T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/22 KARAR NO : 2026/147 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/602 KARAR NO : 2025/992 DAVA TARİHİ : 14.06.2021 KARAR TARİHİ : 19.11.2025 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 05.02.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 05.02.2026 İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.11.2025 tarih ve …
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/22 KARAR NO : 2026/147 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/602 KARAR NO : 2025/992 DAVA TARİHİ : 14.06.2021 KARAR TARİHİ : 19.11.2025 DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 05.02.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 05.02.2026 İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.11.2025 tarih ve 2025/602 Esas, 2025/992 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı taraf ile 17.04.2018 tarihli “ ... Sıhhi Tesisat Ve Yangın Tesisatı Yapım İşleri Yüklenici Sözleşmesi” başlıklı belge çerçevesinde anlaşıldığını, karşı tarafın sözleşme çerçevesinde yapması gereken imalatları eksik bıraktığı gibi bir kısım imalatı hatalı yaptığını, taraflar arasında uyuşmazlıkların baş gösterdiğini, bu hususlar çerçevesinde İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/110 D. İş sayılı dosyasında delil tespiti konulu davanın ikame edildiğini, keşif neticesinde hazırlanan 30.10.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 144.750,00 TL ödemenin eksik ve hatalı imalat nedeniyle karşı tarafça müvekkiline ödemesinin gerektiğini ayrıca aynı dosya üzerinden 4.997,70 TL yargılama gideri, 755,00 TL ilam vekalet ücreti, ayrıca karşı tarafa gönderilen İzmir 35. Noterliği'nin 07.09.2020 tarihli 28853 yevmiye nolu ihtarnamesi için de 277,54 TL masraf yapıldığını, tüm bu alacak kalemleri yönünden İzmir 11. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9637 sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığını, davalının itiraz ederek takibi durdurduğu, zorunlu arabuluculukta da anlaşma sağlanamadığını, bu nedenle dava açılması zaruretinin hasıl olduğunu beyan ederek davanın kabulüne, haksız olarak itiraz edilen takibin devamına, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı nedeniyle %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; Sözleşme doğrultusunda tüm taahhütlere uyulduğunu, yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirildiğini, davacının ödeme yükümlülüklerini zamanında yerine getirmediğini, şantiyedeki işlerin aksamasına neden olduğunu, iş planını bozduğunu muhasebe ve ödeme kayıtlarına bakıldıgında bunun görüleceğini, firma çoğu zaman kendi çalışmasından önce tamamlanmış olması gereken alt yapının bulunmamış olduğunu, şantiyenin elektriklerinin kesilmiş olması sebebiyle tüm makine ve techizatların çalışamadığı, müvekkilinin iş gücü kaybına uğradığını, davacının delil olarak sunduğu İzmir 35. Noterliği'nin 07.09.2020 tarihli 28853 yevmiye nolu ihtarnamesinin dolayısıyla herhangi bir temerrüt durumunun olmadığını, müvekkiline tebliğ edilmediğini, ihtarnamede mekanik projelerde davacı tarafın talebi üzerine yapılan değişikliklerin de hatalı imalat ve montaj yapılmış gibi gösterilmek istendiğini, iddiaların kötü niyetli olduğunu, bahsi geçen ihtarnamedeki taleplerin müvekkil şirket yetkilisine sözlü olarak iletildiğini, müvekkilince de Bornova 2. Noterliği'nin 23.09.2020 tarih ve 22547 Yev. Nolu ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarnamenin 06.10.2020 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, sözleşmenin 7.a, 7.b, 6.b maddelerinin açıkça ihlal edildiğinin ve müvekkilinin zarara uğratıldığının bildirildiğini, ikmali istenen işler ile ilgili olarak ise sözleşmenin 7.b maddesi uyarınca kur farkından kaynaklanan ilave maliyetlerin karşılanması ve ödemelerinin yapılması halinde ikmal edileceğinin belirtildiğini, davacı tarafından İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/110 D. İş sayılı dosyasında yapılan tespitlerin müvekkil şirketin yokluğunda ve tek taraflı olarak düzenlendiğini, mekanik projelerde davacı tarafın talebi üzerine yapılan değişikliklerin de hatalı imalat ve montaj yapılmış gibi gösterildiğini,müvekkilini davacıların sürekli