İSTİNAF KARAR TARİHİ:02/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1987 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini, kurulduğu günden bu yana aralıksız olarak ... markasını kullandığını ve ... ibareli büyük bir marka serisi yarattığını, uzun yıllardan beri aralıksız olarak ve geniş bir coğrafyada yürütülen f…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO:2026/288 Esas KARAR NO:2026/554 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ:05/12/2024 NUMARASI:2023/269 E. - 2024/285 K. DAVANIN KONUSU:Marka (Maddi Tazminat İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ:02/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1987 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini, kurulduğu günden bu yana aralıksız olarak ... markasını kullandığını ve ... ibareli büyük bir marka serisi yarattığını, uzun yıllardan beri aralıksız olarak ve geniş bir coğrafyada yürütülen faaliyetler sonucunda ... markasının yüksek bir tanınmıştık düzeyine ulaştığını ve İstanbul Ticaret Odası nezdinde 14/10/1987 tarihinden bu yana ticaret unvanında tescilli markası olan ... ibaresini kullanmakta olduğunu, müvekkili şirketin, ISO kalite standartlarına göre üretim yaptığını, ...Birliğinin (... - ...) 16. Dünya Kongresi üyesi olduğunu, çeşitli ödüller aldığını, İstanbul ili ve tüm Türkiye 'de bilinen AVM'ler, oteller, hastaneler, üniversiteler vs gibi çeşitli projelerde yer aldığını, ... markasının tanınmış olduğunun TPE'nin yanı sıra, mahkeme kararlarıyla da tevsik edildiğini, Kartal Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2009/54 E. 2010/44 K. ve 15/09/2010 tarihli karan ile " ..."'nun sektörde tanınmış bir marka olduğunu, ... markasının tanınmış bir marka olduğundan tespitle, anılan davaya konu ... markasının hükümsüzlüğüne ye marka sicilinden terkinine karar verildiğini, İlk derece mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından onanmış ve kesinleşmiş olduğunu, Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/210 E. sayılı dosyasında davalı "..." ibaresi sahibi firma aleyhine açılan davada mahkemenin; "dava konusu ... nolu "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden çıkarılması ile, davalının internet sitesinde ... markasıyla benzerlik oluşturan kullanımların durdurulmasına, önlenmesine ve görsellerin kaldırılmasına" ilişkin karar verdiğini; müvekkili şirketin TPE nezdinde.../... nolu "...", .../... nolu "... optik", ... nolu ... ... şekil", ... nolu "... şekil" ve ... nolu "... şekil" marka tescillerine sahip olduğunu, müvekkili şirketin "..." markasının yanında "..." ibaresinden türetilmiş bir dizi markayı ürünleri ve alt ürünleri üzerinde kullandığını, ... ve ... ibaresinden türetilmiş seri markaları itibariyle "...” ibaresinin müvekkili şirket ile özdeşleştiğini, Türk Patent Enstitüsünün, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu kabul ettiğini ve itiraz edilen markaların mevcudiyetinin karışıklığa sebebiyet verebileceğini belirttiğini, TPE tarafından ... markasına daha az benzerlikte olan ... sayıh ve "..." ibareli, ... sayılı ve "..." İbareli, ...sayılı ve "... şekil" ibareli ve ... sayılı ve "... şekil" İbareli markaların tüm emtia ve/veya kısmen reddedildiğini, Müvekkili şirketi markaları için yapılan inceleme ve araştırmalar sırasında, müvekkili şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve müvekkili markasıyla ayniyete varacak derecede benzer olan ... ibaresi için davalının TPE nezdinde ... markasına ilişkin... numara ile tescil talebi olduğunu, 14/11/2011 tarihinde anılan tescil talebine itiraz edildiğini, TPE'nin 25/06/2012 tarihli karan ile markaların benzer olduğunu kabul ettiğini, davalının marka başvurusunun "maden ve maden çıkarma hizmetleri" dışında 19, ve 42. sınıflarda diğer geriye kalan ürünlerde davalı markası ... şekil ibaresi için tescil başvurusunu reddettiğini, anılan karar ile TPE'nin müvekkil şirket markası ... ile ... ibaresinin benzerliğini 19 ve 42. sınıflar kabul ettiğini, 27/03/2014 tarihli tespitle, Google arama motorunun bir reklam uygulaması olan ...'da müvekkil şirket markasının ... olarak boşluk bırakılarak ayrı ayrı yazılması suretiyle, davalının ... internet sitesine erişim sağlandığını, bu uygulama ile Google firmasına ait arama motoruna müvekkiline ait markanın bir anahtar sözcük olarak tanımlandığını, ve ... ibaresini yazan bir kişinin ... ibareli firmaya da yönlendirildiğini, bu durumun gerek 556 sayılı KHK 9. maddesi ve gerekse Yargıtay kararları uyarınca marka tecavüzü oluşturduğunu, Müvekkili şirketin davalının marka başvurusuna itiraz ettikten sonra yapılan araştırmalarda davalının... ibaresini ticaret unvanının esaslı unsuru olarak