İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Suudi Arabistan'da otuz yılı aşkın süredir yerel üretim ve dağıtım ile ... markasının en tanınmış ve güvenilir markalardan biri olarak ün kazandığını, gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, dünyada pek çok ülkeye hizmet sund…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/908 Esas KARAR NO : 2025/1521 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 22/12/2022 NUMARASI : 2021/444 E. - 2022/182 K. DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Suudi Arabistan'da otuz yılı aşkın süredir yerel üretim ve dağıtım ile ... markasının en tanınmış ve güvenilir markalardan biri olarak ün kazandığını, gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, dünyada pek çok ülkeye hizmet sunduğunu ve markasının dünyanın pek çok yerinde tescille koruma altında olduğu, ... markasının tanınmış marka olduğunu, davalının ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde ... markasını tescil ettirdiğini, yeşil renk figürlü çerçevenin dahil taklit edildiğini, TTK uyarınca da basiretli bir tacir gibi davranmadığını, dolayısıyla 2018/36750 tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacı şirketin ... markasının Türkiye'de herhangi bir tescili ve faaliyeti bulunmadığını, SMK 29-2 maddesi uyarınca markanın Türkiye'de en az 5 senedir tescilli olması şartı ile ciddi kullanımının davacı tarafından ispatı gerektiğini, davalının markayı kullandığına dair bir delilin mevcut olmadığını, ortada davacı tarafından ciddi bir kullanımın da söz konusu olmadığını, tüm bu sebeplerle davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi 2021/444 esas, 2022/182 karar sayılı, 22/12/2022 tarihli kararı ile; "... ve ... ibarelerinin işitsel ve fonetik olarak son derece benzer olduğu, sektörlerinin ve sınıflarının benzerliği, ayrıca logodaki mavi ve yeşil renk farklılığı dışında göz işaretine benzer şekilde kavisli çizimin ortasına markanın yerleştirilmiş olduğu, logonun da son derece benzer olduğu ve tüm bu sebeplerle ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya ve iltibasa sebebiyet vereceği, ... marka ve logosunu; tüm dünya genelinde, davalının Türkiyede tescilli markası olan ... markasından çok öncesinde piyasaya sunan, arz eden, ... markasını tanıtan tarafın davacı olduğu, tarafların sınıf ve sektörlerindeki benzerlik dikkate alındığında; davalının bu tanınmışlıktan esinlenerek, ufak bir harf ve renk değişliğine gittiği, logoların dahi benzer olduğu, SMK'nın 29/1-b maddesi kapsamında taraflar arasında bu kullanıma rıza gösterildiğine dair delil sunulmadığı, bu nedenle TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü koşulları oluştuğundan davanın KABULÜNE,TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli 2018/36750 numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, kararın kesinleşmesini müteakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'ya gönderilmesine" karar vermiştir. İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirketin ilgili ... markasının Türkiye'de herhangi bir tescilinin bulunmadığını, davacının mesnetsiz davasının reddi gerektiğini, müvekkili yasanın kendisine sağladığı hak ve yetkilerden mahrum bırakılmayacağını, müvekkilin tescilli markasının koruması altındaki hususlar ile davalıya ait olan ve Türkiye'de faaliyet göstermeyen markasına tecavüz ettiğinden de söz edilemeyeceğini ve hükümsüzlük tespit edilemeyeceğini, SMK m. 29/2 ve 19/2 uyarınca, tecavüz davasına dayanak markanın - dava tarihi itibarı ile Türkiye’de en az beş senedir tescilli olması şartı ile ve davalı talebi üzerine-dava tarihinden önceki beş sene içerisindeki ciddi kullanımının davacı tarafından ispatı gerektiğini, davacı tarafın anılan markasını ülkemizde ciddi bir biçimde kullanıldığını ispatlayamadığını, sunulan delillerinde bu nitelikte olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu kapsamda davacı Marka hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü için bu hususu tescilli olduğu sınıfta kesintisiz, yoğun ve ciddi bir şekilde kullandığını ispat ile yükümlü olduğunu, davacının adına Türkiye'de tescili dahi bulunmayan markası ile hükümsüzlüğü istenen davalı adına tescilli