İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin “...” olarak kullandığı ... ve ikon karakterli tiplemenin davalı tarafından tasarlandığını, ... tarafından ... ... firmasıyla logodan oyuncak imaline karar verilmiş olduğunu, tipleme özgün eserinİn fikri haklarının devrine ve kullanımına …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2024/605 KARAR NO : 2026/337 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 02/11/2023 NUMARASI : 2021/31 E. - 2023/239 K. DAVANIN KONUSU: Caymaya İtiraz (FSEK Kapsamında) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin “...” olarak kullandığı ... ve ikon karakterli tiplemenin davalı tarafından tasarlandığını, ... tarafından ... ... firmasıyla logodan oyuncak imaline karar verilmiş olduğunu, tipleme özgün eserinİn fikri haklarının devrine ve kullanımına dair 20/05/2004 tarihli bir sözleşmenin bulunduğunu, sözleşmenin FSEK kapsamındaki eserlerle sınırlı olduğunu, 20/05/2004 tarihli sözleşmenin hile ve aldatmanın varlığı ile sakatlandığını, ...’in ... (T. Adıyaman) ile işbirliği içerisinde 20/05/2004 tarihli sözleşme hükümlerine aykırı olarak tedavülden kaldırılmış olduğunu, ...’in 2011 yılı başından itibaren logosunu değiştirmiş olduğunu, kendilerinin mali haklarının devrine, uluslararası her türden platformlarda her türden mecralarda, kesintisiz olarak kullanmak suretiyle, esasen itibar ve şöhretini artırmak, yaygınlaştırmak ve pekiştirmek gayelerine yönelmesi amacıyla izin vermiş olduğunu, ancak ...’in logoyu kullanmayarak kendilerinin haklarını ihlal etmekte olduğunu, ...’in yeni logosunun bir eser olmadığını, kesti biçti şekilden ibaret olduğunu, mali ve manevi hakların ihlal edilmiş olduğunu iddia ederek, FSEK’nun 58. maddesi bağlamında 20/05/2004 tarihli sözleşmeden cayma haklarını kullanmış olduklarını, ihtarnamenin tebliğinden itibaren tipleme eser üzerindeki tüm fikri mülkiyet haklarının, markalar üzerindekiler dahil olmak üzere kendilerine avdet etmiş olacağını, tipleme eserin kullanımının men edilmiş olduğunu bildirdiklerini, davacı şirketin sektöründe lider ve tanınmış bir şirket olduğunu, taraflar arasında daha önce de bazı davaların görüldüğünü, İstanbul 1. FSHHM’nin 2001/891 Esas ve 2004/317 Karar sayılı davasının yargılaması sırasında tarafların sulh sözleşmesi imzaladıklarını, davalının 1993 yılında davacının siparişi üzerine hazırladığı logoyla ilgili açtığı bu davadan feragat ettiğini ve davanın feragat nedeniyle reddedildiğini, davalının feragat ile logonun eser niteliğinin bozulduğu, asıl eser özelliklerinin değiştirildiği, çeşitli el ilanları, broşür ve kitapçıklar, promosyon ürünü, sticklerde kullanıldığı, yeni tiplemelere konu edildiği iddialarının tümünden vazgeçtiğini, yine buna benzer nedenlerle açtığı İstanbul 1. FSHHM’nin 2003/49 Esas, İstanbul 2. FSHHM’nin 2003/42 Esas sayılı davalarından da feragat ettiğini, sözleşmede, ... tarafından kullanılan, dava konusu “... ...” logosu üzerindeki mali hakların ...’e ait olduğu, dava konusu “... ...”in her türlü mecrada işleme ve değiştirme yetkisinin ...’e devredildiği, “... ...”in sözleşme tarihine kadar işlenmiş ve değiştirilmiş şekillerinin tüm mali haklarının ...’e ait olduğu, “... ...” üzerindeki manevi hakların ... tarafından kullanılması konusunda anlaştıklarını, buna rağmen davalının ... tarafından müvekkiline karşı açılan bir davayı bahane olarak göstermek suretiyle sözleşmeden caydığını bildirdiğini, ancak FSEK’nun 58. maddesi uyarınca davalının caymasının mümkün olmadığını, bu maddenin eser sahibini korumak ve sözleşme yapmaları halinde mali haklarının