denetlediğini, eksik yapılan bir şey olsa kesin kabulün yapılmamış olmasının gerekeceğini, imalat aşamasında tek bir ihtarın ve itirazın olmadığını, davacının keşide ettiği tek ihtarın sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık iki yıl sonra düzenlendiğini beyan ederek, davanın reddine,davacının alacağın %20sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 28.09.2022 tarih ve 2021/368 Esas, 2022/669 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Taraflar arasındaki uyuşmazlığın İzmir 11 İcra Müdürlüğü 2020/9637 Esas sayılı dosyasında alacağın varlığı ve miktarı, icra inkar tazminatı talep koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı, taraflar arasında 17.04.2018 tarihli “ ... Sıhhi Tesisat Ve Yangın Tesisatı Yapım İşleri Yüklenici Sözleşmesi” başlıklı belge çerçevesinde anlaşıldığı, davalının sözleşme çerçevesinde yapması gereken imalatları eksik bıraktığı gibi bir kısım imalatı hatalı yaptığı, taraflar arasında uyuşmazlıkların baş gösterdiği, bu nedenle davacı tarafından İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/110 D. İş sayılı dosyasında delil tespit davası açıldığı ve davacı tarafın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 144.750,00 TL ödemenin eksik ve hatalı imalat nedeniyle davalı tarafın davacıya ödemesi gerektiği ayrıca aynı dosya üzerinden 4.997,70 TL yargılama gideri, 755,00 TL ilam vekalet ücreti, ayrıca karşı tarafa gönderilen İzmir 35. Noterliği'nin 07.09.2020 tarihli 28853 yevmiye nolu ihtarnamesi için de 277,54 TL masraf yapıldığı, tüm bu alacak kalemleri yönünden İzmir 11. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9637 sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığı ve davalı tarafın itirazı üzerine icra takibin durduğu anlaşılmakla, tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde mahkememizce hükme esas almaya elverişli bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davacının talebine bağlı kalınarak davacının davasının kabulüne, İzmir 11. İcra Dairesi'nin 2020/9637 Esas sayılı takip dosyasında davalı tarafından takibe yapılan itirazın iptali ile 151.411,09 TL alacak üzerinden takibin devamına, davalı tarafından yapılan itirazın haksız ve alacağın likit olduğu kabul edildiğinden hüküm altına alınan 151.411,09 TL alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine'' dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 19.06.2025 tarih ve 2022/1874 Esas, 2025/918 Karar sayılı kaldırma kararında özetle; ''...davacı iş sahibinin iş bedelinin tamamını ödemediği yönünde davalı yüklenicinin savunması bulunmadığından fiziki oran yönteminin uygulanmayacağı; taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinin 17. maddesine göre davacı iş sahibi ihbar zorunluluğu olmaksızın garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili zamanaşımı süresi içinde seçimlik haklarını kullanarak davalı yükleniciden ayıpların giderilmesini talep edebileceği; bu kapsamda Mahkemece inşaat mühendisi ve makina mühendisi bilirkişilerle mahallinde keşif yapılıp dosya kapsamındaki mevcut deliller değerlendirilmek suretiyle taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinde eksik ve ayıplı işlerin neler olduğu, eksik ve ayıplı işlerin giderim bedelinin TBK'nın 481.maddesi uyarınca eserin teslim alındığı veya el konulduğu tarihteki yerel serbest piyasa değerine göre bedelinin belirlenmesi hususunda denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken sadece taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapan mali müşavir bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin 19.11.2025 tarih ve 2025/602 Esas, 2025/992 Karar sayılı kararı ile özetle; ''..Davacı tarafa ara karar ile "iki hafta kesin mehil verilmesine" karar verildiği, ara kararına uyulmamasının doğuracağı sonucun kararda belirtildiği; kesin süreye ilişkin bu ara kararının müteakiben tebliğ edildiği, davacı kesin süreye rağmen bilirkişiye takdir edilen ücreti ödemediği anlaşılmaktadır. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. (HMK. m. 94/3) İkamesi talep edilecek deliller için avans belirlenip, bunun da gösterilmesi ve belirlenen avansın aynı kesin süre içinde yatırılmasının delil bildirmeyle ilgili ara kararında yer alması mecburiyeti de bulunmamaktadır. Tarafların her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece avans belirlenip, bunun yatırılması için ayrıca kesin süre verilmesi mümkündür (6100 s. HMK. m. 324/1). Zira Yönetmeliğin 45/5.maddesinde de delil avansının ödenmesine, hakim tarafından dilekçelerin verilmesi, ön inceleme aşaması veya tahkikatın başında karar verilebileceği düzenlenmiştir. Açıklanan gerekçelerle; mahkememizce verilen iki haftalık kesin süreye ve aksi halde HMK 324/2 maddesi uyarınca bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtarına rağmen bilirkişi heyetine takdir olunan ücreti ödemediği ve davacının davasını ispat edemediği, Konuya ilişkin Yargıtay içtihatları gözönüne alındığında, taraflardan herhangi biri bir delile dayanıyor ise onun masrafını karşılaması zorunlu olup, davacının dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayandığından buna ilişkin yargılama giderlerini yatırmakla zorunlu olduğu, tarafların bilirkişi deliline dayanması halinde mahkemenin resen bilirkişi incelemesi yaptıramayacağı, resen bir yargılama giderinin karşılanabilmesi için ancak tarafların dayandıkları delil dışında mahkemece resen toplanması gereken bir delille başvurulması halinde, suç üstü ödeneğinden o masrafın karşılanabileceği, somut olayda bilirkişi incelemesi deliline dayanan davacının yargılamanın diğer aşamalarında da yine bu talebini tekrarlamakla bu delile ilişkin yargılama giderlerini karşılaması gerekirken verilen kesin süre içerisinde bu delil masrafının karşılanmaması nedeniyle dava koşulları oluşmadığından davacı tarafından açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 08.12.2025 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -04.07.2025 tarihli ara kararla istenen tutarın delil avansı olduğunu, dava şartı olan gider avansı olmadığını, gider avansının HMK m. 120 ve ilgili yönetmelik uyarınca dava açılırken yatırılmasının zorunlu olduğunu, tebligat, posta, dosya gideri gibi genel yargılama masraflarını karşılayan ve dava şartı niteliğinde olan avans olduğunu, buna karşılık HMK m. 324’te düzenlenen delil ikamesi avansının ise, tarafların dayandıkları delillerin (tanık, keşif, bilirkişi vd.) ikamesi için gereken masrafların karşılanmasına yönelik olup, süresinde yatırılmaması halinde yaptırım yalnızca ilgili delilden vazgeçilmiş sayıldığını, somut olayda tensip zaptında 1.000,00 TL tutarında asgari gider avansı yatırılmasının istendiğini ve bu avansın süresinde yatırılarak dava şartının yerine getirildiğini, 04.07.2025 tarihli ara kararla istenen 20.000,00 TL bilirkişi ücreti ile 4.361,50 TL keşif harcının ise tamamen bilirkişi ve keşif giderine ilişkin olduğunu, ara kararda da açıkça HMK m. 324/2’ye atıf yapılarak, masrafın yatırılmaması halinde yalnızca keşif ve bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacaklarının ihtar edildiğini, bu nedenle söz konusu meblağın delil avansı olduğunu, dava şartı olan gider avansı olmadığını, mahkemenin, delil avansını gider avansı ile karıştırdığını, yalnızca bilirkişi ve keşif giderine yönelik bu tutarın süresinde yatırılmamasını dava şartı yokluğu gibi kabul ederek davanın usulden reddine karar verdiğini, bu nitelendirmenin HMK m. 120 ve 324 hükümlerine ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu, -HMK m. 324/2 uyarınca tarafların, dayandıkları delillerin gerektirdiği giderleri yapmakla yükümlü olduğunu, mahkemenin, delil avansının yatırılması için kesin süre vereceğini, bu süre içinde avans yatırılmaz ise diğer tarafın bu avansı yatırabileceği gibi, hiçbir taraf avansı ödemez ise yalnızca talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağını, görüldüğü üzere, kanun koyucunun delil avansının yatırılmamasına bağlanan yaptırımı sınırlı olarak düzenlediğini ve bunu dava şartı yokluğu ile ilişkilendirmediğini, somut olayda 04.07.2025 tarihli ara kararla istenen meblağın delil avansı olduğunu, süresinde yatırılmamış olmasının, en fazla bilirkişi ve keşif delilinden vazgeçilmiş sayılma sonucunu doğurabileceğini, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine yol açamayacağını, buna rağmen mahkemenin, delil avansının yatırılmamasını gider avansı eksikliği gibi değerlendirerek davayı usulden reddettiğini, bu