T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/858 KARAR NO : 2026/267 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/155 KARAR NO : 2023/138 DAVA TARİHİ : 21/02/2022 KARAR TARİHİ : 09/03/2023 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.02.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.02.2026 İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.03.2023 tarih ve…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/858 KARAR NO : 2026/267 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/155 KARAR NO : 2023/138 DAVA TARİHİ : 21/02/2022 KARAR TARİHİ : 09/03/2023 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.02.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.02.2026 İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.03.2023 tarih ve 2022/155 Esas, 2023/138 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında 13.04.2018 tarihli Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi akdedildiğini, iş bu eser sözleşmesi gereğince "..." isimli yazılımın yapılması için müvekkili tarafından davalıya 10.000-Euro + KDV (ödeme tarihlerindeki TL karşılık toplamıyla) 63.657,84-TL ödeme yapıldığını, eserin meydana getirildiğini, bakım/hosting hizmetinin de davalı şirketten alınması sebebiyle yazılım/eser müvekkiline hiçbir zaman teslim edilmediğini, söz konusu yazılımın müvekkili şirket tarafından aisistans yazılımı olarak kullanıldığını, sağlık verileri de dahil olmak üzere tüm veriler de iş bu yazılım içerisinde saklandığını, bakım/destek hizmetinin aylık 4.145,92-TL ödeme karşılığında davalıdan alınmaya başlandığını, buna karşılık yazılımı idare etme yetkisi tanındığını, müvekkili şirket tarafından 25.08.2021 tarihinde davalıya uhdesinde bulundurduğu tüm verileri bedelini ödeyerek müvekkili şirkete yazılım iadesi istenmesine rağmen iade edilmediğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, 2021/173864 nolu dosyası açıldığını, eser sözleşmesinde yüklenici asi yükümlülüğü olan teslim borcunu yerine getirmediğini, müvekkiline ait olan ve bedeli 10.000-Euro olan yazılım/eserin bedelini talep etme zarureti doğduğunu, yazılım bedelinin davalıya ödendiği tarihlerdeki TL karşılığı olan 63.657,84-TL + 1.226,94-TL (25.08.2021 tarihinden takip tarihine dek işlemiş avans faizi) olmak üzere sadece toplam 64.884,78-TL davalı aleyhine İstanbul 37. İcra Dairesinin 2021/25008 Esas sayılı dosya ile başlatılan takipte yetkiye ve borca itiraz edildiğini, İzmir 14. İcra Dairesinin 2021/14273 Esas sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrine istinaden davalı yine haksız ve mesnetsiz takibe itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 13.04.2018 tarihinde "Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi" akdedildiğini, müvekkil şirket tarafından yapılan ... adlı bir bilgisayar yazılımı geliştirlmiş ve kullanımına sunulduğunu, davacı şirket iş bu yazılım programını 13.04.2018-07.09.2021 tarihleri arasında hiçbir sorun olmadan kullandığını, müvekkil şirketten kusursuz hosting ve destek hizmeti aldığını, davacı şirket yazılımın kaynak kodlarını kendisine verilmesini e-mail yoluyla bildirdiğini, Beyoğlu 34. Noterliğinin 14.09.2021 tarih 5964 yevmiye nolu ihtanamesiyle bu hususları tekrarladığını, devamında müvekkil şirket aleyhine icra takibine giriştiğini, icra takibine itiraz üzerine iş bu haksız davayı ikame ettiğini, dava konusunun Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında olup 8. maddesi uyarınca eserin sahibi eseri meydana getiren olduğunu, yazılım müvekkili şirkete ait olan diğer müşterilerine de sunduğunu, CRM modülün davacı şirketin taleplerinin uyarlanmasıyla oluşturulduğunu, davacı şirkete arz edilen 13.04.2018 tarihli sözleşme ile yazılımın çalışan kısmının sunulmasından ibaret olduğunu, davacı şirketten bu işlemleri yapabilmesi için gerekli ve yetkili ... hesapları