İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...A.Ş. ve davalı ... A.Ş. inşasına başladıkları ... İstanbul Projesi'ni daha başlangıç aşamasında ve bütün haklarıyla birlikte 16.06.2017 ve 27.12.2017 tarihli Adi Ortaklık Payı Devir Sözleşmeleri ile Müvekkili olan şirketlere devrettiklerini, M…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1518 Esas KARAR NO: 2026/37 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 24/01/2023 NUMARASI : 2021/90 E. - 2023/12 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Sözleşmeden Kaynaklanan Hak İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...A.Ş. ve davalı ... A.Ş. inşasına başladıkları ... İstanbul Projesi'ni daha başlangıç aşamasında ve bütün haklarıyla birlikte 16.06.2017 ve 27.12.2017 tarihli Adi Ortaklık Payı Devir Sözleşmeleri ile Müvekkili olan şirketlere devrettiklerini, Müvekkili olan şirketlerin milyarlarca TL harcama ile projeyi bitirdikleri ve hizmete açtıklarını, Davacı yanlara devri taahhüt edilen ... başvuru numaralı '... İstanbul+şekil', ... başvuru numaralı '...', ... başvuru numaralı “... istanbul” marklarının devri için 09/07/2018 tarihinde sözleşme yapıldığı fakat davalı yanlar adına marka hisseleri üzerinde var olan hacizler nedeniyle işlemin ikmal edilemediği, 12/06/2020 tarihinde yapılan marka satış vaadi sözleşmesinde davalı yan tarafın davaya konu markaların devrinin kabul edildiği, davalı yanların hacizlerin kaldırılacağı konusundaki söylemlere rağmen gerekli yasal devrin hala yapılmadığı markaların 3. kişilere devrini önleyecek şekilde ihtiyati tedbir konulmasına ve markaların davacılar adına tesciline karar verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalı ... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; Yapılan işlemin ticari bir işlem olduğunu, ticari işlemlerde dava açılması için öncelikle arabuluculuk yoluna gidilmesi gerektiğini, ancak davacı tarafın arabuluculuk yoluna başvurmadığını, Haciz konulmasının markanın devrine engel bir sebep olmadığını, bu sebeplerle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. Cevap Dilekçesinde özetle; Davalı şirketlerden ...'ın tüm hak ve alacaklarını Kefeli' firmasına devrettiğini, daha sonra ise davalı şirket ...'in de tüm hak ve alacaklarını mevzuata uygun olarak davacı ... firmasına devrettiğini, Davaya konu markaların davacılar adına tescil edilmesine herhangi bir itirazlarının bulunmadığını, kendilerinin tüm bu süreçte iyiniyetli bir şekilde hareket ettiğini, Davalıların markaları davacıların talepleri doğrultusunda birden fazla sözleşme ile davacılara devrettiğini, nitekim Davacıların yapılan bu sözleşmeler uyarınca markaları fiilen kullanmaya başladığını, ve halen kullanmakta olduğunu, müvekkili Şirket'in devir yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiğini, devir işlemini engelleyecek bir iradesi veya davranışının bulunmadığını ileri sürerek Markaların devri sözleşmelerle zaten gerçekleştiğinden ve müvekkili Şirket'in tescil talebine herhangi bir itirazı olmadığından, uyuşmazlık konusu olan markaların açıklayıcı nitelikte olan sicile kaydedilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararıyla; "SMK 148. Madde kapsamında ''Hukuki işlemler taraflardan birinin talebi, ücretin ödenmesi ve yönetmelikle belirlenen diğer şartların yerine getirilmesi hâlinde sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır. 115 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.'' düzenlemesi ile sicile kaydının kurucu nitelik taşımadığı , markanın sicile tescilinin açıklayıcı etkiye haiz olduğu, marka devrinin geçerli olabilmesi için yazılı devir sözleşmesinin yeterli olup, ayrıca sicile tesciline gerek olmadığı, "markaların devir bedeli" başlıklı 4. maddesinde devir bedelinin 1-TL belirlendiği, kurum tarafından gönderilen yazı ekinde devrin talep edildiği markalar üzerinde haciz mevcut olup, ilk haczin 6.9.2017 tarihinde Anadolu 12. İcra Müd. ... Esas dosyası ile konulduğu, haciz uygulaması tasarrufundan sonra 27.12.2017 tarihinde Adi Ortaklık Payı Devir Sözleşmesi imzalandığı, ancak markaların bu sözleşmede yer almadığı, 12.06.2020 tarihinde