İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'de yayınlanan “...” isimli yapımın yapımcı ve yönetmeni olduğunu söz konusu yapımın ilk defa 2008 yılında ...'de yayınlanmaya başladığını, ... ile görüşmelerin kendisini temsilen davalı şirket tarafından yapıldığını ve davalının program…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1592 Esas KARAR NO : 2026/14 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 16/05/2023 NUMARASI : 2021/87 E. - 2023/124 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'de yayınlanan “...” isimli yapımın yapımcı ve yönetmeni olduğunu söz konusu yapımın ilk defa 2008 yılında ...'de yayınlanmaya başladığını, ... ile görüşmelerin kendisini temsilen davalı şirket tarafından yapıldığını ve davalının programa teknik hizmetler verdiğini programın eser sahibinin kendisi olduğunu programın 39. uncu bölümünden sonra ... ile davalının yollarının ayrıldığını ve ... ile kendisinin yaptığı sözleşme ile 39. uncu bölümden sonra 63. üncü bölüme kadar programı kendisini yapıp yönetip sunduğunu, programın isminin kendisi tarafından konulduğunu, ... ismi ile kitaplarının bulunduğunu, bu isim üzerinde hak sahibinin kendisi olduğu halde davalının “...” ibareli markayı kendi adına 41. inci sınıfta ... nosu ile tescil ettirdiğini, SMK 25, 5 ve 6 hükümleri ve kötüniyetli tescil nedeniyle markanın hükümsüzlüğünü, öncelikle dava konusu markanın üçüncü şahıslara devrinin önlenmesine ilişkin tedbir kararı verilmesini, davalı şirketin, haklı bir nedene dayanmaksızın hukuka aykırı ve kötü niyetli olarak 41. Sınıftan tescil ettirdiği “...” markasının hükümsüz olduğunu, dava masraf ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "..." isimli program için ... ile 16.6.2008, 28.1.2008 ve 13.1.2009 tarihlerinde 13'er bölüm üzerinden müvekkili ile sözleşme imzalandığını, programın yapımcısının müvekkili olduğunu davalının sunucu olarak iş akdi ile müvekkili şirkette çalıştığını bu hususun davacının müvekkiline gönderdiği ihtarname ile imzaladığı ibranameden açıkça anlaşıldığını, "..." ismin haklarının müvekkiline ait olması nedeniyle müvekkili ile ... arasında anlaşma sona erince davalının programa devam edebilmesi için müvekkilinden muvafakat alınmasının da bu isim üzerinde hak sahibinin müvekkili olduğunu gösterdiğini, öncelikle SMK.md.25 kapsamında "hükümsüzlük davaları" için öngörülen hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın usulden reddini, esasa girilmesi halinde sunduğumuz ve celbini istediğimiz deliller kapsamında, "..." ibareli markanın müvekkil şirket tarafından haklı şekilde tescili ve uzun yıllardır devam eden ciddi kullanımı da dikkate alınarak, davacının yasal dayanaktan yoksun, haksız ve kötüniyetli davasının reddini, yargılama gideri, masraf ve ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Tüm bu açıklamalar muvacehesinde toplanan deliller, TPMK kayıtları, ...'den gelen müzekkere cevapları,11/10/2021 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile davalı yanın itirazı üzerine alınan 26/01/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporları bir arada değerlendirildiğinde, hükümsüzlüğe konu "..." ibaresinin, davalının marka başvurusundan önceki tarihte, ilk olarak davacı tarafça meydana getirildiğinin ve işbu isim/marka üzerindeki öncelik hakkının davacıya ait olduğunun, davacının, davalı marka başvurusundan önceki tarihte dava konusu marka ibaresini birebir aynı olarak kullanımlarından doğan gerçek hak sahipliği ve telif hakkının varlığının tespit edilmiş olması, davalının davacının yaratımı ve fikri oluşumu olan ibareyi, ismin kullandığı alanı içeren aynı hizmetlerin