar düzenlendiğini, sonra, ''ben sana yaptırmıştım bunları, sen hatalısın.!'' dendiğini, tam burada yine esasa dair kabulleri olmadan dilekçelerinde TBK 52.maddeye değinildiğini, örneğin Yargıtay 6.Hukuk Dairesi 2013/12813E. 2013/14862K. Sayılı ilamında, benzer bir görüş ile "...Zarar görenin kendisinden beklenen tutum ve davranışı sergilemeyerek zararın artmasına sebebiyet vermesi durumunda hükmedilecek tazminatın belli oranda tenkis edilmesi TBK.’nun 52/1.maddesinin hükmü gereğidir..." demek sureti ile, bu yönü açıkça işaret ettiğini, Yargıtay 6.Hukuk Dairesi 2013/12813E. 2013/14862K. Sayılı ilamında, benzer bir görüş ile "...Zarar görenin kendisinden beklenen tutum ve davranışı sergilemeyerek zararın artmasına sebebiyet vermesi durumunda hükmedilecek tazminatın belli oranda tenkis edilmesi TBK.’nun 52/1.maddesinin hükmü gereğidir..." demek sureti ile, bu yönü açıkça işaret ettiğini, -Ortada eser sözleşmesi değil, silsileli satım sözleşmesi olduğunu, ısrarla belirttikleri üzere, hukuksal kalıplamanın yanlış olduğunu ve yanlış üzerinden yeni hukuksal yanlışlıklara muhatap edildiklerini, ortada eser sözleşmesi değil, bizzat davacının da kabul ettiği sıralı satım akti olduğunu, dilekçelerinde buna kronolojik olarak değinildiğini, mahkemenin 08/08/2022 tarihli ara karar gerekçesi ortada iken bilirkişilerin tanzim ettiği raporun, ara kararın ve ara kararda işaret edilen keşfin, yapılma amacına uygun olduğunu söyleme olanağının olmadığını, keşif mahallinde 1 (bir) tane bile ürün yokken adeta bir faraziye üzerinden rapor düzenlemenin doğru ve hukuka uygun olmadığını, ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin nerede olduğunu anlamadıklarını, aşamalarda bilirkişilerin değiştirilmesi gerektiğini ısrarla talep ettiklerini, çünkü bir bilirkişi bir konuda bir kere görüş verdiğinde asla o görüşünden vazgeçmediğini, keşfe ürünleri, numuneleri, kalıpları yerinde görmek için gittiklerini, ancak sadece kalıp olduğunu, ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin bulunmadığını, -17/10/2019 tarihinde dosya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde iken yapılan keşifte, bilirkişi olarak sadece... ..'ın olduğunu, keşif zaptında sözü edilen eski çuvalların içindeki çok miktardaki ürünün nerede olduğunu, başından beri ısrarla belirttikleri gibi o ürünlerin müvekkilinin yaptığı ürünler olmadığını, aksi halde ürünlerin son yapılan keşif mahallinde de hazır edileceğini, başından beri adeta bir oldu bitti ile müvekkilinin işlemediği ürünleri üzerinden bir ayıp tartışması yapılıp gidildiğini, bunları kabul etmediklerini belirttiklerini, -En sonunda kendilerine ait bir tane bile ürün incelenmeksizin rapor düzenlendiğini ve o raporla sonuca gidildiğini, Gerek yukarıda, gerek aşamalarda, gerekse açılacak olan duruşmada arz edecekleri nedenlerle, gerekse re'sen nazari dikkate alınacak sair gerektirici nedenlerle; tehiri icra talepleri kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararının icrasının geri bırakılmasına, istinaf İncelemesinin duruşmalı yapılmasına, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın reddine veya arz ettikleri eksik hususların ikmali için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bıraktırılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifa edilmesi nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı vekili, davacının dava dışı şirkete dökümünü yaptırdığı 4.150 adet aliminyum gövdenin döküm sonrası gerekli ölçüye getirme işlemlerini (CNC torna işçiliğini) davalı şirkete yaptırdığını, ancak davalının torna işçiliğini yaptığı 4.150 adet alüminyum gövdenin işlenecek kısımlarıyla ilgili olmayan ve müdahale edilmemesi gereken doffer parçaların göbek kısımların mukavemetini bariz şekilde düşmesine sebep olduğu, fazladan alüminyum talaşı çıkarttığından kırılmalar meydana geldiğini, söz konusu ayıbın whatsapp programı üzerinden davalı şirkete bildirildiğini belirterek davacının