müvekkil şirket tarafından 11.11.2018 tarihinde şirket yetkililerinden ... isimli kişiye verildiğini, 25.08.2021 tarihinden sonra yazılıma girişin....'in sunucuya 07.09.2021 tarihine kadar 8.000'den fazla kez iletişim sağlandığını, söz konusu veriler ... hesabı kullanılarak her zaman yedeklenebilir olduğunu, bu sebeplerle davanın usulden, aksi kanaat halinde davanın esastan reddine, davacı şirketin %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 09.03.2023 tarih ve 2022/155 Esas, 2023/138 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Davaya konu uyuşmazlığın taraflar arasında tanzim olunan 13/04/2018 tarihli Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi gereğince davalı şirket tarafından meydana getirileceği ve bakım destek hizmetinin davalı şirket tarafından verileceği kararlaştırılan '...' yazılımının, sözleşmenin davacı tarafından Covid-19 salgınından kaynaklanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle feshedilmesi neticesinde davacı şirkete teslim edilmesi gerekmesine rağmen davalı şirket tarafından davacı şirkete teslim edilmemesi ve davalı şirketin uhdesinde kalması neticesinde davacı şirketin kendisine ait olan '....' yazılımını kullanamadığından bahisle, davacı şirket tarafından sözleşme kapsamında davalı şirkete ödenen 10.000,00-EUR+KDV bedelinin ödeme tarihlerindeki kur karşılığı 63.657,84-TL'nin davalı şirketten tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından süresinde yapılan itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, İzmir 14. İcra Dairesinin 2021/14273 Esas sayılı dosyasında davacı alacaklı vekilinin davalı borçlu aleyhine 63.657,84-TL asıl alacak ve 1.226,94-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.884,78-TL üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, davacı şirkete ait ticari defter ve belgeler üzerinde yapılan inceleme neticesinde davalı şirket tarafından sözleşme kapsamında düzenlenen faturalara davacı şirket tarafından 63.657,84-TL ödeme yapıldığının tespit edildiği, Davacı şirket ile davalı şirket arasında tanzim olunan 13/04/2018 tarihli Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi hükümlerinde kaynak kodların da satın alana teslimine ilişkin bir madde bulunmadığı, bilirkişi heyeti tarafından mütalaa olunduğu üzere yazılım firmalarının doğal işleyişi itibari ile kaynak kodlar aksi bir anlaşma maddesi bulunmadığı müddetçe üreticiye, yani yazılım firmasına ait olduğu, müşteri ya da hizmeti alanın sadece uygulamanın kullanım hakkını elde ettiği, yazılım ile üretilen verilerin sahibi hizmet alan olup bu verilerin saklanması, yedeklenmesi vs. gibi işlemler yapılabilecek bakım anlaşmaları ile üretici ya da müşteri sorumluluğunda olabileceği, özellikle bulut uygulamalarının çalıştırılması için alınacak hosting hizmeti üretici firmadan bağımsız olup üretilen yazılımın konfigürasyon gereksinimleri karşılandığı müddetçe herhangi bir sağlayıcı tercih edilebileceği, davacı şirketin manevi hak sahipliği iddiasının olmadığı, davacı ile davalı arasındaki 13.04.2018 tarihli Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi ile eser niteliğindeki yazılım programının davalı tarafından davacıya devredileceği veya mali haklarının devredileceği belirtilmediğinden; ruhsat işlemi amaçlanmış ise ruhsat veya benzer ifadelere yer verilmediği ruhsatın tam mı basit mi olacağı ifade edilmediğinden; eser (bilgisayar programı) ile ilgili kullanım izni verilen ya da devredilen haklar tek tek (devredilen ya da lisanslanan haklar şayet işleme, temsil, çoğaltma ise) yazılmadığından; sözleşmede yer, süre, sayı sınırları yapılmadığından Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 48. ila 52. maddeleri kapsamında mali hakların devrinin söz konusu olamayacağı, davalı şirketin bilgisayar programı içeriğinde ve üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan, davacı