yer aldığı sınıftan (41. Emtiadan) marka tescili alarak sınai mülkiyet hakkı edinmiş olmasının, tarafların arasındaki iş ilişkisi de düşünüldüğünde "kötüniyet" göstergesi olarak kabul edilebileceği, dava tarihi ile hükümsüzlüğe konu marka tescil tarihi arasında 9 yıl 3 ay 18 günlük zaman olup, hak düşürücü 5 yıllık sürenin işbu marka tescili bakımından aşılmış olduğunun tespit edildiği; ancak, kanunun ilgili bu maddesinde aranan 5 yıllık sürenin kötüniyetli olmadıkça geçerli sayıldığı, bu nedenlerle sübut bulan davanın kabulü ile davalı adına TPMK nezdinde 2009/08046 numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne dair karar vermek gerekmiş, "Davanın KABULÜ İLE, davalı adına TPMK nezdinde 2009/08046 numara ile tescilli markanın hükümsüzlüğüne," karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Mahkemenin gerekçesinin özünün markanın ilk kullanımının davacıya ait olduğu ve davalının kötüniyetli tescil işlemi yaptığına ilişkin olduğunu, Yerel Mahkemece alınan son bilirkişi heyet raporunda;"Dosyada mevcut belgelerde davacının ... TV için “...” isimli programı hazırlayıp sunduğu beyan edilmektedir. Bu noktada ilk olarak “...” isimli programın hangi tarihlerde hazırlanıp, hangi tarihlerde ... TV’de yayınlanmış olduğu, yayınlanmış ise bu programın dava konusu program ile benzerlik teşkil edip etmediğinin incelenmesi, eser sahipliğinin tespiti açısından önem arz etmektedir." denildiğini, ... TV'de yayınlanan "..." isimli programın davacı tarafından sunulduğu veya hazırlandığında taraflar arasında bir uyuşmazlık söz konusu olmadığını, her iki programın konsept olarak benzer veya aynı olması da dava konusunu çözümlemekle ilgisi bulunmadığını, Dava fikri mülkiyet hukukuna ilişkin eser sahipliğine ilişkin bir dava olmayıp marka tescil ve iptaline ilişkin olduğunu, önemli olan hususun ...'de yayımlanmaya başlayan "..." isimli TV-Belgesel programının isim yaratıcılığı olduğunu, bu isim yaratıcılığının müvekkili tarafından yapıldığı ve ... ile sözleşme yapılmak suretiyle bu ismin ilk defa kullanıldığını, Bilirkişi heyetinin davacının yaptığı "..." isimli program konseptinin "..." isimli program konsepti ile benzer olması davacıya benzer konseptli programların ismini belirleme ve isim yaratma hakkını doğurmadığını, -heyet tarafından incelenen DVD'ye ilişkin başlıkta, "Dosyaya sunulmuş olan “...’ye ilk verilen ... kaset Kastamonu 2008 – ... (...)” başlıklı DVD çatlak olduğu için farklı bilgisayarlarda denenmesine rağmen açılamamış, DVD içeriğinde inceleme yapılamamıştır. Bunun üzerine “... Kastamonu” başlıklı program internet üzerinden inceleme yapılmış; programı hazırlayıp sunanın davacı, yapımcısının davalı firma olduğu görülmüştür." tespiti yapılmak suretiyle ... kaset bölümünde yani programın ...'ye projelendirilerek teklif aşamasında verilen ... bölümünde yapımcının müvekkili şirket olduğunun açıkça jenerikte yazdığını, raporda belirtildiği üzere davacı tarafından sunulan davacı tarafından markanın kullanıldığını gösteren evrakların tamamı 2010 tarihi sonrasına ait olup bu tarihten sonra davacının marka kullanımı olduğunu, -cevap dilekçesinde ek olarak sundukları 16.04.2009 tarihli muvafakatname ile müvekkili şirket tarafından davacıya "..." programının yapımcılığının üstlenilmesi konusunda muvafakat edilerek markanın kullanılmasına müsaade edildiğinin anlaşıldığını, Davacı kendisini programın yaratıcısı, yapımcısı ve "..." markasının asıl sahibi olarak görmekte iken neden müvekkili şirketten muvafakatname aldığının açıklanamadığını, davacının ne yapımcı ne de programın yaratıcısı ne de "..." markasının sahibi olmadığını, bu nedenle marka