T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/194 KARAR NO : 2026/361 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/354 KARAR NO : 2025/962 DAVA TARİHİ : 07/03/2025 KARAR TARİHİ : 12/11/2025 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 12.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 12.03.2026 İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12.11.2025 tarih ve…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/194 KARAR NO : 2026/361 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/354 KARAR NO : 2025/962 DAVA TARİHİ : 07/03/2025 KARAR TARİHİ : 12/11/2025 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 12.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 12.03.2026 İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12.11.2025 tarih ve 2025/354 Esas, 2025/962 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesiyle özetle; Davalı/borçlunun Torbalı İcra Müdürlüğünün 2025/163 Esas sayılı dosyasında borçlu olarak yer aldığını, müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunu ancak davalı-borçlu, cari hesap ekstresine göre takibe konu 381.550,00 TL tutarındaki borcunu ödemediğini, davalı/borçlunun borcu işlemiş ve işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili için Torbalı İcra Müdürlüğü 2025/163 Esas sayılı dosya ile başlatılan icra takibine davalı borçlu itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, Torbalı Adliyesi ara buluculuk bürosuna başvurulduğunu görüşme sonunda anlaşma sağlanamadığını, davalı tarafın icra dosyasına sunduğu itirazın haksız ve yersiz olduğunu, müvekkili ile davalı şirket arasında çelik konstriksiyon imalat ve montaj yürüme yolları ve korkulukları işi kapsamında anlaşma yapıldığını, anlaşmanın sözlü yapıldığını taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme bulunmadığını, anlaşmaya ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından tüm edimler yerine getirildiğini, davalıya bahse konu ürünlerin teslim edildiğini, davalı tarafın bu işlemlere karşılık gerekli ödemeleri eksik yaptığını, müvekkili şirketin talep ettiği alacak yapılan iş karşılığında ödemesi gereken kararlaştırılmış bedelin kalan kısmı olduğunu, faturaya kabul edilmiş herhangi bir itiraz bulunmadığını, faturaya bağlı olarak ödenmesi gereken borcun büyük bir kısmının ödendiğini, faturaya bağlı olarak yapılan ödemelerin borcun varlığının ispatı olduğunu beyan etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde ayrıca müvekkili şirket tarafından iş anlaşması üzerine 08.10.2024 tarihli EGM2024000000200 fatura numaralı 26.801.550,00 TL değerli fatura düzenlendiğini, müvekkili şirketin davalı tarafa yükümlülüğünde olan ödemeleri gerçekleştirmesi için gerekli uyarılarda bulunduğunu, müvekkili şirketin anlaşmaya bağlı olarak üzerine düşen edimini yerine getirdiğini ve davalı tarafa gönderdiğini, müvekkilinin tüm ürünlerin faturasını kestiğini fakat davalı tarafın hiç bir sebep göstermeden ürünlerin çoğunluğunu almış bir kısmını geri gönderdiğini, müvekkili şirketin anlaşmaya ve kesilen faturaya bağlı kalarak geri gönderilen ürünleri kabul etmeyerek davalı tarafa geri gönderdiğini, müvekkilinin tüm ürünlerin faturasını kestiğini fakat davalı taraf hiç bir sebep göstermeden ürünlerin çoğunluğunu almış bir kısmını geri gönderdiğini, gerçekleşen durumun müvekkili şirketin sorumluluğunda olmamakla beraber TTK 18.madde de düzenlenen basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü ile hukukun etkin ilkesi olan dürüstlük ve iyi niyet kuralına da aykırılık teşkil ettiğini bahse konu faturanın 08/10/2024 tarihinde düzenlendiğini, TTK 21/2 Maddesi gereğince fatura alındığında, alıcı bu faturada belirtilen bilgilere sekiz gün içerisinde itiraz etmezse, faturanın içeriğini kabul etmiş olacağını, bu süre geçtikten sonra yapılan itirazların, faturanın kabul edildiği anlamına geleceğini ve bunun muhatabın faturadaki bilgileri onayladığını gösterdiğini, mal