İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından müvekkili aleyhine 575.000,00 TL'lik bonoya dayanılarak İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip yapıldığını, takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin davalıyı kesinlikle tanımadığını ve aralarında …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1567 Esas KARAR NO : 2026/45 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 01/06/2023 NUMARASI : 2021/751 E. - 2023/438 K. DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından müvekkili aleyhine 575.000,00 TL'lik bonoya dayanılarak İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip yapıldığını, takibin haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin davalıyı kesinlikle tanımadığını ve aralarında herhangi bir borç ilişki bulunmadığını, bonoda lehtar olan ... ... ile müvekkilinin aralarında husumet bulunduğunu, müvekkilin oğlu ile ... ...'ün kızının evlendiğini ve daha sonra boşanma davası açıldığını, tarafların aralarında ciddi anlaşmazlıklar ve kavgalar olduğunu, taraflar arasında çeşitli mahkemelerde davalar açıldığını, lehtar ... ...'ün tasarım uzmanı olduğunu ve bu nedenle takibe dayanak bononun profesyonel şekilde sahte olarak düzenlendiğini ve imzanın taklit edildiğini düşündüklerini, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü'nde görevli Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan raporda bono bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin hesabı bulunan tüm bankalara haciz müzekkereleri gönderildiğini ve ikametgahında muhafaza talepli haciz yapılmasının gündemde olduğunu, bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Takibe konu bononun müvekkiline dava dışı ... ... tarafından, ... ...'ün kendisine olan borcu nedeni ile verilmiş bir bono olduğunu, bononun vadesi geldiğinde ... ... ile müvekkili arasında yapılan görüşmede borcun ödenemeyeceği bildirildiğinden bononun müvekkilince İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası üzerinden icraya konulduğunu, takip incelendiğinde takip borçlusu olarak ... ... ve davacı ... ... hakkında takip başlatıldığının görüldüğünü, davacıya ödeme emrinin tebliği üzerine senet üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasının ileri sürüldüğünü, bu hususa ilişkin İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/113 Esas sayılı dosyası nezdinde imza inkarına ilişkin dava ikame edildiğini, davada aldırılan bilirkişi raporlarında bonodaki imzanın ... ...'nun el ürünü olduğu sonucuna varıldığını, davacının dosyaya ibraz etmiş olduğu uzman görüşünün hukuken hiçbir geçerliliği bulunmayan ve bilimsel esaslara aykırı nitelikte bir rapor olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini, davacı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini, karar verilmesini talep etmiştir. Fer'i Müdahil: Dava dışı ... ... 29/03/2023 tarihli fer'i müdahale talepli dilekçesinde özetle; Davacı ... ... ile davalı ... ... arasında görülmekte olan menfi tespit davasında, davanın davalı ... ... tarafından kazanılmasında HMK 66. Maddesi'nde belirtildiği üzere üçüncü kişi olarak hukuki yararı bulunduğunu, davanın ... ... aleyhine sonuçlanması halinde, dava konusu senet bedelinin kendisine rücu ettirileceğini, ayrıca davanın ... ... aleyhine sonuçlanması halinde, imza sahteciliği ve dolandırıcılık konusunda kendisi hakkında dava açılacağını, hali hazırda bu konuda davacı ... ... tarafından savcılığa yapılmış bir suç duyuru bulunduğundan bu durumun hukuki yararını zedeler nitelikte olduğundan davalı yanında fer'i müdahil olarak katılma talebinde bulunmuş olup, mahkemenin 06.04.2023 tarihli celse ara kararı ile fer'i müdahale talebinin kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinin 5.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacı, hamil olan davalının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmadığı gerekçesi ile,1-Davanın kabulüyle İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takibe konulan keşidecisi ... ..., lehdarı ... ... hamili ... ..., bedeli 575.000 TL, düzenleme tarihi 22.03.2019 ödeme vadesi 25.01.2021 olan bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine,2-Kötü niyet sabit olmadığından, kötü niyet tazminatı tablebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu senedin lehtarı ... ... ile takip alacaklısı davalı ... ...'nın birlikte hareket ettiğini ve davalının senedin gerçek olmadığını bile bile takip başlattığını beyan ettiklerini, nitekim dava devam ederken senet lehtarı ... ...'