İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, uzun yıllardır köftecilik mesleğini ailesi ile birlikte sürdürmüş olan ... "Tarihi ..." markasını satın alarak marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, Bakırköy 13.Noterliğinde düzenlenen 03/05/2019 tarihli ... yevmiye numaralı satım s…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1430 KARAR NO : 2025/1816 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 26/04/2023 NUMARASI : 2022/179 E. - 2023/125 K. DAVANIN KONUSU: Marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, uzun yıllardır köftecilik mesleğini ailesi ile birlikte sürdürmüş olan ... "Tarihi ..." markasını satın alarak marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, Bakırköy 13.Noterliğinde düzenlenen 03/05/2019 tarihli ... yevmiye numaralı satım sözleşmesi ile markanın müvekkiline devrinin gerçekleştiğini, marka bilincinin ülkemizde gelişmeye başlamasıyla markayı devreden "... Tarihi ..." markasını 03/06/2005 tarih ve 2005/22452 ile TPE nezdinde 29.ve 43.sınıflarda tescil ettirdiğini, markasının müvekkilinin tescilli markası olup müvekkili tarafından halk nezdinde tanınır hale getirildiğini, davalı tarafın, müvekkilinin "..." markasını işyeri tabelasında, internet sitesinde, sosyal medya hesaplarında ve sair reklam unsurlarında kullanarak SMK m.29 uyarınca markaya tecavüz ettiğini, davalı tarafın müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren lokantacılık işletmesi yaptığını, davalı tarafın müvekkiline ait markanın ayırıcı unsuru olan "..."ismini "Halkalı Merkez Mah. 1.Posta Sok. . ... Küçükçekmece/İstanbul" adresindeki işyerinin dış tabelasında kullanmakta olup, "..." ismini ise mekan içi tabelasında kullandığını, bununla birlikte davalı taraf işyerindeki broşür, menüler, ıslak mendiller ve sair tüm işyeri tanıtım materyallerinde kullandığını, davalı tarafın fiziki kullanımlarının yanında müvekkilinin markasının internet üzerinde ve sosyal medya hesaplarında da kullandığını, açıklanan nedenlerle, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m. 149 uyarınca davalının işyeri tabelalarında, katalog, broşür, ambalaj, resim, marka, işaret, ürün, ilan, poşet, reklam basılı evrak ve sair malzeme üzerinde, sosyal medya hesaplarında, Google arama motorunda ve her türlü şekilde; "..." markasının aynısını, ayırıcı unsurlarını ve benzerimi kullanmasının tecavüz teşkil ettiğinin tespit edilmesini, tecavüzün önlenmesini ve durdurulmasını talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Merkezefendi"nin bir semt ismi olduğunu, hiç kimsenin kendisine ait olduğunu iddia ederek başkalarının kullanmasını engelleyemeyeceğini, herhangi bir ihtarda bulunmadan marka tecavüzü davasının açılmasının hukuki olmadığını, markayı, o tarihte, yasal olarak davası sonuçlanmamış hak sahibinin izni üzerine kullandığını, mahkeme heyetinin geldiği gün itibariyle markayı kullanmadığını, müvekkilinin "...", "..." ve "..." markalarının sahibi olduğunu bildiği dava dışı ... ile bu şahsın 2004/12940, 2006/31856, 2010/43610 ve 2010/43608 sayılı marka tescil numaralarına istinaden söz konusu markaların kullanımına ilişkin anlaşmalar yaptığını, müvekkilinin söz konusu kayıtlı markalar adına hükümsüzlük kararı verildiğini, ihtiyati tedbir kararının uygulandığı 26.05.2022 tarihine kadar bilmediğini, davacı şirket tarafından hiçbir ihtar çekilmeksizin doğrudan dava açılması ve işbu dava dilekçesinin müvekkiline tebliğ edilmeden ve müvekkilince cevap dilekçesi sunulması beklenmeksizin doğrudan ihtiyati tedbir kararı alınmasının kötü niyetli ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 27. Maddesinin 3/b bendi uyarınca "Karardan önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler" bakımından markanın hükümsüzlüğüne dair verilen kararların geriye dönük olarak uygulanamayacağına hükmedildiğini, "..." ve "..." marka işaretlerinin ayırt etme fonksiyonunun bulunmadığını, zayıf marka olduklarını, açılan davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi 2022/179 esas, 2023/125 karar sayılı, 26/04/2023 tarihli kararı ile; "Somut olayın değerlendirilmesinde, davacının ... tescil numaralı markalarının asli ve ayırdedici unsurunun "... " olduğu, davalının söz konusu markaların tescilli olduğu emtia ve hizmet alanı