İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin, 05.11.2020 tarih ve İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile davalı aleyhine ilamsız icra takibi yaptığını ancak davalının haksız yere 26.11.2020 tarihinde ödeme emrine itiraz ettiğini ve b…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2024/125 KARAR NO : 2026/293 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 13/09/2023 NUMARASI : 2021/109 E. - 2023/764 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin, 05.11.2020 tarih ve İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile davalı aleyhine ilamsız icra takibi yaptığını ancak davalının haksız yere 26.11.2020 tarihinde ödeme emrine itiraz ettiğini ve bunun üzerine takibin durduğunu, icra takibine dayanak olan banka dekontları incelendiğinde bazı yükümlülüklerini de yerine getirebilmesi maksadıyla 2019 yılından bakiye 100.000,00 TL alacak ile birlikte 2020 yılı içinde 469.500,00 TL alacakları ile birlikte toplam 569.500,00-TL davalı şirkete borç verdiğinin açıkça görüldüğünü, tarafların ticari defterleri incelendiğinde de bu hususun sabit hale geleceğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'ın aynı zamanda davalı şirketin ortaklarından biri olmakla birlikte ... ile 30.11.2018 tarihine kadar taraflar arasında yargılamaya sebep olacak türden bir anlaşmazlık bulunmadığını, bu tarihe kadar, ...'ın ve davalı şirket ortaklarından ...'ın ortak ve müdür sıfatıyla yetkili bulundukları ... Ltd. Şti.'nin 30.11.2018 tarihine kadar davalı şirket ortaklık yapısında müvekkilinin 223.000,00 TL'ye, ...'ın 167.000,00 TL'ye ve ...'ın 110.000,00 TL'ye isabet eden payları bulunduğunu, 30.11.2018 tarihinde Üsküdar 19.Noterliğinin ... yevmiye numaralı limited şirket pay devri sözleşmesi ile ...'ın, tüm şirket paylarına isabet eden 110.000,00 TL değerindeki şirket paylarını ...'a devrettiğini, bu tarih itibariyle davalı şirketin ortaklık yapısı, müvekkilinin 333.000,00 TL'ye, ...'ın ise 167.000,00 TL'ye isabet eden paylar şeklinde vukuu bulduğunu, bahse konu pay devri sözleşmesinin ekte sunulduğunu, 30.11.2018 tarihinden bugüne kadar ... tarafından defaatle bildirilmesine rağmen diğer ortak ... tarafından engellemeler yapılmak suretiyle işbu devrin üçüncü kişilere tescil ve ilan olunamadığı gibi devre onay verilmesi maksadıyla genel kurul toplanmasının da önüne geçildiğini, müvekkilinin şirketin daha fazla zarara uğramaması maksadıyla %100 sahibi olduğu müvekkili şirket varlığından, davalı şirket borçlarını birçok kez ödemek durumunda kaldığını, bahse konu ödemelerin banka dekontları ile sabit olmasına rağmen şirket ticari defterlerine işlenmesinin reddedildiğini , davalı şirketin finans ihtiyacı olması sebebiyle verilen İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyasına dayanak borca istinaden ikame edilen icra takibine davalı şirketin haksız itirazının iptalini, takibin devamına, davalı şirketin itirazında haksız olması sebebiyle %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili davaya cevaplarında özetle, davalı müvekkili .... Ltd. Şti. (...) bir aile şirketi olduğunu, ortakların aynı zamanda kardeş olan ... (%45.4), ... (%10) ve davalı ... ... Ltd. Şti.'nin (...) tek pay sahibi olan ... (%44.6) olduğunu, davalı ...genel kurulu tarafından 22.07.2020 tarihlinde müdürlük görevinden azledilinceye kadar davacı ...'in aynı zamanda tek pay sahibi de olan ...'ın, davalı ...'i münferit imzasıyla temsil ettiğini, müdürlük görevinden haklı sebeple azline kadar özellikle "müşterilerden, ...'in alacaklarının tahsili" işi ile aynı zamanda davacı ...'in de tek pay sahibi olan ... ilgilendiğini, bu hususun davacı tarafından dava dilekçesinde açıkça kabul ve ikrar edildiğini, ne var ki davacı ...'in tek pay sahibi olan ...'ın, münferit imza yetkisini kötüye kullanarak ...adına müşterilerden topladığı paraları, 5 adet müşteri çekini doğrudan zimmetine geçirdiğini ve ...'in sahip olduğu tüm taşınmazları da şirket genel kurulundan hiçbir izin almadan muvazaalı bir şekilde satış gösterip kendisinin tek pay sahibi olduğu davacı ...'e devrettiğini, davacı ...'in tek pay sahibi olan ...'