İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin kurulduğu günden bu yana ... ürünlerin Türkiye'ye tedarikini sağladığını, müvekkilinin ABD menşeili ... LTD. ... firmasına ait ... adlı kil maskesinin tedariki ile ilgili ürün satın aldığı ve satın aldığı ürünleri ülkemizde satışa sunduğunu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1544 Esas KARAR NO : 2026/18 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTAnbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 22/06/2023 NUMARASI : 2022/72 E. - 2023/113 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin kurulduğu günden bu yana ... ürünlerin Türkiye'ye tedarikini sağladığını, müvekkilinin ABD menşeili ... LTD. ... firmasına ait ... adlı kil maskesinin tedariki ile ilgili ürün satın aldığı ve satın aldığı ürünleri ülkemizde satışa sunduğunu, ABD menşeili ...'in Türkiye'de herhangi bir distribütörü ve/veya satıcı olarak yetkilendirdiği firma bulunmamasından dolayı pek çok teşebbüsün de benzer şekilde tüm marka ve ticari hakları ... firmasına ait olan ürünleri ithal ederek ülkemize satışa sunma faaliyetinde bulunduğunu, davalının ise tüm marka ve ticari hakları ABD menşeili firmaya ait olan ... esas unsurlu markayı hiçbir yetkisi ve yasal hakkı bulunmamasına rağmen kendi adına tescil ettirmesinden dolayı bu davanın açılması gerektiğini, davalının yaptığı bu marka başvurusunun kötü niyetli bir marka tescili olduğunu, kötü niyetli başvurularının hükümsüzlük nedeni sayılacağını, ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak tanınmış olsun veya olmasın başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasının tanınmışlığından haksız yararlanmaya yönelik olarak yaptırılan haksız tescillerinin birer kötü niyetli tescil olduğunu, ABD menşeili ... unvanlı firmanın yurtdışında ürettiği ürünlerinin dünyanın hemen hemen her yerine ithal edilmekte olduğunu, bu ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu, ancak bu firmanın Türkiye'de hiçbir gerçek ya da tüzel kişiyle anlaşma yapmamakla birlikte ne yapılan bireysel ürün tedariki başvuruları neticesinde çeşitli satış kanalları üzerinden ürünlerini Türkiye'ye ihraç etmekte olduğunu, bu firmanın marka tescili başvurusunda da bulunmamış olduğunu, ... ibareli marka ve ürünler üzerinde Türkiye'de hiç kimsenin münhasır hakları bulunmadığını, davalının ise bu markayı kendi adına tescil ettirerek, markayı piyasada uzun yıllardır yasal olarak kullanan kişi/ kişilere karşı engelleme ve şantaj amacıyla kullanmakta olduğunu, davalı şirketin kötü niyetli olarak tescil ettirdiği markasına dayanarak trendyol isimli e ticaret sitesine başvuruda bulunduğunu, müvekkili şirketin yasal yollardan elde ettiği ürünlerin satışının durdurulmasını sağladığını, piyasada tekel hakkı elde etmek isteyen davalının, dava konusu markayı tescil ettirmek suretiyle farklı teşebbüslere de benzer şekilde baskı uyguladığının bilindiğini, davalı şirketin hiçbir hakkı bulunmamasına rağmen dava konusu markayı kötü niyetli olarak tescil ettirdiğinin ortada olduğunu, bu nedenle markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, davalının benzer başka marka başvurularının da olduğunu, davalı şirkete ait ... numaralı markanın üçüncü kişilere devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve ... