T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/972 - 2026/364 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/972 KARAR NO : 2026/364 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 26/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkem…
T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/972 - 2026/364 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/972 KARAR NO : 2026/364 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 26/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davalı tarafından müvekkili aleyhine 11/03/2021 tarihinde Diyarbakır İcra Müdürlüğü’nün 2021/22848 E. sayılı dosyası ile kambiyo senedine dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, takibinin dayanağı olan 20/02/2021 düzenlenme, 05/03/2021 vade tarihli 55.000,00TL tutarındaki bononun müvekkili tarafından tanzim edilmediğini, seneteki kaşenin müvekkili tarafından bonoya basılmadığını, bono üzerindeki imzaların da müvekkiline ait olmadığını, ödeme emrinin müvekkiline tebliğ edilmesi üzerine müvekkilinn 25/03/2021 tarihinde Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/393 Esasına kayıtlı dava dosyası ile bonodaki imzanın kendisine ait olmaması sebebiyle borca ve imzaya itiraz ederek dava açtığını, bu davanın açılmasının akabinde davalı tarafın müvekkili açısından icra takibinden feragat edeceğini müvekkiline bildirdiğini ve müvekkilinin banka hesaplarına konulan blokelerin kaldırılmasıyla birlikte müvekkili adına kayıtlı gayrimenkul mallar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını icra müdürlüğünden talep ettiğini ve bu hacizlerin kaldırıldığını, hacizlerin kaldırılmasından sonra müvekkilinin Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/393 Esas sayılı dosyasından 07/06/2021 tarihinde feragat ettiğini, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesinden sonra davalı tarafın müvekkili aleyhine tekrar haciz işlemlerini başlattığını, müvekkilinin banka hesaplarına bloke koydurduğunu, müvekkilinin gayrimenkul mallarına haciz koydurduğunu iddia ederek teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı tarafın, 2004 sayılı Kanunun 72/5 maddesi gereğince, takip konusu alacak miktarının % 20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu bonoda davacının adının el yazısı ile yazılmadığı, bonoda bulunan kaşe içerisinde davacının isminin bulunduğunu, davacının kaşe üzerindeki imzaya ilişkin itirazda bulunduğu, dava konusu bonodaki imzanın anılan tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından yapılan incelenmesinde bonodaki imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği, senet borçlusunun ...olduğu, davalı tarafın aralarındaki hukuki ilişkiyi ispat edemediği, yetkisiz temsilcisi tarafından imza atıldığına veya davacının bilgisi ve rızası dahilinde dava konusu bononun düzenlendiğine ilişkin bir iddiasının bulunmadığı, ispat yükünün davalıda olduğu ve davalının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın davanın kabulü ile Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/22848 sayılı takip dosyasına konu 20/02/2021 tanzim, 05/03/2021 vadeli 55.000,00 TL meblağlı, keşidecisi ...ve lehtarı ... olan senetten dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, yasal şartları oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; arabuluculuk başvurusu bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini, dava konusu bononun dayanağını açıklamaya ilişkin mahkemece bir talep olmadığından müvekkilinin bononun hangi hukuki ilişkiye dayandığını açıklamadığını, müvekkilinin keşideciye içecek sattığını, bunun karşılığında keşideci ...'ın müvekkiline söz konusu bonoyu teslim ettiğini, müvekkilinin içecekleri davacı ... ve onun oğlu olan ...'ın işlettiği ve onlara ait olduğunu bildiği Hayat Market'te kullanılmak üzere sattığını, bu ticari iş karşılında üzerinde Hayat Market kaşesi olan ve ıslak imzalı olan bonoyu aldığını, bononun davacı ...'ın bilgisi dahilinde düzenlendiğini, bononun üzerinde iki adet davacı ...'ın isminin ve Hayat Market'e ilişkin tüm bilgilerin yazıldığı kaşenin, el yazısıyla yazılmış ... yazısının ve ıslak imzanın bulunduğunu, davacı ...'ın kaşesinin aval şerhi olduğunu, ...'