sahibi ve program yapımcısı olan müvekkili şirketten "..." ismi yapıma devam etmek bu ismi kullanmak ve bu isimle programa dair ... ile sözleşme yapabilmek için müvekkili şirketten muvafakatname almak zorunda olduğunu, davacı hukuksal bir zorunluluk olarak müvekkili şirketten aldığı muvafakatname ile programa yapımcı sıfatı ile devam edebildiğini,-Davacının "..." isimli programı sunmak dışında bir görev ve vazifesi bulunmadığını, bir programı ücreti karşılığında sunan sunucunun nasıl olabiliyor da programın sahibi ve daha üzerinde isim hakkı sahibi, tescilli marka olan program ismini kullanmaya hak kazanmış kişi olarak görülebiliyor.? Yerel Mahkemece "Davalı tarafın ayrıca davacının kendi çalışanı olduğu savunmasında bulunduğu görülmekle taraflar arasında işçi işveren ilişkisinin incelenmesinde, davacının davalının çalışanı olduğunu gösteren bir sözleşmeye, SGK belgeleri ve/veya maaş dekontu, davacının davalı adına kesmiş olduğu serbest meslek makbuzu gibi belgelere, ayrıca davalının, davacıdan onay aldığına ve davalının davacıya mali haklarını/telif bedelini ödediğine dair her hangi bir belgeye dosya kapsamında rastlanılamamıştır." denilmek suretiyle açıkça dosya içeriğine aykırı kanaat oluşturulduğunu, dosyada mevcut ibraname ve ödeme makbuzlarının incelenmediğini, ibraname ve ödeme dekontları ile davacı ...'a muvafakatnamenin verildiği 16.04.2009 tarihinde, davacı ... tarafından müvekkili şirkete ibraname de verildiğini, 16.04.2009 tarihli iki adet ibranemede davacı ..., "...'de yayınlanan "..." adlı program, bugüne kadar 39 bölüm olarak ... 1 televizyonunda yayınlanmıştır. "..." adlı programın yayına hazırlanmasında ve sunulmasında hizmet ve katkılarıma karşılık, program yapımcısı ... Ltd. Şti.her bölüm için net 250-TL ücret ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir." dediğini, ...'ın "..." adlı programın sunulması konusundaki hizmetlerine karşılık 39 bölüm karşılığında 9.750-TL ücret ödemesi aldığını, -davacı tarafından daha evvel benzer konsept ile başka bir tv kanalına "..." isimli program yapıldığını, davacı tarafından aynı program ...'ye yapılmak istenmişse de davacının ...'ye böyle bir program yapmadığını, müvekkili tarafından, davacının sunucusu olacağı benzer konseptli programın müvekkili şirket tarafından belirlenen "..." ismi ile hazırlanarak ...'ye teklif edildiğini, devamında sözleşme yapılarak müvekkili şirket yapımcılığında programın başladığını, ilk evrak olarak belirtilen 29.05.2008 tarihli evrakın, müvekkili şirket tarafından hazırlanacak "..." programının, davacı tarafından ...'ye yapmış olduğu girişim sebebiyle sekteye uğramaması adına verildiğinin evrakın bizatihi kendisinden anlaşıldığını, ancak belirtilen evrak üzerinden "..." isimli programın ismi dahil herşeyiyle yaratıcısı ve yapımcısı gibi algılanması ve öyle sonuca gidilmesinin hukuksal bir hata olduğunu, sunuculuk yapan davacının "..." TV Belgesel programından yıllar sonra ...'de yayınlanan "..." isimli TV dizisi yayınlanması üzerine haksız şekilde dava açarak haksız şekilde markanın ilk kullanıcısı ve hak sahibi iddialarında bulunmasının kötüniyetli olduğunu, ... ile sözleşme akdederek program yapımına "Yapımcı"sıfatı ile başlayan müvekkilinin program ismi hakkında marka tescili yapmasının kötüniyet teşkil etmediğini, -Davacı ...'ın, müvekkilinin yapımcısı olduğu "..." programında 39 bölüm sunuculuk yaptığını, bu program sayesinde ... nezdinde de belirli bir çevre edindiğini, Davacı ...'ın edindiği bu çevreyi müvekkili aleyhine, kendi lehine kullandığını, ... yönetimini programın yapımına kendi devam etmek üzere, müvekkili şirket ile sözleşme yenilenmemesi yönünde girişimlerde bulunduğunu, davacı ...'