tescil ettirdiğini, davalı şirketin, müvekkil şirket İle aynı sektörde faaliyet göstermekte olduğunu ve bu durumun davalının müvekkil şirket markası ...'dan haberdar olduğunun bir göstergesi olduğunu, davalı şirketin ... markasını alan adlarında ve site içeriklerinde kullanmaya devam etmekte olduğunu, İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin müvekkili şirketin tespit talebi karşısında 10/03/2014 tarihinde verdiği karar İle 17/03/2014 tarihinde bilirkişi raporu hazırlandığını, söz konusu bilirkişi raporuyla davalının: "..." unvanım ... ibareli markayı ve ... ibareli alan adını müvekkil şirkete ait ... markasından yola çıkarak ve ... markasına referans yapacak şekilde oluşturmuş olduğunu iddia ederek, davacıya ait ... markasıyla iltibas oluşturan "..." ibaresinin ürün, hizmet ve her türlü tanıtım vasıtası üzerinde kullanılmasının; davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, bu itibarla kullanımlarının durdurulmasına ve önlenmesine, tecavüz ve haksız rekabet sonuçlarının ortadan kaldırılarak eski hale iadesine, 3.000,00 TL maddi (belirsiz alacak) ve 15.000,00 TL manevi tazminatın karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 9 senedir "..." markasını ve ticari unvanını kullandığını, markasını tanınır ve bilinir hale getirilmesinde ciddi çalışmalar ve yoğun reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, Mersin ve İstanbul şubeleri ile çalışmalarını geniş bir coğrafyaya yayılarak, sektörde tanınan ve bilinen bir firma olarak yer edindiğini, Müvekkili şirketin, kurulduğu günden bu yana faaliyetlerini sürdürdüğü yapı teknolojileri ve ekipmanları sektöründe hatırı sayılır bir yer edinmiş olup faaliyet gösterdiğini, ulusal ve uluslararası piyasada Öncü bir konuma ulaştığını, tüm dünyada ... Birliği olan ... üyesi olduğunu, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, 14001 Çevre Yönetim Sistemi, 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ve CE markalama belgelerine sahip olduğunu, ISO kalite standartlarına uygun üretim yaptığını, davacı tarafın müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanında iştigal olduğunu, her iki taraf firmanın ... (cam elyaf) takviyeli ... üretimi yaptığını, davacının üye olduğu ... Birliği olan ... 'ya müvekkili şirketin de üye olduğunu, müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanında iştigal eden ve aynı birliklere üye olan ve aynı fuarların aynı holünde stand açan davacının müvekkili şirketin ... ticari unvanından ve markasından haberdar olduğunu, 9 yıl boyunca müvekkil şirketin kullanımına herhangi bir itirazı olmadığını, bu durumda davacının sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğradığını, davacının uzun süre sessiz kalarak müvekkile ait markanın kendi markaları ile iltibas oluşturduğundan bahisle, marka tecavüzüne ve ticaret unvanın terkinine ilişkin talep haklarından vazgeçmiş sayıldığının kabulünün gerektiğini, ... ve ... ibarelerinin elyaf ve lif anlamlarında olduğunu, ... ve ... 'un taraf şirketlerinin iştigal alanı olan elyaf takviyeli ... üretiminin genel adı olduğunu, dolayısıyla ... ve ... ibarelerinin hiç bir şirketin tekeline bırakılmaması gerektiğini, tek başına marka olarak kullanılmasının 556 sayılı KHK'nin 7. maddesinin c. bendi uyarınca mümkün olmadığını, davacı adına TPE bünyesinde tescil edilen ... ibareli markaların cins ve çeşit bildirdiğini 556 sayılı KHK'nin 7.maddesinin e bendi uyarınca tescillerinin dahi mümkün olmadığını, davacının dava konusu ettiği markasında kullandığı "..." (FIBRE) ibaresinin Türkçe karşılığının "yün, elyaf, olduğunu, devamındaki "..." ibaresinin bilinen betonu kastettiğini, ... fun ise elyaf takviyeli bir ... çeşidi olduğunu, inşaat ve yapı ekipmanları alanında iştigal eden birçok firmanın "elyaf takviyeli" "... ve ... takviyeli" ... üretimi yaptığını söz konusu ... türu için kullanılan "..." ve "..." İbarelerinin betonların elyaf takviyeli olduğunu belirttiğini, söz konusu ibarelerin betonun çeşit ve cinsini bildiren genel ifadeler olduğunu, hem "..." hem de "...” kelimelerinin cins ve vasıf bildirmekte olduğunu, her iki kelimenin birleşmesinden oluşan markanın direk elyaf takviyeli ... çeşidini akla getirdiğini, bu nedenle dava konusu ibarenin tek başına marka olarak kullanılmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin, markaya ayırt edicilik kazandırarak "..." şekli ile yıllardır kullanılarak ayırt edicilik kazandırdığını, "..." kelimesinin müvekkili şirket de dahil hiçbir şirketin tekeline bırakılacak bir kelime olmadığını, davacının tanınmış marka olduğunu iddia ettiği "...” ve "..." İbaresinin sıradan ve herhangi bîr ayırt ediciliği bulunmayan zayıf markalar olduğunu, zayıf markaların 3. kişiler tarafından kullanımının engellenmesinin mümkün olmadığını, TPE sicili içerisinde ... ibaresini barındıran, davacı firmanın tescil ettirilmiş olduğu sınıflarda yüzlerce marka tescili bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin 14/06/2022 tarihli 2022/62 E. 2022/1037 K. Sayılı kararı ile;"... Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 14/01/2021 tarih ve 2017/177 E. 2021/12 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Dosyanın, 5, 7 ve 8. maddelerde gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" karar verilmiştir.Dairemiz kaldırma kararından sonra İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...İstinaf kaldırma ilamı sonrası alınan 01/03/2023 tarihli bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu, dosyada mevcut bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri giderdiği ve raporda uzman görüşündeki değerlendirmelerin de tartışıldığı, davalı markasının davacı markası ile iltibas yarattığı, davacı markasının sektörde tanınmış marka olduğu, davalı eylemlerinin tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, bu kullanımdan dolayı yukarıda da açıklandığı üzere 556 Sayılı KHK'nin 66/2-b maddesi kapsamında TBK m. 50 çerçevesinde davalının elde ettiği kazancın takdiren 2.000,00 TL olarak belirlendiği, davalının inşaat ürünleri ve hizmetleri kapsamında davacı markasını kullanarak satış yaptığı hususu gözetilerek 556 sayılı KHK'nın 67. maddesine göre davacı markasının tanınmışlığının satışlara etkisi de kaçınılmaz olduğundan, tarafların mali kayıtları da dikkate alınarak takdiren 1.000,00 -TL maddi tazminatın makul pay olarak yoksun kalınan kazanca eklenmesi gerektiği, davacı tüzel kişiliğinin davalı eylemleri nedeniyle olumsuz etkilenmesi, davalı eylemlerinin tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu tespiti bir arada değerlendirildiğinde 15.000 TL manevi tazminatın somut olaya uygun olduğu, hüküm fıkrasında ve gerekçede açıklanan sair taleplerin reddine" karar verilmiştir. Davalı (...) vekili (...) istinaf dilekçesinde özetle; -Markaya tecavüz ve haksız rekabet hususunun somut olayda oluşmadığını, davada KHK 8/1-b’ye göre taraf markaları arasında iltibas oluştuğu görüşünün yerinde olmadığını, markalar arasında benzerliğin olup olmadığına, markanın bütünü itibarıyla bıraktığı etki dikkate alınarak karar verileceğini, Müvekkilinin “...” esas unsurlu markalarının hem görsel hem işitsel olarak davacı markalarından tamamen farklı olduğunu, Mahkemenin gerekçeli kararında "Tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, elyaf-yün katkılı anlamına gelen ... kelimesinden ve ... kelimesinin 'ton' hecesinin birleştirilmiş halinden oluşan davalı markasının ... kelimesini içeren çok sayıda markanın mevcut olması, kelimenin cam elyaf katkılı ... ürünü bakımından ayırt ediciliğinin olmaması nedeni ile davalının davacı markasının tanınmışlığından istifade etme amacında olmadığı ve davalının kötü niyetinin kanıtlanamadığı kanaatine varılmıştır." tespitine rağmen marka hakkına tecavüzün gerçekleştiği sonucuna ulaştığını, hüküm kısmı ile gerekçe arasında açık bir çelişki yarattığını, taraf markalarının kullanıldığı ürünlerin potansiyel müşterisi vasat düzeydeki tüketici değil, uzman alıcı grubu olduğunu, dava konusu markaların esas unsurunu teşkil eden ibareler olan “...” ve “...” ibareleri jenerik ifadeler olup, inşaat sektöründe sıkça kullanılan ve İngilizce dilinden dilimize tercümesi “elyaf” olarak yapılan “...” veya “...” ibareleri inşaat sektöründe yoğunlukla kullanılan ... türlerinden bir tanesini ifade ettiğini, Davacı adına TPMK bünyesinde tescil edilen “...” ibareli markalar, cins ve çeşit bildirmekte olup, 556 sayılı KHK’nın 7.maddesinin c bendi uyarınca tescilleri dahi mümkün olmayan markalar olduğunu, Davacının dava konusu ettiği markasında kullandığı “...” (...) ibaresi Türkçe karşılığı “yün, elyaf” demektir, devamındaki “...” ibaresi zaten bildiğimiz betonu kastetmekte olup “...” ise elyaf takviyeli bir ... çeşidi olduğunu, müvekkilinin kendilerine ait markaya ayırt edicilik kazandırarak “...” şekli ile kullanmakta olup, ayırt edicilik kazandırıldığını, davacıya ait "..." gibi zayıf markaların bir kişinin tekeline bırakılmayacağı ve herhangi bir kimsenin küçük bir değişiklik ile dahi söz konusu zayıf markalar ile iltibas tehlikesinden kaçınabileceğini, -Haksız rekabete ilişkin kümülatif korumanın (hem marka tecavüzü hem haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanması) mümkün olmadığını,Yargıtay'ın güncel kararı da bu yönde olduğunu, -Müvekkilinin “...” ibareli markaların gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, 2005 yılından bu yana