ün davaya müdahil olarak adeta kendisini davalının yerine koyarak beyanlarda bulunduğunu, ayrıca İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 18.11.2021 tarihli kararının, tarafın istinaf başvurusu üzerine İstanbul BAM 21. H.D.'nin 10.02.2023 tarihli kararı ile kaldırıldığını ve açmış oldukları imzaya itiraz davalarının kabulüne karar verildiğini, İstanbul Anadolu 1. İcra Dairesinin ... E sayılı dosyasında takibe konulduğunu, takibin kesinleşmesi üzerine ... ... aleyhine haciz talebinde bulunulduğunu, yapılan haciz uygulamasında borçlu ... ...'nın SGK kaydına, üzerine kayıtlı araca ve banka hesabında paraya rastlanılmadığını, sadece memleketi olan Kastamonu ilinde cüzi miktarda hissesi olan ve çok sayıda hissedar bulunan köy arazisi tapu kaydına rastlanıldığını, bu tapulu hisselerin satılarak paraya çevrilmesinin pek mümkün olmadığını, hâlâ 8.000,00 TL civarında olan dosya alacağının tahsil edilemediğini ve yasal olarak da tahsilatının pek mümkün gözükmediğini, üzerine kayda değer mal varlığı bulunmayan, araç sahibi olmayan, bankada parası tespit edilemeyen, SGK kaydı dahi bulunmayan bir kişinin senet lehtarı ... ...'den 575.000,00 TL alacaklı olmasının mümkün olmadığını ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca davalı tarafından işbu tespit davasında istinaf yoluna başvurulduğunu ve yaklaşık 10.000,00 TL civarında istinaf harcı ödendiğini, yasal olarak 8.000,00 TL civarındaki ilamlı icra takip borcunu ödemeyen ve yasal olarak da tahsilatı mümkün olmayan bir kişinin 10.000,00 TL civarında olan istinaf harçlarını ve bugüne kadar yapılan yargılama masraflarını normalde ödemesinin mümkün olmadığını, bu durumun davalı ... ... ile müdahil ... ...'ün birlikte hareket ettiğini ve yapılan tüm masrafların ekonomik durumu oldukça iyi olduğu düşünülen ... ... tarafından ödendiğini gösterdiğini, bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere davalının icra takibini yaparken iyi niyetli olmadığını ve senetteki imzanın davacıya ait olmadığını bilerek hareket ettiği kanaatinin oluştuğunu, bu nedenle istinafa konu kararda davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, bu yönü ile istinaf yoluna başvurduklarını, ek olarak davalının İstanbul 23. İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyasında aynı zamanda senet lehtarı ... ... aleyhine de takip başlattığını, takibe ... ...'ün itiraz etmediğini, takibin kesinleşmesinden sonra ... ... aleyhine sadece Nisan 2021 ayında haciz sorgusunda bulunulduğunu ve ... ...'e ait İstanbul Üsküdar ve Beyoğlu İlçelerinde bulunan 3 ayrı gayrimenkulüne sembolik olarak haciz konulduğunu, ancak tahsilata yönelik olarak ... ... aleyhine herhangi bir harekete geçilemediğini, gayrimenkullerinin kıymet takdirinin yaptırılmadığını, icra dosyası incelendiğinde Nisan 2021 tarihinden sonra borçlu ... ... aleyhine tahsilata yönelik hiçbir işlem yapılmadığının görüldüğünü, bu durumun ... ... aleyhine yapılan haczin tamamen sembolik olduğunu ve her ikisinin de birlikte hareket ettiğini gösterdiğini, buna karşın davalı ... ...'nın icra dosyasında müvekkili ... ... aleyhine ise tahsilata yönelik olarak son derece agresif bir durum sergilediğini, tüm banka hesaplarına, araçlarına ve tapularına haciz koyduğunu, ikametinde dahi fiili haciz uygulaması yaptığını, Sapanca'da bulunan bir taşınmazın satışa yönelik kıymet takdirini yaptığını ve satış talebinde bulunduğunu, ancak imzaya itiraz davasının istinaf mahkemesi tarafından kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesinden sonra satış işleminin olduğu yerde durduğunu, bu durumun davalının ... ... ile birlikte hareket ettiğinin açık göstergesi olup işbu icra takibini yapmakta kötü niyetle hareket ettiğinin sabit olduğunu belirterek, istinafa konu kararın 2 nolu hüküm fıkrasındaki "kötü niyet sabit olmadığından kötü niyet tazminatının reddine" dair hüküm fıkrası yönünden kaldırılmasına ve davalarının tamamen kabulüne karar verilmesini, dava dilekçeleri doğrultusunda karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi'nin davanın kabulü yönündeki kararının gerekçesinde, icra takibine konu senedin keşidecisi olan davacı ... ...'nun imzasının inkarı üzerine Adli Tıp Kurumu (ATK) Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu'ndan alınan raporda imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiğini, bu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğunu ve imza itirazının mutlak defi olması nedeniyle davanın kabulüne karar verildiğini belirten hükmüne itiraz ettiğini, oysa bu kararın, davacı tarafından daha önce açılan İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2021/123 