nedenle kararın, HMK m. 324’ün açık hükmüne aykırı olup kaldırılmasının gerektiğini, kaldı ki somut olayda yerel mahkemenin 04.07.2025 tarihli 1 nolu ara karar ile mahallinde 19.09.2025 günü saat 11:30'den itibaren keşif yapılmasına karar verildiğini, delil avansının geç de olsa 18.09.2025 tarihinde eksiksiz olarak yatırıldığını, mahkeme hüküm verirken herhangi bir eksik gider avansı bulunmadığını, dolayısıyla dava şartı yokluğu bulunduğundan söz edilmesinin, fiilî duruma da uygun olmadığını, bir başka açıdan yerel mahkemece tayin edilen keşif gününden bir gün önce, mahkemece ödenmesine dair ara karar kurulan delil avansının yatırıldığını, kendisine kesin süre verilen tarafın, kesin süre içinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmazsa, kendisine süre verilen tarafın aynı işlemi yapmak isterse kendisine yeni bir süre pek ala verilebileceğini, zira asıl amacın maddi gerçeğe ulaşmak olup, delil avansının, daha önce tayin edilen keşif gününden önce yatırıldığının göz önünde bulundurulmasının gerektiğini, özellikle hukuki dinlenilme hakkını ihlal eden ara karardan hâkimin dönebilmesi gerektiğini, -İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 2022/1874 E, 2025/918 K sayılı ilamında; davalı tarafın usulüne uygun cevap verdiği halde deliller toplanmadan ve bilirkişi/keşif incelemesi yapılmadan karar verildiğinin belirtildiğini, taraf delillerinin toplanması, mahallinde keşif ve uzman bilirkişi incelemesi yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle esasa ilişkin yeni hüküm kurulması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, yerel mahkemenin bozmaya uyduğunu beyan etmekle, bozma ilamının kapsamıyla bağlı hale geldiğini, usulî kazanılmış hak ilkesi gereği, bozma ilamına uyulduktan sonra mahkemenin bozmaya aykırı karar tesis etmesinin mümkün olmadığını, ne var ki mahkemenin, bozma ilamına uyduktan sonra delil avansı tartışmasını dava şartı eksikliği noktasına taşıyarak davayı usulden reddettiğini, böylece bozma ilamında öngörülen esasa girilmesi ve teknik inceleme yapılması zorunluluğunu fiilen ortadan kaldırdığını, bu durumun hem bozmaya uyma ilkesine hem de usulî kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğunu, -19.09.2025 tarihli keşfe ilişkin tutanakta; delil avansının kesin süreden sonra yatırıldığı, davalı vekilinin bu nedenle keşif yapılmasına muvafakat etmediği ve davanın reddini talep ettiğinin beyan edildiğini, mahkemenin de davalının muvafakat etmemesini gerekçe göstererek keşif yapılmamasına karar verdiğini, oysa delil avansının 18.09.2025 tarihinde fiilen yatırıldığını, mahkemenin ara kararında öngörülen yükümlülüğün bu suretle yerine getirildiğini, HMK m. 324/2’de delil avansının yatırılmasının davalı tarafın muvafakatine bağlı olduğuna dair herhangi bir düzenleme bulunmadığını, delil avansının yatırılmaması halinde yaptırım kanunda sınırlı olarak düzenlendiğini, davalı tarafın muvafakatinin ek bir şart olmadığını, ayrıca HMK m. 27 ve 31 gereğince hâkimin, yargılamayı sevk ve idare eden makam olarak delillerin toplanmasında takdir yetkisine sahip olduğunu, delillerin değerlendirilmesinin tarafların muvafakatine bırakılamayacağını, Bozma ilamı doğrultusunda yapılması gereken keşif ve bilirkişi incelemesinin davalı tarafın muvafakat etmemesi gerekçesiyle yapılmaması, adil yargılanma ve silahların eşitliği ilkeleriyle de bağdaşmadığını, -Yukarıda açıklandığı üzere; dava şartı olan gider avansının tensipte istenen 1.000,00 TL olup süresinde yatırıldığını, 04.07.2025 tarihli ara kararla istenen 20.000,00 TL + 4.361,50 TL tutarı ise delil avansı niteliğinde olduğunu, delil avansının yatırılmamasının en fazla ilgili delilden vazgeçilmiş sayılma sonucunu doğurabileceğini, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine yol açamayacağını, dosyada İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2020/110 D.