şirketin kullanmasını kabul ettiği, davalı şirket tarafından taraflar arasındaki 13.04.2018 tarihli sözleşme kapsamında davacı şirkete verilen hizmetin mahiyetinin Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu anlamında devir veya lisans olamayacağı, dava konusu yazılımın ve kaynak kodlarının davacı şirkete teslim edilmesinin gerekmediği, davalı şirketin yazılıma ait kaynak kodlarını davacı şirkete verme yükümlülüğünün bulunmadığı, davacı şirket tarafından 30/12/2020 tarihinde yapılan 4.026,71-TL ödemenin unutulduğundan bahisle davalı şirket kayıtlarına 2022 yılında alındığı, 31/12/2022 tarihi itibariyle davalı şirket alacağının 4.805,70-TL olduğu, davacı kayıtlarında 2021 yılı sonu itibariyle davalıya 4.805,71-TL borç kaydının yer aldığı, bu kapsamda davalı şirketin davacı şirket ile aralarındaki sözleşme hükümlerine uygun olarak kararlaştırılan satışı işlemini gerçekleştirdiği ve hizmeti verdiği, davacı şirket tarafından satış ve hizmet bedelinin davalı şirkete ödendiği, yapılan ödemeler neticesinde tarafların birbirlerine karşı hak ve alacaklarının bulunmadığı, davalı şirketin sözleşme gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği gözetildiğinde davacı şirketin hizmeti kullanamadığından bahisle davaya konu ettiği bedel iadesi talebinin yerinde olmadığı, icra takibinin ve davanın ikame edilmesi hususunda davacı şirketin kötü niyetli olduğunu ispata elverişli herhangi verinin dosya muhteviyatında yer almadığı gibi kötü niyet iddiasının davalı tarafça da ispatlanamadığı, kaldı ki hak arama özgürlüğü çerçevesinde tarafların sahip olduklarını düşündükleri haklarını davalara konu edebilecekleri, itirazın iptali davalarında kötü niyet tazminatının hüküm altına alınabilmesi için davacının kötü niyetli olduğunun davalı tarafından ispatlanması gerektiği dikkate alındığında davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, açılan davanın reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 12.04.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Davalı ile müvekkili şirket arasında TBK kapsamında "Eser Sözleşmesi" imzalandığını, müşterilerinin talepleri doğrultusunda yazılım satan ve bunu meslek haline getiren davalı tüzel kişi tacir şirketin, müvekkil şirketin talepleri doğrultusunda müvekkili şirkete özel "web tabanlı yazılım (internet sitesi)" meydana getirdiğini, bu yazılım için müvekkilinin, davalı tarafa 10.000 Euro + KDV gibi fahiş bir bedel ödediğini, müvekkili şirketin talepleri doğrultusunda oluşturulan işbu internet sitesine ilişkin gelecekte yapılması gereken güncelleme ve değişiklikler için kaynak kodu talep edildiğinde ise davalı şirketin, eserin anahtarı sayılan kaynak kodunu teslim etmekten imtina ettiğini, adeta tüm süreci ve müvekkiline ait olan eseri kendi keyfiyetinde tutma kararı aldığını, bunun üzerine taraflarınca girişilen icra sürecinde ödenen bedelin iadesi istenmişse de davalı yanın haksız ve mesnetsiz itirazları neticesinde itirazın iptali davası ikame edilmesinin gerektiğini, -Yerel mahkemece işbu davada davalı tarafından yapılan görevsizlik itirazını reddederek, taraflar arasındaki ilişkinin TBK'da düzenlenen eser sözleşmesinin konusunu oluşturduğuna ilişkin hüküm kurduğunu, mahkemenin bu açık hükmüne rağmen dosyada alınan tek bilirkişi raporunda FSEK konusunda uzman bir bilirkişiden görüş alındığını, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi içerisinde değil, FSEK kapsamında değerlendirilerek; objektif sübjektif unsur, manevi ve mali haklar ve benzeri dava ile hiçbir alakası olmayan terimler üzerinde irdelemeler yapıldığını, -Salt bu hususun dahi yerel mahkemenin hükmünü eksik incelemeyle ve çelişkili gerekçelerle kurduğunu göstermeye yeterli olduğunu, taraflarınca TBK Eser Sözleşmesi konusunda uzman bir bilirkişiden inceleme talep edilmişse de yerel mahkemenin "taraflar arasında kurulan ilişki