E. sayılı dosyasında sunulan ... imzalı bilirkişi raporu ve davalının itirazı üzerine alınan Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ...'dan oluşan heyet raporu ile davalı tarafından dosyaya ibraz edilen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi ...'dan alınan 25/09/2022 tarihli özel mütalaa, Prof. Dr. ... ... ve ... tarafından verilen 04/10/2022 tarihli özel mütalaa ve Adli Bilimler Uzmanı Dr. ... ile Dr. ...'dan alınan 01/10/2022 tarihli özel mütalaalar ile çeliştiğini ve İlk Derece Mahkemesi'nde alınan, tarafsızlığı şüpheli olan ATK raporu ile karar verilmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını, görüleceği üzere ortada bir senet bulunduğunu ve mahkeme tarafından aldırılmış iki farklı rapor ile ilgili senet üzerindeki imzanın hiçbir şüpheye mahal kalmayacak şekilde davacıya ait olduğunun ispatlandığını, ancak genel mahkemede açılan bu davada ise davacının dosyaya ibraz etmiş olduğu özel mütalaanın yazarının yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler tarafından ATK raporunun dosyaya ibraz edildiğini, öncelikle İlk Derece Mahkemesi'nin bu tutumunun müvekkili açısından hukuka güvenin açıkça zedelenmesine neden olduğunu, zira 1. ATK Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu tarafından verilen raporun Hükme esas alınması şart olan kesin bir delil olmadığını, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16/2. maddesi ile Yönetmelikten kaynaklı ilk raporda imzası bulunan uzmanların Genişletilmiş Uzmanlar Heyetinde yer alma zorunluluğunun ortadan kaldırıldığını, buna rağmen bu maddeye aykırı olarak ilk raporda görüş bildiren uzmanların Genişletilmiş Uzmanlar Heyetinde yer aldığını ve görüşlerini muhafaza ettiklerini, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) sisteminde bilirkişi incelemesinin takdiri delil olduğunu ve HMK m.198 ve m.282'de hakimin delilleri serbestçe değerlendirme yetkisinin bulunduğunu, dolayısıyla ATK raporunun kesin nitelikte kabul edilmesinin HMK'nın ilgili maddelerinin önüne geçeceğini ve Anayasa'nın 104/17. maddesine aykırı olacağını, bu durumun müvekkilinin hukuka olan güvenini sarstığını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, bu müphem olgunun aydınlatılması için farklı ve tarafsız bir heyetten rapor alınması gerektiğini, 3. Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu tarafından verilmiş olan raporda tıpkı ilk rapor gibi Mahkemenin inceleme ara kararında belirtmiş olduğu hususları izah eder nitelikte ve nicelikte (karşılaştırmalı görüntüler, grafikolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılan tespitler gibi) olmadığı için ilgili rapora itibar edilmemesi gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da bilirkişi raporlarının dayanaklarının gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli olması ve fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle desteklenmesi şartının açıkça ifade edildiğini, ancak dosyaya ibraz edilmiş olan her iki ATK Raporunun da senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olmadığı kanaatine nasıl varıldığı hususunu izah etmediğini ve bu hali ile ilgili rapora dayanılarak karar verilmiş olmasının doğru olmadığını, 4. İlk bilirkişi raporunu düzenleyen uzmanların Genişletilmiş Uzmanlar Heyetinde de yer almalarına ilişkin zorunluluğun 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16/2. maddesi ile ortadan kaldırılmış olmasına rağmen ilk raporu veren kişilerin Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu içinde de olmasının itiraza uğrayan rapor üzerine verilen raporun tarafsızlığını etkilediğini ve bu rapora itibar edilemeyeceğini ileri sürerek, kararnamenin yargısal düzenleme yapamaması ve kanunla çatışması halinde kanunun esas alınması gerekliliği, inceleme ara kararının gereğini yerine getirmeyen ve denetime elverişsiz ATK raporlarına dayalı olarak verilen hükmün kaldırılması, Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu raporunun ilk raporu veren kişilerin katılımı ile verilmiş olması ve ATK Başkan Vekili ile davacının mütalaa aldığı kişi arasındaki tanışıklık nedeni ile ilgili raporların bağımsız ve tarafsız kabul edilemeyeceğinden kararın kaldırılması ve Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu raporunun ara kararda belirtilen hususları izah eder nitelikte ve nicelikte olmadığı için kararın kaldırılması yönünde karar verilmesini, talep etmiştir. Feri müdahil ... ... istinaf dilekçesinde özetle; Şahsın, unvansız bir T.C. vatandaşı olarak, bir dönem milletvekilliği yapmış olan davacı ... ... ile