ın bu girişimlerinde başarılı olduğunu, 39 bölümden sonra çekilecek bölümlerde ..., müvekkili şirket ile çalışmak istemediğini, müvekkili şirketin dördüncü 13 bölümlük teklifi sunduğunu, fakat ... tarafından sözleşme yenilenmediğini, müvekkili şirket ile davacı ... arasındaki hizmet ilişkisinin ...'ye hazırlanan 39 bölümün tamamlanması ile son bulduğunu, müvekkili şirketin ... ile olan ilişkilerinin zedelenmemesi için 16.04.2009 tarihinde davacı ...'a, "..." adlı programın bundan sonraki bölümlerini ...'ye hazırlaması ve yayınlaması için 16.04.2009 tarihli muvafakatname verdiğini, işbu muvafakatname incelendiğinde, "..." markasının devrine ilişkin taraflar arasında yapılan bir anlaşma olmadığı gibi markanın kullanımına ilişkin bir lisans sözleşmesi de olmadığını, işbu muvafakatnamenin yalnızca ...'ye yapımı devam edecek olan "..." isimli programa devam edilmesi halinde müvekkili şirket tarafından, ...'den hak ve alacak talep edilmeyeceğine ilişkin olduğunu, davacı ...'a muvafakatnamenin verildiği 16.04.2009 tarihinde, davacı ... tarafından müvekkili şirkete ibraname de verildiğini, 16.04.2009 tarihli iki adet ibranemede davacı ..., "...'de yayınlanan "..." adlı program, bugüne kadar 39 bölüm olarak ... 1 televizyonunda yayınlandığını, "..." adlı programın yayına hazırlanmasında ve sunulmasında hizmet ve katkılarıma karşılık, program yapımcısı ... Ltd. Şti.her bölüm için net 250-TL ücret ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir." dediğini, ... "..." adlı programın sunulması konusundaki hizmetlerine karşılık 39 bölüm karşılığında 9.750-TL ücret ödemesi aldığını, -internet ortamında "..." ibaresi aratıldığında yine ...'de yayınlanan "..." adlı TV dizisi çıktığını, işbu "..." adlı TV dizisinin yapımcısı olan ... ... A.Ş. ile müvekkili arasında, müvekkiline ait "..." markasının kullanımına ilişkin "İnhisari Marka Lisans Sözleşmesi" yapıldığını, istinaf incelemesi neticesinde kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava konusu uyuşmazlık, gerçek hak sahipliği ve kötüniyete dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Dava konusu “...” isimli programın, 2008-2009 yıllarında ... 1, 2010 yılı ve sonrasında ... Belgesel televizyonunda yayınlanmış, farklı şehirleri ve ülkeleri, bu şehirlerin/ülkelerin kültürlerini, tarihlerini tanıtan seyahat kültür programı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı programın araştıranın, programı sunanın, yönetenin özetle programın yaratıcısının, hak sahibinin ve yapımcısının kendisi olduğunu, davalı ise bahse konu markanın kendisine ait olduğunu, 2009 yılından beri markanın kendi firması üzerine tescilli olduğunu beyan etmektedir.TPMK kayıtlarının incelenmesinde; 2009/08046 numaralı " ... "ibaresinin, 41.sınıftaki "Eğitim ve öğretim hizmetleri. Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri. Dergi, kitap, gazete vb yayımlama hizmetleri. Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetler muhabirliği - hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri "emtiasında tescili için davalı ... LTD, ŞTİ. 