idamesini sağlamak amacıyla yapılan bir düzenleme olduğunu, ancak davalının sulh sözleşmesi ile "... ..." üzerindeki tüm haklarını davacıya devretmiş olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla, davalı tarafından İstanbul 8. Noterliği vasıtasıyla gönderilen 01/06/2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı “Cayma İhtarnamesi”ne itiraz ettiklerini, caymanın haksız, hukuki ve somut mesnetten yoksun olduğunun ve geçerli olmadığının tespitine ve caymaya itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davayı kabul etmediklerini, 20/05/2004 tarihli sözleşmede eser sahibinin davalı müvekkili olduğunun kabul edildiğini, FSEK’nun 10. maddesi uyarınca eser üzerindeki hakların eser sahibi tarafından kullanılabileceğini, davacının dava konusu eseri, hiçbir sözleşme ve hakkı olmadığı halde, davalıdan izin almadan bozarak, 09/09/1996 tarihinde kendi namına marka olarak tescil ettirdiğini, bu logoyu rehin göstererek yüklü bir kredi imkanına kavuştuğunu, yurt dışı iştiraklerin kuruluşu ve yönetiminden sorumlu olan, ... B.V. şirketine de ... olarak kullandırttığını, yine 12/04/2001 yılında davalıya ait özgün tipleme eseri kendi adına marka olarak tescil ettirdiğini, 2001/891 esas sayılı dava vesilesiyle davacı ...’in eseri bozarak, değiştirerek, kendi namına marka olarak tescil ettirdiğinin tespit edildiğini, devamı olarak başka davaların da açıldığını, davacının cayma ihbarına itiraz davasının kötü niyetle açıldığını, davaya konu eserin 1993 yılında davacının siparişi üzerine davalı tarafça tasarlandığını, tiplemenin karikatür (...), tipleme ve güzel sanat eseri olduğunu, yapılan sözleşmenin davacıya yalnızca mali hakları devrettiğini, davalı eser sahibinin şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirmeleri men edebileceğini, 2001/891 Esas sayılı dava dilekçesinde 556 sayılı KHK’den doğan ve 554 sayılı KHK’den doğan tüm haklarını saklı tuttuklarını belirttiklerini, davacı ile ... ... arasında 1998 yılına kadar uzanan bir ticari ilişki bulunduğunu, ... ile davacının fikri mülkiyet elde etmenin yarışı içine girdiklerini, davalının bu durumu basından öğrenerek davacıdan bilgi istediğini, ancak bir cevap alamadığını, bunun üzerine sözleşmeden cayma hakkını kullandığını, cayma haklarının tamamen tasarım ve tescil işlemleriyle ilgili olduğunu, eser sahibi olarak davalının manevi haklarından feragat etmesinin mümkün olmadığını, ortaya koyulan çirkin (kitsch) şeklin işlenme eser olarak tanımlanamayacağını, davalının eserinden esinlenerek ... tarafından tasarlanan oyuncağın çirkin bir endüstriyel tasarım olduğunu, davacının, oyuncak imalatı maksadıyla gizlice Endüstri Tasarımı eylemini planlayarak, T. Adıyaman’la birlikte uygulamaya koyduğunu, eser sahibi davalının devrettiği mali hakları gereği gibi kullanmadığını, davalının manevi haklarına tecavüz ettiğini, haksız endüstri tasarımı ile sebepsiz mal iktisabı sağladığını, davalının sulh sözleşmesi ile bu logoyu tüm dünyada, sınırsız ve süresiz kullanma borcu altına girdiğini, buna rağmen 2011 yılından itibaren davalının eseri yok edilerek, yerine hiçbir sanatsal değeri olmayan, üzerinde anten olmadığı kesin olan, ancak ne olduğu anlaşılamayan, yuvarlak bir şeklin ana ... olarak ve ana marka şekli olarak benimsendiğini, eser sahibinin cayma hakkını kullanabilmesi için hak iktibas eden şahsın, bu hakkı hiç kullanmamış olması veya yeterince kullanmamış olmasının gerektiğini, yeterince kullanmamanın hiç kullanmamaya eşit olduğunu, ... ve ...’un müşterek eylemlerinin FSEK’nun 54. maddesinde belirtilen hallere açıkça aykırılık teşkil