İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tasarrufa dayalı finansman sisteminin önde gelen şirketlerinden biri olarak kendi alanında tanınmış ve önde gelen firmalardan biri olduğunu, müvekkilinin, bu alanda yakın zamanda yapılan yasal düzenleme ile belirlenen koşulların tümünü karşılayan; …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1449 KARAR NO : 2025/1740 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 04/07/2023 NUMARASI : 2022/158 E. - 2023/121 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tasarrufa dayalı finansman sisteminin önde gelen şirketlerinden biri olarak kendi alanında tanınmış ve önde gelen firmalardan biri olduğunu, müvekkilinin, bu alanda yakın zamanda yapılan yasal düzenleme ile belirlenen koşulların tümünü karşılayan; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından bu alanda faaliyet göstermek üzere lisanslandırılan 6 şirketten birisi olduğunu, davalı şirketin müvekkiliyle aynı sektörde faaliyet göstermekte olup, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde, “... ...” ibareli markanın 36 ve 37. Sınıflarda tescili için 18/03/2020 tarihli 2020/33739 numaralı başvuruyu yaptığını ve markanın 26/03/2022 tarihinde tescil edildiğini, SMK'nın 25/1. maddesine göre; “5'inci ve 6'ıncı maddelerde sayılan hallerde yetkili mahkeme tarafından markanın hükümsüz sayılmasına karar verilir”, SMK'nın 5/1-f maddesine göre “mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler” marka olarak tescil edilemeyeceği, SMK'nın 6/9. maddesinde marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış olmasının müstakil bir itiraz sebebi olarak düzenlenmiş olup, SMK'nın 25/1. maddesi atfı nedeni ile bu durumun aynı zamanda bir hükümsüzlük sebebi olarak değerlendirildiğini, dava konusu 2020 33739 numaralı “... ...” ibareli markanın, mal ve hizmetlerin sınıflandırılmasına ilişkin tebliğe göre, 36 ve 37. sınıfta tescilli olduğunu, dava konusu markada; “...” ibaresi esaslı unsurun olarak yer aldığını, bu ibarenin çok benzerinin yer aldığı markanın tescili için davalı şirket tarafından yapılan 2017/122101 numaralı “... ...” ibareli ve 2018/48015 numaralı “... ...” ibareli marka tescil başvurularının TÜRKPATENT tarafından resen reddedildiğini, davalı tarafça bu ret kararlarına karşı itiraz ileri sürülmediğinden ret kararlarının kesinleştiğini, bundan sonra davalı tarafın bu ibareye “...” ibaresini eklemek sureti ile dava konusu marka başvurusunu gerçekleştirdiğini, davalı şirketin, bu ibare üzerinde hakkı olmadığını ve ibarenin halkı yanıltacak nitelik taşıdığını bilerek bu başvuruyu gerçekleştirdiğini, davalı şirketin, dava konusu marka başvurusuna ticaret unvanının çekirdek unsuru ve ana markası olan “...” ibaresini de eklemek sureti ile kendi hizmetlerini ... gibi gösterdiğini ve bu ibareyi fiilen tanıtma vasıtalarında da kullandığını, marka tescilinde kullanılan bu gerçek dışı ifade, alandaki tüketicileri, davalı şirketin sisteminin finansman konusunda en kolay sistem olduğu izlenimi ile davalı şirketten hizmet almaya yönlendirecek nitelik taşıdığını, dava konusu 2020 33739 numaralı “... ...” ibareli markanın Sınai Mülkiyet Kanununa aykırılık taşıdığı açık olup, bu nedenle markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, davalının markasını kötü niyetle tescil ettirdiğini, “...” ibaresinin haksız rekabet yaratacak ve halkı yanıltıcı bir ibare olduğunu ve marka olarak tescil ettirilemediğini bilerek yanına “...” ibaresini eklemek suretiyle tescil ettirdiğini, markanın bu nedenle de SMK’nun 6/9. maddesi uyarınca hükümsüzlüğü gerektiğini, ayrıca TTK'nın 54/2. maddesine göre “rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı” olduğunu, TTK'nın 55/1 maddesi a/2 bendinde “kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, (...) satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak” eyleminin özel bir haksız rekabet hali olarak düzenlendiğini, müvekkili