olan yiyecek ve içecek sağlama hizmetlerinde söz konusu ayırdedici unsuru havi "..." ibaresini markasal mahiyette kullandığı, davalının, davacı markaları ile ortalama tüketici nezdinde işletmesel bir bağlantı oluşturabilecek ve karıştırma ihtimaline neden olabilecek kullanımın marka hakkına tecavüz oluşturduğundan Davacının davasının KABULÜ ile, davalının davacıya ait 2005/22452 ve 2017/57650 tescil numaralı markalarından doğan haklarına tecavüzünün tespitine, bu tecavüzün men ve ref'ine" karar vermiştir. İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama sırasında dava dilekçesi dahi kendisine tebliğ edilmeksizin bilirkişi raporu alınması ve bu raporun hükme esas alınmasının usule aykırı olduğunu, müvekkilin cevap hakkını kullanmasına dahi olanak sağlanmadığını, sadece davacının iddiaları doğrultusunda işyerinde inceleme yapıldığını ve rapor hazırlandığını, savunma hakkını kısıtlar nitelikteki ilk rapora dayanılarak hüküm kurulmasının, yeni bir bilirkişi raporu alınmamasının ve yalnızca ek rapor ile kısıtlı kalınmasının silahların eşitliği ilkesiyle çelişerek müvekkilin savunma haklarını ihlal ettiğini; esasa ilişkin olarak, müvekkilin ihlal oluşturduğu iddia edilen tüm markaları, dava dışı ... ve Ortakları ile 2016 yılından bu yana süregelen marka sözleşmesine dayanarak kullandığını ve bu sözleşmeye dair fatura ve ilişkilerin yerel mahkemece incelenmediğini, marka hakkında hükümsüzlük kararı verilmiş olsa dahi, SMK md. 27/3 uyarınca karardan önce kurulmuş sözleşmeler üzerinde geriye dönük etkisinin bulunmadığını, yerel mahkeme kararındaki gerekçenin madde metniyle örtüşmediğini, hükmün markanın gerçek sahibine karşı savunma olarak ileri sürülemeyeceği şeklindeki yorumunun dayanaktan yoksun ve kısıtlayıcı nitelikte olduğunu, üçüncü kişi konumundaki müvekkilin, dava dışı markayı tescil ettiren ile davacı arasındaki uyuşmazlığı bilebilecek durumda olmadığını ve karardan önce kurulmuş sözleşmeye dayanan iyiniyetli kullanımının tecavüz teşkil etmediğini, ihlal oluşturabilecek her türlü kullanıma dava ikame edildiğini öğrendiği an itibarıyla son verdiğini, ayrıca yerel mahkeme kararında davacıya ait markanın zayıf marka niteliğinde olduğunun tespit edilmesine rağmen kullanımın hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmasının hatalı olduğunu, zayıf marka sahiplerinin ilçe ismi gibi ayırt ediciliği düşük işaretlerin üçüncü kişilerce kullanımına katlanması gerektiğini, müvekkilin kullanımının yazı stili, kullanılan fotoğraflar ve genel imaj itibarıyla davacının markalarından tamamen farklı olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın dava dilekçesi tebliğ edilmeden bilirkişi raporu alındığı ve bu raporun hükme esas alınmasının usule aykırı olduğu yönündeki iddialarının mesnetsiz olduğunu, mahkemece ihtiyati tedbir talebine esas olmak üzere dava dilekçesi tebliğ edilmeden rapor alınmasının davalının delilleri saklama ve karartma tehlikesini önlemek amacıyla gerektiğini, bilirkişinin ilk raporda davalının "..." unsurunun aynısını kullandığını ve bunun tecavüz teşkil edebileceğini tespit ettiğini; davalının tebligat yapılmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, zira davalının dosyaya cevap dilekçesi ve beyan dilekçeleri sunduğunu, yargılama sırasında davalı asile ve vekiline tebligatlar yapıldığını, ihtiyati tedbir kararının davalıya tebliğ edildiğinin açıkça görüldüğünü; mahkemece davalının savunma ve itirazlarını değerlendirmek üzere ek rapor alındığını ve ek raporda da tecavüzün sabit olmasından dolayı bilirkişi kanaatinin değişmediğini, maddi tespitleri karşılar nitelikte iki adet çelişkisiz bilirkişi raporu olduğu için yeniden rapor alınmasına gerek bulunmadığını ve Mahkemenin hüküm kurmaya elverişli raporlara sahip olduğunu; davalının tüm itirazlarının değerlendirilmiş olmasına rağmen ıslah dilekçesi sunarak yargılamayı kötü niyetli şekilde uzatmaya çalıştığını; davalının sözleşmeye dayalı kullanım iddiasının hiçbir geçerliliğinin bulunmadığını, dava dışı üçüncü kişilerle yapılan sözlü anlaşmaların müvekkil markasına tecavüz hakkı doğuramayacağını, SMK m. 27/5 uyarınca hükümsüzlüğün sonuçlarının geçmişe dönük ve herkes açısından geçerli olduğunu, m. 27/3-b'deki istisnanın ise sadece hükümsüz kılınan markanın sahibinin