ettiğini, haksız fiil ve sebepsiz mal edinmeden doğan hakların saklı olduğunun açıkça belirtildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. ÖNCEKİ KARARLAR: İlk derece mahkemesinin 30.05.2017 tarihli, 2015/98 esas, 2017/126 karar sayılı kararı ile; ''FSEK’nun 4. maddesi uyarınca eser niteliğinde olduğu her iki tarafın da kabulünde olan ve “... ...” olarak isimlendirilen logonun davacının siparişi üzerine 1993 yılında davalı tarafça üretilip bedeli karşılığında davacıya teslim edildiği, daha sonra tasarım tescili, marka tescili ve eser üzerindeki maddi ve manevi haklarla ilgili taraflar arasında anlaşmazlıklar yaşanarak davalı tarafça davacı hakkında çeşitli davalar açıldığı, yargılamalar devam ederken taraflar arasında imzalanan 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi nedeniyle davalının FSEK’dan kaynaklanan tazminat ve 556 sayılı KHK ile 554 sayılı KHK uyarınca açılan marka ve tasarım hükümsüzlüğü talepleriyle açtığı davalarından feragat edildiği, sulh sözleşmesi ile bedeli karşılığında ... üzerindeki tüm maddi ve manevi hakların, eserin değiştirilmesi, kullanılması, başkalarına kullandırtılması haklarının davacı ...’e devredildiği, her ne kadar davalı taraf marka tescili, tasarım tescili ve logonun oyuncak tasarımında kullanıldığından haberdar edilmeden sözleşme imzalandığından aldatıldıklarını iddia etmişlerse de, sözleşme yapılmadan önce davacının marka ve tasarım tescillerinden ve tescil başvurularından haberdar oldukları, bunların iptali için davalar açtıkları, sulh sözleşmesi gereği bu davalardan feragat ettikleri, bu nedenle aldatıldıklarına ilişkin savunmalarının yerinde olmadığı, davacı tarafından dava konusu logonun tasarım tescili kendi adına yapıldıktan sonra bu tasarımı dilediği gibi kullanabileceği, ... ile davacı arasındaki davanın konusunun bu logodan üç boyutlu olarak üretilen işleme eser niteliğindeki ... olduğu, FSEK’nun 58. maddesi uyarınca eser sahibine tanınan cayma hakkının bu sözleşme için kullanılamayacağı, zira burada söz konusu olanın tüm mali ve manevi hakları davacıya devredilmiş ve onun adına marka ve tasarım olarak tescil edilen ... olduğu, davacının sulh sözleşmesinden sonra ve halen bu logoyu kullanmaya devam ettiği, davacının eser sahibinden devraldığı hak ve selahiyetlerden yararlanmaması şartının gerçekleşmediği, maddede cayma için öngörülen eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette zarar görmüş olması şartının da gerçekleşmediği, zira eser sahibi 1993 yılında logoyu davacının siparişi üzerine ücret karşılığı tasarladığı gibi, 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi uyarınca da davacıdan fikri emeğinin karşılığını tahsil ettiği, davalının sulh sözleşmesi uyarınca ... üzerinde değişiklik yapma, istediği şekilde kullanma ve başkalarına kullandırtma haklarını davacıya devrettiği, bu nedenle sulh sözleşmesinden cayma hakkı bulunmadığı anlaşılmakla, davanın KABULÜNE, davacının, davalının 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesinden caymasına yaptığı itirazın kabulüne, davalının sözleşmeden caymasının haklı ve geçerli olmadığının tespitine'' karar verilmiştir. İşbu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Dairemizin 14/01/2021 tarihli ve 2020/190 esas , 2021/4 karar sayılı ilamı ile; '' 5846 sayılı FSEK'in cayma hakkı başlıklı 58. Maddesinin 1.fıkrası ''Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden kimse, kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.'' şeklindedir. İlk Derece Mahkemesince, davacının sulh sözleşmesinden sonra logoyu kullanmaya devam ettiği yönündeki değerlendirmenin hangi delillere dayandırıldığı, hangi gerekçelerle bu yönde bir sonuca varıldığı karar yerinde gösterilmemiştir. Yine aynı kanunun 16/3.maddesi ''Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.'' şeklindedir. Davacı tarafça 2011 yılından sonra kullanılmaya başlandığı iddia edilen yeni logonun, daha önce kullanılan eserin değiştirilmiş hali olup olmadığı, değiştirilmiş hali ise eserin mahiyet ve hususiyetinin bozulup bozulmadığı teknik incelemeyi gerektiren bir husustur.Ancak, İlk Derece Mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile dosyaya sunulan deliller gözetilmek suretiyle yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında, alanında uzman bilirkişilerce incelenmesi gerekli teknik konularda herhangi bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, 09.03.2017 tarihli celsede, ''mevcut dosya kapsamına ve ihtilafın niteliğine göre..'' denilmek suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasından vazgeçilmiştir.Mahkemece yapılacak iş, davacının 20.05.2004 tarihli sözleşme kapsamında iktisap etmiş olduğu hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanıp faydalanmadığı ve bu yüzden eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette ihlal edilip edilmediği, davalı tarafça, davacının 2011 yılı başlarından itibaren yeni bir ... kullanmaya başladığı iddia edildiğine göre; yeni logonun önceki eserin değiştirilmiş hali olup olmadığı, daha önce kullanılan eserin mahiyet ve hususiyetinin bu kapsamda bozulup bozulmadığı, sonuç olarak sözleşmeden cayma hakkının kullanılabilmesi için 5846 sayılı FSEK'in 16/3. ve 58.maddelerinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının mahkemenin hukuki bilgisi ile çözebileceği bir konu olmayıp, özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, bir grafik alanında uzman, bir Telekominikasyon alanında uzman ve bir de sektörde uzman bilirkişilerden teşekkül heyet oluşturularak, heyetçe düzenlenecek raporun denetlenmesi suretiyle varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, bilirkişi incelemesi yaptırılmadan hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE'' karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi 2021/31 esas, 2023/239 karar sayılı, 02/11/2023 tarihli kararı ile; "İhtilafa konu ... ... olarak isimlendirilen logonun davacı şirketin siparişi üzerine 1993 yılında davalı şirketçe üretilip bedeli karşılığında davacıya teslim edildiği, taraflar arasında düzenlenen 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi ile karşılıklı olarak anlaşmaya varılıp davalı tarafça FSEK den kaynaklı tazminat ve 556 Sayılı KHK ve 554 sayılı KHK uyarınca açılan marka ve tasarım hükümsüzlüğü davalarından feragat edildiği, sulh sözleşmesi ile yine bedeli karşılığında ... üzerindeki tüm maddi ve manevi hakların eserin değiştirilmesi, kullanılması, başkalarına kullandırtılması haklarının sözleşme kapsamında davacı ...'e devredildiği, davalı tarafından davacının davaya konu logoyu değiştirmek suretiyle hiçbir sanatsal değeri olmayan şekli ile kullanıp benimsediğini bu durumun eser hakkının hiç kullanılmamış olması veya yeterince kullanılmamış olmasını gerektirdiğini bu durumun FSEK 54. Maddesinde belirtilen hallere açıkça aykırılık teşkil ettiğini iddia ederek sulh sözleşmesinden caydığını ve iş bu davanın da reddini talep ettiği, mahkememizce aldırılan 16/11/2021 tarihli kök raporda davacı tarafından davalıya ait ... ... isimli eserin aynen kullanılmadığı, değiştirildiği, bu değişikliğin intihal mahiyetinde olduğu yönünde görüş bildirildiği, mahkememizce