ve hizmet tedarikinde para borcunun ödenmesine ilişkin olarak, sözleşmede ödeme günü veya süresi kararlaştırılmamış ise, TTK m. 1530/4 uyarınca borçlu fatura veya eşdeğer ödeme talebini almasından otuz gün sonra temerrüde düştüğünü bu durumda, alacaklının borçluya fatura göndermesi ve borçlunun bu faturayı almasından itibaren otuz gün içinde ödemede bulunmamış olması, temerrüdün oluşması bakımından yeterli olduğunu, davalı/borçlunun 08.10.2024 tarihinde düzenlenen faturaya bağlı olarak kalan alacağın ödenmediğini ve vadesinin üzerinden yaklaşık 5 ay geçtiğini, müvekkili şirket tarafından davalı borçlu şirkete 08.01.2025 tarihinde Torbalı icra dairesi aracılığıyla 2025/163 Esas numaralı icra takibi başlatıldığını, takip dayanağı belge olarak fatura sunulduğunu, sunulan faturanın ödenmeyen kısmına ilişkin 381.500,00 TL alacağa ilişkin olarak başlatıldığı belirtildiğini, davalı borçlu tarafından iddia edildiği gibi bir borcu bulunmadığından bahisle itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, davalının itirazları haksız ve hukuki temelden yoksun olduğunu, sadece alacağın tahsilini geciktirmek amacını taşıdığını alacak likit bir alacak olduğunu, davalının kötü niyetli itirazı sonucu takip durduğunu, müvekkili şirketin mağdur olduğunu, kötü niyetli ve haksız olarak icra takibine itiraz ederek takibin durmasına neden olan davalı aleyhine, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde davacı tarafın, müvekkili şirketin aralarındaki cari hesaba ve faturalara göre alacaklı olduğunu iddia etse de davacı taraf anlaşılan iş kapsamında üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmediğini, müvekkili şirkete teslim edilen çelik konstrüksiyon imalat ve yürüme yolları ve korkulukları işi ayıplı olarak teslim edildiğini, müvekkili şirket yapılan teslimi kabul etmediğini, buna ilişkin Torbalı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/5 Değişik İş sayılı dosyası ile tespit yapıldığını, bu dosya incelendiğinde alınan bilirkişi raporunda da görülecektir ki teslim edilen iş son derece ayıplı olduğunu, Torbalı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/5 Değişik İş sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporunda bilirkişi heyeti sonuç ve kanaat kısmında ''yapılan imalatlar özensiz, kusurlu ve eksik yapılmış, mevcut hali ile kullanılması sorunlar oluşturacak durumda olup iş güvenliği açısında uygun yapılmadığı kanaatine varılmıştır.'' şeklinde tespit yapıldığını, iş güvenliği açısından teslimatı yapılan işte büyük uygunsuzluklar görüldüğünü, dava dilekçesinde davacı tarafın da beyan ettiği gibi kesilen faturanın büyük çoğunluğu müvekkili şirket tarafından davacı tarafa ödendiğini ödenmediği iddia edilen kısım tamamen işin ayıplı teslim edilmesinden kaynaklandığını, müvekkilinin davacı tarafa ödeyeceği bir borcu bulunmadığını, davacı taraf aralarındaki anlaşmaya göre işi ticari hayatın ilkelerine göre ve hayatın olağan akışına uygun olarak tam, ayıpsız ve kullanılabilir şekilde teslim etmediğini, ayrıca müvekkili şirket davacı tarafa kullanılmayan malzemeleri göndererek indirim talep ettiğini, fakat davacı taraf kullanılmayan malları da müvekkil şirketten teslim almadığını, aralarındaki anlaşmaya göre mal tedariki ve verilen işin bitirilmesi davacı tarafa ait olmasına rağmen davacı taraf bunlara aykırı davranmıştır ve müvekkili şirketin zararına hareket ettiğini, müvekkili şirket söz konusu sahada çalışma yapamadığını, Torbalı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/5 Değişik İş dosyası dava dosyası arasına alındığında bu durum görüleceğini, teslimatı yapılan proje iş güvenliği mevzuatına tamamen aykırı olduğu için bu sahada çalışmak hem işçi hem de işveren için büyük riskler doğuracağını, müvekkili şirkete teslim edilen çelik konstrüksiyon imalat ve yürüme yolları ve korkulukları projesinde bulunan ayıpların belirtilen alanda yürüme yolunun bitirildiği tespit edildiği, yürüme yolunun