marka satış vaadi sözleşmesinin imzalandığı, tarafların edimlerinin/yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin bu yargılama konusu olmadığı, davacı iddiasına göre taraflar arasında zaten marka devrine yönelik bir kabul durumu var ise yargı yoluna başvurmaya gerek kalmadan, tarafların noterde yapacakları yazılı bir devir ile Türk Patent ve Marka Kurumuna müracaat ederek tescil işlemini gerçekleştirebilecekleri hususu bilinmektedir. Tarafların amacının marka üzerinde var olan hacizleri taraf değişikliği yoluyla bertaraf etmek amacı ile hareket ettikleri varsayımında ise markanın üzerindeki haciz ile devir edilecek oluşu, yani markaların ancak üzerinde var olan haciz yükü ile davacıya devir edilecek olduğunun bilinmesi, huzurda sunulu sözleşme içeriklerine göre ise dosyada yer alan sözleşmeler ile yapılan anlaşmaların işletme devrinden ziyade 2 farklı firmaya ait bir projenin devrini işaret etmekte olduğu, ilgili sözleşmeler ile davalı firmalara ait ticari işletmelerin devri söz konusu olmadığı gibi davalı yanlara ait markaların devrinin de başkaca bir işleme bağlı olmaksızın gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olmadığı, satış vaadi sözleşmesinde ise markaların 1 TL gibi sembolik bir bedel ile satış vaadine konu edilmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, sicilde taraf değişikliği yoluyla sözde davalıların kabul beyanında bulundukları iddiası ise markalar üzerinde var olan hacizlerin taraf değişikliği yoluyla etkisiz kılınması amaçlandığı" gerekçesiyle; sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/90 E. 2023/12 K. sayılı, haksız ve hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği davanın reddine dair gerekçeli kararının kendilerine 24.07.2023 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, yerel mahkemenin kararını kaldırmak ve söz konusu markaların kendi adlarına tescilini sağlamak amacıyla süresi içinde istinaf dilekçesi sunduğunu, davalıların noter onaylı sözleşmelerle markaların devrini taahhüt ettiklerini, bu taahhüdün 16.06.2017 ve 27.12.2017 tarihli Adi Ortaklık Payı Devir sözleşmeleriyle ... İstanbul Projesi'nin bütün haklarıyla birlikte müvekkili şirketlere devredilmesiyle başladığını, davalıların taahhütlerini teyit eden 09.07.2018 tarihli bir sözleşme ve özellikle 12.06.2020 tarihli Marka Satış Vaadi Sözleşmesi ile markaların yasal devir işlemini gerçekleştirmeyi vaat ve taahhüt ettiklerini, ancak bu taahhütlere rağmen devir ve tescil işlemlerinin gerçekleştirilmediğini, bu durumun 25.12.2018, 24.12.2018 ve 06.12.2019 tarihli ihtarnamelerle ve dava sürecindeki davalıların devri kabul ve ikrar etmelerine rağmen sürdüğünü belirttiğini, mahkemenin ise tarafların bu açık kabullerini ve noter sözleşmelerini yok sayarak, hacizleri bertaraf etme veya sembolik 1 TL bedelin hayatın olağan akışına aykırı olması gibi afaki ve davayla ilgisi olmayan, eksik incelemeye dayalı ve önyargılı gerekçelerle davayı reddettiğini, markalar üzerindeki hacizlerin haciz alacaklıları taraf kılınmadan kaldırılamayacağının açık bir gerçek olduğunu ve tescil taleplerinin kabul edilmesi durumunda dahi markaların tüm takyidatlarıyla tescil edileceğini vurguladığını, davadaki esas konunun, müvekkili şirketlere devri taahhüt edilen markaların müvekkili şirketler adına tescilinin sağlanmasından ibaret olduğunu, borçlandırıcı sözleşmelerin varlığına rağmen tescil işlemini ifa edilmediği gerçeği karşısında mahkemenin tescil yönünde karar vermesi gerektiğini, ancak mahkemenin hukukun temel ilkelerine aykırı şekilde karar verdiğini ifade ettiğini ve sonuç olarak ... başvuru numaralı “... İstanbul+şekil”, ... başvuru numaralı “...”, ... başvuru numaralı “... istanbul” ve ... başvuru numaralı “... İstanbul” markalarının davacılar adına 1/2'şer hisse oranları ile tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu; ... numaralı “... istanbul+şekil”, ... nolu “...”, ... nolu “... istanbul”, ... nolu “... istanbul” markalarının davacılar adına 1/2'şer hisse oranları ile sicile tesciline, davacı şirketlere devrine karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişiler ..., ... ve ...'nin 02/09/2021 tarihli bilirkişi raporlarında; “SMK'nun 148. maddesine göre, tescilli bir Sınai hakkın (marka ya da tescil başvurusundan doğan hakkın) devrinin mümkün bulunduğunu, maddenin 4. fıkrasında yer alan hükme göre ise; Devir sözleşmelerinin geçerliliğinin, ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlı olduğunu, Devir, lisans gibi hukuki işlemler taraflardan birinin talebi, ücretin ödenmesi ve yönetmelikle belirlenen diğer şartların yerine getirilmesi halinde sicile kaydedileceğini ve bültende yayımlanacağını, SMK'nun 115 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.." ...düzenlemesini içerdiğini, Marka, işletme ile birlikte devredilebileceği gibi, raporlarında da belirtildiği üzere, markanın işletmeden ayrı olarak devrinin de mümkün olduğunu, zira markanın işletmeyi değil, işletmenin sunduğu mal ve hizmetleri ayırt etmeye yaradığını,ancak bir işletmenin aktif ve pasifleri ile birlikte devrinin, aksi kararlaştırılmamışsa, işletmeye ait markaların da devrini kapsayabileceğini,TTK 11/3 maddesi düzenlemesi gözetildiğinde aksi öngörülmemişse, işletmenin devri sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını da içerdiğinin kabul olunacağını, Markanın şirket birleşmesi ve bölünmesi yoluyla da devrinin mümkün olduğunu, SMK'nun 148.maddesi gereğince, markanın devri için, sözleşmenin noterden yapılmasının bir geçerlilik şartı olduğunu,Ancak, aksi kararlaştırılmadığı sürece noterden yapılacak işletmenin devri ya da başka bir işletme ile birleşme halinde, işletmeyle birlikte marka da devredilmiş olacağı için, bu durumda ayrıca markanın devri için de bir sözleşme yapılmasına gerek olmadığını. Tescil ve ilan ise yaratıcı değil, bildirici etkiye sahip olup, Noterden yapılacak devir sözleşmesi ile birlikte markanın devrinin hüküm ifade edeceğini, Markanın devrinin, bir tasarrufi işlem olup, mahiyeti icabı hakkın, alacağın temliki sonuçlarını doğuracağını, Devir ile birlikte marka, devredenin malvarlığından çıkar ve devralanın malvarlığına girer. Bu yönüyle marka devri, mutlak bir hakkın devridir. Devreden devir esnasında hangi haklara sahipse, ya da marka üzerinde hangi kısıtlamalar var ise, o haliyle devralana geçer. Sözgelimi devir sırasında marka üzerinde haciz veya rehin gibi kısıtlamalar var ise, devralan bu kısıtlamalar ile birlikte markayı devralır . her ne kadar işletmenin devri ile işletmeye ait markaların devrinin de gerçekleşeceğinin kabulü gerekecek ise de dosya münderecatında yer alan sözleşmeler ile yapılan anlaşmaların işletme devrinden ziyade 2 farklı firmaya ait bir projenin devrini işaret etmekte olduğu, ilgili sözleşmeler ile davalı firmalara ait ticari işletmelerin devri söz konusu olmadığı gibi davalı yanlara ait markaların devrinin de başkaca bir işleme bağlı olmaksızın gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olmayacağını , somut olayda sunulu sözleşmeler ile yapılan anlaşmaların işletme devrinden ziyade 2 farklı firmaya ait bir projenin devrini işaret etmekte olduğundan, ilgili sözleşmeler ile davalı firmalara ait ticari işletmelerin devri söz konusu olmadığı gibi davalı yanlara ait markaların devrinin de başkaca bir işleme bağlı olmaksızın gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olamayacağı , Yine her ne kadar davacı yanlar davalı yana ait markalar üzerinde var olan hacizler sebebi ile devirlerin gerçekleşemediğini iddia edilmekteyse de markalar üzerinde var olan hacizlerin devre engel teşkil etmediği noktasında da herhangi bir duraksama bulunmadığını, “satış vaadi sözleşmesi devralan ve devreden arasında sözleşmede geçen belirli şartların karşılıklı olarak eda edilmesi durumunda satış sözleşmesi yapılacağını ifade eden” borçlandırıcı bir sözleşme olduğunu, somut olayda adı geçen sözleşme de bir satış vaadi sözleşmesi olduğu, işbu sözleşmenin sonucu olarak satış vaadi sözleşmesinin devralan tarafından gerçekleştirmesi gereken edimlerin eda edildiği, ücret konusunun da sözleşmede açıkça yazıldığı üzere sembolik olduğu, arz edilen duruma karşı Devreden tarafın sözleşmeden doğan marka devri borcunu eda etmediğinin görüldüğü, bu çerçevede, davalı yanların ilgili borçlandırıcı işlemi çerçevesinde davacı yanlara dava konusu Markaları devir etmesi şartlarının oluştuğunun değerlendirilebileceğini, ancak bu halde de devrin ancak marka üzerinde var olan hacizler ile birlikte gerçekleştirilebileceğini, taraflar arasında Türk Patent ve Marka Kurumu'na şerh edilmemiş olan bir sözleşmenin haciz sahibi 3. Kişiler bakımından sonuç doğuramayacağı" belirtilmiştir. Davalılar ...A.