T.C. İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/188 Esas KARAR NO : 2026/37 DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/10/2025 KARAR TARİHİ : 05/02/2026 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Açıkladıkları nedenlerle ve mahkemece re'sen dikkate alınacak sair hususlar birlikte değerlendiri…
T.C. İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/188 Esas KARAR NO : 2026/37 DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/10/2025 KARAR TARİHİ : 05/02/2026 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Açıkladıkları nedenlerle ve mahkemece re'sen dikkate alınacak sair hususlar birlikte değerlendirildiğinde, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın ve gerekli görüldüğü taktirde teminat karşılığında, SMK 159, TTK 61 ve HMK m.389-390 uyarınca, davalı tarafından üretilen ve piyasaya sunulan ve müvekilli "..." markasının yer aldığı ürünlerin, her türlü yazılı belge ve materyalin (broşür, katalog, ilan, reklam vs.) üretimi ve piyasaya arzının tedbiren durdurulması, kaldırılması, söz konusu ürünlerin toplanması, el konulması ve muhafaza altına alınması suretiyle bu eylemler sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkilinin marka hakkına karşı davalı tarafça tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerin tespitine, açıkladıkları eylemler nedeniyle davalı tarafın elde ettiği karın ancak delillerin incelenmesinin mümkün olacağı dikkate alınarak, davalarının HMK 107.maddeye uygun olarak belirsiz alacak davası şeklinde açılmış olduğunu, tahkikat sonucuna göre müvekkilinin yasal haklarının tam ve kesin olarak tespit edilebilmesinin mümkün olduğu anda, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın kalan miktar belirlendiğinde artırım dilekçesinin verileceğini, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faiziyle birlikte şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL manevi tazminatın, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL itibar tazminatının davalılardan tahsiline, hem SMK 149/I-g hem de TTK 59 gereğince masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın ülkesel çapta yayın yapan ve tirajı en yüksek üç gazetede tamamen ilan edilmesi ve ilgililere tebliğ edilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Müvekkili kullanımları gerek eski gerekse de mevcut ambalajlar göz önüne alındığında, "..." ibaresinin ürünün adı/tanımlaması olması ve bir ürünün adının/tanımlamasının herkesin kullanımına açık olması, "..." ürününün aynı zamanda tescilli bir coğrafi işaret olması sebebiyle sadece hak sahipleri tarafından kullanılabileceği, müvekkilinin de bu sayılı hak sahibi kişilerden biri olması, müvekkili kullanımların incelendiğinde "..." ve "..." ibareleri her ne kadar markadan daha büyük ebatta ve farklı renklerde kullanılmış olsa da ortalama tüketici nezdinde "marka" olarak değil, "ürün adı" olarak algılanacak nitelikte olduğu, bu kullanımların markasal nitelik taşımaması, müvekkilinin de tıpkı davacı gibi, sektörün lider kuruluşlarından biri olması sebebiyle, "davacı markasının ürününden haksız yaralama" gibi bir durumun olamaycağını, "ürüne has ün" sebebiyle ürün adının büyük ve çarpıcı nitelikte kullanılmasının sırf bu sebeple bir kötü niyet göstergesi sayılacağını, davacı markalarının ayırt ediciliği düşük, "zayıf" markalar olması sebebiyle, gerek tecavüz gerekse haksız rekabet şartları incelenirken markanın yardımcı unsurlarıyla birlikte üst düzeyde bir benzerliğin aranması gerektiğini, bu sebepler göz önüne alındığında, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet şartlarının oluşmadığı, dolayısıyı ile davacının tazminat taleplerinin de dayanaksız olduğu açıkça görüldüğü, izah ettikleri sebeplerle hukuki dayanaktan yoksun davanın tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Davacı vekili 27/01/2026 tarihinde UYAP'tan gönderdiği dilekçede: İzah ettikleri sebeplerle, mahkeme dışında yapılan ve ekte sundukları sulh sözleşmesinin mahkeme için sulhe dönüşebilmesi için dosyaya kabulüne, ekte sundukları sulh sözleşmesinin mahkeme kararının eki sayılmasına, yargılama giderlerinin davacı tarafta bırakılmasına, davacı müvekkili tarafından vekalet ücreti talebi olmadığından, taraflar ile ilgili olarak ücreti vekalete hükmedilmemesine, sulh sözleşmesinin taraflarca imzalanmasıyla mezkur davanın konusuz kalması sebebiyle "esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 20/01/2026 tarihinde UYAP'tan gönderdiği dilekçede: İzah ettikleri sebeplerle, mahkeme dışında yapılan ve ekte sundukları sulh sözleşmesinin mahkeme için sulhe dönüşebilmesi için dosyaya kabulüne, ekte sundukları sulh sözleşmesinin mahkeme kararının eki sayılmasına, yargılama giderlerinin davacı tarafta bırakılmasına, davacı müvekkili tarafından vekalet ücreti talebi olmadığından, taraflar ile ilgili olarak ücreti vekalete hükmedilmemesine, sulh sözleşmesinin taraflarca imzalanmasıyla mezkur davanın konusuz kalması sebebiyle "esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verilmesini talep etmiştir. HMK'nın 313. maddesi:''(1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. (3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. (4) Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir.'' 315. maddesi ise '' (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.'' şeklinde düzenlenmiş olup, tarafların sulh ile uyuşmazlığı sona erdirdikleri, tarafların yargılama gideri ve vekalet ücreti talep etmedikleri anlaşıldığından, sulh nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-SULH NEDENİYLE KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Ön inceleme duruşması yapılmadan karar verildiğinden; 492 Sayılı Harçlar Kanunun 22. maddesine istinaden alınması gereken 244,00 TL harcın, peşin harçtan mahsubu ile fazla 371,40 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Taraflar vekalet ücreti talep etmediklerinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davacı tarafın yaptığı yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 6-Davacı tarafça fazla yatırılan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda HMK 345/1.maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve İstinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek sureti ile, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF YOLU AÇIK olmak üzere karar verildi. 05/02/2026 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır