İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin Kore Cumhuriyeti’nde mukim bir firma, davacı ... Park’ın ise şirket yetkilisi olduğunu, davacı şirketin boru tamir bantları ve metal tamir malzemelerini halen ABD ve Avrupa ülkeleri de dahil onlarca ülkeye ihraç ettiğini, dav…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1438 KARAR NO : 2025/1848 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 30/05/2023 NUMARASI : 2021/115 E. - 2023/111 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin Kore Cumhuriyeti’nde mukim bir firma, davacı ... Park’ın ise şirket yetkilisi olduğunu, davacı şirketin boru tamir bantları ve metal tamir malzemelerini halen ABD ve Avrupa ülkeleri de dahil onlarca ülkeye ihraç ettiğini, davalı şirketin kendi adına tescil ettirdiği “...” markasının davalının tescilinden çok önce davacı ...tarafından Kore’de tescil edildiğini ve davacı şirketin ürünlerinin bu marka ile satışa sunulduğunu, davalının markayı birebir taklit ettiğini, davacının markasının 10/07/1996 tarihinden bu yana C-2021-011845, C-2021-013931 ve C-2021-011938 numaraları ile tescilli olduğunu, davalının tescil ettirdiği markanın esaslı kelime unsurunun, görsel tasarımının, renklerinin ve yazı karakterinin davacının markası ile aynı olduğunu, davacı şirketin “...” markalı ürünlerinin tüm dünyanın yanı sıra Türkiye’de de satışa sunulduğunu, 2001-2008 tarihleri arasında Türkiye’deki satışların davalı şirket aracılığıyla yapıldığını, davalının kötü niyetli olarak markayı kendi adına tescil ettirdiğini, davacı şirketin mevcut ve potansiyel müşterilerine karşı haksız ve hukuka aykırı girişimlerde bulunduğunu, dava dışı ... İç ve Dış Tic. Ltd. Şti ile dava dışı ... İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. ve diğer bir şirket hakkında İstanbul Anadolu 1. FSHHM’nin 2021/2 D.İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırdığını, ... İç ve Dış Tic. Ltd. Şirketi yetkilisi ... hakkında yaptığı şikayet nedeniyle Bursa C. Başsavcılığı’na 2021/23309 sor. sayılı soruşturmasının halen devam ettiğini, ... İç ve Dış Ticaret Ltd. Şirketi tarafından aynı markanın hükümsüzlüğü için İstanbul Anadolu 1. FSHHM’ne açılan 2021/80 Esas sayılı davanın da derdest olduğunu, davalının yine yabancı bir şirkete ait “Pro-Tul” markasının benzerini “...” olarak tescil ettirip yine Bursa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2019/783 Esas sayılı davası ile ... İç ve Dış Tic. Ltd. Şirketi yetkilisi hakkında şikayette bulunduğunu, davacı ve davalının markalarının 17. sınıfta tescilli olduklarını, davalının markasının SMK’nun 6/9, 6/2, 6/3, 6/4, 6/5, 6/6. maddeleri uyarınca 17. sınıf yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini belirterek, davalı adına TPMK nezdinde tescil edilmiş olan 2015 106697 tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde ; davacının davasının esas ve usul yönünden hukuka aykırı olduğunu, yasal zorunluluk taşıyan usulü eksiklikler giderilmeden huzurdaki davanın görülmesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, her iki davacının da yabancı kökenli ve Güney Kore menşeili olduğunu ve davacıların Türkiye’de yerleşim yeri ve şubelerinin olmadığını, Türkiye ile Güney Kore arasında teminattan muafiyete dair herhangi bir anlaşma olmadığı gibi, bu yönde herhangi bir uygulama da olmadığını, HMK'nun 114/1-ğ hükmünün dava şartı olduğunu ve bu sebeple teminat yatırılması için kesin süre verilmesi gerektiğini, aksi halde davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, Davanın ...ve ... .... tarafından açıldığını, ... ....'in bahsi geçen marka üzerindeki hak sahipliğine dair herhangi bir açıklamanın olmadığını, bu sebeple davacı ... .... açısından aktif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddini talep ettiklerini, davacının tescilinin 26/07/2016 tarihli, müvekkilinin tescilinin 24/12/2015 tarihli olduğunu, davacıların tescili ile müvekkilinin tescili arasında kısa bir süre olup, davacının daha sonra tescil ettirdiği bir markayı kısa sürede dünya