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğü vesicilden tekinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen dava dışı ABD menşeli firma ile müvekkilinin halihazırda iş birliği içerisinde olup davaya konu markanın ABD menşeli firma adına tescilli için ortak çalışma yaptıklarını, müvekkilinin davaya konu markayı tescil ettirmesinden şuana kadar olan süreçten ABD menşeli firmanın bilgisi olduğunu, tescil aşamasında başvuruya itiraz etmedikleri sonrasında da herhangi bir yaptırım uygulamadıklarını, hatta bu durumunun ABD menşeli firmanın lehine olduğunu, çünkü detaylıca açıklandığı üzere hiçbir masraf yapmadan Türkiye'de taklit ürünlerin üretilmesi ve satılmasının müvekkili tarafından önlendiğini ve bunun karşılığında ABD menşeli firmadan hiçbir talepte bulunulmadığını, halihazırda ABD menşeili firma tarafından TPMK nezdinde yeni marka başvuruları yapılacağını ve müvekkilinin de muvafakat vermiş olduğunu, davacının iddiası gibi kötü niyet söz konusu olmadığını, ABD'li firmanın müvekkili marka başvurusuna itirazı bulunmamakta aksine zımnen izni bulunmakta iken davacının bu davayı açmakta menfaati bulunmadığını, davalının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, hukukumuzda iyi niyetin asıl olduğunu, davacının kötü niyeti ispat etmiş olmadığını, müvekkili firmanın ... ürünler satışı yapan bir firma olduğunu, müvekkili firmanın yıllardır ... markalı ürünün satışını yapmakta olduğunu, satışı yapılan ürünlerin Sağlık Bakanlığına bildirilmesi gerekte olduğunu, tek bildirim yapanın müvekkili olduğunu, davacı firmanın ise bildirim yapmadan satışa devam ettiğini, taklit ürün satışının müvekkili satışlarını etkilediğini, durumun ABD menşeili firmaya bildirildiğini, ABD menşeili firmanın ise markaya Türkiye'de yatırım yapmak istemediğini, müvekillinin bunun üzerine marka başvurusu yapmış olduğunu, ABD menşeili firmanın ise haberi olmasına rağmen itirazda bulunmadığını, sonrasında marka hükümsüzlüğü için dava da açılmamış olduğunu, bu durumun ABD menşeili firmanın da menfaatine olduğunu, müvekkilinin marka taklidi için çok çaba ve masraf yapmış olduğunu, davacı firmanın sattığı ürünler ile ilgili hiçbir zaman Sağlık Bakanlığına da bildirim yapmamış olduğunu, müvekkilinin marka başvurusunu iyi niyetli yapmış olduğunu, müvekkilinin marka başvurusundaki amacının taklit ürünler ile baş etmek olduğunu, sağlık bakanlığına bildirilen ürünler ile taklit ürün olup olmadığının müvekkili tarafından tespit edilebileceğini, ürünlerin orijinal olması halinde müvekkili tarafından herhangi bir yaptırım uygulanmamış olduğunu, müvekkilinin amacının yalnızca taklit ürünlerin satışını engellemek olduğunu, aynı marka ibaresini içerin marka başvurusunun 2017 yılında yapılmış olduğunu, markaların tescili için ülkesellik prensibinin benimsenmiş olduğunu, müvekkilinin de bu kapsamda davaya konu markayı tescil ettirme hakkı olduğunu, ABD menşeili firmanın da bu başvuruya itiraz etmediğini, açıkladıkları nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere: Davalının, ticari ilişki içerisinde gerçek hak sahipliğini bildiği ve aynı markayı ithal eden başka firmaların varlığından da haberdar olduğu halde, markanın esas unsurunun bire bir aynısını TPMK nezdinde tescil ettirdiği, bu nedenle yapılan tescilin kötü niyetli olduğu ve hükümsüzlük koşullarının oluştuğu kanaatine varıldığından, davanın kabulüne; TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, kararın kesinleşmesini mütakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'na gönderilmesine, DAVANIN KABULÜNE, TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, kararın kesinleşmesini mütakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'na gönderilmesine" karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -davacı tarafın aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, ABD menşeli firmanın herhangi bir yaptırımda ve talepte bulunmamasına ve hatta davaya konu markanın tesciline zımnen izin vermiş olmasına rağmen davacının işbu davayı açmasında herhangi bir menfaati bulunmadığını ve davacının aktif husumet ehliyeti olmaması sebebi ile