şirketin ve davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektör kurumsal güvenirlik bakımından son derece kırılgan bir sektör olup, finansman olanaklarının kolaylığının da tarafların hizmetlerinin tercih edilmesinde önemli bir husus olduğunu, davalı şirketin kendi ürünlerini ... olarak göstermesinin bu açıdan davalı şirketin piyasaya haksız surette güvenilirlik telkin etmesine ve tüketici nezdinde sırf bu aksız iddia nedeni ile daha fazla tercih edilir hale gelmesine imkân verdiğini, haksız rekabet nedeniyle de markanın hükümsüz kılınması gerektiğini belirterek, dava konusu ...9 numaralı “... ...” ibareli markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine; yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının otuz yılı aşkın süreden bu yana elbirliği sistemi ile organizasyon hizmeti sunarak araç sahibi olmak isteyen kişilere faizsiz finansal destek sunduğunu, davacının, katılımcıların ödeme güçlerine göre gruplar halinde organize edilerek araç sahibi olmalarını sağlayan bir sistemin organizasyonunu sunduğunu, tasarruf finansmanı modeliyle müşterilerinin taşınır/taşınmaz edinmelerini sağlamakta olup, söz konusu sistemin katılım bankacılığından farklı olduğunu, zira bankaların kredi kullandırımı talep edilen kredinin peşinen müşteriye verilmesi yönündeyken, müvekkili şirketin katılım bankaları gibi müşterilerine ilk anda finansman sağlamadığını, davalı şirketin müşterinin dahil olduğu sisteme göre belirlenen zamanda müşteriye finansman sağladığını ve sözleşmenin imzalandığı an bir miktar organizasyon ücreti alıp ve bu tutarı sonrasında müşteriden taksitler halinde tahsil ettiğini, el birliği sisteminin, yardımlaşma ve dayanışma modelli kadınların altın günü sistemini organize ettiğini, davalının mevcut sistemde geliştirme/güncelleme sağlayarak esasen yeni bir kurum yarattığını, davalı şirketin uyguladığı sistemin Almanya’daki Yapı Tasarruf Sandığı (Bausparkasse) ve Osmanlı dönemindeki Memleket Sandığı uygulamalarından farklı olduğunu, davalı şirketin süregelen "El Birliği Sistemine" tamamen yeni ve daha önce denenmemiş uygulamalar ekleyerek, sisteme yeni bir kimlik kazandırdığını ve bu sistemin ilk uygulayıcısı olduğunu, dava konusu sloganın tüketicileri yanıltması veya haksız rekabet oluşturmasının söz konusu olmadığını, açıklamış oldukları sistemin yaratıcısı ve uygulayıcısı olduğunu, daha evvelden daha basit ve daha farklı şekillerde sağlanan finansal desteği kendine özgü şekil ve şartlarla sağladığını ve Türkiye’de kendi oluşturduğu sistemde ilk ve öncü olduğunu, daha sonra ise önceleri müvekkili şirkette çalışan kişi ve kişilerin farklı isimlerle, aynı ya da çok benzeri sistemlerle müvekkili şirketin faaliyet konusu ile ilgili şirketler kurmuş bulunduğunu veya müvekkilinin kuruluş tarihinden sonra faizsiz elbirliği sistemi ile finansal destek sağlayan farklı şirketler kurulmuş olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu slogan niteliğindeki markanın ayırt edici unsurunun "Eminevim" ibaresi olup "En Kolay Yolu" ibaresi hizmetin kalitesini vurgulamak amacıyla reklam mahiyetinde kullanıldığını, reklamlarda abartılı ifadelerin veya görüntülerin kullanılmasının reklamın gereği olduğunu, reklamın abartılı olmasının onun peşinen aldatıcı olduğu veya haksız rekabet oluşturduğu yönünde algılanmaması gerektiğini, akılda kalıcılığı açısından abartılara konu olabildiğini, örneğin ürün ve/veya hizmetlere verilen “süper”, “en yüksek kalite”, “lüks” ve “ekstra” sözcüklerinin yanıltıcılık ihtiva etmediğini ve yalnızca abartı içermekte olduğunun kabul edildiğini, bu çerçevede müvekkili şirkete ait sloganda kullanılan "en kolay yolu" ifadesinin tüketiciyi yanıltıcı bir niteliği haiz olmayıp, bu ibarenin abartı sınırları içerisinde kaldığının kabul edilmesi gerektiğini, marka bakımından ayırt edicilik unsurunu taşıyan bölümün "eminevim" ibaresi olup, "en kolay yolu" şeklinde kullanılan