ın, davalı ...'e ait taşınmazları olan münferit imza yetkisini kötüye kullanıp, davacı ...'e devrettiğinden 2019 yılı bilançosu incelenirken tesadüfen haberdar olunduğunu, akabinde tapuda yapılan sorgulamalarda gerçek durumun tüm açıklığıyla ortaya çıktığını, bu usulsüz devirlere karşı İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/505 E. sayılı davası açıldığını, açılan davanın yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporuna göre davacı ...'in tek pay sahibi ...'ın toplam değeri 16.811.362,00 TL olan taşınmazları tek bir kuruş para dahi ödemeden davacı ...'e devrettiğinin ortaya çıktığını, davacı ...'in tek pay sahibi ...'ın usulsüz işlemleri bununla da sınırlı kalmadığını, davalı ...'e ait tahsilat makbuzu ile teslim aldığı çekleri kendi adına takas hesabına koyduğu bilgisine tesadüfen ulaşıldığını, sonuçta davalı ...'in lehtarı olduğu toplam 5 (beş) adet 1.700.000 TL değerindeki çeki yine kendi adına ciro etmek suretiyle zimmetine geçirdiğini, bu usulsüz işleme karşı da İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/193 E. sayı ile dava açıldığını, davacı ...'in tek pay sahibi ... bu dava açıldıktan sonra bu beş çekten ikisini iade ettiğini, toplamda 1.000.000,00 TL değerinde olan 3 çek için açılan davanın devam ettiğini, ...'ın, bu ve benzeri hukuksuz eylemlerinden birisinin de "...'in müşterilerinden elden tahsil ettiği alacakları" da zimmetine geçirmiş olması olduğunu, bu zimmetine geçirdiği paraları tıpkı bu davada yaptığı gibi daha sonra davalı ...'e "borç" kaydı ile havale ettiğini, tüm bu ve benzer hukuksuzlukları yüzünden davacı ...'in tek pay sahibi davalı şirket ... haklı nedenlerle müdürlük görevinden azledildiğini, bu haklı azil kararının iptaline ilişkin davacı ...'in tek pay sahibi ... dava açmışsa da bu talebi reddedildiğini, huzurdaki davada da davacı ...'in ve/veya tek pay sahibi ...'ın davalı ...'e borç olarak gönderdiğini ileri sürdüğü para havalelerinin ayrıntılarının incelendiğinde aslında tamamının davalı ...adına müşterilerden haricen tahsil ettiği ödemelerden ibaret olduğu ve bu tahsilatları muhasebeleştirmek yerine ya kendi hesaplarından ya da davacı ... üzerinden davalıya borçmuş gibi gönderdiği ortaya çıkacağını, gerçekte davalı ...ile ... arasında böyle bir borç ilişkisini gerektirecek hiç bir ticari faaliyet olmadığını, bu işlemlerin tamamen fiktif olduğunu, özellikle davalı ...'e bu havalelerin yapıldığı dönemdeki ... ve ...'in banka hesapları incelendiğinde bu paraların gerçekte kimden ve nasıl geldiği ortaya çıkacağını, öte yandan İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü ... sayılı icra dosyasında alacağın dayanağı olarak gösterilen ödemelerden bir kısmının "dava dışı ...Ltd. Şti'ye" yapıldığını, yaptıkları araştırmada bu paraların bir kısmının daha sonra davacı ...'e dava dışı ...Ltd. Şti. tarafından iade edildiğin öğrenildiğini, hiç bir biçimde kabul anlamına gelmemek üzere zaten bu ve diğer gönderilen tutarların tamamı davalı ...'in ticari alacaklarından elde edildiğini, gerçekten de bu paraların tamamı davacı ...'in tek pay sahibi olan ...'ın aslında ...'in müşterilerinden elden tahsil ettiği paralar olduğunu, yargılama sırasında bu durumun kesin olarak ortaya çıkacağını, yine kabul anlamına gelmemek üzere davalı ...adına dava dışı şirkete bir para ödenmiş ise dava dışı şirketten istemesi gerekirken bunu ...'ten istemesi hukuken mümkün olmadığını, açıklanan bu nedenlerle dava dışı .... Ltd. Şti.'ne ödendiği iddia edilen toplamda 119.500,00 TL kısım için husumet itirazları olduğunu, bir an için bu para geri istenebilecek olsa bile davacının da kabulünde olduğu gibi bu parayı aslında ...'