de davanın usulden reddi gerektiğini,-Davacı tarafın kötü niyeti ispat edemediğini, müvekkili firmanın, ... ürün satışı yapan bir firma olduğunu, ... ürünlerin gerek üretimi gerekse de satışının Sağlık Bakanlığı kontrolünde yapıldığını, Müvekkili firmanın, uzun yıllardır Türkiye'de ithal ettiği "..." markalı ürünlerin satışını yaptığını, orijinal ürün satışı yapan müvekkili firmanın zaman içerisinde piyasada "..." markası adı altında taklit ürünlerin üretildiğini ve satıldığını tespit ettiğini, hem kamu sağlığı hem de markanın itibarı göz önünde bulundurularak söz konusu tehlikenin ABD menşeili firmaya bildirildiğini, ancak ABD menşeili firmanın, Türkiye'de markasına yönelik herhangi bir masraf ve yatırım yapmaktan çekindiğini, dolayısı ile de Türkiye'deki taklit ürünler ile mücadele etme konusunda müvekkili gerekli desteği göremediğini, bu noktada müvekkili tarafından tamamen taklit ürünler ile mücadele edebilmek ve taklit ürünlerin önüne geçebilmek amacı ile Türkiye'de davaya konu marka başvurusunda bulunulduğunu, işbu başvurudan ABD menşeili firmanın da haberi bulunduğunu, haberi olmasına rağmen ne başvuru esnasında yayına itiraz ettiğini ne de sonrasında markanın hükümsüzlüğüne yönelik bir talepte bulunduğunu, -Davacı firmanın da ... ürün satışı yapan bir firma olduğunu ancak hiçbir zaman ithal ettiği davaya konu markaya ait ürünler ile ilgili Sağlık Bakanlığı'na bildirimde bulunmadığını, Ürün Takip Sistemi (ÜTS) nezdinde davaya konu marka ile ilgili tek kayıt müvekkili firma adına göründüğünü, Davacı tarafından eğer ÜTS kaydı yapılmış bir ürün olsa idi zaten o ürünün orijinal olduğu anlaşılabilecek ve hiç bir şekilde davacıya karşı yaptırım uygulama ihtimali olamayacak olduğunu, ancak ithal edilen ürünleri Sağlık Bakanlığı'na bildirmedikleri için şüpheli ürün olma ihtimali ile de zaman zaman satışlarının durdurulması talep edildiğini, Davacının satışını yapmış olduğu ürünlerin ÜTS kaydının olmadığının tespiti üzerine durum Sağlık Bakanlığı'na da bildirildiğini, taklit ürünlerin piyasada dolaşmaması amacı ile davacının satış yapmasına engel olunmak istendiğini, Müvekkilinin, davacının iddia ettiği gibi kötü niyetli olsa idi, markanın tescilinden sonra başkaca işlemler için emek ve para harcamayacağını elde ettiği hakka dayanarak ürünlerin taklit olup olmadığına bakmaksızın piyasadaki herkese karşı yaptırım uygulama yoluna gideceğini,-genel hukuk bilgisi içeren bir rapor için bilirkişiye başvurulmuş olmasının başlı başına hukuka aykırı olduğunu, davanın konusunun tamamen hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu ile ilgili olduğunu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; SMK’NIN 25/2 . Maddesi gereği menfaat sahibi sıfatıyla davacı olabileceğini, kötü niyetli tescilin, kamu menfaati ile ve genel olarak marka sisteminin kötüye kullanılmasıyla ilgili olduğı için, söz konusu kötü niyetli tescilden etkilenecek olan bütün ilgililerin dava açmaya hakkı bulunduğunu, Müvekkili Şirketin, 2017 yılından itibaren tüm marka ve ticari hakları ... şirketine ait olan ... ... ... ... markalı ürünü tedarik ederek, ürününü aynı zamanda trendyol, hepsiburada v.b. e-ticaret sitelerinde satışa sunmakta iken, trendyol firması tarafından ... ibareli ürünlerin marka hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile satışının durdurulduğu şeklinde bildirim almasını müteakip, ... markası ve ürünleri üzerinde herhangi hak sahipliği bulunmamasına rağmen, davalı şirket tarafından TÜRKPATENT nezdinde ... sayılı ... & ... ... ibareli markanın, kötü niyetli olarak tescil edildiği bilgisine vakıf olunduğunu, davacı şirket tarafından, hiçbir yetkisi ve yasal hakkı bulunmamasına rağmen dava konusu markayı