ilk bilirkişi heyeti içerisinde grafiker aynı zamanda bilgisayar mühendisi bulunmasına rağmen davaya konu logonun eser niteliğinin dava kapsamına uygun olarak değerlendirilmediğinden bahisle bu defa özellikle ... konusunda uzman bilirkişi ...heyete tevdi edilerek davacı vekilinin itirazları ve esas bakımından ek rapor aldırıldığı, aldırılan ek rapora göre özetle, yine davalı tarafından yaratılmış olan dava dışı selocan karakterinden başlamak üzere bu karakterden türetilmiş emocanlar incelendiğinde, ana fikrin ve değişmeyen tek imajın salyangoz duyargaları olduğunu selocandan sonra salyangoz duyargaları (... ...) imajının korunduğunu, davacı şirketçe de ana fikir olarak salyangoz duyargalarının yorumlar değişse de ana fikir olarak öğrenilmiş ilk karaktere gönderme yapıldığını, bu durumun da davacının eserden kaynaklı iktisap etmiş olduğu hak ve salahiyetlerden yeteri kadar faydalandığının davacı tarafından yapılan değişikliklere ilişkin son kullanımların eseri gören bakımından orijinal eser olan ... ... logosundan türetildiğini ve orijinal eserin mahiyet ve hususiyetinin bozulmadığını beyan ettiği, aldırılan iş bu ek bilirkişi raporunun taraflar arasındaki yıllardır süregelen davaya ... tasarımları ile ilgili olarak logoların geçirmiş olduğu değişim süreçleri de dikkate alınarak yapılan değerlendirmenin dosya kapsamına uygun ve tarafların iddia ve savunmaları da karşılayacak mahiyette olduğu bu yönüyle 28/02/2023 tarihli iş bu ek raporun konunun uzmanlık gerektiren hususlardan olması sebebiyle davaya konu ... ... isimli logonun mahiyet ve hususiyetinin değiştirilmediği hususunda mahkememiz yönünden hükme esas alındığı, diğer yandan taraflar arasında düzenlenmiş olan 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi ile davaya konu ... ... üzerindeki tüm hakların bu hakların içerisine eserin değiştirilmesi hakkı da dahil olmak üzere davacıya devredildiği, davalı tarafından sulh sözleşmesinin düzenlendiği 20/05/2004 tarihinden önceki iddiaların bu yönüyle sulh sözleşmesinin varlığı nedeniyle dikkate alınmadığı, 2011 yılından sonra eser üzerinde yapılan değişikliklerin ise davacı şirketin tanınmış ve kurumsal firma olması sebebiyle özellikle tanıtım ve reklam faaliyetleri bakımından sürekli olarak aynı ... ve amblemleri kullanmasının günümüz koşullarında reklam ve tanıtım stratejisine uygun olmadığı kurumsal ve büyük ölçekli firmaların simgesi haline gelmiş ... ve amblemler üzerinde zamanla değişiklik yapabileceği yine davalı şirketçe davaya konu 1993 tarihli logonun ücreti karşılığında tasarlanıp davacıya devredildiği yine 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi ile yine 1993 tarihli logodan kaynaklı haklarının karşılığını maddi olarak tahsil ettiği ve bunun karşılığında rızası dahilinde eser üzerinde değişiklik yapma hakkının dahi davacıya devrettiği kaldı ki Yargıtayın sürekli ve istikrarlı kararlarında da belirtildiği üzere eser üzerindeki manevi haklar ancak gerçek kişilere ait olup davalı şirket gerçek kişi olmayıp eser üzerinde manevi haklara sahip değildir. Davalı tarafından iddia edilen eserde değişiklik yapıldığına ilişkin iddianın FSEK 16. Maddesinde düzenlenen manevi haklardan olduğu, manevi hakların kullanma yetkisinin münhasıran eser sahibine ait olduğu, davalı şirketin eser sahibi olmayıp eser üzerinde mali hakların kullanma yetkisine sahip olan tüzel kişilik olduğu bu yönüyle de davalının eserde değişiklik yapıldığı yönündeki manevi hak ihlali iddiasına dayanarak sözleşmeden cayamayacağı yönünde mahkememizde kanaat oluştuğundan, neticeten hem taraflar arasında