yeşil oklar ile belirtilen alana doğru uzatılması ve devamındaki yürüme yolu ile birleştirilmesi gerektiğini, davacı tarafça bu durumu düzeltmek için herhangi bir işlem yapılmadığını, yürüme yollarının büyük bölümünde, aktif olarak kullanılmaya başlanmadığı halde zeminde çökmeler olduğu tespit edildiğini, davacı tarafça bu durumu düzeltmek için herhangi bir işlem yapılmadığını, yürüme yollarında kullanılan saç malzeme bazı alanlarda kısa, bazı alanlarda uzun bıkılmış ve yanlardan sabitlenmediğini, bu durum iş güvenliği açısından risk teşkil ettiğini, davacı tarafça bu durumu düzeltmek için herhangi bir işlem yapılmadığını, merdivenlerin basamak aralarındaki yükseklikler uygun olmadığı için eğiminin de yüksek olduğunu, ayrıca merdivenlerin basamaklarında deformasyonlar tespit edildiğini, bazı basamaklar kesilmiş dolayısıyla risk oluşturduğunu, merdivenlerin yere sabitlenmediğinin tespit edildiğini, davacı tarafça bu eksik ve riskli durumların giderilmesi için herhangi bir işlem yapılmadığını, taşıyıcı kolonlar uygun şekilde birleştirilmediğini, yanlış hesaplama ve uygulama nedeni ile taşıyıcı kolon zarar görmüş, dayanıklılığı azaldığını, kolon bağlantı elemanlarının uygun şekilde sabitlenmediği tespit edildiğini, yapılan bu tespitlere rağmen teslim edilen işte riskleri ortadan kaldırıcı bir işlem davacı tarafından yapılmadığını, bariyerlerin (korkuluk) büyük bir kısmında emniyeti ihlal eden uygunsuzlukların bulunduğunu, bariyerlerin (korkuluk) zeminle bağlantılarının uygun şekilde yapılmadığı tespit edildiğini, bariyerlerin (korkuluk) altlarında, aşağı insan ve malzeme düşmesini engelleyecek süpürgeliklerin olmadığını, durumu bildirmeleerine rağmen yine davacı tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını, davacı tarafla anahtar teslim işi olarak anlaşılan çelik konstrüksiyon imalat ve yürüme yolları ve korkulukları işinde taahhüt edilen işlerin yapılmadığı ve çeşitli alanlarda iş güvenliğini tehdit edecek uygunsuzlukların olduğu tespit edildiğini, ilgili uygunsuzluklar giderilmeden fabrikada bu alanda çalışmaya başlamak mümkün olmadığını, davacı şirket tarafından yapılan çelik konstrüksiyon imalat ve yürüme yolları ve korkulukları işinin projeye ve İş Güvenliği Mevzuatına aykırı yapıldığının incelemeler neticesinde görüleceğini, bu sebeple müvekkili şirketin fabrikasında yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile davacı şirket tarafından üstlenilen işin projeye ve iş güvenliğine uygun bir şekilde ifa edilmediğinin ve projeye ve iş güvenliği mevzuatına aykırı veyahut eksik yapılan imalat ve montajların tespiti mümkün olacağını, davacı tarafın ayıplı ve 23.11.2023 tarihinde taraflar arasında yapılan sözleşmeye uygun bir teslim olmamasından dolayı müvekkili şirketin ticari kaybı, maddi-manevi zararı ve diğer zararları bulunduğunu, bu zarar kalemleri doğrultusunda İzmir Arabuluculuk Bürosu'nun 2025/69183 sayılı dosyası ile arabuluculuk başvurusu yapıldığını ve mahkeme bu dosyasında takas ve mahsup talep ettiklerini, davacı şirketin kötüniyetli ve haksız olarak bedel talep etmesi hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı gibi TTK hükümleri ve diğer tüm yasal mevzuata da uygun olmadığını, TBK anlamında da taraflardan biri eğer edimin yerine getirilmesini istiyor ise diğer tarafın edimini önce ifa etme durumu olmadıkça öncelikle kendi edimini ifa etmesi gerektiğini, davacı taraf istenilen projeyi taahhütlerine uygun teslim etmediği için herhangi bir borçlarının mevcut olmadığını, haksız ve hukuka dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 12.11.2025 tarih ve 2025/354 Esas, 2025/962 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Mahkememizin 25/06/2025 tarihli duruşmasının 2 ve 4 nolu ara kararları uyarınca; "...Mahallinde 12/09/2025 günü saat 11:30'den itibaren keşif yapılmasına, bilirkişi olarak 2 makine mühendisi, 1 endüsrti mühendisi,1 iş güvenliği uzmanı bilirkişisinin re'sen refakate