çapında tanıtıp tanınmış marka haline getirmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin dava konusu markayı Türkiye'de tanıtıp ünlendirdiğini, davacının, müvekkilinin tescil tarihi öncesinde dava konusu markayı ünlendirerek tanınmış marka haline getirmiş olmasının fiilen ve hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin tescil korumasının ulusal olduğunu, davacının Türkiye’de tescili olmadığını ve Türkiye’de Türk yargısı önünde müvekkilinin eski tesciline karşı koruma istemesinin ve hak ileri sürmesinin hukuka aykırı olduğunu, sayılan sebepler ve sunulan belgeler dikkate alındığında, davacının iyiniyetli hak sahibi olmadığının sabit olduğunu, bu sebeplerle her türlü tedbir talebinin reddinin gerektiğini ve bahsi geçen markanın devrinin tedbiren durdurulması yönündeki tedbir kararının da iptalinin gerektiğini belirterek, davacıya MÖHUK'nun 48. maddesi uyarınca, gerekli teminatı göstermesi için kesin süre verilmesine, aksi halde dava şartı eksikliği sebebiyle davanın reddine, davacı ... ....'in aktif husumet ehliyetinin olmaması sebebiyle, öncelikle husumetten reddine, kötü niyetli davacının tedbir taleplerinin reddi ve verilen tedbirin kaldırılmasına, kötü niyetli davacının davasının esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı ile; Davanın KABULÜNE, Davalı adına tescilli 2015 106697 tescil numaralı "... + Şekil" markasının HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE VE SİCİLDEN TERKİNİNE, karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin davacının SMK 6/4, 6/5 ve 6/6 maddelerine göre dava sebeplerinin reddedilmesi yönündeki tespitlerin yerinde olduğunu, mahkemenin dikkate aldığı evraklar mahkemeye usulsüz olarak sunulduğunu, 05.05.2022 tarihli dilekçelerinde detaylı itirazda bulunduklarını, davacı iddialarını ve delillerini genişletmiş ve dava ve cevap dilekçesinde hiç bahsetmediği ... isimli bir şirketi öne sürerek bu firma üzerinden ticaret yapıldığını ileri sürdüğünü, mahkemenin de bu iddiaları aynen kabul ettiğini, dilekçelerinde iddianın genişletilmesine muvafakatlerinin olmadığını belirttikleri halde mahkeme usulsüz sunulan evraklar üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırdığını, hükümde de bu evrakları dikkate aldığını, davacının 10.03.2022 tarihinde sunduğu ve 21.04.2022 tarihli duruşmada tercümelerini sunduğu evrakların hiçbirinde müvekkilinin imzası olmadığını, evrakların bir çoğu Kore Dilinde yazıldığını ve Kore resmi makamlarınca düzenlenmiş evraklar olduğunu, apostil şerhi olmadan hukuken değerlendirilmesi mümkün olmadığı halde, mahkeme yurt içinde sunulan bir delil gibi dikkate alarak hüküm verdiğini, bilirkişi raporunda belirtilen 2001 - 2014 yılları arasında, müvekkili ile sözde ... firması arasındaki ticari ilişkinin tespitinde, müvekkili kayıtları incelenmeden, hiçbir resmiyet taşımayan usulsüz davacı evrakı üzerinden yorumda bulunulması usulsüz olduğu gibi, mahkemenin bu tespiti hükme dayanak olarak alması da usulsüz olduğunu, müvekkili ile ... firması arasındaki ticari ilişki ... MARKASINA ilişkin olmadığını, mahkemece delillerinin değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, müvekkili ticari defter ve kayıtları ekli evraklarda olduğu gibi aksi yönde deliller içerdiğinden usulsüz ve itiraz edilen tek taraflı oluşturulabilecek evrak üzerinden rapor düzenlendiğini, bu yöndeki itirazlarının da dikkate alınmadan, hukuk dışı tespitler üzerinden verilen hüküm de hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak, müvekkili ticari defter ve kayıtları incelenmek suretiyle tekrar hüküm oluşturulması ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;Müvekkilleri ... markalı ürünleri 1996 yılından bu yana üretip satışa sunduğunu, davalı şirket ile geçmişte iş yaptığını ve ... markalı ürünleri davalı şirkete ihraç edildiğini, müvekkili ile ticari ilişkide bulunan ve davaya konu markalı ürünleri gerçek sahibinden alan davalı taraf, gerçek marka hakkı sahibinin kim olduğunu bilmesine rağmen, kasıtlı olarak, söz konusu