İş sayılı delil tespiti dosyası ve bilirkişi raporu, taraflar arasındaki sözleşme, yapılan imalatlara ve eksik/ayıplı işlere ilişkin belgeler, ticari defterler ile ilk yargılama aşamasında alınan raporlar bulunduğunu, bozma ilamı gereğince mahkemenin bu delilleri birlikte değerlendirerek, gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi de yaptırmak suretiyle davanın esasına girip hüküm kurması gerekirken; yalnızca delil avansına ilişkin tartışmaya dayanarak davayı usulden reddetmesinin, hem usule hem esasa etkili ağır hukuka aykırılıklar içerdiğini, -Yerel mahkemenin taraf vekillerinin bozma ilamı konusunda beyanlarını almaksızın bozmaya uyduğunu tensip zaptında açıkça belirttiğini, bu durumun açıkça yasaya aykırı olduğunu, -Taraf usul işlemlerinin süreye bağlanmasının amaçlarının, adaletin makul bir sürede tesis edilmesi, mahkemelerin aynı iş ile uzun süre meşgul olmasının engellenmesi ve keyfiliğin önüne geçme isteği şeklinde özetlenebileceğini, ara karar ile tarafa kesin süre veren hâkimin, sürenin miktarını gereğinden fazla belirlemeyerek, taraf usul işlemlerinin süreye bağlanması amaçlarının gerçekleşmesine ve adil yargılanma hakkının tesisine katkı sağmayı amaçlayacağını, nitekim hâkim kesin süre verirken, kesin sürenin amaçlarından hareket etmeli, kesin süreyi davayı ret etmek için bir araç olarak görmemesi gerektiğini, (HGK, 30.01.2013, E. 2012/19671, K. 2013/151 (www.legalbank.net); 14. HD, 21.03.2008, E. 2008/954, K. 2008/3680 (www.legalbank.net); 1. HD, 24.03.2010, E. 2010/2541, K. 2010/3276 (www.legalbank.net)) hâkim takdir yetkisini kullanarak kesin sürenin miktarını belirlerken, her somut olayın özelliğini, tarafların durumunu, yargılamanın amacını, objektif hukuk kurallarını ve özellikle medeni usul hukukuna hâkim olan ilkeleri dikkate alması gerektiğini, 04.07.2025 tarihli 1 nolu ara kararı ihtiva eden ve adli tatilden hemen önce UETS adreslerine gönderildiğini, verilen sürenin yeterli olmadığını, -Meşruhatlı davetiyede; meşruhat (ihtar) edilen kesin süreli işin, belirtilen süre içinde işlem yapılmaması durumunda o delile/işleme dayanılamayacağı, sürenin uzatılmayacağı, mutlaka zarfın üzerine yazılması gerektiğini, daha açık ifade ile verilen kesin sürenin işlemeye başlaması için gerek duruşma esnasında verilen kesin süre kararının, gerekse duruşma dışında verilen kesin süre kararı usulüne uygun biçimde tarafa bildirilmesinin gerektiğini, hâkimin kesin süreyi duruşma dışında veya tarafın yahut vekilinin hazır bulunmadığı duruşma esnasında veriyorsa, kesin süreye ilişkin ara kararın meşruhatlı olarak tebliğ edilmesinin gerektiğini, (HGK, 19.11.2014, E. 2013/22-1319, K. 2014/927 (www.legalbank.net); 6. HD,20.01.2003, 110/211 (Yılmaz, Şerh, s. 708)) -İstinafa konu yaptıkları davada kesin sürenin 04.07.2025 tarihinde yokluklarında ara karar ile verildiğini, bu kararın kendilerine usulüne göre hazırlanmış meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmediğini, kesin sürenin yaptırımının hüküm ifade etmesi, kendisine kesin süre verilen tarafa usulüne uygun bildirimin yapılmasına bağlı olduğunu, malum ve maruf olunduğu üzere, Türk mevzuatında meşruhat ; tebligatın altına yazılan, “şu şeye uymazsan şu sonuç olur” şeklindeki açıklama ve ihtar bölümü olduğunu, meşruhatlı davetiyenin ise; mahkemenin, tarafı bir duruşmaya veya bir işleme çağırırken yalnızca yer–gün–saat değil, ayrıca: gelmezse duruşmaya yokluğunda devam edileceğini, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceğini, kesin süre verildiyse bu süre içinde gereğini yapmazsa doğacak sonuçları açıkça bildirdiği özel nitelikli davetiye olduğunu, -Taraf duruşmada hazır değilken ona bir kesin süre verilmişse, Yargıtay’a göre bu sürenin tarafı bağlayıcı olabilmesi için Tebligat Kanunu’na uygun meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesinin gerektiğini, aksi halde sürenin “kesin” sayılmadığını, mahkemenin adı, dosya numarası, tarafın adı, adresi, duruşma / işlem günü, saati ve yeri zaten Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği gereği her duruşma davetiyesinde bulunması gerekenler olduğunu, ancak “Meşruhat” kısmında mutlaka “Belirlenen gün ve saatte … yapmazsan, şu hukuki sonuç doğar.” şeklinde ibarenin yer almasının gerektiğini, -Yargıtay'ın, istikrar kazanmış içtihatlarında meşruhatlı davetiye meselesini doğrudan “hukuki dinlenilme hakkı” (HMK 27) ile ilişkilendirdiğini, örneğin ön incelemeden sonra, tahkikat için meşruhatlı davetiye gönderilmeden aynı gün tahkikata geçilip karar verilmesinin, HMK 27 anlamında hukuki dinlenilme hakkı ihlali olarak bozulma