kesintisiz ve markasal nitelikte kullandığını, alınan 02.12.2015 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında müvekkilinin “...” kelimesini 2005 yılından itibaren tescilsiz marka olarak 2011 yılından itibaren de tescilli marka olarak tanıtıcı işaret olarak kullandığının kabul edildiğini, Mahkemenin, ticaret unvanının tescili ile markasal kullanımın farklı hukuki sonuçlar doğuracağını ileri sürerek bu hususları birbirinden koparma yönündeki değerlendirmesinin hem hatalı hem de usule aykırı olduğunu, Ticaret unvanının tescili, tek başına marka hakkı doğurmasa da, unvanın markasal kullanım niteliği taşıdığı hâllerde, özellikle uzun süreli, istikrarlı ve tanıtım amacı taşıyan kullanımın varlığı hâlinde, markasal kullanımın ispatı bakımından son derece önemli ve belirleyici bir delil niteliğinde olduğunu, Doktrin Ve Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkilinin müktesep hakkı olduğunu, Müvekkilinin markasına büyük ölçüde yatırım, reklam ve promosyon çalışması yaptığını, TPE nezdinde tescilini talep ettiği “...” markasını sektörde üstün kalite anlayışıyla tanıtmış ve ayırt edici nitelik kazandırmış olduğunu, -Aleyhe bozma yasağına aykırı şekilde manevi tazminat miktarına ilişkin müvekkili aleyhine artırım yapıldığını, ilk derece mahkemesinin önceki kararında müvekkili aleyhine 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiş olup, davacı vekili bu kararı istinaf etmemiş, yani ilk karardaki manevi tazminat miktarı davacı tarafça kabul edilmiş olduğunu, buna karşın, taraflarınca karar manevi tazminat yönünden de istinaf edildiğini ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kararın bozulması üzerine yerel mahkemede yeniden yargılama yapıldığını, ancak yeniden yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesi bu kez manevi tazminat miktarını 15.000,00 TL’ye yükselttiğini, manevi tazminat miktarının artırılması hukuka aykırı olup bozmayı gerektirdiğini, -Yerel Mahkeme gerekçesinde, davacının sessiz kaldığı yönündeki savunmalarını bertaraf etmek amacıyla davalı müvekkilinin “...” ibaresini 2005 yılından beri kullandığına ilişkin tespitlerin yeterli bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu değerlendirme dosya kapsamına, bilirkişi raporlarına ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına açıkça aykırı olduğunu, dosyadaki bilirkişi raporları, müvekkilinin 2005 yılından beri “...” ibaresini hem ticaret unvanı hem marka niteliğinde kullandığını tartışmaya yer olmayacak şekilde tevsik ettiğini, 11.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda, müvekkilinin ... alan adını 14.10.2005 tarihinde tescil ettirdiği tespit edildiğini, alan adlarının markasal kullanımın en açık tezahürü olduğu bilinen bir gerçek olduğunu, 31.03.2015 tarihli raporda, müvekkilin kullanımlarının davacı markası ile iltibas oluşturmadığı, ayrıca ... gibi yönlendirici reklam türlerini hiç kullanmadığı belirtilerek kötü niyet iddiası da çürütüldüğünü, 02.12.2015 tarihli raporda, müvekkilin “...” ibaresini kuruluş tarihi olan 2005’ten dava tarihine kadar nizasız ve fasılasız kullandığı açıkça belirtildiğini, 11.02.2016 tarihli ek raporda, müvekkilin 2005–2014 arasında toplam 314.005,10 TL zarar ettiği, yani markayı ve ticari faaliyetleri iyi niyetle sürdüğü tespit edildiğini, 04.12.2017 tarihli raporda, davacının müvekkilinin ticaret unvanına ilişkin uzun süre sessiz kaldığı ve bu nedenle terkin talep edemeyeceği belirtilmiş, ayrıca müvekkilinin markayı 2006’dan beri tescilsiz marka olarak kullandığı vurgulanmış olduğunu, 02.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda da müvekkilinin 2005’ten bu yana markayı fiilen kullandığı yeniden doğrulandığını, Davacı taraf, müvekkilin kullanımlarından haberdar olmadığını iddia etmekte ise de, bu iddianın hem hukuken hem de somut olayda hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tarafların aynı sektörde, aynı ihalelere giren, aynı fuarlara katılan firmalar olduğunu, müvekkilinin 2005 yılında tescil edilen alan adı, sektörde faaliyet gösteren herkesin erişimine açık olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının 2005’te tescil edildiğini, taraflar arasında 2011 yılından itibaren birçok dava açılmıştır; bu da en geç bu tarihten itibaren davacının müvekkilin markasal varlığından haberdar olduğunu gösterdiğini, Davacı, 2005–2011 arasında müvekkilin hiçbir kullanımına itiraz etmediğini, bu durum, Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatları gereği açık bir sessiz kalma yoluyla hak kaybı olduğunu, -Yerel Mahkemenin, müvekkilinin ticaret unvanının tescil edilmesini ve kullanılmasını marka kullanımından ayrı değerlendirdiğini, oysa bir ibarenin ticaret