alınmasına, Her bir bilirkişi yönünden 5.000 er TL'den toplamda 20.000 TL ücret takdirine, Keşif harcının(4.361,50 TL) yine davacı tarafça ikmaline, Araç gideri ve diğer giderler için keşif sonrası fatura edilecek miktara göre gider avansının davalı tarafça ayrıca yatırılmasına, Bu suretle halihazırda toplam yekûnda 20.000 TL avans ve 4.361,50 TL harç olmak üzere, İlgili meblağlar UYAP a ayrı ayrı yatırılmak sureti ile; Eksik gider avansının davalı tarafça iki hafta içinde tamamlanmasına, 4-Davacı vekiline eksik gider avansını *-ve ayrıca keşif harcını *- mahkeme veznesine yatırmak üzere iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde HMK 324/2 maddesi uyarınca bilirkişi (ve keşif) deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve dosyada usulü işlemlerin yapılamayacağının ihtarına, (ihtarat yapıldı)..." davacı vekiline kesin süre verildiği ve duruşma zaptı davacı vekiline 02/07/2025 tarihinde tebliğ yapılarak ihtarat yapılmıştır. Davacı vekili tarafından mahkememizce verilen iki hafta kesin süreye rağmen ödeme yapılmadığı anlaşıldığı, 1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur. Kanun açıkça bir istisna getirmediğine göre dava şartı olarak düzenlenen gider avansının alınması kuralının 1086 Sayılı HUMK döneminde açılan derdest davalarda da uygulanması gerekecektir. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamanın devamı için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. HMK.’un 115/2 maddedeki kurala göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hakim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. Davacı tarafa duruşmada "iki haftalık kesin mehil verilmesine" karar verildiği, ara kararına uyulmamasının doğuracağı sonucun kararda belirtildiği; kesin süreye ilişkin bu ara kararının müteakiben tebliğ edildiği, davacı kesin süreye rağmen bilirkişiye takdir edilen ücreti ödemediği anlaşılmaktadır. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. (HMK. m. 94/3) İkamesi talep edilecek deliller için avans belirlenip, bunun da gösterilmesi ve belirlenen avansın aynı kesin süre içinde yatırılmasının delil bildirmeyle ilgili ara kararında yer alması mecburiyeti de bulunmamaktadır. Tarafların her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece avans belirlenip, bunun yatırılması için ayrıca kesin süre verilmesi mümkündür (6100 s. HMK. m. 324/1). Zira Yönetmeliğin 45/5.maddesinde de delil avansının ödenmesine, hakim tarafından dilekçelerin verilmesi, ön inceleme aşaması veya tahkikatın başında karar verilebileceği düzenlenmiştir. Açıklanan gerekçelerle; mahkememizce verilen iki haftalık kesin süreye ve aksi halde HMK 324/2 maddesi uyarınca bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtarına rağmen bilirkişi heyetine takdir olunan ücreti ödemediği ve davacının davasını ispat edemediği, Konuya ilişkin Yargıtay içtihatları gözönüne alındığında, taraflardan herhangi biri bir delile dayanıyor ise onun masrafını karşılaması zorunlu olup, davacının dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayandığından buna ilişkin yargılama giderlerini yatırmakla zorunlu olduğu, tarafların bilirkişi deliline dayanması halinde mahkemenin resen bilirkişi incelemesi yaptıramayacağı, resen bir yargılama giderinin karşılanabilmesi için ancak tarafların dayandıkları delil dışında mahkemece resen toplanması gereken bir delille başvurulması halinde, suç üstü ödeneğinden o masrafın karşılanabileceği, somut olayda bilirkişi incelemesi deliline dayanan davacının yargılamanın diğer aşamalarında da yine bu talebini tekrarlamakla bu delile ilişkin yargılama giderlerini karşılaması gerekirken verilen kesin süre içerisinde bu delil masrafının karşılanmaması nedeniyle dava koşulları oluşmadığından davacı tarafından açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 02.01.2025 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İlk derece mahkemesince, davalı tarafın ileri sürdüğü ayıplı ve