Ş. ve ... A.Ş. inşasına başladıkları ... İstanbul Projesi'ni daha başlangıç aşamasında ve bütün haklarıyla birlikte 16.06.2017 ve 27.12.2017 tarihli Adi Ortaklık Payı Devir Sözleşmeleri ile davacı şirketlere ayrı ayrı devir edilmiştir.Davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde,adi ortaklık payı devir sözleşmesi'nde markanın devrine ilişkin bir ibare bulunmamakla birlikte marka haklarının ayrı tutulduğuna ve devredilmediğine ilişkin bir ibare de bulunmadığını, dolayısıyla mevcut durumda, ... ile kefeli arasında imzalanan 16.06.2017 tarihli ve müvekkili şirket ile dekorsell arasında imzalanan 27.12.2017 tarihli adi ortaklık payı devir sözleşmeleri ile markaların davacılar'a devredilmiş sayıldığını, ilgili markaların hali hazırda davacılar tarafından fiilen kullanıldığını, müvekkil Şirket'in devir yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiğini, devir işlemini engelleyecek bir iradesi veya davranışının bulunmadığını, diğer davalı'nın mevcut borçlarından ötürü tescil işleminde yaşanan herhangi bir sorun varsa, bunlardan Müvekkili Şirket'in sorumlu tutulamayacağını, Markaların devri sözleşmelerle zaten gerçekleştiğinden ve Müvekkil Şirket'in tescil talebine herhangi bir itirazı olmadığından, uyuşmazlık konusu olan markaların açıklayıcı nitelikte olan sicile kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde, Esas hakkında yapılacak inceleme sonucunda markanın devredilebileceğinin açık olduğunu belirtmiş ve akabinde arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Somut uyuşmazlıkta, dava konusu olan ... numaralı “... istanbul+şekil”, ... nolu “...”, ... nolu “... istanbul”, ... nolu “... istanbul” markalarının davacılar adına 1/2'şer hisse oranları ile sicile tescilinin talep edildiği, mahkemece davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.Davacılar vekilinin 27/02/2024 tarihli dilekçesi ile, davalılar ile Beşiktaş 19. Noterliğinin 12/10/2023 tarihli ... Yevmiye numaralı Marka Devir Sözleşmesi ile markaların davalılarca müvekkiline devredildiğini, mahkemece konulan ihtiyati tedbir kararı nedeniyle devrin yapılamadığını beyanla, ihtiyati tedbirin kaldırılması talep edilmiş, Dairemizin 01/04/2024 tarihli kararıyla markaların davacıya devrinin sağlanması yönünden ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemenin karar tarihinden sonra dava konusu markaların davacılar adına devir edilerek tescil edildiği, TPMK'nın... sayılı müzekkere cevabından anlaşılmakla dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.Davalılardan ... A.Ş. Vekilinin davaya cevabında davayı kabul ettiği, davacılar vekilinin istinaf dilekçesinde, tarafların davadan önce marka devrinin hacizlerle birlikte ikmali için notere başvurduklarını ancak işlem yapılamadığını bu nedenle dava açtıklarını beyan ettiği, taraflar arasındaki sözleşmelerde hacizlerin kaldırılacağı yönünde taahhütte bulunmadıkları, 6100 sayılı HMK 331 maddeye göre, davalıların davanın açılmasına sebebiyet vermedikleri anlaşılmakla yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacılar vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, 2- İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 24/01/2023 tarih, 2021/90 E., 2023/12 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3- Konusuz kalan davanın esas hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile 672,70 TL harcın davacılardan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacıların yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalılara verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacılar tarafından yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5/b-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026