kendi adına tescil ettiren ve işbu kötü niyetli marka tescili ile pek çok kişinin ticari faaliyetlerini durdurmaya çalışan Davalı Şirket’e ait markanın hükümsüzlüğü için SMK’nın 25/2. Maddesi uyarınca dava açılabileceğini, Davacı Müvekkili tarafından çeşitli tarihlerde ABD menşeili firmanın yöneticisi ... ... isimli kişi ile iletişim kurulduğunu, ABD menşeili firma yetkilisine Türkiye’de ticari temsilci, vekil ve/veya tek satıcılık sözleşmesi/anlaşması yaptıkları birilerinin olup olmadığının sorulduğunu, ABD menşeili firma tarafından da davacı müvekkile 12.08.2021 tarihli antentli ve imzalı bilgi yazısı gönderilerek, ... ... isimli firma ile hiçbir hukuki anlaşma yapmadıklarını, ... ... firmasının, kendilerine ait marka ve ürünlerle ilgili tescil ve benzeri işlem yapma yetkisinin bulunmadığı şeklinde bilgi verildiğini, ... unvanlı şirketin, ürünlerinin satışı ve dağıtımı onusunda Türkiye’de hiçbir gerçek ya da tüzel kişi ile anlaşma yapmamakla birlikte, kendisine yapılan bireysel ürün tedariki başvuruları neticesinde, çeşitli satış kanalları üzerinden ürünlerini Türkiye’ye ihraç ettiğini, hem Davacı Müvekkili Şirketin hem de davalı şirketin, ... unvanlı şirket’e ait ürünleri işbu şekilde yurt dışından ithal ederek satışa sunduğunu, ... ... ibareli marka ve ürünler üzerinde Türkiye’de hiçkimsenin münhasır hakları bulunmadığını, Ürün Takip Sistemi; TUBİTAK tarafından geliştirilen bir sistem olup, Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tüm tıbbi cihazların ve ... ürünlerin üretim bandından, satılıp kullanıldığı yere kadar tekil ürün takibini sağlayabilmek ve son kullanıcıya kadar izleyebilmek için kullanıldığını, ürün takip sistemi ile kötü niyetli marka tescili konuları arasında herhangi bir ilişkinin, alakanın bulunmadığı ve hatta aynı hukuki konular içerisinde dahi yer almadığını, ABD menşeili ... ... ... ... LTD. unvanlı firma, yurtdışında ürettiği ürünlerinin dünyanın hemen hemen her yerine ithal etmekte olup, işbu ülkelerden biri de Türkiye olduğunu, ancak, ... unvanlı şirketin, ürünlerinin satışı ve dağıtımı konusunda Türkiye’de hiçbir gerçek ya da tüzel kişi ile anlaşma yapmadığını, kendisine yapılan bireysel ürün tedariki başvuruları neticesinde, çeşitli satış kanalları üzerinden ürünlerini Türkiye’ye ihraç ettiğini, Yurt dışı menşeili her teşebbüsün olduğu gibi, Türkiye pazarına doğrudan girip girmeme konusundaki tüm inisiyatife sahip olan ... şirketinin, Türkiye’de ticari temsilci bulundurmamakla birlikte, kendi adına marka tescil koruması için başvuruda da bulunmadığını, Davalı tarafın, Türk Hukukunun tüm görev ve sorumluluklarına uygun hareket eden davacı müvekkili şirket’e karşı da, benzer eylemlerde bulunduğunu, kötü niyetli olarak tescil ettirdiği markası dayanak gösterilerek, trendyol isimli e-ticaret sitesine başvuruda bulunularak, müvekkili şirket’in yasal yollardan elde ettiği ürünlerin satışının durdurduğunu, davalı şirket’in mezkur markayı şantaj ve baskı aracı olarak kullandığının en açık göstergesi olduğunu, Davalı Şirketin, 17.12.2020 tarih ve ... sayılı "şekil" ibareli markanın tescili için TÜRKPATENT nezdinde başvuruda bulunmuş olup, söz konusu marka 12.02.2021 tarih ve 366 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilan edilmesine müteakip, işbu başvuruya karşı taraflarınca itiraz edildiğini, Davalı Şirket, 15.03.2017 tarih ve ... sayılı "şekil" ibareli markanın tescili için TÜRKPATENT nezdinde başvuruda bulunmuş olup, marka 03.10.2017 tarihinde tescil edildiğini, marka tesciline karşı taraflarınca hükümsüzlük davası ikame edilmiş olup, dava lehimize sonuçlandığını, eldeki dava konusu ... sayılı ve "şekil" ibareli markadaki ... VE ... sözcüklerini çıkartıp