ın gönderdiği dava dilekçesinde de ikrar edildiğini, bu nedenle söz konusu tutarları alacak olarak isteyebilecek olanın davacı olmadığını, alacağın tümü açısından da davacının aktif husumeti olmadığından reddini talep ettiklerini, davacı ...'in tek pay sahibi ... olsun veya davacı ... olsun bu paralar kendisine değil aslında davalı ...'e ait olduğundan zaten ona ait olan bir parayı da geri isteyemeyeceğini, sonuç olarak davalı ...'in hiç bir isim altında davacı ...'e borcu bulunmadığını, tam tersine açıklanan nedenlerle alacaklı olduğunu, bu yüzden haksız açılan itirazın iptali davasının reddini istediklerinden bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik, öncelikle aktif ve pasif husumet ehliyeti itirazları hakkında karar verilmesine; davacının davasının reddine; takibinin kaynağı tutarların aslen davalı ...müşterilerinden tahsilata dayandığı ve 60.000-TL'sinin de dava dışı ...Ltd. Şti. tarafından iade edildiğini bilen davacının haksız ve kötü niyetli olduğunun kabulüyle davacı aleyhine tüm takip toplamı üzerinden %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı ile; "Davanın Reddine, karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki organik bağa, şirket ortaklarının kardeşlik ilişkisine ve müvekkili şirket yetkilisinin davalı şirketten uzaklaştırılma sürecine değindiğini, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının "ödemelerin müşterilerden yapılan tahsilat olduğu" yönündeki iddiasının vasıflı ikrar kabul edilerek ispat yükünün ters çevrilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının bu iddiasının ancak "bağlantılı bileşik ikrar" sayılabileceğini ve bu durumda ispat yükünün ödemeyi kabul eden davalı üzerinde kalmaya devam etmesi gerektiğini, nitekim bilirkişi raporunda dahi davalının tahsilat iddiasının ispatlanamadığının açıkça tespit edildiğini, davalı tarafın yapılan ödemeleri kendi ticari defterlerine işlememiş olmasının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini ve müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, banka dekontlarındaki açıklamalar ile ödemelerin davalı şirket adına yapıldığının ve müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığının sabit olduğunu, dava dışı 3. kişiye yapılan ödemelerin dahi davalı borçları için gerçekleştirildiğini, mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyetinin HMK 267. maddesine aykırı olarak tek sayı yerine iki kişiden oluşturulmasının bozma sebebi olduğunu ve neticede eksik inceleme ile verilen reddi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf ve katılma yoluyla istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın banka havalelerini borç olarak gönderdiğini kanıtlayamadığını, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca havalenin bir ödeme vasıtası sayıldığını ve ispat yükünün bu karinenin aksini iddia eden davacı üzerinde olduğunu, müvekkili şirketin ticari defterlerinde borç kaydı bulunmadığı gibi tarafların defterlerinin birbiriyle örtüşmediğini, davalı yanın "paranın aslında müşterilerden tahsil edilip fiktif şekilde aktarıldığı" yönündeki savunmasının bir "vasıflı ikrar" niteliğinde olup ispat yükünü yer değiştirmeyeceğini, uyuşmazlığın tüketim ödüncü olarak kabulü halinde dahi kanuni altı haftalık bildirim süresine uyulmadan ve alacak muaccel hale gelmeden icra takibi başlatıldığını, bilirkişi heyetinin çift sayıdan oluşmasının oy birliğiyle karar verilmiş olması nedeniyle usuli bir bozma sebebi teşkil etmeyeceğini ve davacının kötü niyetli hareket ederek müvekkili şirketi zarara uğratmaya çalışması sebebiyle aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, davacının istinaf taleplerinin reddi ile katılma yoluyla kötü niyet tazminatı taleplerinin kabulünü talep etmiştir. GEREKÇE Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı; 2019 yılından bakiye 100.000,00 TL ile 2020 yılı içerisinde gönderildiğini ileri sürdüğü 469.500,00 TL olmak üzere toplam 569.500,00 TL tutarındaki bedelin davalıya borç olarak verildiğini, bu bedellere ilişkin banka dekontlarının dosyada mevcut olduğunu, davalının icra takibine haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise; söz konusu havalelerin borç ilişkisine dayanmadığını, davacı şirket yetkilisi ...’