eksik ifa savunmasının ancak keşif ve bilirkişi incelemesi ile aydınlatılabileceğinin kabul edildiğini, bu kapsamda keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiğini, ne var ki bu delilin tamamen davalı tarafın savunmasına dayalı olup, ayıp iddiasını ispat yükünün davalı tarafa ait olduğunu, -6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi uyarınca, bir vakıadan lehine hak çıkaran tarafın, o vakıayı ispatla yükümlü olduğunu, somut olayda ayıp iddiasının, davacı tarafça ileri sürülmüş bir iddia olmayıp, davalının borçtan kurtulmaya yönelik savunması olduğunu, bu nedenle, ayıp iddiasını ispata yönelik keşif ve bilirkişi delilinin giderinin davalı tarafa yükletilmesi gerekirken, mahkemece bu giderin davacıya yüklenmesi ispat yükünün ters çevrilmesi sonucunu doğurduğunu, -Mahkemece, keşif ve bilirkişi giderinin yatırılması için davacı tarafa HMK 324/2 uyarınca kesin süre verildiğini, bu giderlerin süresinde yatırılmaması gerekçe gösterilerek davanın usulden reddine karar verildiğini, bu yaklaşımın, HMK 324 hükmünün lafzına ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu, zira HMK 324 uyarınca, delil avansının yatırılmaması hâlinde doğacak sonucun, davanın reddi değil, yalnızca o delilden vazgeçilmiş sayılması olduğunu, delil avansının, dava şartı niteliğinde olmayıp, yatırılmaması hâlinde davanın usulden reddine karar verilmesinin mümkün olmadığını, nitekim Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında da, delil avansının yatırılmaması hâlinde mahkemenin mevcut delil durumuna göre esasa girerek karar vermesi gerektiğinin açıkça kabul edilmesi gerektiğini, -Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/10067 E., 2019/3687 K. sayılı kararında; delil ikamesi avansının yatırılmamasının dava şartı eksikliği sayılamayacağı, bu hâlde davanın reddedilemeyeceği, yalnızca ilgili delilden vazgeçilmiş sayılması gerektiğinin açıkça vurgulandığını, aynı doğrultuda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2020/5732 E., 2021/897 K. sayılı kararında da, bilirkişi ve keşif deliline ilişkin avansın yatırılmaması sebebiyle davanın usulden reddedilmesinin bozma nedeni olduğunun belirtildiğini, somut olayda mahkemenin, bu yerleşik içtihatlara aykırı şekilde, en ağır usuli yaptırımı uygulayarak davayı sona erdirdiğini, -Öte yandan, davacı tarafça dava dilekçesinde fatura, cari hesap ekstresi ve kısmi ödemelerin açıkça ortaya konulduğunu, alacağın varlığı ve miktarının yazılı delillerle ispatlandığını, davalı tarafın ayıp savunmasının, bu yazılı deliller karşısında esasa girilerek değerlendirilmesi gereken bir savunma niteliğinde olduğunu, mahkemece, davacının sunduğu bu deliller hiç tartışılmadan, icra inkâr tazminatı talebi hakkında dahi değerlendirme yapılmadan, yalnızca keşif giderinin yatırılmaması gerekçesiyle davanın sona erdirilmesinin, hukuki dinlenilme hakkının ve hak arama özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu, -Kaldı ki, mahkemece keşif ve bilirkişi deliline her iki tarafın da dayandığı kabul edilse dahi, HMK 324/1 hükmü gereğince giderin taraflar arasında paylaştırılması gerekirken, tamamının davacı tarafa yüklenmesinin de ayrıca hukuka aykırı olduğunu, delil avansının, o delile dayanan veya o delil ile iddiasını ispatlamak isteyen tarafça yatırılmasının gerektiği hususunun, Yargıtay uygulamasında da kabul edilmiş bir ilke olduğunu, bu yönleriyle, ilk derece mahkemesi kararında hem ispat yüküne, hem delil avansı–gider avansı ayrımına, hem de HMK 324’ün uygulanma biçimine ilişkin açık hukuka aykırılıklar bulunduğunu, Açıklanan ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle; İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 12.11.2025 tarih, 2025/354 Esas – 2025/962 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davalı tarafın ileri sürdüğü ayıp savunmasını ispatlamaya yönelik keşif ve bilirkişi giderinin hukuka aykırı şekilde davacıya yükletilmesi, bu giderin