yerine ... ... sözcüklerini eklemek suretiyle yeni marka başvurusunda bulunduğunu istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, kötüniyetli tescil nedeniyle marka hükümsüzlüğü davasıdır. TPMK nezdinde ... numaralı "... & ... + şekil" ibareli markanın, davalı ... adına tescilli olduğu anlaşılmıştır.27/03/2023 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: Raporda ayrıntılarına yer verilmiş olduğu üzere somut olayda davalının ticari ilişki içerisinde gerçek hak sahipliğini bilinmekte oluğu ve aynı markayı ithal eden başkaca firmaların varlığından da haberdar olduğu anlaşılmakta olup bu kapsamda davalı marka tescillinin, tescil edilmiş olduğu sınıf da dikkate alınarak kötü niyetli tescil kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği, davaya konu ithal edilen ... esas unsurlu markalı ürünün ... sektöründe yer alan bir ürün ve marka sınıflandırmasında 3. sınıfta yer alan bir ürün olduğunun anlaşıldığı, bu ürünün gerçek hak sahipliğini bildiği ve yurt dışından ithal ederek Türkiye'ye getirdiği halde, markanın esas unsurunun bire bir aynısını TPE nezdinde tescil ettirmiş olan davalıya ait 35. sınıfta yapılmış tescilin, 35. sınıfın 3. sınıfı kapsayan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Beyazlatma ve temizlik amaçlı maddeler: deterjanlar, çamaşır suları, çamaşır yumuşatıcıları, leke çıkarıcılar, bulaşık yıkama maddeleri. Parfümeri; ... ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler (insan ve hayvanlar için deodorantlar dahil; ilaç ihtiva eden kozmetikler hariç). Sabunlar (ilaç ihtiva eden sabunlar hariç). Diş bakımı ürünleri: diş macunları, diş parlatma ve beyazlatma maddeleri, tıbbi amaçlı olmayan ağız gargaraları. Aşındırıcı ürünler: zımpara bezleri, zımpara kağıtları, ponza taşları, aşındırıcı pastalar. Deri, vinil, metal ve ahşap için parlatma ve bakım ürünleri: cilalar, bakım kremleri, cilalama amaçlı vaks. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” alt grubunda yapılmış olan tescilinin kötü niyetli tescil olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Markanın hükümsüzlüğü halleri SMK'nın 25/1. maddesinde düzenlenmiş olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir.Somut olayda dosya kapsamına göre, davacının ve davalının "..." markalı ABD’de kurulu firmaya ait ... ürünlerinin Türkiye’de satışını yaptıkları, huzurdaki davada; marka başvurusunda kötüniyet iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/9 maddesi kapsamında davalı markasının hükümsüzlüğünün talep edildiği, dayanak ABD menşeili firmaya ait olan ... esas unsurlu markanın Türkiye'de tescilli olmadığı, kötü niyet iddiasına yönelik dava açma hakkı gerçek marka hakkı sahibine ait olduğundan, davacının kötü niyetli tescil sebebine dayalı olarak doğrudan hükümsüzlük davası açma hakkının bulunmadığı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2017/ 3235 E., 2019/679 K. Sayılı ilamı, 23/01/2019 tarihli ilamı), davaya konu markanın dava dışı ABD’de kurulu şirkete ait marka olduğu sabit olmakla, davacının kötüniyetli tescil sebebine dayalı davasının reddine karar verilmesi gerekirken aksi gerekçe ile kabl kararı verilmesi yerinde olmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile, kararın 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, 2-İstanbul 3. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 22/06/2023 tarih, 2022/72 E., 2023/113 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davanın Reddine, 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile 651,30 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 137,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 875,00 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026