düzenlenen 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesi hem alınan bilirkişi raporu hem de davalının eser üzerinde manevi hak kullanma yetkisi olmadığı gerekçeleri ile davalının cayma beyanının haksız olduğu bu yönüyle davacının davasında haklı olduğu anlaşıldığından davanın KABULÜ ile; davacının davalının 20/05/2004 tarihli sulh sözleşmesinden caymaya dair yaptığı itirazın kabulüne, davalının sözleşmeden caymasının haklı ve geçerli olmadığının tespitine" karar vermiştir. İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/190 E., 2021/4 K. sayılı kararı ile istinafa konu işbu dosyanın gerekçeli kararı arasında tutarsızlık olduğu, Bam kararına aykırı davranıldığını, Bölge Adliye Mahkemesinin ilk bozma kararında ihtilafın hali için FSEK m. 16/3 ile FSEK m. 58 hükmünde geçen koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin lüzum olduğu, mahkemenin kök raporu nakzeden ek raporu esas alarak karar oluşturmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme kararında gerçek olmayan, dava olay ve olgularıyla ilgisi olmayan kararla çelişen hukuki argümanları ileri sürdüğünü, dava konusunu mecrasının ve mahrecinin dışına taşıyarak genişlettiğini, ihtilafa konu ... ... adlı yaratımın FSEK anlamında bir güzel sanatlar eseri olduğu ve eser sahibinin de (1993 yılında yürürlükte bulunan FSEK m. 8 hükmü uyarınca) davalı ... olduğunu, müvekkili eser sahibi sıfatıyla FSEK kapsamında cayma ve men haklarını kullandığı itirazlarında bulunduğunu, usul ve yasaya aykırı mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Feri müdahil vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ... firması "... ..." adlı çalışması ile 2004 tarihinde ... ile akdettiği anlaşma gereği önce devam eden marka, haksız rekabet, telif vs. dava ve taleplerinden feragat ettiğini, sulh sözleşmesi ile de tüm haklarını devrettiğini, "... ..." veya işlenmiş ve işlenecek şekilleri ile ilgili ne ...'den ne de bir başkasından herhangi bir hak talep etmeyeceğini de kabul ettiğini, davalının bilirkişiler hakkındaki beyanlarının kabul edilemez olduğunu, davalının davacı ile aralarındaki 2004 tarihli sözleşmeden ... firmasının cayması ve yeni taleplerde bulunmasının hukuki hiçbir dayanağı bulunmadığından davalının istinaf isteminin reddi ile mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının dilekçesinde asılsız iddialarda bulunduğunu, ilk derece mahkemesinin yargıcı ve bilirkişileri hakkında “sahtekârlık”, “düzmecilik”, “suç”, “örgüt”, “mali menfaat” gibi cümleler sarf ettiğini, bu cümlelerin savunma hakkının sınırlarını aşan ifadeler olduğunu, davalı yanın huzurdaki ihtilaf bakımından hukuken söyleyebilecek başkaca bir sözünün kalmadığını, davalının eser sahibi olmadığını, haksız istinaf isteminde bulunduğunu, müvekkili şirketin mevcut logosu ... ... adlı logodan kesme-biçme olmadığını, somut olayda cayma hakkının hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığını, mahkemenin kararının usul ve yasaya uygun olduğundan mahkeme kararının onanarak davalının istinaf isteminin reddini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; FSEK 58. maddesi kapsamında, taraflar arasında yapılan 20.05.2004 tarihli ''sulh sözleşmesi'' başlıklı sözleşmeden caymaya itiraz istemli olup davacı tarafça, sözleşmeden caymanın geçersizliğinin tespitine karar verilmesi talep edilmiştir.