yatırılmaması gerekçe gösterilerek HMK 324 hükmü yanlış uygulanmak suretiyle davanın usulden reddedilmesi nedeniyle, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunun tespitine, delil avansının yatırılmamasının dava şartı eksikliği oluşturmadığı, en fazla ilgili delilden vazgeçilmiş sayılma sonucunu doğuracağı gözetilerek, davaya esası incelenmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada, ispat yükü ve delil avansı kuralları gözetilerek, tarafların sunduğu yazılı deliller çerçevesinde davanın esası hakkında değerlendirme yapılmasına, istinaf yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından "kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davanın usulden reddine" karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı vekili, taraflar arasında yapılan sözlü eser sözleşmesi kapsamında davacı yüklenicinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, davalı iş sahibinin düzenlenen faturaya itiraz etmediği halde faturanın bakiye kısmını ödemediğini ve başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek eldeki itirazın iptali davasını açmıştır. Davalı vekili ise, davacı tarafın anlaşılan iş kapsamında üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğini, işi ayıplı olarak teslim ettiğini, Torbalı 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nde delil tespiti yaptırdıklarını, bu sebeple davacı tarafça düzenlenen faturanın ödenmeyen kısmının işin ayıplı tesliminden kaynaklandığını, davacının işi taahhütlerine uygun teslim etmediği için herhangi bir borcun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Somut olayda Mahkemece 25.06.2025 tarihli 1.celsede 2 makine mühendisi, 1 endüstri mühendisi, 1 iş güvenliği uzmanı bilirkişi eşliğinde 12.09.2025 tarihinde keşif yapılmasına, bilirkişiler için toplam 20.000 TL ücret takdirine ve keşif harcı olan 4.361,50 TL'nin yatırılmasına, araç gideri ve diğer giderler için gider avansının davalı tarafça ayrıca yatırılmasına, toplamda 20.000,00TL avans ve 4.361,50 TL harç olmak üzere eksik gider avansının davalı tarafça iki hafta içinde tamamlanmasına, davacı vekiline eksik gider avansını ve ayrıca keşif harcını yatırması için iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde HMK 324/2 maddesi uyarınca bilirkişi ve keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve dosyada usulü işlemlerin yapılamayacağının ihtarına karar verildiği; ardından davacı vekili tarafından 2 haftalık kesin süre içinde bilirkişi ücreti ve keşif harcının yatırılmadığından bahisle Mahkemece "kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından davanın usulden reddine" karar verildiği anlaşılmıştır. HMK'nın 94. maddesinde, "Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir." düzenlemesi var iken, 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile "Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder." cümlesi maddeye eklenmiştir. Kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için belirtilen hususların hakim tarafından yerine getirilmiş olması gerekir. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Hakim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan veya gereken giderleri vermeyen taraf, sadece ara kararına konu edilen iş veya işlemin yapılması isteminden vazgeçmiş sayılır. Davadaki bütün istemlerinden vazgeçmiş sayılamaz. Bu olgunun sonucu olarak kesin süre içinde gereğinin yapılmaması halinde ara kararında belirtilen işlemin niteliği ve davanın sonucuna etkisi gözetilerek mevcut delillere göre karar verilir. Kesin süre gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle doğrudan davanın reddine karar verilemez. Kesin süreye uyulmamasının doğurduğu bu ağır sonuç gözetildiğinde, taraflara bir iş veya işlemin yapılması konusunda kesin süre verilebilmesi ve kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle yapılması istenilen iş veya işlemin tarafların yükümlülüğünde olan belirli bir iş veya işleme ilişkin