'nin 18.02.2009 tarihinde marka başvurusunda bulunduğu, işbu başvurunun TÜRKPATENT Kurumu tarafından 13.07.2009 tarihli, 167 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde yayımlandığı, markanın yayımlandığı ( 556 KHK - 3 aylık yayın süresinde) yayıma itiraz olmadığı ve marka başvurunun 29.12.2009 tarihinde tescillenerek, 31.01.2010 tarihli 403 sayılı bültende tescilin yayımlandığı görülmüştür Mahkemeye sunulan 10/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Gerçek hak sahipliğine ve kötüniyetli tescil iddiasına dayalı değerlendirme yapılabilmesi için; ... isimli programın eser sahibinin, yapımcının kim olduğunun önem taşıdığı, Bunun tespiti için, davacının, davalının 2008 yılında ...'ye davacının tesmilcisi olduğunu gösteren yazı ile davalı ile ... arasında imzalandığı belirtilen 2008 ila 2010 arası davalı ile ... arasında yapılan sözleşmelerin taraflarca dosyaya ibrazı ve/veya ...'den celbi halinde dosyadaki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle mümkün olabileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.Mahkemeye sunulan 10/10/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; ... isimli programın ilk hazırlayıcısının davacı olduğu programının belli bazı bölümlerinin davacının verdiği izinle davalı tarafından gerçekleştirildiği davacının program ismini davalıya devrettiğine ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı dikkate alındığında... ismi üzerindeki önceye dayalı hak sahibinin davacı olduğu SMK 6/3 gereğince davacının davalıya ait markanın hükümsüzlüğü talebinin Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak kaysıyla yerinde olduğu, yine davalının davacıya ait olduğunu bildiği... isimli program ismini kendi adına tescil ettirmesinin SMK 6/9 hükmü dikkate alındığında kötüniyetli tescil olarak da nitelendirilebileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.Mahkemeye sunulan 05/05/2022 tarihli bilirkişi 2. Ek raporunda özetle ; 1. Davaya konu markanın bir televizyon programının ismi olduğu,2.Önceye Dayalı Hükümsüzlük Talebi Yönünden;a. dosyada mübrez kayıtlar ve belgelerden... isimli TV programının bir gezi program olduğu çocuklarla gezilen yeri birlikte dolaşma ve anlatma üzerine kurgulandığı ve hususiyet taşıması nedeniyle FSEK m.5 anlamında sinema eseri olduğu,b. ... isimli programın ilk hazırlayıcısının davacı olduğu programının belli bazı bölümlerinin davacının verdiği izinle davalı tarafından gerçekleştirildiği davacının program ismini davalıya devrettiğine ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı dikkate alındığında... ismi üzerindeki önceye dayalı hak sahibinin FSEK 8/3 kapsamında söz konusu programı hazırlayan(senarist), sunan(icracı) ve yöneten(yönetmen) sıfatıylaleser sahibi sıfatıyla) davacı olduğu,c. SMK 6/3 gereğince davacının önceye dayalı gerçek hak sahipliğine dayalı markanın hükümsüzlüğü talebinin Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak kaysıyla yerinde olduğu,3.Kötüniyetli Tescile Dayalı Hükümsüzlük Talebi Yönünden; davalının davacıya ait olduğunu bildiği... isimli program ismini kendi adına tescil ettirmesinin SMK 6/9 hükmü dikkate alındığında kötüniyetli tescil olarak da nitelendirilebileceği görüş ve kanaati bildirilmiştir.Mahkemeye sunulan 24/01/2023 tarihli yeni heyetin bilirkişi raporunda özetle ; 1. Davaya konu markanın bir televizyon programının ismi olduğu, Önceye Dayalı Hükümsüzlük Talebi Yönünden; dosyada mübrez kayıtlar ve belgelerden... isimli TV programının bir gezi program olduğu çocuklarla gezilen yeri birlikte dolaşma ve anlatma üzerine kurgulandığı ve hususiyet taşıması nedeniyle FSEK m.5 anlamında sinema eseri olduğu, ... isimli programın ilk hazırlayıcısının davacı olduğu programının belli bazı bölümlerinin davacının verdiği izinle davalı tarafından gerçekleştirildiği davacının program ismini davalıya devrettiğine ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı dikkate alındığında... ismi üzerindeki önceye dayalı hak sahibinin FSEK 8/3 kapsamında söz konusu programı hazırlayan(senarist), sunan(icracı) ve yöneten(yönetmen) sıfatıyla eser sahibi sıfatıyla) davacı olduğu, SMK 6/3 gereğince