sıfatın sloganın tali unsuru olduğunu, “en kolay yolu" ibaresinin tüketicinin yanılmasına sebep olabilecek bir ibare olmadığı gibi olağan satın alma davranışına da bir etkisi olmasından söz edilemeyeceğini, tüketici nezdinde yalnızca slogan olarak algılanacağını, davalının dava konusu markayı haksız fayda elde etmek ve gerçek hak sahibinin haklarını engellemek gibi bir gerekçeyle kullandığı yönündeki iddiaların ciddiye alınamayacağını, davalı ve davacıyla aynı sektörde faaliyet gösteren ... Holding’in de benzer şekilde "... ..." ve "... Araç ..." gibi tescilli markaları kullandığını, davacının kötü niyet iddialarının gerçeklikten yoksun olduğunu, davalının kurulduğu yıldan bugüne sektöründe yer edindiğini ve davacının markaları üzerinden haksız fayda sağlama gibi bir gayesi olmadığını, kötü niyetin varlığı somut delillerle ispat edilebilecek bir durum olup, davacının iddiasının soyut olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....davalının markasında "..." ibaresini kullanmasının başkalarının ticaretine engel olmak ve marka yedeklemek gibi amaçlarla yapılmadığı, sözleşmeye aykırılık veya güveni kötüye kullanma durumunun mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Bu tür sloganlar “reklam abartıları” olarak adlandırılır. Her reklamda ürünün satışını arttırmak amacıyla belli oranda bir abartının mevcut olduğu, normal olarak bu abartılardaki ifadelerin inandırıcı ifadeler olmadığı, tüketicinin bu ifadelere inanmasının beklenmediği, bu tür abartıların reklamın muhatap kitlesi tarafından ciddiye alınmadığı ve ciddiye alınmayacağı sürece hukuki açıdan bir sakınca yaratmayacağı, bu tür reklamlarda kullanılan ifadelerin somut olarak belli bir rakibi hedef almadığı, haksız rekabet yönünden inceleme yapılırken, bu tür ifadelerin ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki bir tüketici nezdinde nasıl bir izlenim bıraktığının araştırılması ve reklamda abartı sınırları içinde kalınıp kalınmadığının tespit edilmesi gerektiği, yani ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki bir müşteri reklamdaki ifadenin abartı olduğunu anlayabiliyorsa, haksız rekabetin oluşmayacağı, yani davalının başkalarının ticaretini engelleme amacıyla hareket etmediği anlaşılmaktadır. Dava konusu markadaki “...” ibaresine, araba satın almayı düşünen bir müşterinin mutlak bir doğruluk niteliği atfederek, davalının verdiği hizmeti tercih etmesinin olanaklı görünmediği, zira ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki bir müşterinin bunun sadece malı/hizmeti övmek için kullanılan sıradan bir reklam olduğunu hemen anlayabileceği, bu nedenlerle davalının markasında yer alan "...“ ibaresinin haksız rekabet teşkil etmediği, davalının markasının kötüniyetle tescil edilmediğinden," Davanın REDDİNE karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, markanın sahibi hakkında kapsam itibarıyla yanıltıcı nitelik taşımasının SMK'nın 5/1 (f) bendi kapsamında bir hükümsüzlük sebebi olacağı, tescil konusu işaretin halkı yanıltacak nitelikte olmasının yeterli olduğu ve marka sahibinin halkı yanıltma kastının aranmadığını ancak gerekçeli kararda dava konusu ibarenin esasında kimsenin tekeline verilemeyeceği belirtilmiş, akabinde bu ibarenin marka tescili ile sadece davalıya hasredilmiş olmasında hiçbir beis görülmemiş olduğunu, dava konusu markada yer alan "en kolay yol" ifadesinin davalıya sektörde rakiplerine kıyasla onu öne çıkaran müstakil bir vasıf atfetmiş olduğunu, 6 adet firmanın faaliyet gösterdiği tasarruf finansman sektöründe nihai tüketiciye sunulan spesifik bir hizmet için oldukça iddialı bir tavırla en kolay yolu sunduğunu iddia eden davalı şirketin esasında hiçbir gerçeğe dayanmayan sırf bu abartılı ibare sayesinde tüketiciyi aldatabileceği veya daha gerçekçi bir yorumla aldatma ihtimalinin bulunduğunu, dosyaya alınan bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında ihtilaf konusu