İlk derece mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. Dosyanın tetkikinde; taraflar arasında, davacının ... olarak kullandığı ve “... ...” olarak isimlendirilen tiplemenin 1993 yılında davacının siparişi üzerine davalı tarafça tasarlanıp bedeli karşılığında davacıya verildiği ihtilafsız olup taraflar arasındaki dava konusu 20.05.2004 tarihli ''sulh sözleşmesi'' başlıklı sözleşme incelendiğinde, sözleşme konusunun; taraflar arasındaki İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2003/42 esas, 2003/49 esas, 2001/891 esas sayılı dava dosyaları ile davalı tarafından üçüncü kişiler aleyhine açılmış aynı mahkemenin 2003/836 esas ve 2002/894 esas sayılı dava dosyalarının feragat ile sonlandırılması, ... tarafından kullanılan ''... ...'' logosu üzerindeki mali hakların ...'e aidiyeti, ''... ...'' logosunun her türlü mecrada işlenme ve değiştirme yetkisinin ...'e devri, logonun işlenmiş ve değiştirilmiş tüm şekillerine ilişkin mali haklarının ...'e aidiyeti ve manevi, haklarının da yine ... tarafından kullanılması olduğu anlaşılmıştır. Ancak davalı tarafın, İstanbul 8. Noterliğinin 01.06.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeden cayma hakkını kullandığını bildirdiği, ihtarnamenin 02.06.2015 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davanın ise FSEK'in 58.maddesinde belirtilen dört haftalık hak düşürücü süre içerisinde 29.06.2015 tarihinde açıldığı görülmüştür. Dairemizin kaldırma kararı kapsamında; davacının 20.05.2004 tarihli sözleşme kapsamında iktisap etmiş olduğu hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanıp faydalanmadığı ve bu yüzden eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette ihlal edilip edilmediği, davalı tarafça, davacının 2011 yılı başlarından itibaren yeni bir ... kullanmaya başladığı iddia edildiğine göre; yeni logonun önceki eserin değiştirilmiş hali olup olmadığı, daha önce kullanılan eserin mahiyet ve hususiyetinin bu kapsamda bozulup bozulmadığı, sonuç olarak sözleşmeden cayma hakkının kullanılabilmesi için 5846 sayılı FSEK'in 16/3. ve 58.maddelerinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının mahkemenin hukuki bilgisi ile çözebileceği bir konu olmayıp, özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, bir grafik alanında uzman, bir Telekomünikasyon alanında uzman ve bir de sektörde uzman bilirkişilerden teşekkül heyet oluşturularak, heyetçe düzenlenecek raporun denetlenmesi suretiyle varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiği tespit edilmiş olup ilk derece mahkemesi tarafından FSEK uzmanı, telekomünikasyon mühendisi, bilgisayar programcısından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinin görevlendirildiği, düzenlenen 16/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının, davalıya ait olan “... ...” isimli özgün eseri 2011 yılı sonundan itibaren aynen kullanmadığı, davacı tarafından yaratılan yeni şeklin sadece salyangoz antenlerin uçlarından ibaret olduğu, önceki logodan farklı olarak “... ...” in gövde ve baş unsurlarının yer almadığı, tek başına salyangozun antenlerinin sarı daire içinde vurgulanarak, salyangoz antenleri ile iletişim kurma özelliğinin simgelediği, söz konusu logonun, davacının daha önce kullandığı “... ...” logosundan türetildiği, eserin parçalandığı, söz konusu eseri görenin orijinal eserle bağlantı kuracağı, bunun intihal mahiyetinde olduğu, söz konusu parçalanmanın işleme, çoğaltma, temsil veya yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmelerden kaynaklanmadığını, bu değiştirme ve parçalamanın orijinal ilk eserin FSEK 16/3 kapsamında mahiyet ve hususiyetini bozduğuna dair görüş belirtildiği görülmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından, önceki heyete ... konusunda uzman akademisyen bilirkişi ...eklenmek sureti ile dosya içerisine