sebebi sayılacağını, yine taraf duruşmada yokken verilen kesin sürenin, meşruhatlı tebligatla bildirilmemesi hâlinde o sürenin “kesin süre” sayılmayacağı, bu süreye uyulmamasının ağır sonuçlar doğuramayacağının kabul edileceğini, ibraz/defter gibi konularda meşruhat yetersizse, aleyhe yorum yapılamadığını, defter ibraz etmeme doğrudan davacı lehine sonuç yaratmadığını, pratikte Örnek 25 tebliğ mazbatasının üzerinde meşruhat yoksa veya yanlışsa, bu durumun ciddi bir usul hatası olduğunu, -Yargıtay'ın, tarafın hazır bulunmadığı duruşmada verilen kesin sürenin, meşruhatlı davetiye ile 7201 hükümlerine uygun biçimde tebliğ edilmedikçe bağlayıcı olmayacağını defalarca vurguladığını, aksi hâlde, örneğin “kesin sürede işlem yapılmadı” veya “harç yatırılmadı” diye davanın reddi/hakkın düşmesi, hukuki dinlenilme hakkına aykırı görüleceğini, davetiye metninin içinde, zorunlu meşruhat (gelmemenin/yapmamanın sonuçları) açık ve sade şekilde yazılması (bkz. yukarıda TK m.9/4) meşruhatlı davetiyede; meşruhatın (ihtar), mutlaka zarfın üzerine yazılması gerektiğini, 04.07.2025 tarihli 1 nolu ara kararı ihtiva eden ve adli tatilden hemen önce UETS adreslerine gönderilen işbu dilekçelerinin 1 numaralı ekinde sunulu "*** *** ****728" barkod numaralı Örnek 25 meşruhatlı davetiyenin, yukarıda sıralanan unsurlardan " kesin süre verildiyse bu süre içinde gereğini yapmazsa doğacak sonuçları " nı içermediğini, -04.07.2025 tarihli 1 nolu ara kararı ihtiva eden ve adli tatilde UETS adresimize gönderilen, "Davetiyenin İhtiva Edeceği Kayıtlar" başlıklı 7201 sayılı Tebligat Kanunun 9'uncu maddesine de aykırı olarak hazırlanmış olan "*** *** ****728" numaralı Örnek 25 meşruhatlı davetiyenin üzerinde sadece "Belirlenen gün ve saatte durusmaya gelmediğiniz veya gelip de davayı takip etmediğiniz takdirde dosyanın işlemden kaldırılacağı, sulh için gerekli hazırlığı yapmanız duruşmaya gelmediğiniz takdirde diğer tarafın yargılamaya devam etmek istemesi durumunda yokluğunuzda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceğiniz ve diğer tarafın muvafakatiniz olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ihtar ve tebliğ olunur. Bu zarfta mahkememizin 04/07/2025 tarihli ara kararı vardır." ibaresinin yer aldığını, bu durumun usul ve yasaya aykırı olup, istinaf nedenlerinden olduğunu, -Zira; 6100 sayılı HMK'da düzenlenmiş olan hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27), adil yargılanmanın temel ilkelerinden olup adaletli ve hakkaniyetli bir yargılama yapılmasının taraf bakımından güvencesi olması nedenleriyle önemli olduğunu, (AY m. 36; İHAS m. 6). hâkimin vermiş olduğu ara kararın tarafın hukuki dinlenilme hakkını açıkça ihlal ediyorsa, bu ara karar karşı taraf lehine usuli müktesep hak teşkil etse bile hâkimin ara karardan dönebilmesi gerektiğini, kaldı ki; kesin süre içinde taraftan yapması beklenen işlem keşif için gerekli giderleri yatırması olduğu halde tarafın bu giderleri yatırmazsa, hâkim mevcut diğer delillere göre kararını vereceğini, davayı reddedemeyeceğini, (15. HD, 14.01.2014, E. 2013/6503, K. 2014/203 (www.kazanci.com); 15. HD, 05.02.2013, E. 2013/371, K. 2013/643 (www.kazanci.com)) Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın bozma ilamı çerçevesinde esasa girilerek karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesi, şartları oluşmuş ise Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesinin gerektiğini, Yukarıda arz ve izah olunan ve re’sen gözetilecek nedenlerle; istinafa konu yaptıkları İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19.11.2025 tarih, 2025/602 E , 2025/992 K sayılı davada kesin sürenin 04.07.2025 tarihinde yokluklarında ara karar ile verildiğini, bu kararın kendilerine usulüne göre hazırlanmış meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmediğinden ve İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19.11.2025 tarih, 2025/602 E, 2025/992 K sayılı, davanın gider avansı eksikliği gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden reddine ilişkin kararının, delil avansı ile gider avansı ayrımı gözetilmeksizin yanlış hukuki nitelendirme yapılması, HMK m. 324’te öngörülen yaptırım sistemine aykırı biçimde davanın usulden reddedilmesi, bozma ilamına