marka arasında iltibasa meydan verecek şekilde benzerlik bulunmadığını, markalarına dair tarafça herhangi bir ciddi kullanım da ortaya konulamadığından herhangi bir ihlal bulunmadığını, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet bulunmadığı için davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, İstinaf başvurusunun kabulüne İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 22/12/2022 tarih ve 2021/444 E. 2022/182 K. Sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili markası ile davalı markasının birebir aynı olacak seviyede benzer oldukları açıkça görüldüğünü, müvekkili markası ile davalı markası arasında yalnızca bir harf farklıdır ve bu harf markayı fonetik açıdan değiştirmediğini, Görsel olarak ise müvekkili markasındaki şekil unsuru taklit edildiğini, Yeşil rengi yerine mavi renginin kullanılması davalı markasına ayırt edicilik kazandırmayacağını, söz konusu benzerlik de aynı zamanda tesadüfi olarak değerlendirilemeyeceğini, bu anlamda davalının kötüniyetli olduğunun davalının istinaf yoluna başvuru dilekçesinin esastan reddi ile İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/444 Esas 2022/182 Karar sayılı ilamının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; davalı şirket adına tescilli ... numaralı "...+şekil" ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.Dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken SMK'nın 25/1. maddesinde markanın hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1, gerçek hak sahipliği iddiasına dayalı 6/3, davacının ''...'' markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olduğu iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/4 ile kötüniyet iddiası ile SMK'nın 6/9 maddelerine dayalı olarak davalı adına tescilli ...numaralı "...+şekil" ibareli markanın hükümsüzlüğünün talep edildiği görülmüştür. SMK kapsamında hangi hâllerde kötüniyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiş olup Yargıtay içtihatları kapsamında kötüniyetli marka başvurusunun; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlandığı görülmektedir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmakta olup gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescil için başvuruda bulunan kimse kötüniyetli kabul edilmektedir. Ayrıca markanın sektöründe belirli bir bilinirlik taşıdığı hallerde davalı tarafından tesadüfen seçilip başvuru konusu yapılıp yapılmadığının somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde; (SMK) 7. maddesi; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. (2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.'' şeklinde düzenlenmiş olup kural olarak ''ülkesellik ilkesi'' gereğince korumanın yurt içinde yapılacak tescil yolu ile sağlanacağı kabul edilmiştir. Davacı tarafın ülkemizde tescilli ''...'' markasının 2021/077839 tescil numarası ile davalının 2018/36750 numaralı markasından sonra tescil edildiği TPMK kayıtları ile sabit olmakla, SMK'nın 6/1; '' Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.'' maddesi kapsamında hükümsüzlük sebebine cevaz verilemeyeceği saptanmıştır. Dava tarihinde yürürlükte olan 6769 sayılı SMK 3. madde uyarınca marka koruması tescille elde edilir, tescil ve korumada ülkesellik ilkesi geçerlidir. Ülkemizin de taraf olduğu Paris Sözleşmesi ve TRIPS hükümleri dahilindeki bir marka sahibinin Türkiye'de tescilli olmasa dahi ülkemizde ticari faaliyette bulunması koşuluyla öncelik ve üstün hak sahipliği iddiasına dayanması, tanınmışlık halinde de üçüncü kişilerce gerçekleştirilen başvuruya itiraz ve tescil halinde de hükümsüzlük davası açma hakkı mevcuttur. Davacı tarafça ... markasının, davalıdan çok önce dünya genelinde tanıtıldığı, ticari faaliyetlerinde, belgelerinde, web sitesinde markayı aktif olarak kullandığının ileri sürüldüğü anlaşılmıştır. Yabancı ülkede tescilli web sitesine Türkiye'den erişimin mümkün olması markanın kullanımının bulunduğunu ispat yönünden yeterli olmadığı, ancak dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundan, ....com.sa internet sitesinin Türkiye'de tescilli olup olmadığı ve içeriğinin anlaşılamadığı, bilirkişi raporunda web.archive.org sitesindeki görüntülere yer verilmediği, raporun