markayı Türkiye'de kendi üzerine aleni bir kötü niyetle tescil ettirdiğini, davalının istinaf isteminin kötü niyetli olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile davacı müvekkillerin haklılığı tespit edildiğini, "..." markası üzerinde davalının tescil başvurusundan önce markasal kullanıma bağlı önceye dayalı hak sahipliğinin davacı müvekkillere ait olduğunu, davalının, müvekkili şirketin yurt dışı distribütörü olan ...'dan dava konusu ürünleri satın aldığını, dava konusu markanın gerçek sahibinin kim olduğunu bildiğini, buna rağmen Türkiye'de tescil ettirdiği ve şekli tescilin kendisine sağladığı hakları üçüncü kişiler nezdinde kullandığını, davalının tescilinin kötü niyetli olduğu belirterek davalının istinaf isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, davalı adına tescilli 2015/106697 numaralı "...+ŞEKİL" markasının hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili, davacı şirketin Kore’de yerleşik olduğunu, “...” markasının Kore’de şirket yetkilisi ... Park adına 1996’dan beri tescilli olduğunu, davacı şirketin bu marka altında boru ve metal tamir ürünlerini bu marka altında ihraç ettiğini, Türkiye’de de satış yapıldığını, 2001-2008 arasında Türkiye satışlarının davalı şirket aracılığıyla yürütüldüğünü ,davalının, markayı birebir taklit ederek 2015/106697 numarayla kendi adına tescil ettirdiğini, davalının tescilinin kötü niyetli olduğunu, davacı şirketin müşterilerine karşı hukuka aykırı girişimlerde bulunduğunu, SMK’nın 6/2, 6/3, 6/4, 6/5, 6/6 ve 6/9 maddelerine göre davalı adına tescilli 2015 106697 numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ediyor.Davalı vekili, davacının yabancı uyruklu olduğunu, Türkiye’de yerleşim yeri bulunmadığını, Türkiye ile Güney Kore arasında teminattan muafiyet anlaşması olmadığını, HMK 114/1-ğ uyarınca dava şartı olan teminatın yatırılması gerektiğini, aksi halde davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, ... ....’in markaya ilişkin hak sahipliği ortaya konmadığından aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, bu davacı yönünden husumetten ret gerektiğini, davacının tescil tarihinin 26/07/2016 olduğunu, davalının tescilinin 24/12/2015 tarihli olduğunu, aradaki sürenin kısa olduğunu, bu kısa sürede davacının markayı Türkiye’de veya dünya çapında tanınmış hale getirmesinin mümkün olmadığını, aksine davalının markayı Türkiye’de tanıtıp bilinir kıldığını, davacının Türkiye’de tescili olmadığını, bu nedenlerle davanın usulden ve esastan reddini talep etmiştir. Mahkemece MÖHUK 48 .maddesi gereği Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan ve yabancı uyruklu olan davacılardan 20.000,00'er TL teminat alındığı, dava şartının yerine getirildiği anlaşılmıştır.Davalıya ait 24/12/2015 başvuru, 13/04/2020 tescil tarihli, 2015/106697 tescil numaralı “...+Şekil” markasının 17. sınıfta tescilli olduğu görülmektedir. 28/03/2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; uyuşmazlık konusu "..." ibareli ürünlerin davalının marka tescil başvuru tarihi olan 24/12/2015’ten önce Türkiye’de satışa sunulduğu, ilgili ürünlerin bu şekilde satışa sunulmasının markasal kullanım teşkil ettiği, buna göre, davacı şirketin "..." markasının davalının marka başvuru tarihi olan 24/12/2015 tarihinden önceki dönemde davalının markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerde Türkiye’de tescilsiz olarak kullandığı, davacının uyuşmazlık konusu "..." markası üzerinde önceye dayalı hak sahipliğinin bulunduğunun düşünüldüğü, söz konusu "..." markasının SMK'nun 6/4. maddesi uyarınca tanınmış olmadığı, davalının, dava dışı ...’dan dava konusu ürünlerden satın aldığı, dava dışı ...’nın davacı şirketin yurtdışı distribitörü olduğu, davalının ise Türkiye distribütörü olarak dava konusu ürünleri sattığı, davalı ... ... İmalat İthalat İhracat ve Ticaret Limited Şirketi’nin uyuşmazlık konusu markanın gerçek sahibinin kim olduğunu bildiği, buna rağmen markayı Türkiye’de tescil ettirdiği, marka tescilinin kendisine sağladığı