unvanında yer alması, internet alan adı olarak kullanılması, tanıtım faaliyetlerinde yer alması, doktrin ve Yargıtay kararlarına göre markasal kullanımın en güçlü delillerinden olduğunu, Ticaret unvanı ve marka farklı kurumlar olsa da, ibarenin aynı mal/hizmetler üzerinde kaynağı gösterme işlevi kazanması hâlinde markasal kullanımın varlığı artık tartışmasız olduğunu, davacı taraf ise aynı sektörde faaliyet göstermesine rağmen bu kullanım karşısında yıllarca sessiz kalarak Medeni Kanun m.2 gereği hak kaybına uğradığını, -mahkemenin 01.03.2023 tarihli bilirkişi raporunun “dosya kapsamına uygun olduğunu” belirtmişse de bu tespit gerçeği yansıtmadığını, bilirkişinin, 2011 yılına ait zarar ve ... kalemlerinin hesaplamaya dahil edildiğini, ayrıca 03.04.2014 dava tarihinden sonraki döneme ait gelir-gider verilerinin hesaplamaya yanlışlıkla katıldığını bizzat ifade ettiğini, mahkemenin rapordaki teknik hataları gidermeden sonuçları doğrudan esas aldığını, dahası, raporda 2011–2014 dönemine ilişkin müvekkilin yalnızca 9.982,95 TL net dönem karı bulunduğu belirtilmiş olup bu tutarın dahi davacı markasından kaynaklanan herhangi bir kazanç olmadığı açıkça ortada olduğunu, Müvekkilinin davacı markasını kullanmak suretiyle gelir elde ettiğine ilişkin dosyada tek bir somut delil, müşteri aktarımı, sözleşme kaybı veya ekonomik geçirgenlik göstergesi bulunmadığını, kazanç aktarımı ispat edilemediği halde TBK m.50’ye dayanarak hakkaniyet gereği 2.000 TL maddi tazminata hükmetmesinin de hukuken mümkün olmadığını,TBK m.50, marka hukukunda 66/2-b kapsamında uygulanabilecek bir hüküm olmadığını, bu madde yalnızca zararın hiç ispatlanamadığı genel haksız fiil hallerine özgü olduğunu, mahkeme tarafından hükmedilen 2.000 TL + 1.000 TL maddi tazminat tamamen varsayıma, hukuki dayanaktan yoksun değerlendirmelere ve bilirkişi raporlarının hatalı yorumlanmasına dayandığını, -Davacıya ait markada ayırt ediciliği yüksek olmayan ürünün adını içeren zayıf marka olduğunu, ..., ... takviyeli ... olup, cins isim olduğunu, birçok ihalede, ... kelimesi ürünün adı olarak geçtiğini, Davacının dava konusu ettiği markasında kullandığı “...” ibaresi Türkçe karşılığı “yün, elyaf” demek olduğunu, devamındaki “...” ibaresi zaten bilinen betonu kastetmekte olup “...” ise elyaf takviyeli bir ... çeşidi olduğunu, inşaat ve yapı ekipmanları alanında iştigal eden birçok firma “elyaf takviyeli” “... ve ... takviyeli” ... üretimi yapmakta, söz konusu ... türü için kullanılan “...” ve “...” ibareleri betonların elyaf takviyeli olduğunu belirtmektedir. Yani söz konusu ibareler betonun çeşit ve cinsini bildiren genel ifadeler olduğunu, davanın tümden reddine karar verilmek üzere kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin, daha önce BAM kaldırma ilamında gösterilen eksiklikleri gidererek çelişkileri ortadan kaldırır nitelikteki bilirkişi raporunu (01.03.2023 tarihli kök rapor ile 11.07.2023 tarihli ek rapor) aldığını, iltibas ihtimalinin mevcudiyeti, dosyada güçlü delillerle sabit olduğunu, davalı firmaya ait "...” ibareli marka başvurularının, müvekkili şirkete ait "...” markaları ile benzer olduğu, iltibas oluştuğu ve hedef kitlesinin aynı olduğu, taraflar arasında farklı Mahkemelerde görülen ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşen Mahkeme Kararları ile sübuta erdiğini, Davalı firmanın “...” ibareli marka başvurularının, müvekkiline ait “...” markaları ile benzer olduğu ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yarattığına dair iddiaların, taraflar arasında farklı Mahkemelerde görülerek Yargıtay 11. HD tarafından onanarak kesinleştiğini, davalı kullanımının, davacı müvekkilin markasının “yeni düzenlenmiş bir versiyonu gibi” algılanması ve işletmeler arasında ekonomik bir ilişki bulunduğu yanılgısı doğması, tecavüzün tespiti bakımından yeterli olduğunu, huzurdaki davanın temelinin 2014 tarihine dayandığını, somut dosyada, haksız rekabet yalnızca “tescilli markanın varlığı” üzerinden değil; iltibas yaratacak şekilde piyasada tanıtım vasıtalarının kullanımı, internet/alan adı üzerinden yönlendirme etkisi, aynı sektörde organik bağ algısı oluşturma gibi dürüstlük kuralına aykırı rekabet davranışlarından hareketle değerlendirdiğini, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında sessiz kalmayı iki ayrı yönden incelediğini ve mahkeme; marka tecavüzü/haksız rekabet yönünden, markasal kullanımın hangi tarihten itibaren “davacı tarafından bilinir” hale geldiği, davalının 2011 sonrasında gerçekleşen marka başvuruları, davalının olumlu sonuç alamadığı çeşitli ihtilafları, TÜRKPATENT nezdinde yürütülen süreçleri tek tek göstererek sessiz kalmanın mevcut olmadığı sonucuna