davacının önceye dayalı gerçek hak sahipliğine dayalı markanın hükümsüzlüğü talebinin Takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak kaysıyla yerinde olduğu, Kötüniyetli Tescile Dayalı Hükümsüzlük Talebi Yönünden; davalının davacıya ait olduğunu bildiği... isimli program ismini kendi adına tescil ettirmesinin SMK 6/9 hükmü dikkate alındığında kötüniyetli tescil olarak da nitelendirilebileceği, görüş ve kanaati bildirilmiştir.Bir TV programının sahibi; o programın içeriğini ilk oluşturan, programı sunan, yayına hazır hale getiren kişi/kişiler ve gerekli hak devri yapılmış ise o programın yapımcısıdır. Dosya kapsamındaki belgelerden programın “...” adı altında ... TV'de,“...” adı altında 2008-2009 yıllarında TRTI'de, 2010 ve sonrasında ise ... Belgesel'de yayınlandığı anlaşılmaktadır. FSEK m. 83 hükmüne göre; "Bir eserin ad ve alametleriyle çoğaltılmış nüshaların şekilleri, iltibasa meydan verecek surette diğer bir eserde veya çoğaltılmış nüshalarında kullanılamaz. 1 inci fıkra hükmü umumen kullanılan ve ayırt edici bir vasfı bulunmayan ad, alamet ve dış şekiller hakkında uygulanmaz. Bu maddenin uygulanması Kanunun birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerindeki şartların tahakkukuna bağlı değildir. Basın kanununun 14 üncü maddesinin mevkute adları hakkındaki hükmü mahfuzdur. Tecavüz eden tacir olmasa bile, birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete müteallik hükümler uygulanır".Eserin ad ve alametinin yahut çoğaltılmış nüshalarının şekillerinin korunması haksız rekabet yasağı ilkesine dayanmakla birlikte, bunlar üzerindeki hak mali olmaktan çok eser sahibinin kişilik haklarından doğan fer'i ve manevi bir hak niteliğindedir. Esere verilen ad, eserin ticari başarısında önemli bir etkendir. Bu nedenle bu adın başka bir eserde kullanılması, alıcıyı yanıltır ve eser sahibinin ticari çıkarlarını zedeler. Bunun sonucu olarak da, ad ve alametin, çoğaltılmış nüshaların şekillerinin korunması “haksız rekabet yasağı” ilkesine dayandırılmıştır. Bu hususla ilgili olarak, tanınmış bir eserin şöhretinden istifade ederek reklam yapmak ve bu yolla kazanç elde etmek amacıyla yanıltıcı bir tekzip tarzı kullanılarak kulağı veya gözü aldatmak da mümkün olabilmektedir.FSEK.m.83/II’ye göre; “1 inci fıkra hükmü, umumen kullanılan ve ayırt edici bir vasfı bulunmayan ad, alamet ve dış şekiller hakkında uygulanmaz”. Bu hükmün gereği olarak, esere konulan ad veya alametin veya çoğaltılmış nüshaların şekillerinin korunması, ancak o eser bakımından ayırt edici niteliği bulunan ve genel olarak herkes tarafından kullanılmayan ad ve alametler için söz konudur. Bu nedenle eserin türünü belirleyen adlarla, tarihi şahsiyetlere ait adlar korunmaz.SMK 6/6. Maddesinde de "Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir." hükmü düzenlenmiştir.Bu durumda Mahkemece önce, "..." program ismi üzerinde FSEK 83. md kapsamında davacının telif hakkı ya da fikri mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığının önceye dayalı tespiti ve markasal kullanımının bulunup bulunmadığının tespiti ile sonuca gidilmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta, eser ismi üzerindeki hak sahipliği üzerinde uyuşmazlık bulunduğu, mevzuat kapsamında talep değerlendirildiğinde, eser adının, başlı başına eser olmamakla birlikte ancak, eser ile bütünleşerek eseri etkili kılan bir fikri çaba olarak ortaya çıkması ve sahibinin hususiyetini taşıması halinde, FSEK’nun 1/B maddesi uyarınca eserin bir parçası olarak korunabileceği, bunun dışındaki hallerde eser adlarının iltibasın bulunduğu durumlarda FSEK’nun 83/1 nci fıkrası uyarınca haksız rekabet