hakları üçüncü kişiler nezdinde kullandığı, bu sebeplerle davalının tescilinin kötüniyetli olduğuna dair görüş bildirmişlerdir.Marka hakkının sağladığı koruma kural olarak tescil ile doğmakla birlikte istisnai olarak marka hakkının önceye dayalı kullanım yoluyla tescile dayanmadan elde edilebileceği ve korunacağı ilkesi benimsenmiştir. Önceye dayalı kullanımla hak elde edilmesi gerçek hak sahipliği ilkesi olarak ifade edilir. Bu durumda marka hakkı tescilden önce doğar sonradan yapılan tescil kurucu değil açıklayıcı nitelikte olur. SMK 6/3 maddesi hükmüne göre, Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir. İşaret üzerinde hak elde edilmiş olması için ise ilgili olduğu piyasada ciddi bir şekilde kullanım yoluyla bilinir hale gelmiş olması anlaşılmalıdır. Gerçek marka hakkı sahibinin- Paris Sözleşmesi ve SMK hükümlerince sahip olduğu haklar arasında ticari temsilci veya vekile karşı sahip olduğu haklar da yer almaktadır. Gerçek hak sahibinin ticari temsilciye veya vekile karşı ileri sürebileceği bu haklar SMK m.6 ve m. 10 hükümlerinde düzenlenmiştir. SMK m.6/2’ye göre:“... Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir...” Öte yandan marka sahibi, haklı sebebi olmayan ticari temsilcinin veya vekilin söz konusu markayı kullanımını yasaklayabileceği gibi SMK m. 10 kapsamında tescilin kendisine devrini de isteyebilecektir.Toplanan deliller ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dosyaya sunulan e-posta yazışmaları, proforma fatura ve ürün kataloğu örnekleri ile gümrük kayıtlarından, davalının marka başvuru tarihinden önce davacı şirketin yurt dışı distribütörü olan ... ile davalı şirket arasında 2001-2014 tarihleri arasında ticari ilişkinin bulunduğu; davalının ...’dan temin ettiği “...” ibareli ürünleri Türkiye’de satışa sunduğu, kataloglarda davalının Türkiye distribütörü olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Davalının marka başvurusu tarihinden önce davacı ... ....’in yurt dışı distribütörü ... aracılığıyla ve davalı şirket üzerinden Türkiye’de “... + şekil” markasını taşıyan ürünlerin satıldığı , davacı şirketin marka üzerinde tescilsiz ciddi kullanım nedeniyle gerçek hak sahibi olduğu, dolayısıyla SMK’nın 6/3. maddesinde yer alan hükümsüzlük koşulunun gerçekleştiği kabul edilmiştir.“...” ibaresinin tescilli olduğu 17. Sınıf emtia bakımından ayırt edicilik düzeyi yüksek, Türkçe'de anlamı bulunmayan bir işaret olduğu, bu ibarenin davacı ...adına Kore'de tescilli olduğu, davalının davacı markasından haberdar olduğu ve aralarında ticari ilişki bulunduğu, aynı ibareyi yurt dışındaki tescilde yer alan şekil unsuru ile birlikte aynen kendi adına tescil ettirdiği ve bu tescile marka sahibinin muvafakati bulunmadığı dikkate alındığında davalı tarafından davacıya ait olduğu bilinen markanın Türkiye'de tescilli olmamasından istifade ile kendi adına tescil ettirip bu tescile dayanarak davacı müşterilerine karşı yasal yollara başvurmasının davacı şirketin Türkiye pazarında kendi markası ile faaliyet göstermesini engelleme amacını taşıdığı ve bu suretle marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı SMK’nın 6/2. ve 6/9. maddesinde öngörülen hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.Sonuç olarak; davalının marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulması ve davacı şirketin tescilsiz kullanım nedeniyle marka üzerinde hak sahibi olduğunun ispatlanması nedeniyle, SMK’nın 6/2, 6/3 ve 6/9. maddeleri uyarınca davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği, davacının marka üzerinde gerçek hak sahipliği ve tescilin kötüniyetli olduğu iddiası çerçevesinde sunduğu delil ve beyanların iddianın genişletilmesi olarak kabul edilemeyeceği bu konudaki usulü itirazların yerinde olmadığı mahkemece yasal ve yeterli gerekçeye dayalı davanın kabulü kararının dosya kapsamı ve hukuka uygun olduğu, istinaf talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 30/05/2023 tarih ve 2021/115 E., 2023/111 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025