Eser Sözleşmesidir" kararına rağmen FSEK kapsamında değerlendirmeleri içeren bilirkişi raporunu hüküm vermeye yeterli gördüğünü, -Yerel mahkemenin taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın FSEK kapsamında olduğu kanaatine vararak hüküm kurduğunu, ancak "görevsizlik kararı verilmesi" talebine taraflar arasındaki hukuki ilişkinin TBK kapsamında olduğu hükmünü kurarak hüküm vermeye kendini görevli görerek yargılamaya devam ettiğini, her iki mahkemenin görev ve uzmanlık alanı açısından ne denli farklılara sahip olduğunun izahtan vareste olduğunu, bu ve benzeri ilamların çoğalması halinde hukuka güven azalacak, çelişkili ve keyfiyete dayalı usul ve yasaya aykırı ilamlar ortaya çıkacağını, -İçerik, unsur, yapılan iş ve tarafların iradeleri göz önüne alındığında taraflar arasında kurulan ilişkinin eser sözleşmesi olduğunun tartışmasız olduğunu, eser sözleşmesinin kanuni tanımıyla TBK Madde 470 "Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme" olarak düzenlendiğini, TBK 470 ve devamı maddeleri incelendiğinde yüklenicinin "teslim" borcuna ilişkin özel bir hükmün düzenlenmemiş olduğunun görüleceğini, bu hususun hayatın olağan akışı gereği teslime ilişkin hususun ek olarak düzenlenmesine gerek olmamasından kaynaklandığını, gerçekten de bir gömlek ya da bina yapımı için yüklenici ile yapılan anlaşma neticesinde iş sahibine ortaya konan eserin teslim edileceğine ilişkin bir şart koşmanın gereksiz olduğunu, bu kira akdinde kiracıya evi kullanıp kullanmayacağına ilişkin bir şart konulması ya da hizmet sözleşmesinde işçinin işveren bünyesinde çalışıp çalışmayacağının şarta bağlanması gibi gereksiz bir husus olduğunu, eserin teslimine ilişkin bir hükmün düzenlenmemiş olmasının yüklenicinin teslim borcunun bulunmadığı anlamına gelmediğini, yüklenicinin asli borcunun eseri meydana getirip teslim ettiğini, davaya konu eserde ise davalının eseri ortaya koyduğunu, ancak eserin elle tutulur bir unsuru olmadığı için teslimi hususunda tarafların ihtilaf yaşadığını, Web tabanlı yazılımlarda kaynak kodunun teslim edilmemesi halinde ilgili yazılım üzerinde değişiklik ve güncelleme yapabilmenin olanaksız olduğunu, davalı yanın kaynak kodunu teslim etmediğinin mahkeme içi ikrarlarında görüleceği üzere tartışmasız olduğunu, müvekkilinin bütün ısrar ve çabalarına rağmen teslim edilmeyen kaynak kodları nedeniyle davalı yüklenicinin teslim borcunu ifa etmediği, bundan sonraki süreçte de ifa etmeyeceğinin açıkça ortaya konduğunu, -Tek işinin müşterilerden aldığı talimatlar ve talepler doğrultusunda bir eser ortaya koymak olan davalı yanın FSEK kapsamında ne gibi bir koruma talebi olabileceği bambaşka bir tartışma konusuyken Asliye Ticaret Mahkemesi görev ve yetkileri içerisinde TBK kapsamında değerlendirileceği daha öncesinde karara bağlanan eser sözleşmesine ilişkin FSEK değerlendirmeleriyle yazılan kararın çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, nitekim söz konusu yazılımın müvekkili şirket tarafından sıfırdan hazırlatıldığını açıkça ortaya koyan yazışmalar ile WEB yazılımının çalışmasının tamamen müvekkili tarafından yapıldığını gösteren delillerin de yerel mahkemeye son olarak 30/01/2023 tarihli dilekçeleri ekinde tekrar sunulduğunu, kaldı ki davaya konu yazılımın FSEK kapsamında sayılmadığına ve nitekim tüzel kişilerin FSEK kapsamında eser sahibi olmayacağına ilişkin beyanları ve bu hususa ilişkin hukuki gerekçeleri de defaatle yerel mahkemeye sunulmuş ise de gerek dosya kapsamında yer alan delilleri ile ispatladıkları hususlar, gerekse de hukuki gerekçeleriyle ortaya koydukları beyanların değerlendirmeye alınmadığını, -Yerel mahkemede alınan bilirkişi raporunun başlı başına hatalı ve çelişkili olup, hükme esas alınmamasının gerektiğini, işbu hatalı ve çelişkili rapora ilişkin itirazlarını kısaca yinelemek gerekirse yazılım ve bilgisayar programı