hükümlerine göre himaye edilmesi gerektiği, aynı yasanın 83/2 nci fıkrasında genelde kullanılan, ayırt edici vasfı bulunmayan nitelikteki eser adlarına 1. fikra hükmünün uygulanma alanının bulmayacağı anlaşılmaktadır.Dosya kapsamına sunulan deliller ve celp edilen belgelerden; davalının kendi antetli kağıdı ile imzalı ve kaşeli olarak ... Genel Müdürlüğü Televizyon Dairesi Başkanlığı'na, 29.05.2008 tarihinde yazmış olduğu yazıda; “... tarafından hazırlanan “...” (...) adlı programın yapımı bundan böyle firmamız tarafından yürütülecektir. Programla ilgili sözleşmenin ... LTD. ŞTİ. olarak düzeltilmesini rica ederiz. Saygılarımızla ... adına ...” yazdığının görüldüğü, davacı tarafça ...'te yayınlanan programın ilk isminin "..." isimli olduğu, sonrasında ise 29.05.2008 tarihinde, davacının davalıyı kendi adına hareket edebilme ve sözleşme yapabilme hususlarında yetkilendirdiği, bu yetki ile 16/06/2008 tarihinde davalı ile ... arasında 2. Sözleşmenin imzalandığı, 22/12/2008 tarihinde 3 maddelik sözleşme imzalandığı, programa yapımcı olarak davalıya yetki verildiği, davalının isim değişikliği ile benzer program içeriğini ...'de yayınlanması için teklifte bulunulduğu, davacının sunucu olacağının belirlendiği, devamında sözleşme yapılarak programın başladığı, ilk evrak olarak belirlenen 29/05/2008 tarihli evrakın ...'ye programın tanıtımı için verildiği, her ne kadar belgede; " ... tarafından hazırlanan “...” (...) adlı program denilmişse de, "..." isminin parantez içinde yazılarak programın yeni isminin belirtildiği, bu yazıdan programın isminin davacı tarafça oluşturduğu sonucunun çıkartılamayacağı, kaldı ki program ismi üzerinde davacının hak sahibi olmadığının 16/04/2009 tarihinde davalının davacıya... isimli programın ...'de yayınlanması şartıyla muvaffakat verilmesinden de anlaşıldığı, davacının program ismi üzerinde FSEK 83. Madde kapsamında hak sahibi olduğunu ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte FSEK 83. Madde hükmü ile telif hakkı içeren ibarenin marka olarak tescil edilemeyeceğine ilişkin 6769 Sayılı SMK 6/6 maddesinden, davacıya ait eserde isim olarak kullanılan “..." eser adının harcıalem olup olmadığı, başlı başına, FSEK’nun 1/B maddesi hükümleri uyarınca eserin bir parçası olarak korunması gereken bir ifade olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu noktada harcı alem nitelikteki kullanımların marka tescili yönünden de üstün hak sahipliği tanımayacağı gibi davalı kullanımlarının FSEK’de belirtilen eser sahibinin mali ve manevi haklarının ihlali olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davacının hak sahipliği ileri sürdüğü... isimli programın bir gezi programı olduğu, ... ibaresinin halk arasında bir yere gitmek için sıkça kullanılan ve ayırt ediciliği olmayan ibarelerden olduğu dikkate alındığında eser adı olarak da FSEK 83. Madde gereğince korunamayacağı kanaatine varılmakla; davacının marka hükümsüzlüğüne ve eser sahipliğine dayalı isteminin yerinde olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığından Tüm bu nedenlerle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkemenin kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, 2-İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/05/2023 tarih, 2021/87 E. 2023/124 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davanın REDDİNE, 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 687,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.500,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 160,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 898,00 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026