ibarenin abartılı bir reklam olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülse de, bu görüşün dava konusu hadiseden oldukça uzak ve gerçekçi olmayan bir yorum olduğunu, bilirkişinin hiçbir somut argümana dayanmayan yorumuna dayalı olduğu-dava konusu marka içerisinde "emin evim" ibaresinin yer alıyor olmasının her ne kadar olumlu bir detay gibi kabul edilmişse de; bu hususta isabetsiz bir yaklaşım sergilendiğini ve bu durumun aslında halkı yanıltma vasfını daha net bir şekilde ortaya koyduğunu, "araba almanın en kolay yolu" ibaresinin marka içerisinde "..." ibaresinin hemen altında büyük harflerle yer aldığı nazara alındığında halkın esasen hedef gösterilmek suretiyle daha açık bir şekilde yanıltılmış olduğunu, Davalı tarafın uyuşmazlık konusu marka içerisinde abartılı bir şekilde "en kolay" olduğunu iddia ederek tüketiciyi açık bir şekilde yanılttığını-haksız rekabet konusunda da gerek raporda gerekse mahkemenin gerekçelerinde bile bu tür ifadelerin ortalama bilgi ve dikkat seviyesindeki bir tüketici nezdinde nasıl bir izlenim bıraktığının araştırılması ve reklamda abartı sınırları içinde kalınıp kalınmadığının tespit edilmesi gerektiğini, bu hususta nasıl bir çaba harcanarak araştırma yapıldığı ve ihtilaf konusu sonuca nasıl varıldığı izah edilmediğini, adeta soyut bir değerlendirme yapılarak geçiştirildiğini, kararda geçen ve esasen bilirkişi raporunda benimsenen bu gerekçelerin tamamının hedef tüketici açısından hiçbir şekilde yanılmanın mümkün olmadığına dair kesin bir yargıya dayandığını, davalı şirketin kendi ürünlerini ... olarak tanıtması şirketin tüketici nezdinde sırf bu vasıf nedeni ile haksız ve gerçek dışı bir şekilde rakiplerine kıyasla ön plana çıkmasına imkân verdiğini, bu açıdan davalı şirket marka üzerinden oluşturmuş olduğu gerçeğe aykırı, yanıltıcı ve kötü niyetli intiba ile kendisine haksız bir ticari menfaat sağlamakta, bu yolla rakipleri içerisinde kendi hizmetlerini dürüst rekabetin dışına çıkarak ön plana çıkarmakta olduğunu, tarafların faaliyet gösterdikleri tasarruf finans sisteminin, son kullanıcının tasarruf ederek elde ettiği birikimler kullanılarak oluşturulan havuzdan, yine bu havuzu oluşturan bireysel tasarruf sahiplerinin finansman ihtiyaçlarının karşılanmasına dayanan bir finansman sistemi olduğunu, sistemin işleyişi ana para, faiz oranı ve vade gibi birkaç unsurun müzakere edilmesi ile yetinilen geleneksel sistemler kadar basit olmadığını, bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin çalışma modellerinin, hedef tüketici nezdinde “en kolay” finansman yolu olmak konusunda kendi içlerinde ve diğer finansal araçlar karşısında tüketici nezdinde bir çırpıda açıklanacak tarafı olmadığını, derin matematik hesaplar yapılmasını gerektirdiğini, davalı şirketin “...” ibaresini markasında ve tanıtım vasıtalarında kullandığı anda ispatı ve hatta detaylandırılması mümkün olmayan bu iddiasını bir çırpıda tüketiciye aktarmakta, bu nedenle tüketicinin algısını arkasında hiçbir somut bilgi ya da belge bulunmayan, bulunması da mümkün olmayan bu iddia ile manipüle etmekte olduğunu, dürüst rekabet ilkelerine aykırı ve maksatlı bir ibare olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun 9 numaralı sayfasında davalının bu haksız kullanımı açık bir şekilde oldukça iddialı bir ifade olarak kabul edilmiş olmasına rağmen, sonrasında sorun sıradan bir reklam algısına büründürüldüğünü ve tüketicinin bu ibareye doğruluk atfedip davalıyı tercih etmeyeceği belirtildiğini, raporda adeta kamuoyu araştırmasına dayanılmış gibi kaleme alınan bu değerlendirmelerin hangi kaynak işaret edilerek yapıldığı açıklanamadığını, davalı taraf kırılgan tüketici kitlesinin yer aldığı sektörde, ... ifadesini hiçbir gerçekçi veriye dayanmadan manipülatif ve sloganvari bir marka olarak kullanıp kendisini haksız bir şekilde ön plana çıkardığını, tacirlerin reklam ve tanıtım faaliyetlerinde kendi ürünlerinin