ın davalı şirket müdürü olduğu dönemde davalı şirket müşterilerinden tahsil ettiği bedelleri kendi hesabı üzerinden davalı şirkete aktardığını, taraflar arasında borç doğuracak bir hukuki ilişki bulunmadığını, dava dışı ...Ltd. Şti.’ne yapılan ödemeler yönünden kendisine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasında , tadavcı tarafından davalı aleyhine başlatılan ilamsız takipte , 569.500,00 TL nin tahsilinin talep edildiği, ödeme emrinin 25.11.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalının aynı tarihli itiraz dilekçesi ile takibin durduğu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Bilirkişi raporu ve ek raporda ; taraf ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacı tarafından davalıya yapılan havalelerin borç olarak gönderildiğine dair dekont açıklaması ve karşılıklı ticari defter kaydı bulunmadığı, davalının müşteri tahsilatı savunmasının vasıflı ikrar niteliğinde olduğu ve bu nedenle alacağın ispat yükünün davacıda olduğu, davalı firmaya gönderilen üç adet havale işleminde, bu bedellerin borç olarak gönderildiğine dair bir açıklama bulunmadığından, davacı alacağının ispata muhtaç olduğu kanaati bildirilmiştir. Mahkemece, dava dışı şirkete yapılan ödemelerin davalıdan talep edilemeyeceği, davacı tarafından davalıya yapıldığı ileri sürülen havalelerin borç olarak verildiğinin ispatlanamadığı, taraf ticari defterlerinin birbiriyle örtüşmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf, davalı vekili tarafından katılma yolu ile istinaf talep edilmiştir. İİK'nun 67.maddesi gereğince ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasında alacağın varlığını ispat yükü davacı takip alacaklısı üzerindedir. Yerleşik yargısal uygulama ile kabul edildiği üzere,6098 Sayılı TBK'nun 555 ve devamı maddeleri ile düzenlenen havale bir ödeme vasıtasıdır. Havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin aksine havalenin başka bir nedenle yapıldığını ileri süren bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Somut olayda, davacı, havalelerin ödünç olarak verildiğini iddia ettiğinden, iddiasını yazılı delille ispatla yükümlüdür. Taraflar arasında yazılı bir ödünç sözleşmesi bulunmadığı gibi takip dayanağı, banka havalelerine ilişkin dekontlarda borç ilişkisini gösteren açıklama bulunmadığı, ayrıca taraf defterleri arasında bu konuda birbirini doğrulayan kayıt bulunmadığı anlaşılmaktadır.Yapılan ödemede geçerli bir açıklama bulunmadığında ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. (TBK m. 102) . Davalının, havalelerin davalı müşterilerinden tahsil edilen aslında davalıya ait paraların iadesi olduğunu ileri sürmesinin , davacının ödünç iddiasını ikrar değil ödünç iddiasını inkar niteliğinde olduğundan ispat külfetinin bu beyanla yer değiştirmediği anlaşılmıştır. Diğer yandan dava dışı ...Ltd. Şti.’ne yapılan 38.500 TL ve 81.000 TL ödemelerin davalıdan talep edilemeyeceği, mahkemece bilirkişi raporuyla tespit olunan taraf defterlerindeki kayıtlar ve dekontlar delil olarak dikkate alınmış olup , raporda bilirkişilerin aynı görüşte olduğu, bu delillerin hukuki değerlendirmesinin mahkemeye ait olduğu gözetildiğinde bilirkişi kurulunun iki kişiden oluşması yönündeki itiraz sonuca etkili görülmemiştir. Davacı iddiasının yazılı delil ile ispatlanamadığı, yemin deliline de dayanılmadığı görülmüştür. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf talebinde kötü niyet tazminatı talebinin kabulü gerektiğini ileri sürmüş ise de, yukarıdaki açıklamalara göre takibin haksız olduğu sonucuna varılmış ise de aynı zamanda takibin kötüniyetli olduğuna dair somut delil bulunmadığından yasal koşulları oluşmayan tazminatın reddi kararı yerinde görülmüş, sonuç olarak mahkemece ispatlanamayan davanın ve kötüniyet tazminatı talebinin reddine dair kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf taleplerinin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/09/2023 tarih ve 2021/109 E. 2023/764 K. sayılı kararına karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/02/2026