T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/945 - 2026/400 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/945 KARAR NO : 2026/400 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Çek İstirdadı BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 02/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/04/2026 Taraflar arasında görülen davada Mahkemece davanı…
T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/945 - 2026/400 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/945 KARAR NO : 2026/400 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Çek İstirdadı BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 02/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/04/2026 Taraflar arasında görülen davada Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; akaryakıt satışına karşılık dava dışı .....Şti. tarafından müvekkili şirket lehine düzenlenen çekin müvekkili şirkete iletilmek üzere tam unvanını bilmedikleri .... İnşaat firması yetkilisine teslim edildiğini, ancak çekin müvekkili şirkete ulaşmadığını, müvekkilince keşideciden alacağın talep edilmesi üzerine çekin kaybolduğunun ortaya çıktığını, çeki elinde bulundurduğunu düşündükleri .... İnşaat firmasının çok fazla borcu bulunduğunu, bu sebeple çekin lehdarı olan müvekkiline ulaşmadan kaybolduğunu, söz konusu çekle ilgili olarak Hendek CBS'ye suç duyurusunda bulunulduğunu ve Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/913 E. sayılı dosyası ile çek iptali davası açıldığını, mahkemece verilen ihtiyati tedbir ve ödeme yasağı kararı üzerine davalının çeki iyiniyetle ibraz eden üçüncü kişi konumunda bulunduklarını ileri sürerek ödeme yasağı kararının kaldırılmasını talep ettiğini, mahkemece kendilerine çekin geri alınması için dava açmak üzere 15 günlük süre tanındığını, davalının ibraz ettiği çekteki kaşe ve imzanın sahte olduğunu, çekteki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, iyiniyetli olduğunu ileri süren davalı ile müvekkili arasında ticari ilişki bulunmadığını, davalının çeki kötüniyetli olarak iktisap ettiğini ileri sürerek dava konusu çekin istirdatı ile müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiş; 06/06/2022 tarihli dilekçesi ile yargılama sırasında davalı tarafından çek bedelinin keşideciden tahsil edilmiş olması nedeniyle çek bedelinin davalıdan istirdadına ve davalı aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; yetkili mahkemenin müvekkilinin ikametgahı itibariyle Diyarbakır mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin çeki iyiniyetli yetkili hamil olarak elinde bulundurduğunu ve istirdat davasının koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davacının davaya konu olan çekteki imzanın kendi yetkilisine ait olmadığına dayalı olarak istirdat isteminde bulunduğu, ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, Zira Yargıtay HGK'nın 26/04/2006 tarihli ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararında belirtildiği ve mahkemece de kabul edildiği üzere, takip dayanağı belgedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfetinin, belge elinde olup takibe koyan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, aslı ibraz edilmeyip fotokopisi sunulan ve diğer tarafça kabul edilmeyen fotokopi belge üzerinde imza ve yazı incelemesi yapılamayacağı gibi, yapılmış olsa bile bu rapora itibar edilemeyeceği gözetilerek ispat yükü kendisinde olan davalıya çek aslını sunması için usulüne uygun olarak kesin süre verildiği, davalı vekilinin çekin keşideciye teslim edildiğine dair beyan dilekçesi sunduğu ve verilen kesin sürede çek aslını dosyaya kazandırmadığı, bu nedenle de davacının imza inkarı yerinde görülerek davaya konu çek yönünden davalıya borçlu olmadığının tespit edildiği, davaya konu olan çek yönünden davacı adına yapılmış bir icra takibi bulunmadığından kötüniyet tazminatı şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacının .....Şubesi'ne ait keşidecisi .... olan .......seri nolu 30/11/2021 tarihli 100.000,00 TL bedelli çek yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitine, ödenmiş çek bedeli olan 100.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; dava dilekçesinde dava konusu çekin davacı şirkete ulaşmadığının belirtildiğini, fiili hakimiyeti altına girmemiş bir kıymetli evrakın rıza dışında elden çıktığının beyan edilerek istirdadının istenilmesinin haksız olduğunu, dava konusu çek ile ilgili olarak çek keşidecesi dava dışı şirket aleyhine Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/125063 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, keşideci tarafından icra takibine itiraz edildiğini ve Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/165 E.-2022/462 K. sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiğini, bu karar ile müvekkilinin hak sahibi olduğunun anlaşılması üzerine dava dışı keşideci tarafından borcun haricen ödendiğini ve haricen tahsil beyanı ile kapatılan icra dosyasına konu çekin keşideci şirket yetkilisine tutanak karşılığı elden teslim edildiğini, dava konusu çekin müvekkilde olmaması nedeniyle müvekkili hakkında açılan davanın konusuz kaldığını, müvekkili hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, mahkemece ispat yükünün tayininde hata edildiğini, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, müvekkilinin yetkili hamil olması için ciro silsilesinde yer alan imzaların gerçek cirantalara ait olup olmadığını tahkik zorunluluğu bulunmadığını, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olmasının yeterli olduğunu, dava konusu çekte mevcut ciro silsilesinde bir kopukluk bulunmadığını, davacının müvekkilinin çeki iktisabına kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunu ispat edemediğini, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin haksız olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Dava, 6102 sayılı TTK m. 792 hükmüne istinaden açılan çek istirdadı istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şeklî anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddî hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır (Kendigelen, Abuzer: Çek Hukuku, İstanbul 2019, s. 237-238). İstirdat davası olarak nitelenen bu dava, özü itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası niteliğindedir. Medenî hukukta bu dava gasp, çalınma veya zayi hâllerinde sadece kötü niyetli değil, iyi niyetli hamile karşı da açılmakta ise de, kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama getirilmiş ve aynî haklardaki genel prensipten ayrılmak suretiyle, söz konusu davanın yalnızca kötü niyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu tür davalarda, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir (Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2000, s. 294). Bu kapsamda yukarıda anılan kanunî düzenleme, emre yazılı çeklerle ilgili olarak, hâmile yazılı senetlere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 990. maddesine paralel bir koruma sağlamakta olup bahse konu maddeye göre, “Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.” Ancak hâmilin çeki kötü niyetle iktisap ettiği veya iktisabında ağır kusuru bulunduğu takdirde iade davası açılabilecektir. 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesinde belirtilen kötü niyetten maksat, senedin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıktığını bilmek veya bilebilecek durumda bulunmaktır. Ağır kusur ise, senedin iktisabında olağan özenin gösterilmemesini ifade eder. Yine, 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa...” ibaresi, çekin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıkmış olmasını, yani çalınmasını, tehdit ya da hile ile alınmasını, kaybedilmesini veya rıza ile fakat devri sakatlayan hukuki olgularla elden çıkmasını ifade etmektedir. Ancak çeki çalan veya hile ile hamilinden alan ya da bulan kişinin senedi ciro ile devretmesi hâlinde, bunu bilmeyen ve bilebilecek durumda da olmayan, başka bir deyişle kötü niyetli ve ağır kusurlu bulunmayan yeni hâmil korunur. Bu tür davalarda, çekin önceki hâmilin elinden rızası hilafına çıkarak yeni hâmil tarafından kötü niyet veya ağır kusur ile iktisap edildiği iddiasını ispat külfeti davacıya ait olup anılan olgular tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir (Bkz. Yargıtay HGK'nın 06/04/2021, E. 2017/11-159, K. 2021/417 tarih ve sayılı kararı). Öte yandan 6102 sayılı TTK m. 788 (1) hükmü uyarınca, emre yazılı veya belirli bir kimse lehine düzenlenen çek, ciro ve teslim yolu ile devredilebilir. Emre yazılı senetlerin devri iki tasarruf işleminin bir arada yapılması ile gerçekleşir. Bu işlemlerin birincisi senedin ciro edilmesi, ikincisi de buna ek olarak senedin zilyetliğinin devralana geçirilmesidir. Dolayısıyla, kambiyo senedinde mündemiç hakka sahip olmak için senet üzerindeki zilyetlik zorunludur. TTK'nın 790. maddesinde ise "Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır" düzenlemesi bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; dava konusu çekin lehtarı davacı Şirket olup, davacı vekilince dava dilekçesinde açıkça çekin keşidecisi tarafından müvekkili şirkete iletilmek üzere tam unvanını bilmedikleri ... İnşaat firması yetkilisine teslim edildiğin ve çekin müvekkili şirkete ulaşmadan kaybolduğu ileri sürülmüştür. Buna göre davacı Şirket zilyetliğini devralmadığı çekten mündemiç hakka sahip olmayacağından dava konusu çekin yetkili hamili olarak kabul edilmez. Dava konusu çekin yetkili hamili olduğunu kanıtlayamayan davacı çekin istirdadını talep edemeyeceğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, çek istirdadı davasında ispat yükünün davacı üzerinde olduğu gözetilmeksizin ispat yükü ters çevrilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda yukarıda gerekçelendirilen yönden hukuka aykırılık bulunduğundan, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-2 hükmü uyarınca, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçelerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde yeniden esas hakkında karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: I-) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararın KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK m. 353(1)-b-2 hükmü gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre; 1-) Davacı tarafından davalı aleyhine açılmış bulunan DAVANIN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilâm harcının 1.707,75 TL peşin harçtan MAHSUBUNA, fazla alınan 975,75 TL harcın talebi halinde davacıya İADESİNE, 3-) İlk derece yargılaması esnasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-) Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-) Taraflarca yatırılan gider/delil avansından arta kısmın 6100 sayılı HMK'nın m. 333, HMK Yönetmeliğinin m. 207/1 ve HMK Gider Avansı Tarifesinin m. 5 hükümleri uyarınca ilgilisine İADESİNE, II-) İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye GELİR KAYDINA, (179,90 TL+1.527,85 TL) 1.707,75 TL peşin istinaf karar ve ilâm harcının talep halinde ilk derece mahkemesinde istinaf kanun yoluna başvuran davalıya İADESİNE, III-) İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından istinaf başvurusu aşamasında yapılan 492,00 TL istinaf başvuru harcından ibaret yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, IV-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, V-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca işbu kararın kesin olmaması nedeniyle Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi uyarınca Dairemizin kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ KANUN YOLU AÇIK olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 02/04/2026