olması, kesin süre verilmesine ilişkin ara kararında yapılması gereken iş ve işlemlerin neler olduğunun açıkça ve ayrıntılı olarak belirtilmesi, gider için kesin süre veriliyorsa ara kararında hangi iş için, nereye ve ne kadar gider yatırılması gerektiğinin de açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, verilen sürenin yapılması istenilen iş veya işlemin yerine getirilebilmesine yetecek uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının taraflara açıklanması ve tarafların bu konuda açıkça uyarılmış olması zorunludur. Verilen kesin sürenin şekli olarak yukarıdaki koşullara uygun olması yeterli olmayıp içeriği itibarıyla da ilgili olduğu kurallara uygun olarak verilmesi gerekir. Bu yönüyle somut olaydaki önemi bakımından delil avansı ve gider avansına ilişkin kurallar üzerinde de durulması gerekir. HMK'nın 120. maddesinde gider avansı, 324. maddesinde ise delil avansı düzenlenmiş olup, bu iki kavram birbirinden farklıdır. Gider avansı davanın başında davacının dava açarken Gider Avansı Tarifesi’ne göre yatırdığı, belirlenebilir bir miktarı ifade ederken, delil avansı dava aşamasında bir delile dayanan ve bu delilin toplanmasını isteyen tarafın yatırdığı miktarı ifade eder. HMK'nın 114. maddesinin "g" bendinde, gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış, anılan Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında ise, bu koşulun mevcut olup olmadığını, mahkemenin kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında bu şartın noksanlığı tespit edilirse, davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür. HMK'nın "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrasında; harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda, davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir. "Delil ikamesi için avans" başlıklı HMK'nın 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır....", ikinci fıkrasında ise; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin hukuki sonucu olarak, delil ikamesinden vazgeçmiş sayılacağının belirtildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45/4. maddesinin de aynı doğrultuda hükümler içerdiği görülmüştür. (Yargıtay 6.HD'nin 2024/3139 Esas ve 2025/3702 Karar sayılı kararı) Kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.(Yargıtay 15. HD 2021/344 Esas ve 2021/725 Karar sayılı kararı) Dava 2025 yılında açılmış ve açıldığı tarihte gider avansı yatırılmıştır. Mahkemece yatırılması istenen keşif harcı ve bilirkişi ücreti ücreti gider avansıyla ilgili olmayıp delil avansıyla ilgilidir. Delil avansının yatırılmamasının sonucu davanın usulden reddi olmayıp o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılma sonucunu doğuracağından mevcut delillere göre karar verilmesi gerekecektir. Yatırılacak masrafın gider avansı olarak değerlendirilip yatırılmaması halinde davanın usulden reddine karar verileceği ihtarı delil avansı kurallarına uygun bir ihtarat olmayıp ayrıca sözkonusu ara kararda yatırılması istenen avansın kimi yerde davalı tarafça kimi yerde davacı tarafça yatırılmasına karar verilerek ara kararın her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmaması kanuna aykırı olduğundan öncelikle içeriği itibarıyla kanuna uygun bir ara kararı oluşturulmamıştır. Buna göre Mahkemece davacıya verilen kesin süre HMK'nın 94. Maddesi ile yargısal uygulamada öngörülen şartları taşımadığından hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşılmış olup usulüne uygun olmayan kesin süreye sonuç bağlamak suretiyle davanın "usulden reddine" karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür. (Benzer yönde Yargıtay 6.HD'nin 2024/3459 Esas ve 2024/4957 Karar sayılı kararı) Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12.11.2025 tarih ve 2025/354 Esas, 2025/962 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine, 6-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 12.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.