uyulduktan sonra usuli kazanılmış hak ilkesinin ihlal edilmesi ve davalı tarafın “muvafakat etmiyorum” beyanına bağlanarak keşif yapılmamasının kanuna aykırı olması nedenleriyle kaldırılmasına, öncelikle HMK m. 353/1-a-6 uyarınca, delillerin eksik değerlendirilmesi ve davanın esası hakkında inceleme yapılmaması nedeniyle, dosyanın bozma ilamı çerçevesinde gerekli keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak tüm deliller toplanıp değerlendirilmek üzere aynı mahkemeye gönderilmesine, Dairemizce, dosyayı esastan hüküm kurmaya elverişli görürse HMK m. 353/1-b-2 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın esastan kabulüne, İzmir 11. İcra Müdürlüğü’nün 2020/9637 E. sayılı dosyasındaki davalı itirazının iptaline, takibin devamına ve icra inkâr tazminatı talebimiz hakkında hakkaniyete uygun şekilde karar verilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işlerin giderim bedeli, delil tespiti ve ihtarname masraflarının tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından kesin sürede bilirkişi ücreti ve keşif harcı yatırılmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Dairemizce ilk derece mahkemesi kararının inşaat mühendisi ve makine mühendisi bilirkişilerle mahallinde keşif yapılıp dosya kapsamındaki mevcut deliller değerlendirilmek suretiyle taraflar arasında yapılan eser sözleşmesinde eksik ve ayıplı işlerin neler olduğu, eksik ve ayıplı işlerin giderim bedelinin TBK'nın 481 maddesi verince eserin teslim alındığı veya el konulduğu tarihteki yerel serbest piyasa değerine göre bedelinin belirlenmesi hususunda denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle kaldırılmıştır. Kaldırma kararından sonra Mahkemece 04.07.2025 tarihli ara karar ile makine mühendisi, inşaat mühendisi, mimar ve yapı denetim uzmanı eşliğinde 19.09.2025 tarihinde keşif yapılmasına, bilirkişiler için toplam 20.000 TL ücret takdirine ve keşif harcı olan 4.361,50 TL'nin yatırılmasına, araç gideri ve diğer giderler için gider avansının davalı tarafça ayrıca yatırılmasına, toplamda 20.000,00TL avans ve 4.361,50 TL harç olmak üzere eksik gider avansının davalı tarafça iki hafta içinde tamamlanmasına, davacı vekiline eksik gider avansını ve ayrıca keşif harcını yatırması için iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde HMK 324/2 maddesi uyarınca bilirkişi ve keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve dosyada usulü işlemlerin yapılamayacağının ihtarına karar verildiği; davacı vekili tarafından 2 haftalık kesin süre geçtikten sonra keşif gününden bir gün önce bilirkişi ücreti ve keşif harcının yatırıldığı, Mahkemece "süresinde harç ve avansın yatırılmadığı ve davalının muvafakati bulunmadığından bahisle keşfin yapılamadığına dair keşif erteleme tutanağı düzenlendiği, ardından kesin sürede bilirkişi ücreti ve keşif harcı yatırılmadığından davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır. HMK'nın 94. maddesinde, "Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir." düzenlemesi var iken, 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile "Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder." cümlesi maddeye eklenmiştir. Kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için belirtilen hususların hakim tarafından yerine getirilmiş olması gerekir. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Hakim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan veya gereken giderleri vermeyen taraf, sadece ara kararına konu edilen iş veya işlemin yapılması isteminden vazgeçmiş sayılır. Davadaki bütün istemlerinden vazgeçmiş sayılamaz. Bu olgunun sonucu olarak kesin süre içinde gereğinin yapılmaması halinde ara kararında belirtilen işlemin niteliği ve davanın sonucuna etkisi gözetilerek mevcut delillere göre karar verilir. Kesin süre gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle doğrudan davanın reddine karar verilemez. Kesin süreye uyulmamasının doğurduğu bu ağır sonuç gözetildiğinde, taraflara bir iş veya işlemin yapılması konusunda kesin süre verilebilmesi ve kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle yapılması istenilen iş veya işlemin tarafların yükümlülüğünde olan belirli bir iş veya işleme ilişkin olması, kesin süre verilmesine