ın oğlu ... gibi müvekkiline karşı sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 2021/22848 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklı ... tarafından borçlu ... ve ... aleyhine "55.000,00 TL Miktarlı 20/02/2021 Tanzim Tarihli,05/03/2021 Vade Tarihli Senet" açıklaması ile 55.261,44 TL alacak için 11/03/2021 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 22/03/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlu tarafından yasal 5 günlük sürede 26/03/2021 tarihinde Diyarbakır 1. İcra hukuk Mahkemesi'nin 2021/393 Esas sayılı dosyası ile borca ve imzaya itiraz edildiği, davacının davadan feragat etmesi nedeniyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Takip konusu bononun incelenmesinde; 55.000,00 TL bedelli bononun tanzim tarihinin 20/02/2021, vade tarihinin 05/03/2021, tanzim yerinin Diyarbakır olduğu, bononun ... tarafından tanzim edildiği, bono lehtarının ... olduğu, bonoda iki adet ... kaşesinin bulunduğu ve bu kaşelerden biri üzerinde iki adet imzanın yer aldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hüme göre; borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfî tespit davasında amaç, bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir. Bu aşamada, menfî tespit (borçsuzluğun tespiti) konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfî tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfî tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Diğer bir değişle, alacaklı olduğunu iddia eden kişi borcunun dayandığı hukuki sebebi ve onun geçerli olduğunu ispat etmek zorundadır. Ancak alacaklı bonoya dayalı alacağını talep ettiğinde ispat soyutluğu karinesi nedeniyle sebep göstermek zorunda değildir. Alacağını bonoyu sunarak iddiasını ispatlamış kabul edilmektedir. Artık borcunun olmadığını ispatlamak zorunda olan borçludur. İspat yükü borçluya geçmiştir. Ancak kambiyo senedindeki imzanın davacı borçluya ait olduğu yönündeki ispat yükü, senedi elinde bulundurup icra takibine girişen ve senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir (Yargıtay HGK, 24/06/2020 tarihli ve 2017/19-829 E., 2020/471 K. sayılı kararı). Senede karşı mutlak defiler senede hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir (Yargıtay HGK, 2013/19-1746 Esas, 2015/896 Karar sayılı ilamı). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/05/2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06/06/2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir belgedeki imza veya yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduğu veya eli ürünü olmadığı fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesi tarafından yeteri kadar mukayeseye esas evrak aslının celp edildiği, davacının huzurda imza örneklerinin alındığı, bilirkişi raporunda hangi aletlerle ve bilimsel yöntemlerle inceleme yapıldığının açıkça belirtildiği ve grafolojik ve grafometrik yöntemler kullanılarak gerekli karşılaştırmalı incelemelerin yapıldığı, söz konusu bilirkişi raporunun kesin kanaat içerdiği, mahkemece hükme esas alınan raporun yasal düzenlemeler ile Yargıtay HGK kararına uygun, yargı denetimine elverişli ve hüküm kurmaya yeterli olduğu, ve bu haliyle takibe dayanak bonoda yer alan imzaların davacıya ait olmadığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından senetteki imzaların aval hükmünde olduğu iddia edilmiş ise de; Aval, TTK’nın 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Bozer A./Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161). TTK’nın 700. maddesinin 2. fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur (Bozer/Göle, s. 161 ). TTK’nın avalin şekline ilişkin 701. maddesine göre poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtimez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır. Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanunun 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK’nın 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır. Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Somut olayda; bono üzerinde iki adet kaşe bulunduğu, kaşelerden biri üzerinde iki adet imza bulunduğu ve bu imzaların davacıya ait olmadığı, davacının işletmesine ait kaşenin bonoda yer almasının tek başında davacıyı aval veren konumuna sokmayacağı, davacının aval veren olarak kabul edilebilmesi için yasada açıkça belirtildiği üzere davacının imzasının da bonoda yer alması gerektiği anlaşıldığından davalı vekilinin bu hususa değinen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu iddia edilmiş ise de dava tarihi itibari ile menfi tespit talepli davaların zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı anlaşıldığından bu husustaki istinaf isteminin de reddine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.774,91 TL harçtan davalı tarafça yatırılan 940,00 TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye 2.834,91 TL’nin davalıdan alınarak Hazineye GELİR KAYDINA, 3-) İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359/4. maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362/1-a maddesi gereğince miktar itibarıyla KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/03/2026