T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/216 KARAR NO : 2026/220 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/939 DAVA TARİHİ : 08.12.2025 ARA KARAR TARİHİ : 18.12.2025 İSTEM : İhtiyati Haciz - İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ : 19.02.2025 KARARIN YAZ. TARİHİ : 19.02.2025 Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/939 Esas sayılı dosyasından verilen 18.12.20…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/216 KARAR NO : 2026/220 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/939 DAVA TARİHİ : 08.12.2025 ARA KARAR TARİHİ : 18.12.2025 İSTEM : İhtiyati Haciz - İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ : 19.02.2025 KARARIN YAZ. TARİHİ : 19.02.2025 Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/939 Esas sayılı dosyasından verilen 18.12.2025 tarihli ara kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen ihtiyati haciz-tedbir talepli dilekçesi ile özetle; Müvekkili ve davalı şirket arasında 06/12/2018 tarihinde inşaat sözleşmesi imzalandığını, müvekkili tarafından sözleşme konusu inşaat, yapım, onarım işlerinin yerine getirildiğini ve davalı tarafından kabul edildiğini, davalının bu tesisi halen kullanmaya devam ettiğini, iş bedelinin 2.640.000,00 USD olarak kararlaştırıldığını, ancak davalının bu bedelin 860.050,00 USD'lik kısmını İzmir 21. Noterliği'nin 11/09/2025 tarih 56645 yevmiye sayılı ihtarnamesine rağmen ödemediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğü'nün 2025/7285 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, arabuluculuk başvurusundan da sonuç alınamadığını bildirerek şirketin ticari faaliyetlerinin bulunmaması vs hususlarda dikkate alınarak davalının malvarlığı üzerine ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 2025/939 Esas sayılı dosyasından verilen 18.12.2025 tarihli ara kararı ile özetle; ''...İddia konusu taraflar arasındaki inşaat sözleşmesiyle ilgili ticari ilişkinin sonucunda alacak borç durumunun tespitinin ancak ticari defter kayıt ve dayanakları belgelerin ve imalatın bilirkişi aracılığıyla incelenmesi suretiyle tespitinin mümkün olduğu, taraflara ait ticari defterler ile desteklenmeyen sözleşme, fatura, ihtarname örneklerinin sunulmuş olmasının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu alacağın belirlenmesinin yargılamayı gerektirmesi karşısında; davacı vekilinin talep konusu alacağının varlığı bu aşamada yaklaşık ispat seviyesinde ispatlanamamıştır. Bu itibarla, menfaatler dengesi ve geçici hukuki koruma müessesesindeki ölçülülük ilkesi de gözetilerek yerinde görülmeyen ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. II-Uyuşmazlık konusunu para alacağının teşkil etmesine, üzerine tedbir konulması istenilen malvarlığının ihtilaflı olmamasına göre, HMK'nun 389.maddesinde öngörülen şartları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine'' dair ara karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 07.01.2026 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.12.2018 tarihli inşaat sözleşmesi imzalandığını, sözleşme konusu üretim tesisine ilişkin yapım ve onarım işlerinin müvekkili tarafından yerine getirildiğini, tesisin davalı tarafından kabul edilerek halen fiilen kullanıldığını, iş bedelinin 2.640.000 USD olduğunu, buna ilişkin 05.02.2019 tarihli faturanın düzenlendiğinı ve bedelin bir kısmının ödendiğini, ancak 860.050 USD bakiye alacağın ödenmediği hususunun uyuşmazlık konusu olduğunu, bu nedenle müvekkili tarafından ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talep edildiğini, mahkemece, 18.12.2025 tarihli ara kararıyla, davalı cevapları beklenmeksizin “taraf defter ve kayıtlarının incelenmesi gerektiği” gerekçesi ile bu taleplerinin reddediğini, -Somut olayda mahkemece tedbir kararı vermediğini, aksine “yaklaşık ispat yoktur” gerekçesiyle talebin reddedildiğini, bu durumda HMK 390/2’deki istisnai rejimin uygulanma imkânı olmadığını, HMK 390/2 gereği, tedbir talebinde acil korunma zorunluluğu bulunduğu kabul edilmiyorsa, davalının savunması alınmadan talebin reddedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, mahkemenin bu yaklaşımının, HMK 27’de güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkını açıkça ihlal ettiğini, -Ara karardan sonra, davalının süresi içinde iki ayrı cevap dilekçesi sunduğunu, bu dilekçelerde; sözleşmenin varlığının inkâr edilmediğini, 06.12.2018 tarihli inşaat sözleşmesinin açıkça kabul edildiğini, faturanın düzenlendiğinin inkâr edilmediğini, 05.02.2019 tarihli 2.640.000 USD bedelli faturanın varlığı tartışma konusu yapılmadığını, işin ifa edildiği ve tesisin kullanıldığının zımnen kabul edildiğini, davalının, tesisin fiili kullanımına itiraz etmediğini, ödeme yapıldığına dair tek bir somut belge sunulmadığını, “Sorumluluk yoktur” şeklindeki beyanların soyut inkâr niteliğinde olduğunu, bu beyanlar birlikte değerlendirildiğinde, HMK 390/3 anlamında yaklaşık ispat koşulunun fazlasıyla sağlandığının görüleceğini, mahkemenin “yaklaşık ispat yoktur” tespitinin, dosya kapsamı ile açıkça çeliştiğini, bu belgenin, ihtiyati tedbir bakımından aranan “yaklaşık ispat” eşiğinin çok üzerinde bir ispat gücüne sahip olduğunu, esasen davalı şirketin ödemelerini yapamadığı gerekçesi ile takip ve davalarla muhatap olduğu piyasada da bilinen bir gerçek olduğunu, -Mahkemece; HMK 390/2 hükmünün amacı dışında uygulandığını, davalının cevaplarını beklemeden ret kararı vererek, sonradan dosyaya giren ve taleplerini güçlendiren zımni ikrarları değerlendirmeyerek, HMK 27, 389 ve 390 hükümlerine açıkça aykırı bir ara karar tesis ettiğini, bu aykırılığın, istinaf incelemesinde kaldırma sebebi olduğunu, -Mahkemenin istinaf konusu ara kararından sonra ellerine geçen bir belgeyi ekte sunduklarını, davalı şirket tarafından çalışanlarına hitaben düzenlenen ve dosyaya eklenen 14.12.2025 tarihli bu duyuruda yer alan; “Şirketimizin içinde bulunduğu mali sıkıntılar, iflas süreci ve üretimin durması nedeniyle… alacaklarınızın tamamını karşılama imkânımız maalesef kalmamıştır.”, “İşyerinin fiilen kapanmış olması…”, “Ekonomik değeri olan ürünlerin aşınması ve tahsil imkânının zayıflama ihtimali”, “Alacaklılar açısından tahsil riski vardır” ifadelerinin dikkat çekici olduğunu, şirketin içinde bulunduğu mali sıkıntılar, iflas süreci, üretimin durması, işyerinin fiilen kapanmış olması ve alacakların tahsil imkânının zayıfladığının açıkça kabul edildiğini, bu beyanların, HMK m. 389 kapsamında ihtiyati tedbirin zorunlu olduğunu bizzat davalı tarafından ortaya koyduğunu, mahkemenin “yaklaşık ispat yoktur” gerekçesinin, davalının kendi ikrarları karşısında hukuken sürdürülebilir olmadığını, Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.12.2025 tarihli ara kararının kaldırılmasına, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin yeniden değerlendirilmesine ve ihtiyati haciz ve/veya tedbir taleplerimizin kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekilinin ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin Mahkemenin 08.12.2025 tarihli ara kararıyla reddine karar verildiği, verilen ara kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. Maddesinde: ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." Hükmü düzenlenmiştir. Aynı kanunun 392/1. Maddesinde ise: "İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlananın teminat göstermesi gerekmez.'' hükmü düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemelere göre; hukuki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce ya da dava sırasında geçici hukuki koruma olarak istenen ihtiyati tedbir kararının yasal koşulları olarak; "hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle ciddi bir zarar doğması" olasılıkları belirtilmiştir. Hak iddia eden kişinin, bu olasılıkları ifade ederek geçici hukuki koruma istemesi halinde, iddia ettiği vakıaları tam olarak kanıtlaması kendisinden beklenmez. Çünkü, adı üstünde; "geçici hukuki koruma ve olasılık" bunu gerektirir. İstek sahibinin, iddialarını yaklaşık olarak kanıtlaması, bunun için en azından iddiaya ilişkin bazı verileri mahkemeye sunması gerekir. Bu durumda mahkemece, iddiacı hak sahibinin muhtemel zararlarını önlemek adına tedbir kararı verilmelidir. Uygulamada genellikle tedbir istekleri mahkemelerce olumlu karşılanmakta olup, yerleşik yargı kararlarında da bunun için yaklaşık ispatın yeterli olduğu yaklaşımı mevcuttur. Ancak; tedbir kararı verilirken, dava sonunda haksız olunduğu