arasındaki davanın Türk Hukuk Sistemi için arz ettiği hassasiyetin ilk derece mahkemesinin kararına yansımadığını görmüş olduğu, bu kararın kaldırılmasını Fer’i Müdahil Talebi dilekçesinin son paragrafını yineleyerek talep ettiği, kararın gerek hukuka, gerekse akla ve vicdana aykırı olduğunu belirttiği birincisi, Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu tarafından verilen raporun, ilk derece mahkemesinin ara kararında talep ettiği hususları karşılamayan bir içeriğe sahip olduğu, daha önce alınmış resmi bilirkişi ve heyet raporları ile taban tabana çelişen durumları açıklamayan bir rapor olduğu, çelişkinin giderilmesi amacıyla alınan ancak bunu sağlayamayan bu rapor üzerinden hüküm kurulmasının yasaya ve usule aykırı olup bozma sebebi teşkil ettiği, oysaki Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) kararlarında imza incelemesinin grafolojik ve grafometrik yöntemlerle, gerekli teknik donanımla yapılması, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması gerektiği, ayrıca Yargıtay kararlarında çelişkili bilirkişi raporlarında çelişkinin giderilmesi için ek rapor alınması veya hangi rapora üstünlük tanındığının gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulmasının bozma nedeni olarak tanımlandığını, bilirkişi raporunun delil değil, delil değerlendirmesi aracı olduğu ve ATK raporuna kesin kanaat sağlamadığı için üstünlük tanınamayacağının HGK kararları ile çeliştiği; üçüncüsü, ilk derece mahkemesinde HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, toplanan delillerin değerlendirilmediği yönünden ihlal edildiği, Fer’i Müdahil olarak ispat yükünü yerine getirebilecekken, dosyaya sunduğu davacı tarafından imzalanmış "para teslim tutanağı" ve "davalardan feragat ve ödeme sözleşmesi" gibi ilave delillerin incelenmesi talebine rağmen mahkemece bağımsız uzman heyetlerine, Emniyet veya Jandarma Kriminal laboratuvarlarına gönderilmediği, bu durumun eksik inceleme ile hatalı hüküm kurulmasına yol açtığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre de farklı hüküm kurulması halinde makul bir açıklama getirilmesi gerektiğini, dördüncüsü, ilk derece mahkemesince HMK’nın 353/1-a-6 maddesinin, toplanan delillerin nitelik olarak yetersiz olduğu yönünden ihlal edildiği, ATK Genişletilmiş Uzman Heyeti raporunun, mahkemenin ara kararında talep ettiği ve Yargıtay içtihatlarında belirtilen grafolojik ve grafometrik yöntemlerle karşılaştırmalı görüntülerin rapora eklenmesi gibi şartları taşımadığı, dolayısıyla hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, bu durumun eksik inceleme ile hatalı hüküm kurulması anlamına geldiğini, hükme dayanak teşkil eden iki zıt raporun nasıl uzlaştırılarak hükme esas alındığına dair neden-sonuç ilişkisi barındırmadığı ve sözde (görünürde) gerekçe niteliğinde olduğu, toplanan delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma sebeplerinin gerekçeli kararda gösterilmediği, bu hususların eksikliğinin bozma sebebi olduğu, altıncısı, ilk derece mahkemesinin HMK Sahtecilik İncelemesi başlıklı 211. maddesine uygun olarak karar vermediği, senetteki imzanın isim ve soy isimden oluşan spesifik bir imza olduğu, hatta üzerinde davacının el yazısıyla adı ve soyadının bulunduğu, bu nedenle HMK 211(a) bendi uyarınca davacıya yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde edilecek belge ve diğer delillerin değerlendirilmesi gerektiği, bu imzanın teknik uzmanlık gerektirmeden dahi hakim tarafından çıplak gözle kanaat oluşturacak kadar özgün olduğu, iler sürerek istinaf incelemesinin kaldırılarak, davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekili davalı vekilinin istinaf dilekçesine karşı sunmuş olduğu istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı vekilinin ileri sürdüğü tüm istinaf nedenlerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu istinafa konu karar usul ve kanuna uygun olduğunu, davalı tarafın istinaf talebinin esastan reddi gerektiğini, davalı tarafın istinaf inceleme talebinin reddine ve istinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili Feri müdahil'in istinaf dilekçesine karşı sunmuş olduğu istinafa cevap dilekçesinde özetle; İstinafa konu gerekçeli kararda fer'i müdahilin iddialarının imzanın davacıya ait olmadığının Adli Tıp Kurumu genişletilmiş uzman heyeti raporu ile sabit olduğu ve asıl ilişkiyi tartışma konusu yapmanın gerekli olmadığı belirtildiğini, anılan kararın bu yönüyle usul ve yasaya uygun olduğunu, fer'i müdahilin ileri sürdüğü tüm istinaf nedenlerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, İstinafa konu kararın usul ve kanuna uygun olduğunu ileri sürerek, Fer'i müdahilin istinaf talebinin esastan reddine, karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.