vardığını, davalı tarafın, ihtilafa konu marka yönünden esas görünürlüğünün 2010 sonrası olduğu, kendilerince dosyaya sunulan delillerle sabit olduğunu, İlk derece mahkemesinin ... alan adının iptali/terkini “ve ... yönünden Türkiye'den erişimin engellenmesine yönelik kararı, ihlalin internet ortamındaki görünür etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olup iltibasın önlenmesi bakımından ölçülü bir giderim teşkil ettiğini, Davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca açılmış Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması, Önlenmesi talepli dava olup, davalıya ait ... ibareli marka kullanımlarının , davacıya ait ... ibareli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının tespiti ile oluşturması halinde bunun önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminat ile birlikte bu tutara makul bir payın eklenmesi ve ... sisteminden kaynaklı tecavüzün önlenmesi, buna bağlı tazminat ile alan adının terkini ve ticaret ünvanının terkini istemlerine ilişkindir. Dairemiz Kaldırma kararı öncesi alınan ; 11/04/2014 tarihli bilirkişi raporunda, davacıya ait alan adının (...) tescil tarihi olan (10/10/2002), davalıya ait alan adının (...) tescil tarihi (14/10/2005) olarak tespit edildiği, Google arama motorunda "..." anahtar kelimesi ile yapılan arama sonuçlarının tespit edildiği, ... Reklam uygulamasına verilen ilan sonucu ilk sırada çıkan sonuca ait linkin davalıya ait ... sitesine yönlendirildiği belirtilmiştir.31/03/2015 tarihli bilirkişi raporunda, 11/04/2014 tarihli bilirkişi raporunda davalı markasının ... reklam sisteminde anahtar kelime olarak kullanılıp kullanılmadığının net olarak anlaşılamadığı, şu an ... reklam sistemi kapsamında bir kullanımın olmadığı, markaların hitap ettiği ortalama tüketici algısı ve markaların tasviri işaretlerin dikkate alındığında, davalının davacı markası olan ... ibaresini anahtar kelime olarak belirlemesi halinde, davalının ... şeklindeki kullanımının karışıklığa sebep olmadığı, davacı tarafın uğradığı zarar veya davalının haksız rekabet sonucu elde ettiği kara ilişkin hesaplama yapılamadığı bildirilmiştir. 15/02/2017 tarihli bilirkişi raporunda, taraf markalarının benzer olduğu ve uyuşmazlık konusu bütün mallar yönünden KHK m.8/1-b maddesi anlamında iltibas oluştuğu, davacı şirketin markaların dış cephe sistemleri şeklinde tanınmış olduğu, ancak dava konusu marka başvurusuna konu işaretin tescil kapsamında bulunan ürünler davacı markaların koruma kapsamındaki emtialara aynı türden olduğundan KHK m.8/4'ün somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. 04/12/2017 tarihli bilirkişi ek raporunda, davalının ... ... şeklindeki markasal kullanımının gerçekleştiği ticaret alanının, kendisi adına tescilli ... numaralı ... ... markasının tescili kapsamında olmadığı, davalı kullanımının sadece tescilsiz bir marka kullanımı niteliğinde mi olduğunun, yoksa tescilli ... ... ve ... ... şekil markalarına uygun bir kullanım mı olduğunun mahkeme takdirinde olduğu, davacının ... markalarının tanınmış marka kriterlerini taşıdığı, tanınmış markanın ayırt ediciliğe hatta yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğu, davalının fiili olarak kullandığı ... ibareli markanın, en azından işletme düzeyinde taraf markaları arasında ilişkilendirme ihtimaline, ekonomik vb yönden taraflar arasında organik bağ bulunduğu izlenimine sebep olacak bir benzerlik arz ettiği, davacının 2005 yılında tescil edilmiş olan ve tüm Türkiye'de korunan davalı tacirin unvanının terkinini talep etmekte uzun süre sessiz kaldığı ve tespit edilen mali bilgiler ışığında, davacının ... takviyeli ... emtiası yönünden marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasını ileri sürmekte sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğrayıp uğramadığı mahkememiz kanaatinde olduğu bildirilmiştir.Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığı ile Mahkememize sunulan 02/12/2015 tarihli talimat bilirkişi raporunda, davalının merkez adresinde şirketin kuruluş yılından itibaren dava tarihine kadar sunulan ticari defterler ve Kurumlar Beyannameleri ekinde bulunan mali tablolar ile satış faturaları üzerinde yapılan incelemede davalı şirketin "..." unvanı/markası kullanımı ile ürettiği Mamullerin net satış tutarları toplamının 8.277,092,05 TL olduğu, ayrıca şirketin diğer faaliyet konuları içerisindeki boya ve inşaat malzemesi net satış tutarının ise 17.916.081,32 TL olduğu, aynı heyetten alınan 11/02/2016 tarihli bilirkişi ek raporunda ise, kök rapordaki satışlara göre davaya konu ... satışlarından elde edilen kar hesaplaması için davalı şirketin kurumlar vergisi beyannameleri, mali tabloların incelemesi sonucu 2005-2014 yılları arasında toplamda 314.005,10 TL zarar ettiği tespit edildiği bildirilmiştir.Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 02/01/2020 tarihli bilirkişi raporunda, davalının "..." ibareli markasal satışlardan kaynaklı olarak 2005 - 2014 yılları arası dönemde de elde etmiş olduğu net kazancın 426.258,28 TL olduğu bildirilmiştir.Davacı vekili 11/03/2020 havale tarihli dilekçesi ile, Maddi tazminat taleplerini 342.000,00 TL artırarak 345.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.Dairemiz kaldırma kararı sonrasında 01.03.2023 tarihli bilirkişi raporunda davacı markası olan "..." ile davalının "..." markasının karıştırılma ihtimallerinin yüksek olduğu, müşterilerin iki işletme arasında bağlantı bulunulduğu yanılgısına düşme ihtimallerinin bulunduğu, davalı tarafça sunulan 15/03/2018 tarihli uzman görüşünün değerlendirildiği, bu konuda da uyuşmazlık konusu markanın tanınmış olmasının karıştırılma ihtimalini güçlendirdiği, davalının dava konusu mamule ilişkin 2011-2014 yıllarına ait toplamda 9.982,95 TL net kar elde ettiği görüş ve kanaatine varıldığı anlaşılmış, itirazlar üzerinde alınan 11/07/2023 tarihli ek raporda ise kök raporda varılan kanaatte bir değişiklik olmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.Davacının ... ve ... ibareli markalarının ... ibareli 19.sınıf ürünleri içeren 25.05.1988/...; ... ibareli 19.sınıf ürünleri içeren 05.05.2006/...; ... ibareli 17 ve 19.sınıf ürünleri içeren 01.04.2009/...; ... ibareli 17 ve 19.sınıf ürünleri içeren 07.05.2010/...; ... ibareli 17, 19, 37 ve 42.sınıf ürün ve hizmetleri içeren 07.05.2010/... sayılı markaları mevcuttur.Davacının ... esas unsurlu pekçok seri markalarının bulunduğu, ... markasının sektörel tanınmış marka olduğunun, Kartal Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15.09.2010 T. ve 2009/54 E, 2010/44 K. sayılı kararının gerekçesinde davacının “...” markasının sektörel anlamda tanınmış bir marka olduğu yer alması nedeniyle güçlü delil teşkil ettiği bu nedenle Davacıya ait ... markasının tanınmış olduğu konusunda aykırılık bulunmadığından iltibas değerlendirmesinin de tanınmış marka üzerinden yapılması gerektiği, davacı markalarının esas unsuru ..., ile davalı markasının esas unsuru ... ibarelerinin benzer olduğu, bunun yanısıra ... ile ... ibarelerinin de bir bütün olarak benzer olduğu, tescil kapsamlarının aynı olduğu, davacının markasının sektörel tanınmış marka olduğu, bu nedenle tarafların markalarının benzer olduğu ve davalının bu markayı kullanması halinde, hitap ettiği müşteri kitlesi nezdinde iltibasa neden olabileceği, davalıya ait markada ... ibaresinin davacı markasının kısaltılmış hali gibi göründüğü, davalı markasına yeterince ayırtedicilik katmadığı, fonetik olarak iltibas tehlikesini ortadan kaldırmayacağı, davalının web sitesindeki kullanımının da ürünün işletmesel kökeninde karışıklığa neden olabileceği, davacının seri markası gibi algılanabileceği, bu nedenle Mahkemece yapılan iltibas değerlendirmesinde aykırılık bulunmadığı, davacının markasının tanınmış marka olması nedeniyle, davalının davacının markasının cins ve vasıf bildirdiği için zayıf marka olduğu yönündeki istinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalının öncelik hakkı sahibi olduğu ve sessiz kalma gerekçesi olarak, 2005 yılından itibaren markayı kullandığını istinaf istemi olarak ileri sürmüş ise de, taraflar arasındaki yargılamaların yıllardır devam ettiği, davacının en eski tarihli markasının 25.05.1988 tarihli ... sayılı markasının bulunduğu ve bu durumda davalının öncelik hakkı sahibi olmadığının tespitinin yapılmasında aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında yıllardır süren yargılama ve ihtarların delil olarak sunulduğu, bu durumda davacının sessiz kaldığının kabul edilemeyeceği,Davalıya ait ... alan adında web sitesinde ... ibaresinin markasal olarak kullanıldığı tespit edilmesi nedeniyle verilen kararda aykırılık bulunmadığı,Davacının Maddi Tazminat talebi 66/b (Marka hakkına tecavüz edenin, markayı kullanası yoluyla elde ettiği kazanca göre) maddesine dayanmakta olup, maddi tazminat hesabı, davalı taraf yasal defter ve belgeleri üzerinde yapılabileceği ancak Mahkemece alınan 01/03/2023 tarihli raporda 2011 yılına ait 177.610,67 TL zarar ve ... tutarları hesaplamaya dahil edildiği, yapılan hesaplamada 2014 yılı için dava tarihi olan 03/04/2014 tarihi sonrasının da yine hesaplamaya dahil edildiği ve dosya kapsamına göre 01/01/2014 tarihi ile 03/04/2014 tarihi arasındaki kar zarar hesabının yapılamayacağının bildirildiğinden, tazminat hesabının TBK m. 50 kapsamında, davacının tanınmış markası olduğu dikkate alınarak hakkaniyete göre 