alınan Ankara 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/259 esas sayılı dosyası ve Ankara 20 . Hukuk Dairesi BAM. kararı da incelenmek sureti ile davacı vekilinin itirazlarını karşılayacak mahiyette ek rapor alınmasına karar verilmiş olup 28/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 20.05.2004 tarihli sözleşme kapsamında iktisap etmiş olduğu hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalandığı, bu yüzden eser sahibinin menfaatlerinin esaslı surette ihlal edilmediği, söz konusu amblemin, davacının daha önce kullandığı “... ...” logosundan türetildiği, söz konusu eseri görenin orijinal eserle bağlantı kuracağı, davacının amblem üzerinde yaptığı değişikliklerin orijinal ilk eserin FSEK 16/3 kapsamında mahiyet ve hususiyetini bozmadığı yönünde görüş belirtildiği görülmüştür. Dolayısıyla FSEK 16/3. ve 58. maddelerinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının mahkemenin hukuki bilgisi ile çözebileceği bir konu olmayıp, özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmesi nedeniyle, bir grafik alanında uzman, bir telekomünikasyon alanında uzman ve bir de sektörde uzman bilirkişilerden teşekkül etmesi gereken heyetin ikinci görevlendirme kapsamında tesis edilebildiği, ilk heyette bilgisayar programcısı bilirkişinin ... yönünden yeterli değerlendirmesine rastlanılmadığı, böylece ... ve grafik alanında eklenen bilirkişi ile ikinci heyetin Dairemiz kararına uygun şekilde teşekkül ettiği, taraflar arasında süregelen davaya konu ... tasarımları ile ilgili olarak logoların geçirmiş olduğu değişim süreçleri de dikkate alınarak yapılan değerlendirmenin dosya kapsamına uygun ve tarafların iddia ve savunmaları da karşılayacak mahiyette olduğu, “... ...” logosunun oluşturulduğu ilk günden bugüne temel karakteri olan “...” öğesinin salyangoz duyargası olarak ifadesini bulan soyut anlatım özelliğinden ayrılmadığı, güncel ... amblemi olan daire içindeki soyut (iki boyutlu) ... sembolü olan salyangoz duyargalarının stilize ifadesinin aynen devam ettiği, zirâ davacı şirketin tanınmış ve kurumsal bir şirket olması sebebiyle özellikle tanıtım ve reklam faaliyetleri bakımından sürekli olarak aynı ... ve amblemleri kullanmasının günümüz koşullarında beklenemeyeceği anlaşılmış olup bu yönüyle ek raporun konunun uzmanlık gerektiren hususlardan olması sebebiyle davaya konu ... ... isimli logonun mahiyet ve hususiyetinin değiştirilmediği hususunda hükme esas alınmasında isabetsizlik görülmemiştir. Nitekim FSEK 58. maddesine göre mali hak ve ruhsat iktisap eden kimse kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabi hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir. Bununla birlikte anılı maddedeki koşullar kapsamında hakkın yeterince kullanılmadığı neticesine varılamadığı gibi davalının davacının logosunu değiştirmesi nedeni ile ihlal edilen menfaati konusunda somut delil sunamadığı anlaşılmıştır. Ayrıca FSEK 8. maddesi gereğince gerçek kişilerin eser sahibi olabilmesi mümkün olup tüzel kişiler, kural olarak eser sahibi değildir. FSEK 18. maddesi kapsamında tüzel kişilerin yalnızca eser üzerindeki mali hakları kullanabilmeleri mümkün olup manevi haklar eser sahibinde kalmaya devam edeceğinden dolayı bu yönüyle de davalının, eserde değişiklik yapıldığı yönündeki manevi hak ihlaline yönelik savunmalarına itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Tüm bu nedenlerle, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 02/11/2023 tarih ve 2021/31 E., 2023/239 K. sayılı kararına karşı, davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 19/02/2026