ilişkin ara kararında yapılması gereken iş ve işlemlerin neler olduğunun açıkça ve ayrıntılı olarak belirtilmesi, gider için kesin süre veriliyorsa ara kararında hangi iş için, nereye ve ne kadar gider yatırılması gerektiğinin de açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, verilen sürenin yapılması istenilen iş veya işlemin yerine getirilebilmesine yetecek uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının taraflara açıklanması ve tarafların bu konuda açıkça uyarılmış olması zorunludur. Verilen kesin sürenin şekli olarak yukarıdaki koşullara uygun olması yeterli olmayıp içeriği itibarıyla da ilgili olduğu kurallara uygun olarak verilmesi gerekir. Bu yönüyle somut olaydaki önemi bakımından delil avansı ve gider avansına ilişkin kurallar üzerinde de durulması gerekir. HMK'nın 120. maddesinde gider avansı, 324. maddesinde ise delil avansı düzenlenmiş olup, bu iki kavram birbirinden farklıdır. Gider avansı davanın başında davacının dava açarken Gider Avansı Tarifesi’ne göre yatırdığı, belirlenebilir bir miktarı ifade ederken, delil avansı dava aşamasında bir delile dayanan ve bu delilin toplanmasını isteyen tarafın yatırdığı miktarı ifade eder. HMK'nın 114. maddesinin "g" bendinde, gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış, anılan Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında ise, bu koşulun mevcut olup olmadığını, mahkemenin kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında bu şartın noksanlığı tespit edilirse, davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür. HMK'nın "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrasında; harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda, davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir. "Delil ikamesi için avans" başlıklı HMK'nın 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır....", ikinci fıkrasında ise; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin hukuki sonucu olarak, delil ikamesinden vazgeçmiş sayılacağının belirtildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 45/4. maddesinin de aynı doğrultuda hükümler içerdiği görülmüştür. (Yargıtay 6.HD'nin 2024/3139 Esas ve 2025/3702 Karar sayılı kararı) Kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.(Yargıtay 15. HD 2021/344 Esas ve 2021/725 Karar sayılı kararı) Dava 2021 yılında açılmış ve açıldığı tarihte gider avansı yatırılmıştır. Mahkemece yatırılması istenen keşif harcı ve bilirkişi ücreti ücreti gider avansıyla ilgili olmayıp delil avansıyla ilgilidir. Delil avansının yatırılmamasının sonucu davanın usulden reddi olmayıp o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılma sonucunu doğuracağından mevcut delillere göre karar verilmesi gerekecektir. Yatırılacak masrafın gider avansı olarak değerlendirilip yatırılmaması halinde davanın usulden reddine karar verileceği ihtarı delil avansı kurallarına uygun bir ihtarat olmayıp ayrıca sözkonusu ara kararda yatırılması istenen avansın kimi yerde davalı tarafça kimi yerde davacı tarafça yatırılmasına karar verilerek ara kararın her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmaması kanuna aykırı olduğundan öncelikle içeriği itibarıyla kanuna uygun bir ara kararı oluşturulmamıştır. Öte yandan Dairemizin kaldırma kararında belirtilen makina mühendisi ve inşaat mühendisi bilirkişiler yanında mimar ve yapı denetim uzmanı bilirkişilerin de keşfe katılmasının istenilmesinin nedeninin gösterilmediği, Mahkemece davacıya verilen kesin süre HMK'nın 94. Maddesi ile yargısal uygulamada öngörülen şartları taşımadığından hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşılmış olup usulüne uygun olmayan kesin süreye sonuç bağlamak suretiyle davanın "usulden reddine" karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür. (Benzer yönde Yargıtay 6.HD'nin 2024/3459 Esas ve 2024/4957 Karar sayılı kararı) Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun KABULÜ ile, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19.11.2025 tarih ve 2025/602 Esas, 2025/992 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine, 6-Davacı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddeleri gereğince, kesin olmak üzere, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.