takdirde karşı tarafın veya üçüncü kişilerin uğraması olası zararların da mahkemece dikkate alınarak, istek sahibinden uygun bir teminat göstermesi istenmelidir. Kural bu olmakla birlikte, istisnaen bazı özel durumlarda hâkim takdiri ile teminat aranmayabilir. Teminatın niteliği ve miktarı da hâkim tarafından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine ve hakkaniyet dengesine göre uygun ve makul bir şekilde takdir edilmesi gerekir. Ayrıca; bir davada, uyuşmazlığın esasını çözümler nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi, kesinleşmiş mahkeme kararının infazını engeller şekilde de tedbire hükmolunmamalıdır. İhtiyati haciz; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 257. maddesinde, “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1–Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2–Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.”; 258. maddesinde, “İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. İhtiyatî haciz talebinin reddi halinde alacaklı istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir.” düzenlemeleri mevcuttur. İhtiyati haciz kararı verilmesinin yasal koşulları İİK'nun 257. maddesinde düzenlenmiş olup, talepte bulunan alacaklı tarafından, alacağın varlığı ve miktarı hususunda, yaklaşık ispat olgusunun yerine getirilmesi gerekmektedir. İİK'nun 258. maddesi uyarınca, alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermesi mecburdur. Tarafların iddia ve savunmalarının gerçekliği ve haklılığı yapılacak olan yargılama sonunda ortaya çıkacak ise de, ihtiyati haciz kararı verilmesinin talep edildiği tarih itibariyle ihtiyati haczin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olaya gelince: Davacı vekili, taraflar arasında 06/12/2018 tarihinde inşaat sözleşmesi yapıldığını, davacı yüklenici tarafından sözleşme konusu inşaat, yapım, onarım işlerinin yerine getirildiğini ve davalı iş sahibi tarafından kabul edildiğini, davalının bu tesisi halen kullanmaya devam ettiğini, iş bedelinin 2.640.000,00 USD olarak kararlaştırıldığını, ancak davalının bu bedelin 860.050,00 USD'lik kısmını İzmir 21. Noterliği'nin 11/09/2025 tarih 56645 yevmiye sayılı ihtarnamesine rağmen ödemediğini, ve bakiye alacağın tahsili için faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini, ABD menşeili olan davalının ABD'de iflas başvurusunda bulunduğunu, şirketin tek hissedarının tüm hisselerini Birleşik Arap Emirlikleri merkezli ....unvanlı şirkete devrettiğini, bu şirketin herhangi bir faaliyeti bulunmayan şirket olduğunu, şirketin çalışanlarının işten çıkarıldığını ve tüm faaliyetini durdurduğunu belirterek davalının malvarlığı üzerine ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. Somut olayda dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlığın para alacağından kaynaklandığı, üzerine tedbir konulması istenilen davalının malvarlığının uyuşmazlık konu olmamasına göre, HMK'nın 389.maddesinde düzenlenen ihtiyati tedbirin yasal şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin Mahkemece reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığı; yine İİK.'nın 257 ve devamı maddeleri gereğince dosya kapsamında sunulan delillerin muaccel bir alacağın varlığına ilişkin "yaklaşık ispat" ölçüsünü sağlayacak nitelikte olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, ayrıca İİK 257/2 maddesine göre davalının taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya hazırlandığı iddiasıyla ilgili olarak da yaklaşık ispata yarar dosya kapsamında delil bulunmadığı anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin davacı vekilinin ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen 08.12.2025 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/939 Esas sayılı dosyasından verilen 18.12.2025 tarihli ara kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin bu ara karara karşı yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 1.206,00 TL istinaf tedbir karar harcından peşin alınan 732,00 TL'nin mahsubu ile kalan 474,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 2004 sayılı İİK'nın 258/(3) ile HMK'nın 391/(3) ve 362/(1)-f maddeleri uyarınca, kesin olarak 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.