ayıplı ifa sebebiyle uğradığı maddi zararının tazmini istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davacı iş sahibinin, pamuk toplama makinelerinde toplanan pamuğun makineden ayrılması, sıyırma işine yarayan ve teknik olarak doffer adı verilen parçaları imal ettirmek için 4.150 adet aleminyum döküm gövdeyi dava dışı .... . Ltd. şirketine dökümünü yaptırdığı, döküm sonrası gerekli ölçüye getirme işlemlerini ise (CNC torna işçiliğini) davalı yükleniciye yaptırdığı, daha sonra poliüretan plastik kaplama işlemini ise dava dışı ....Ltd. şirketine yaptırdığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. İmal edilen doffer adı verilen parçaların dava dışı üçüncü kişiye satışı sonrasında kauçuk ile kaplanmış göbek kesiminden kırılması ve parçalanması şeklinde hasarın meydana geldiği anlaşılmıştır. Somut olayda davacı iş sahibi ile davalı yüklenici arasında 4.150 adet aleminyum döküm gövdenin gerekli ölçüye getirme işlemlerinin (CNC torna işçiliğini) yapılması için sözlü eser sözleşmesi yapıldığı anlaşıldığından uyuşmazlığın eser sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, 6098 sayılı TBK'nın 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi, süresi içersinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarım isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır.İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2022 tarihli ve 2022/11-397 Esas, 2022/701 Karar sayılı kararı). Bu kapsamda davacı iş sahibinin eser sözleşmesi nedeniyle davalı yüklenicinin ayıplı ifasından kaynaklanan uğradığı maddi zararın miktarının yargılama aşamasında yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesine bağlı olduğundan davacının davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi kendisinden beklenemeyeceğinden davacının HMK 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunduğu anlaşılmıştır. Somut olayda Mahkemece mahallinde keşif yapıldığı, tarafların sundukları numunelerin bilirkişi heyeti tarafından incelendiği, düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli kök ve ek rapordaki tespitlere göre, dava dışı şirketler tarafından yapılan ürünlerin dökümlerinde ve kauçuk ile kaplanmasında herhangi bir sorun bulunmadığı, ancak davalı yüklenici tarafından davacı iş sahibi tarafından verilen numune ölçülerinde imalat yapılmadığı, sözkonusu ürünlerin göbek kısımlarından talaş alma işlemleri sırasında fazla talaş alınması nedeniyle malzeme mukavemetinin bozulması sonucu kırılmalara sebebiyet verildiği belirtilerek görevli olmayan İzmir 20.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşif neticesinde aldırılan 25.03.2020 tarihli bilirkişi raporundaki görüşe iştirak edildiği; buna göre gerek görevli olmayan İzmir 20.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporlarındaki tespitler, gerek görevli mahkeme olan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre sözkonusu ürünlerin göbek kısımlarından talaş alma işlemleri sırasında fazla talaş alınması nedeniyle davalı yüklenicinin edimini ayıplı ifa ettiğinin sabit olduğu; dava konusu ürünlerin satıldığı dava dışı .... tarafından ürünlerin ayıplı olduğu belirtilerek iade edilmesi üzerine davacı iş sahibi tarafından davalıya süresinde ayıp ihbarında bulunulduğundan davacının ayıplı ifa nedeniyle uğradığı maddi zararı 6098 sayılı TBK'nın 475. Maddesi uyarınca davalıdan talep edebileceği; davacının uğradığı maddi zararın denetime ve hüküm kurmaya elverişli mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre 56.991,61 TL olarak belirlendiğinden Mahkemece bu miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.04.2023 tarih ve 2021/440 Esas, 2023/268 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 3.893,10 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 973,28 TL harcın mahsubu ile kalan 2.919,82 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 26.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.