yaptığı sözleşmenin taraflarının edimleri açısından geçerli olduğunu, hükümsüz kılınan markaların sahibine koruma bahşetmediği gibi üçüncü kişilere de herhangi bir koruma bahşetmesinin söz konusu olmadığını ve yerel mahkemenin gerekçesinin kanunun amacına ve lafzına uygun olduğunu; davalının hükümsüzlük kararından haberdar olmadığı iddiasının hukuka aykırı olduğunu, davalının köftecilik sektöründe faaliyet gösteren bir kimse olarak markanın gerçek sahibinin müvekkili olduğunu bilebilecek durumda olduğunu ve hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden sonra da kullanımların devam ettiğini; davalının "Merkezefendi" ibaresinin bir yer ismi olduğu ve müvekkil markasının zayıf marka olduğu yönündeki iddialarının gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, zira müvekkil markasının doğrudan ürün ile çağrışım yapmasının mümkün olmadığını, tanınır ve ayırt edici hale getirildiğini ve bu hususun kesinleşmiş yargı kararlarıyla sabit olduğunu; coğrafi yer isminin tek başına markayı zayıflatmayacağını, markanın korunması gerektiğini ve uzman görüşünde de müvekkili markasının zayıf marka değil, tanınmış marka olduğunun tespit edildiğini savunarak, davalının istinaf başvurusunun reddedilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek şeklinde belirtilmiştir.Yukarıda yazılı açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; markasal kullanımlar arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik olup olmadığının tespitinde işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmekte olup davacının 2017/57650 ve 2005/22452 tescil numaralı ''...'' ibareli markaların maliki olduğu, markaların asli ve ayırt edici unsurunun "..." olduğu, yerinde inceleme kapsamında tespit edildiği üzere davalı yanın markasal kullanımlarının asli unsurunun da ''...'' olduğu, ihtiyati tedbir talebinin değerlendirilmesine esas olmak üzere rapor alındıktan sonra hukuki dinlenilme hakkı ışığında taraflara tebliğ edildiği, davaya cevap verildiği, bu kapsamda hukuka aykırı bir usule rastlanılmadığı, markaların tescilli olduğu emtia, hizmet alanı olan yiyecek ve içecek sağlama hizmetlerinde, davalının "..." ibaresini markasal olarak kullandığı, markasal kullanımların aynı sınıfta olduğu, böylece davalının, davacı markaları ile ortalama tüketici nezdinde işletmesel bir bağlantı oluşturabilecek ve karıştırma ihtimaline neden olabilecek kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu anlaşılmıştır. Marka korumasının tescil ile elde edilmesi kapsamında davacı adına tescilli markanın davalı tarafça aynı şekilde kullanımı sabit olmakla tescil kapsamındaki ibarenin zayıf olup olmaması sonuca etkili değildir. Ayrıca davalı taraf istinaf dilekçesinde SMK'nın m.27/3-b uyarınca hükümsüzlük kararından önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmelerin, hükümsüzlük kararının geriye dönük etkisinden etkilenmeyeceğini, bu nedenle hükümsüzlük kararından önce kurulan sözleşmeye dayalı olarak mevcut markasal kullanımlarının hukuka uygun olduğunu savunmuş ise de dava dışı Ali Tatlıdil ve ortakları ile akdedildiği belirtilen sözleşmeye konu markaların (2006/31856 tescil numaralı " ...", 2010/43610 tescil numaralı "..." ve 2010/43608 tescil numaralı "..." markaları) Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 12.10.2017 tarih ve 2015/7 E. - 2017/181 K. sayılı kararıyla hükümsüzlüğüne karar verildiği ve 26.05.2022 tarihinde kesinleştiği, SMK'nın 27. maddesi gereğince hükümsüzlük kararı marka başvuru tarihinden itibaren etkili olup markaya bu Kanunla sağlanan korumanın hiç doğmamış sayıldığı, SMK'nın 27/3-b maddesindeki düzenlemenin hükümsüz kılınan marka yönünden kurulan ve uygulanmış olan sözleşme taraflarının yerine getirdiği edimler açısından geçerli olup davacı marka sahibine karşı ileri sürülemeyeceğinden ve SMK'nın 27/5. maddesi gereğince markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş kararların, herkese karşı hüküm doğuracağından dolayı aksi yöndeki davalı savunmasına itibar edilmesi mümkün olmamıştır. Saptanan hukuksal durum kapsamında; istinaf edenin sıfatı ile HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26/04/2023 tarih ve 2022/179 E., 2023/125 K. sayılı kararına karşı, davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025