kavramları birbirinden ayrı olup, web tabanlı olan davaya konu yazılımın sunucu üzerinde bulunup, erişilebilen ve ancak ki tarayıcı (browser) ile çalışabilen bir yazılım olup, FSEK kapsamında sayılan bir bilgisayar programı olmadığını, bu haliyle de işbu yazılımın, FSEK kapsamında olmadığını, emredici hükümler uyarınca eser sahibinin yalnızca gerçek kişiler olabileceğini, buna karşılık yayımcılar, yapımcılar ve tüzel kişilerin eser sahibi olamayacağını (Tekinalp, Ünal; Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2012, s. 143.). bu bakımdan tüzel kişilerin FSEK kapsamında eser sahipliği sıfatına sahip olabilmeleri mümkün olmadığını, (Yargıtay 11. HD. T. 25.02.2008, E. 2007/227, K. 2008/2175). -Yerel mahkeme tarafından kurulan heyette bulunan Yazılım Mühendisi Bilirkişisi ...raporda: "Bir yazılıma ait kaynak kodlar o yazılımın çalışması için gerekli olan iş kuralları ve algoritmaların yazıldığı ve belirli bir yazılım geliştirme aracı üzerinde çalışır kodlara çevrildiği metin belgelerdir. Bir yazılım öncelikle kaynak kod olarak yazılır sonrasında da çalışır hale getirilir. Kaynak kodlar ile yazılımın çalışması için gerekli olan diğer bileşenler birbirlerinden farklı kavramlardır. Kaynak kod çalışır bir uygulamaya dönüştürüldükten sonra o uygulamanın çalışması için gereklilik oluşturmaz. Dolayısı ile bu dosya kapsamında da davacı firmanın çalışan kodlar ve veri tabanı yedeklerine ulaşabildiği sürece istediği anda bunları başka bir sunucu ya da barındırma hizmeti veren bir ortama taşıyabileceği görülmektedir." şeklinde tespitlerde bulunduğunu, Yazılım Mühendisi bilirkişisinin kendi alanıyla ilgili temel bir konuyu dikkate almamasının kabul edilebilemeyeceğini, Kaynak kod; bir programlama dilinde (C++, Java, Pascal, Visual Basic vb.) bir derleme programı kullanılarak yazılan ve yazılımcılar veya eğitimli kişiler tarafından anlaşılabilen (ayrıca değiştirilebilen) kod olarak tanımlandığını, (Eralp, Özgür, Hukukçular İçin Bilişim Terimleri Sözlüğü, Ankara 2007, s. 126;). kaynak kodların değiştirilme imkanı bulunduğuna göre kaynak kodu teslim etmeyen tarafın iyi niyetine muhtaç kalınması haliyle ortaya çıkacağını, oysa taraflar arasında "Sipariş" üzerine bir eser meydana getirilmiş olup eserin sürekliliğinden ve güvenilirliğinden şüphe edilmesi hali bile teslim borcunun ifa edilmediğini açıkça ortaya koyduğunu, -Nitekim Yazılım Mühendisi Bilirkişinin "çalışan kodlar ve veri tabanı yedeklerine ulaşabildiği sürece" şeklinde şartlı bir değerlendirmeye yer verdiğini, müvekkiline çalışan kodların da teslim edilmemiş olduğunu ise açıkça göz ardı ettiğini, ayrıca Yazılım Mühendisi Bilirkişisinin "Dava dosyasında da mevcut olan e-posta yazışmalarına göre 30/11/2018 ile 12/12/2018 tarihleri arasında .... ile ....arasında yapılan görüşmelerde verilerin yüklenmesi ile ilgili olarak hangi sunucunun kullanılacağı ve sunucunun kullanıcı adı ve şifresinin ne olduğu görüşmesi bulunmaktadır." tespitiyle verilerin davalı tarafından istediği zaman kapatılabilen ve gün sonunda kapatılarak müvekkili tarafından ulaşılamayan bir yere aktarıldığını teyit ettiğini, nitekim müvekkili şirketin ilgili yazılı kullanabilmesi için gerekli ve yetkili ... (File Transfer Protokol) hesaplarının müvekkiline 11/11/2018 tarihinde verildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı, yerel mahkemeye sundukları 28/03/2022 tarihli dilekçeleri ekinde yer alan yazılı delilleri ile ispatlanmış olmasına karşın, bu hususun bilirkişilerce dikkate alınmadığını, dosya kapsamında yer alan dilekçelerinde önemle belirttikleri ve gerekçeleri ile delilleriyle ispatladıkları şekilde yazılıma ait kaynak kodları olmadan hosting hizmeti alınsa dahi hem yazılımın kullanılamadığını, hem de verilere erişim sağlanamadığını, ayrıca bilirkişilerin, kendilerine ait beyanları ve delilleri hiçbir değerlendirmeye