güçlü yanlarını ortaya çıkarmaya çalışması, sektörde hitap ettikleri kitlenin dikkatini çekecek hususlara vurgu yapmaları esasen anlaşılabilirse de; tarafların faaliyet gösterdikleri sektörde kendi sisteminin diğer tüm işletmelerden daha kolay yoldan finansman sağladığını iddia eden davalının bu iddiası dürüst reklamcılık ilkeleri ile de çeliştiğini, davalı şirketin kendi hizmetlerini “...” olarak göstermesi ve bu gerçeğe aykırı yanıltıcı beyanı ile kendisini piyasadaki rakipleri karşısında ön plana çıkararak ticari menfaat elde etmesi haksız rekabet teşkil etmekte, buna imkân veren dava konusu marka tescilinin bu sebeple de hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmekte olduğundan kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu edilen Müvekkili markasının ... başvuru numaralı ''... ...'' ibareli tamamı büyük harfler ile siyah fontta beyaz zemine yazılı bir slogan markası olduğunu, Müvekkili Şirketin ticaret sicili tescil tarihi 25/02/1998 olduğunu, tasarruf finansman sektörünün öncüsü olarak katılımcıların el birliği kültürü ve dayanışma ruhu içerisinde tasarruf yaparak fon oluşturmakta, bu fondaki birikimlerin muhafaza edilerek yönetilmesi ve nihayetinde katılımcılarla yapılan sözleşmelerde yer alan koşulların yerine getirilmesi akabinde katılımcılara oluşturulan toplu fonlardan finansman sağlanmasının teminini sağladığını, 5/1(f) maddesinin, mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, coğrafi kaynağı gibi durumlara ilişkin yanıltıcılığı kapsadığını, ''...'' esas unsur ile ''...'' tali unsurun bir bütün halinde oluşturduğunu, maddede ilgili tüketici kitlesinin ciddi derecede şüpheye düşmesi gerektiğini, yanıltıcılık, gerçek yaşamda, gerçekten yanıltıcılığa yol açabilecek durumlarla sınırlı biçimde değerlendirilmeli, kurgusal yanıltıcılık ihtimalleri değerlendirmeye dâhil edilmemesi gerektiğini, Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2023/111 E. sayılı dosyasında alınan Bilirkişi Raporunda da tarafların faaliyet gösterdiği sektördeki tüketicilere ilişkin ortalama tüketici olarak nazara alınmasının olanaksız olduğu tespitinin yapıldığını, hitap ettiği ilgili tüketici kesimi dikkate alındığında belirli seviyede bilgili, özenli ve dikkatli tüketiciler olduğunu, ''en kolay yolu'' ibaresi kimsenin tekeline bırakılamayacak niteleyici bir ifade olduğunu, gerek diğer markalar tarafından gerek Davacının bizzat kendisi tarafından ''kolay'' ''en kolay'' ibarelerinin tescil edilerek kullanıldığını, TÜRKPATENT sitesinde marka araştırmasında "en kolay yolu" kelimesinin esas alınarak yapılan arama neticesinde ulaşılan toplam 89 sonuç bulunduğunu, Davacı yanın, Müvekkili markasının SMK m.5/1-f kapsamında yanıltıcı nitelikte olduğu iddialarının tamamen gerçeklikten uzak ve hatta kötü niyetli olduğunu, Davacı tarafın haksız rekabete ilişkin iddialarını ispatlayamadığını, markayı oluşturan tali unsur olan ''...'' ibaresinin reklam niteliğinde bir slogan olarak markayı oluşturduğunu, esaslı unsur ''...'' ifadesi olup devamında ''...'' salt biçimde reklam niteliğinde abartılı bir ifadeden daha fazlası olmadığını, davaya konu marka, bir slogan markası olup ayırt edicilik değerlendirmesi bakımından slogan markalarının diğer markalardan daha katı inceleme kriterlerine tabi tutulmaması gerektiğini, slogan markalarının ayırt edicilik incelemesi açısından diğer markalar hangi kriterlere tabi tutuluyosa aynı kriterlere tabi tutulması gerektiğini, sloganların ilgili tüketici kesimi tarafından, malların veya hizmetlerin ticari kökenini gösteren işaretler olarak algılanmasının diğer markalara kıyasla daha zor olduğunu da kabul edilmesi gerektiğini, Davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, davalı adına tescilli 2020 33739 tescil numaralı "... ..." ibareli markasının yanıltıcı olduğu haksız rekabet teşkil ettiği ve kötüniyetle tescil edildiği iddiasıyla açılan marka hükümsüzlüğü davasıdır. Dosyaya Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtları getirtilmiş olup, incelendiğinde; davalı şirkete ait 2020 33739 tescil numaralı "... ..." markasının 36. ve 37. sınıflarda 26/03/2022 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davalıya ait 2017/122101 tescil numaralı "... ..." ibareli marka tescil talebi ile 2018/48015 tescil numaralı "... ..." marka tescil talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Ticaret sicil kaydı dosya içerisine getirtilmiş olup incelendiğinde; davacı şirketin 27/04/2016 tarihinde, davalı şirketin ise 25/02/1998 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Dava konusunda, marka uzmanı ..., haksız rekabet konusunda akademisyen ... ve otomotiv sektörü ... ' dan oluşan bilirkişi heyetinin hazırladıkları 17/04/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davalı şirketin Türk Patent nezdinde, “... ...” ibareli markanın 36 ve 37. sınıflarda 2020 33739 tescil numaralı markanın sahibi olduğu, davalı adına 2020 33739 no ile tescilli “... ...” ibareli marka bakımından SMK'nun 5/1-f ve 25.maddeleri uyarınca hükümsüzlük koşullarının mevcut olmadığı, davalının kullanımlarının reklam niteliğinde olup TTK hükümlerine göre haksız rekabet teşkil etmediğine dair görüş bildirmişlerdir. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2018, s. 350). TTK 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtilmiş olup, haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında önem arz etmektedir.TTK 55-1..a.1 maddesinde, "Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek" hali haksız rekabet teşkil eden eylemlerden sayılmıştır.Kötüleme yoluyla haksız rekabette, doğrudan mağdura yönelik bir hareket yer almamakta, dürüstlük kurallarına aykırı davranılarak mağdurun dışında yer alan kişilere, mağdurla ilgili yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bilgiler verilerek bu kişilerin mağdur hakkında yanlış kanaat edinmeleri sağlanarak mağdur kötülenmektedir. Bu haksız rekabet türünde, konu mağdur veya onun ticari işletmesi ya da buna dâhil değerler, muhatap ise mağdurun müşterileridir. TTK’nın 55/1.a.1 maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için öncelikle bir açıklamanın (beyanın) olması; bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir.Somut olayda, tarafların aynı alanda tasarruf finansmanı konusunda ticari faaliyet yürüttüğü, davalının markaları bilirkişi heyeti tarafından incelenmiş olup, davalıların yaptığı işin ve reklamın, davacıyı hedef alan, rekabeti etkileyecek mahiyette, gereksiz yere incitici ve davacı işini kötüleme olmadığının tespit edildiği, taraflar arasında görülen Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 2023/111 E. sayılı dosyasında alınan Bilirkişi Raporunda da tüketicilerin ‘makul seviyede bilgilenmiş, özenli ve dikkatli tüketiciler oldukları" tespitinin yapılmış olduğu, TPE Marka İnceleme Klavuzuna göre, tüketicilerin yanılacağı konusunda küçük bir olasılığın yeterli olmadığı, gerçek elle tutulur bir nedenin varlığı ve bunun sonucunda orta düzeydeki tüketici kitlesinin ciddi derecede şüpheye düşmesi gerektiği, kendine özgü bir finans akışı olan tasarruf finansı alanında faaliyet gösteren şirketlerin sayısının artması karşısında tüketicilerin örnek olarak belirtilen ibarelerle karşılaşmalarının da yaygınlaşmakta olduğunun tespitinin yapıldığı, markanın içinde “...” sloganının geçmesinin tüketici tercihini tüketicinin dikkatli tüketici olması nedeniyle belirlemeyeceği, tüketicilerin bu ibare nedeniyle yanılıp aslında satın almayacağı bir hizmeti satın almayacağı, haksız rekabete dayalı kötüniyet iddiasına ilişkin marka hükümsüzlüğü isteminin şartları oluşmadığından davanın reddine dair verilen kararın dosya kapsamına uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 04/07/2023 tarih ve 2022/158 E., 2023/121 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/12/2025