2.000,00 TL olarak belirlenmesinde aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.Dosyada mevcut delil durumu, tecavüzün niteliği, somut olayın özellikleri, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak mahkemece takdir olunan manevi tazminat tutarı yerinde görülmekle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.Davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf isteminin bulunmadığı, bu nedenle kaldırma kararı öncesi manevi tazminat miktarını aşan bir manevi tazminata hükmedilemeyecek olması nedeniyle manevi tazminata ilişkin istinaf başvurusunun kazanılmış haklar gözetilerek 10.000 TL olarak kabulüne karar vermek gerekmiş davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince Kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, vekalet ücretleri konusunda kazanılmış haklar saklı tutulmak sureti ile karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile, 2- İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 05/12/2024 tarih, 2023/269 E., 2024/285 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davalının "..." ibareli marka kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, önlenmesine, bu kapsamda ... alan isminin iptali ile terkinine, yine ... adresli internet sitesinin Türkiye'de erişimin engellenmesine, karar kesinleştiğinde bu hususlarda ... Birliğine müzekkere yazılmasına, -Davalının (2011-2014) dava tarihine kadar olan dönemde, davacının markasına tecavüz teşkil edecek şekilde kullanımlarından dolayı TBK m. 50 gereği belirlenen 2.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, -Davalının inşaat ürünleri ve hizmetleri kapsamında davacı markasını kullanarak satış yaptığı gözetilerek 556 sayılı KHK'nın 67. maddesi kapsamında davacı markasının tanınmışlığının satışlara etkisi de gözetilerek takdiren 1.000,00 TL maddi tazminatın makul pay olarak yoksun kalınan kazanca eklenmesine, -Manevi tazminat yönünden kazanılmış haklar gözetilerek talebin kabulü ile, 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, -Davalının ticari evraklara el konulması isteminin, ticari hayattaki güven ilkesi gereği, üçüncü kişilerin haklarının korunması adına reddine, -Davalının ... uygulamasındaki davacıya ait ... markasının izinsiz kullanması nedenine dayalı tecavüzün tespiti, durdurulması ve önlenmesine dair talebinin reddine, -... kullanımlarına ilişkin davacı yanın tazminat isteminin reddine, -Davacının, davalıya ait ticaret unvanından ... ibaresinin çıkarılması suretiyle terkine ilişkin talebinin, ticaret unvanın ilanı sebebiyle bilmek durumunda olduğu ve bu hususa karşı uzun süre sessiz kalındığı, ticaret unvanının kullanımı ile markasal kullanımın netice itibariyle farklı hukuki sonuçlar doğuracağı gerekçeleri ile reddine, -Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin tirajı en yüksek üç gazeteden birinde masrafı davalıya ait olmak üzere birer hafta ara ile iki kez ilanına, 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken markaya tecavüz ve haksız rekabet davası yönünden 732,00 TL, maddi tazminat davası yönünden 732,00 TL, manevi tazminat davası yönünden 732,00 TL, olmak üzere toplam 2.196,00 TL karar harcından peşin alınan (peşin+ıslah) 6.147,90 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 3.951,90 TL'nin talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4/b-Davacı tarafından yapılan, 9.174,40 TL (bilirkişi ücreti, posta-tebligat gideri) yargılama giderinden kabul-ret oranına göre ve dosya kapsamına göre takdiren belirlenen 4.587,20 TL masraf ile, 2.196,00 TL harç ödemesinin (karar+başvuru) (toplam 6.783,20 TL'nin) davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4/c-Davalı tarafından yapılan 6.189,15 TL yargılama giderinin (bilirkişi-posta tebligat masrafları) kabul-ret oranına göre ve dosya kapsamına göre takdiren belirlenen 3.094,57 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tecavüz ve haksız rekabet talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 3.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat talepleri yönünden davacı vekili yararına hesap olunan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, 4/f-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen el koyma, izinsiz kullanım ve tecavüz talepleri yönünden davalı vekili yararına hesap olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 4/g-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesi uyarınca, reddedilen maddi tazminat talepleri yönünden davalı vekili yararına hesap olunan 3.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 1700,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 3.383,10 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi 02/04/2026