almaksızın, salt davalının soyut ve gerçeğe uygun olmayan beyanlarıyla; davalı tarafından verilere erişimi sağlayacak link ve şifrenin ....'e verildiği iddiasına itibar edilmiş ise de; bahsi geçen link ve şifre ile yazılıma ya da verilere erişim sağlanamadığı, bu linkin 2021 yılında çalışmadığı, diğer bir ifadeyle aktif olmadığı müvekkili şirket çalışanlarından .... tarafından davalıya açıkça bildirildiğini, bahsi geçen linkin çalışmadığına ilişkin davalıya gönderilmiş olan mailin de yerel mahkemeye zaten sunulduğunu, 11/11/2018 tarihinde müvekkile bildirilmiş olan link ve şifre ile sadece .... isimli yazılımdan alınan verilerin ....’e yüklenmesinin sağlandığını, bahsi geçen işbu link ve şifrenin 2018 tarihinden sonra çalışmadığını ve belirtilen linke bir daha erişim sağlanamadığını, ilgili e-maillerde belirtildiği üzere bahse konu link ve şifre ile;....’den önce müvekkili tarafından kullanılan ... (asistans hizmetlerine ilişkin operasyon yazılımı) içerisindeki dosyaların ....’e yüklenmesinin sağlandığını, sadece tek seferlik olarak 2018 yılında kullanılan işbu link ve şifrenin, verilerin ....'e aktarılmasıyla birlikte sonlandırıldığını, bu hususun açıkça 2018 yılında bir kez yapılacak bir işlem için paylaşılan link ve şifre davalı tarafından daha sonra da çalışıyor gibi gösterilmeye çalışıldığını ve bilirkişi tarafından da beyanları, yazılı delilleri hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmaksızın, davalının işbu kötü niyetli iddiasına itibar edildiğini, -Kaynak kod denilen temele sahip olmayan tarafın, yazılımın değiştirilmesi, onarılması veya güncellenmesi için kaynak koduna sahip olamadığı için bu işlemleri gerçekleştiremeyeceğini, açıkça kaynak kod olmaksızın yazılımdaki eksiklik veya hataların düzeltilmesi, sürekliliğin sağlanması, değişen iş hacmine veya WEB özelinde tümden bir değişime gidilmesi halinde yeniden tasarlanması veya güncelleme yapılmasının mümkün olmadığını, nitekim yukarıda da belirttikleri şekilde bu hususların Yazılım Mühendisi olan bilirkişi tarafından da teyit edildiğini, bir diğer deyişle kaynak kodun teslim edilmemesinin iş sahibinin, sözleşme gereği elde ettiği eser üzerinde en ufak bir değişiklik yapamaması, eserin güncelliğini koruyamaması bir süre sonunda hiçbir şekilde kullanamaması anlamına geleceğini, salt bu hususun dahi yüklenicinin kaynak kodunu devretmedikçe teslim borcunu ifa etmediğini ispatlar nitelikte olduğunu, -Eserin, sahibinin hususiyetini taşıyabilmesi için bir düşünce ürünü olması ve dolayısıyla sahibinin niteliklerini yansıtabilmesinin gerektiğini, eser sahibine mal edilecek bağımsız bir fikri emeğin olmasının temel önemli nokta olduğunu, hiçbir özelliği olmayan, sahibinin hususiyetini barındırmayan çalışmaların eser niteliği taşımayacağını, FSEK kapsamında bir eserin varlığından söz edilebilmesi bu şartların birlikte bulunmasına bağlı olduğunu, bu şartların bir eserin varlığı bakımından kurucu nitelik arz ettiğini, bu itibarla, davaya konu olan bir fikri ürünün eser niteliğini taşıyıp taşımadığını tarafların ileri sürmemiş olması halinde dahi, hâkimin bu unsurların bulunup bulunmadığını re’sen araştırmasının gerektiğini, (Prof. Dr. Mustafa ATEŞ, Hakların Kapsamı ve Sınırlandırılması, s.57). Avrupa Birliği’ne dahil olan ülkeler için, Konsey’in çıkardığı 14.05.1991 tarihli direktif ile bilgisayar programlarının korunacağının bildirildiğini ve üye ülkelerden gerekli düzenlemeleri yapmalarının istendiğini, direktifin ilk maddesinin 3’üncü bendine göre, “bilgisayar programları, bu programı hazırlayan şahsın kendi yaratıcı ruhunun bir mahsulü olarak kabul edilebilecekse, o şahsın ferdi eseri sayılır ve korunur. Koruma konusunda başkaca bir kriter aramaya gerek yoktur.” dendiğini, gerek FSEK gerekse uluslararası düzenlemelerin "Bilgisayar Programları" özelinde düzenlemeler içerdiğini, bir mimari projenin