İstanbul 23. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasında, davalı- alacaklı tarafından, borçlular ... ... ve ... ... aleyhine 25.01.2020 vade tarihli bonoya istinaden, 575.000,00-TL asıl alacak 283,56-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 575.283,56-TL'lik alacağın tahsili amacı ile ilamsız icra takibi başlatılmıştır.Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 12.09.2022 tarihli raporunda özetle; "İnceleme konusu belgede ... ... adına atılı imza ile ... ...'nun mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla ... ...'nun eli ürünü olmadığı" belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 19.01.2023 tarihli raporunda özetle;"12/12/2022 tarihli ve 2021/751 esas sayılı yazı ile 06/01/2023 tarihinde şubemize verilen dosya içerisinde; 12/09/2022 tarihli ve 98839/6316/6085 sayılı raporumuz ile 04/10/2022 tarihli bilimsel mütalaa, 25/09/2022, 01/10/2022, 06/07/2021 ve 26/10/2021 tarihli bilirkişi raporları arasında çelişkinin giderilmesi hususunda Adli Tıp Genel Kurulu'nda inceleme yapılması istenilmiş olup; Adli Tıp Genel Kurulunun Çalışma Usulüne Ait Genel Hükümler, Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği 2659 sayılı Adlî Tıp Kurumu Kanununun 4810 sayılı Kanun ile değişik 23. maddesine dayanılarak hazırlanmış olup (Madde 23), Adli Tıp Genel Kurulunun çalışma usullerine ait genel hükümlerinde yer alan " Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi ve Trafik İhtisas Dairesi’nin işleri Adli Tıp Genel Kurulu’nda incelemeye alınamayacağı, bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar. Bu raporda daha önceki raporda imzası bulunan uzmanların, ihtisas dairesindeki görevi devam ettiği sürece, katılımı zorunludur." hükmü gereğince, inceleme konusu belgenin genişletilmiş uzmanlar kurulunca yapılan incelemesinde; inceleme konusu belgede ... ... adına atılı imza ile ... ...'nun mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla ... ...'nun eli ürünü olmadığı" belirtilmiştir. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunun ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. (HGK 26/04/2006 tarih, 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı) Bu durumda davanın niteliği itibari ile imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti alacaklıya aittir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. İstanbul 23. İcra Mahkemesi'nin 2021/113 Esas, 2021/1011 Karar sayılı dosyasında davanın reddine karar verildiği ve kararın istinaf edilmesi neticesinde, İstanbul 21 Bam HD' nin 2022/945 Esas, 2023/326 Karar sayılı kararı ile davacının istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından icra takibine konu bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını, sahte üretildiğini, davalı alacaklıyı tanımadığını aralarında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, lehtar ile aralarında husumet bulunduğunu iddia ettiği, feri müdahil tarafından da davacı ile aralarında husumetin bitirilmesi amacı ile bu senedin düzenlendiğini ileri sürdüğü, mahkemece ATK ve ATK genişletilmiş uzmanlar kurulundan rapor aldırıldığı, yapılan incelemede, icra takibine konu bonodaki imzanın davacının eli ürünü olmadığı belirtilmiş ise de, icra mahkemesinde alınan rapor ile, bu dosyadan alınan raporlar arasında, hem de dosyada mevcut mütalaalar arasında mübayenet bulunduğu, mübayenet giderilmeden eksik inceleme neticesinde karar verildiği anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, raporlar arasındaki mübayenetin giderilmesi için Güzel Sanatlar Fakültesinden 3'lü bilirkişi seçimi ile bilirkişi heyetinden rapor alınarak mübayenetin giderilmesi için dosyanın ait olduğu mahkemeye iadesine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, feri müdahilin istinaf başvurusunun istinaf etme hakkı bulunmadığından usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile; 2- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/06/2023 tarih, 2021/751 E. 2023/438 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 5- Fer'i müdahilin istinaf başvurusunun HMK 69/1 mad. göre istinaf etme hakkı bulunmadığından USULDEN REDDİNE, 6- İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca yatırılan peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendilerine iadesine, 7- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 8- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026