denetime elverişli olup olmadığı anlaşılmıştır. Markanın tanınmış olması ülkesellik prensibinin istisnasını oluşturmakla ve davacı tarafça markanın tanınmış olduğu ileri sürülmekle birlikte, bir markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka sayılabilmesi için Türkiye’de ilgili sektördeki kişilerin geneli bakımından tanınmış olduğu ispat edilmelidir.Davacı tarafın Türkiye'de tescilli markasının bulunmadığı, markanın Türkiye'de davacının marka tescil başvurusundan önce kullanıldığına dair delil ibraz edilmediği görülmüştür. Dosyaya davacı tarafından ibraz edilen satış listesi tek taraflı olarak düzenlenmiş olup, fatura ve ihracat belgeleri sunulmamıştır.Davacı taraf SMK'nın 6/4 maddesi kapsamında tanınmışlık iddiası yönünden de hükümsüzlük isteminde bulunmakla; Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesinin “ Birlik ülkeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından (söz konusu ülkede bu Anlaşma’dan yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen) bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek ülke mevzuatı müsait olduğu takdirde doğrudan doğruya gerekse ilgilinin isteği üzerine ret veya hükümsüz kılmayı taahhüt eder.” şeklindeki düzenlemesi ile tanınmış markanın ülkemizdeki yasal düzenlemelerde ölçütleri tanımlanmamış ise de istikrar kazanan yargı içtihatları kapsamında ele alınan 1999 yılında "... (...) Ortak Tavsiye Kararı" adı altında geliştirilen ölçütler olan; “toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi”, “markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu”, “marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu”, “markanın tesciller veya tecil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü”, “markanın resmî makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları”, “markanın ekonomik değeri” kıstasları nazara alınarak davacı markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olup olmadığı, tescil öncesinde ülkemizde geniş çerçevede sektöründe belirli bir bilinirlik taşıyıp taşımadığı hususlarında sektör bilirkişi marifeti ile inceleme yapılmadan düzenlenen yetersiz incelemeye dayalı bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı gibi davacının internet sitesinin içeriğine raporda yer verilmediği, internet sitesindeki kullanımlar yönünden ülkesellik ilkesinin tartışılmadığı tespit edilmiştir. Bu hâli ile markalar arasında benzerlik olduğu gerekçesi ile davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Ayrıca HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmesi gerekmekte olup gerekçeli kararda marka görseline yer verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/4968 E. 2024/6956 K. sayılı, 01.10.2024 tarihli ilamı kapsamında; "Somut olaya gelince; mahkemece kararının hüküm fıkrasında taraf markalarının şekli görünümlerine yer verilmiştir. Mahkemece, gerektiğinde hükmün eki niteliğinde kroki ve şekillere kararın ekinde yer verebilir ise de; hüküm kısmında, yukarıda anılan yasal düzenlemelere uygun düşmeyecek biçimde şekillere yer verilmesi, davadan davalar doğmasına, tarafların yeniden uyuşmazlığa düşmelerine, infazda tereddüde neden olunmasına yol açabilecektir. Örneğin; marka kompozisyonlarının önem taşıdığı davalarda, renk ve diğer özelliklerinden yoksun bir şekilde markaların gerekçeli karara eksik yansıtılmalarının yanıltıcı sonuçlara neden olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. (HGK'nın 2.11.2011 gün ve 2011/11-567, 2011/676 ve 14.11.2012 gün ve 2012/11-417, 2012/791 sayılı kararları da aynı yöndedir)'' tespitlerine varıldığı, bu itibarla mahkemece gerekçeli kararda marka görsellerine yer verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiği anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, belirtilen hususlarda ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli şekilde inceleme yapılması için sektör bilirkişisinin yer aldığı uzman bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak neticesine göre marka görselleri eklenmeden karar tesis edilmesi için ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 22/12/2022 tarih, 2021/444 E. 2022/182 K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 13/11/2025