çizilmesi için kullanılan .... programının buna örnek olarak verilebileceğini, bu tarz yazılımların bilgisayar programı olarak adlandırıldığını, davaya konu yazılımın ise "WEB" üzerinde çalışan bir nevi internet sitesi olduğunu ve müvekkili şirketin talepleri doğrultusunda ilgili sekmeler ve bölümler oluşturulduğunu, buna ilişkin olarak dilekçelerinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/15-459 Esas, 2009/541 Karar sayılı hükmüyle maddi olmayan varlıkların da eser sözleşmesine konu olabileceğinin belirlendiğini, doktrindeki görüşler ile İsviçre ve diğer Avrupa ülkelerindeki içtihatların da bu şekilde olduğunu, ancak Marka Patent Bilirkişisi'nin, FSEK maddelerini oldukça dar yorumlayarak objektif, sübjektif ve şekli şartların oluştuğunu belirttiğini, dava konusu internet sitesinin bir bilgisayar programı olduğu ve ilim ve edebiyat eseri olduğu şeklinde büyük bir yanılgıya düştüğünü, -Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından da görüleceği üzere bir sanat gösterisinin dahi eser sözleşmesinin konusu olabildiğini, burada önemli olan hususun tarafların iradeleri olduğunu, davaya konu olayda her iki tarafta tacir sıfatını haiz tüzel kişilikler olup, bir tarafın yazılım satma amacıyla kurulmuş bir şirket olduğunu, müvekkilinin ise sigorta alanında çalışmalar yapan bir şirket olduğunu, müvekkilinin kendi iş ve ticaret hacmini geliştirmek ve pratik bir iş takibi gerçekleştirmek amacıyla bir internet sitesine, web tabanlı yazılıma ihtiyaç duyduğunu, bunun üzerine "müşterilerin taleplerine özel" yazılımlar yaptığını iddia eden tarafla 10.000,00-€ gibi yüksek bir bedel üzerinden anlaşıldığını, ancak ne ilginçtir ki ticaret yapmaya gelindiğinde TTK ile bağlı olan taraf edimini ifa etmeye sıra geldiğinde ilim ve edebiyat eseri sahibi olarak maddi manevi hakların korunmasından bahsedebildiğini, nitekim bu hususta davalı yanın önceki itirazlarının kötü niyetli olduğu gibi bilirkişi raporunun da maalesef temelden hatalı haksız ve emredici hukuk düzenine aykırı şekilde tanzim olunduğunu, -Yerel mahkemenin eser sözleşmesi ve TBK kapsamında inceleme yapabilecek alanında uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması taleplerinin de gerekçesiz şekilde reddettiğini, yapılan yargılamanın çelişkili, eksik incelemeye dayanan ve taraflarınca ortaya konan kesin delillerin dahi incelemeye alınmaksızın sonuçlandırıldığının tartışmasız olduğunu, açıklanan nedenlerden ötürü öncelikle tehiri icra taleplerinin kabulüne, hukuka, usule, yasalara ve yüksek mahkeme kararlarına aykırı yerel mahkeme hükmünün istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesinin gerektiğini, Yukarıda kısaca arz ve izah olunan nedenlerden ötürü; öncelikle tehiri icra taleplerinin kabulü ile icranın dairemizce verilecek kararın kesin olması halinde istinaf incelemesi sonucu verilecek kararın tebliğ edildiği tarihe kadar; temyiz yolu açık olması ve Yargıtay'a da başvuru yapılması halinde temyiz incelemesinin sonuna kadar geri bırakılmasına, istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasına, İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09/03/2023 tarih ve 2022/155 E. - 2023/138 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak "Davanın kabulü ile davalı/borçlunun İzmir 14. İcra Müdürlüğü'nün 2021/14273 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı aleyhinde alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine" şeklinde karar verilmesi ile yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin iadesi için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptâli istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Davacı iş sahibi ile davalı yüklenici arasında 13/04/2018 tarihli "Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi" isimli eser sözleşmesinin yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmeyle davalı yüklenicinin davacı iş sahibinin iş süreçlerini kapsayan internet tabanlı asistan yönetim sisteminin kurulumu ve kullanılır hale getirilmesini üstlendiği; iş bedelin 10.000,00 Euro+KDV olduğu; davalı yüklenicinin ayrıca kurulum sonrası 1 yıl süreli bakım ve hosting (barındırma) hizmetini aylık 250,00 Euro+KDV karşılığına vermeyi üstlendiği görülmüştür. Davalı yüklenicinin Aralık 2018 tarihinde programı davacı iş sahibinin kullanımına sunduğu; davacı iş sahibinin Covid-19 salgınından kaynaklanan ekonomik sıkıntılar bulunduğundan bahisle taraflar arasında yapılan bakım ve hosting anlaşmasını 25.08.2021 tarihinde feshettiği anlaşılmıştır. Davacı iş sahibi vekili, bakım ve hosting sözleşmesi feshedildiği halde davalı yüklenicinin uhdesinde bulundurduğu tüm verileri ve bedeli ödenen davacıya ait olan yazılımın/eserin iade edilmesinin istenildiği halde davalının yazılımın kaynak kodları da dahil davacının çalışanları ve müşterilerine ait verileri iade etmediğini ve 25.08.2021 tarihinden sonra davacının yazılıma girişini engellediğini, bu sebeple davacının yazılımı kullanamadığından davalıya ödenen yazılım/eser bedeli olan 10.000,00 Euro'nun davalıya ödendiği tarihteki TL karşılığının işlemiş faizi ile birlikte tahsili için takip başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek eldeki itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. Mahkemece aldırılan yazılım mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapordaki tespitlere göre, davalının sözleşme kapsamında taahhüt ettiği işleri ve sonrasında da bakım hizmetlerini verdiği, davalının sistemin yönetimi ve yedeklenmesi adına uygulamanın yüklü olduğu sisteme erişim ile ilgili bilgileri davacıya verdiği, davacının bu bilgileri kullanarak sisteme erişim sağladığı, davalı tarafından davacı için geliştirilen parçaları ile birlikte sistem davacı tarafından ihtilafın oluşup hosting (barındırma hizmetinin) alınamadığı tarihe kadar kullanılabildiği, kaynak kodları ile yazılımın çalışması için gerekli olan diğer bileşenlerin birbirinden farklı olduğu, davacının çalışan kodlar ve veritabanı yedeklerine ulaşabildiği sürece istediği anda bunları başka bir sunucu ya da barındırma hizmeti veren bir ortama taşıyabileceği, davacının bu sistemi başka bir sunucuya taşıyıp orada kullanıma devam etmesi için kaynak kodlara ihtiyacı olmayıp benzeri bir ortamı sağlayan herhangi bir hosting firması ile (veri tabanı, işletim sistemi gibi) anlaşmasının yeterli olduğu, ancak davacının uygulama ile ilgili isteyebileceği geliştirme ya da hata giderme taleplerinin sadece davalı firma tarafından karşılanabileceğinin belirtildiği görülmüştür. Somut olayda taraflar arasında yapılan 13.04.2018 tarihli eser sözleşmesinde yazılımın kaynak kodlarının davacı iş sahibine devredileceğini ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, kaynak kodların aksi bir anlaşma maddesi bulunmadığı müddetçe davalı yükleniciye ait olup davacının uygulamanın kullanım hakkını elde ettiği; davacının bu sistemi başka bir sunucuya taşıyıp orada kullanıma devam etmesi için kaynak kodlara ihtiyacı olmayıp benzeri bir ortamı sağlayan herhangi bir hosting firması ile (veri tabanı, işletim sistemi gibi) anlaşmasının yeterli olduğu gerçeği karşısında davacının bakım ve hosting anlaşmasını 25.08.2021 tarihinde feshetmesi nedeniyle 13/04/2018 tarihli "Yazılım Geliştirme ve Hizmet Satış Sözleşmesi" isimli eser sözleşmesi kapsamında davalıya ödediği yazılım/eser bedelinin iadesini talep etmekte haklı olmadığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.03.2023 tarih ve 2022/155 Esas, 2023/138 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, davacı tarafından yatırılan 1.109,00 TL'den alınması gereken 732,00 TL istinaf maktu karar harcının mahsubu ile kalan 377,00 TL'nin istemi halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.