İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacılar vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ... ...'in 2016 yılında kurulan, dünyanın ikinci el ... alma ve satma platformlarından ....com'un yaratıcısı olan Meksika merkezli bir şirket olduğunu, müvekkilinin "..." markasının ülkemizde diğer bir müvekkili olan ... ... Otomotiv ... Danışman…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1346 Esas KARAR NO: 2025/1742 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 04/05/2023 NUMARASI: 2022/138 E. - 2023/102 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : Davacılar vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ... ...'in 2016 yılında kurulan, dünyanın ikinci el ... alma ve satma platformlarından ....com'un yaratıcısı olan Meksika merkezli bir şirket olduğunu, müvekkilinin "..." markasının ülkemizde diğer bir müvekkili olan ... ... Otomotiv ... Danışmanlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından taraflar arasındaki 15/10/2021 tarihli münhasır lisans sözleşmesi uyarınca kullanıldığını, müvekkilinin dünya çapında çok sayıda ülkede tescilli "..." markalarının, TPMK nezdinde de tescilli sahibi olduğunu, ancak hal böyle iken TPMK nezdinde 2019/28704 sayı ile tescilli "... ...&..." ibareli markanın 35.sınıfta davalı adına tescil edildiğini, davalı şirketin ilgili sınıftaki marka tescili nedeniyle, tescilli markasını ülkemizde tescil ettirmek isteyen müvekkiline kötü niyetli bir şekilde zorluk çıkarmak amacında olduğunu, sahip olduğu marka hakkını kötüye kullandığını ve müvekkili aleyhine davalar açarak tamamen kötü niyetli bir şekilde hareket ettiğini iddia ederek, davalı adına 2019/28704 sayı ile tescilli "... ... &..." ibareli markanın 35.sınıf yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile, TPMK nezdinde 2019/28704 sayı ile tescilli "... ... &...+ŞEKİL" ibareli markanın müvekkili adına tescilli olduğunu, bu marka tescilinin yanı sıra müvekkili şirkete ait bir çok marka başvurusunun da kurum nezdinde tescilinin sağlandığını, müvekkilinin ..., kara taşıtları alım satım hizmetleri dahil olmak üzere birçok alanda uzun süredir faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin "..." esas unsurlu markasının tescilini 2019 yılı içerisinde gerçekleştirdiğini, müvekkilinin bu tarihten itibaren markayı kesintisiz bir şekilde aktif olarak kullandığını, "..." ibaresinin müvekkilinin soy isminden geldiğini, tarafından kullanımlarına bakıldığında ise "..." markasının Türkiye'deki ilk kullanımlarının 2021 yılı olduğunu, bu durumun "..." ibaresi üzerinde müvekkilinin yalnızca öncelikle tescile değil aynı zamanda önceki tarihe dayanan kullanıma da sahip olduğunu açıkça gösterdiğini, davacının iddialarının mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Davacılar ayrıca davalı tescilinin kötü niyetli olduğunu iddia etmiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun m.6/9'da kötüniyetli marka tescilinin nispi red nedeni ve hükümsüzlük sebebi olduğu açıkça düzenlenmiştir (SMK m.25/1). Kötü niyetin varlığını tespit konusunda genel bir kriter yoktur. Her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılır. Kötü niyetin somut delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda tescilin kötü niyetli olduğu hususu iddia edence ispatlanması gereken bir durumdur. Kanun koyucu mevcut hükümde kötüniyetten söz etmekle birlikte, marka hukukunda bu kavramdan ne anlaşılması gerektiğine ilişkin bir açıklama yapmamıştır . Bu nedenle, SMK m. 6/9 hükmü ile TMK m.2/2'nin birlikte ele alınması gerekmektedir. TMK'nın 2/2'inci maddesindeki hüküm, hakkın kötüye kullanılmasını yasaklamaktadır. Bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesinde ölçüt, dürüstlük kuralı ve normun amacıdır. Söz konusu kavramın marka hukukundaki görünümü ise; bir kimsenin bir işaret/marka üzerindeki hakkın, haklı bir sebep olmaksızın, hakkın kendisine verdiği yetkiyi aşarak kanun koyucunun kendisine tanımadığı bir amaca ulaşmak istemesidir. Marka hukukunda kötüniyet, tescil talebi aşamasında var olabilir veya tescil aşamasında var olmamakla birlikte sonradan markadan doğan kullanım veya talep haklarının kötüye kullanılması şeklinde ortaya çıkabilir. Öğretide ve uygulamada marka hakkının kötüye kullanılmasının ortaya çıkış şekilleri, “engelleme markaları", "tuzak markaları", “spekülasyon markaları", “vekil markaları", “savunma markaları", “ihtiyat markaları”, “tekrarlama markaları", “hileli markalar", “serbest işaretlerin kötü niyetle tescili", “kamu düzenine ve ahlaka aykırı markalar", “internette marka hakkının kötüye kullanılması", “markadan doğan talep ve dava haklarının kötüye kullanılması” şeklinde örnek olarak sıralanmaktadır. Kötü niyetli olarak tescil ettirildiği iddia edilen markanın, iddiada bulunan tarafa ait marka ile birebir aynı olup olmadığı, markanın özgünlüğü ve ne derece yaratıcı ve ayırt edici olduğu, taraflar arasındaki ticari İlişki, markanın piyasadaki konumu ve bilinirliği, tarafların faaliyet alanları, diğer markadan habersiz olarak tesadüfen tescil ettirilmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, tescilin diğer markanın tanınmışlığından ve ayırt edicilik gücünden, reklam değerinden haksız yararlanmaya yönelik olup olmadığı, asıl markanın asli ve tali unsurlarının birebir tescil edilip edilmediği gibi hususlar dikkate alınarak bir sonuca ulaşılacaktır. Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin resmi internet sitesinden alınan ticaret sicil kayıtlarına göre, davalı şirketin ilk defa 20/03/2019 tarihinde "... ... Ve ... Hizmetleri Sanayi Ticaret Anonim Şirketi" unvanı ile kurulduğu, faaliyet alanınında araç kiralama işinin de bulunduğu, sonra nevi değiştirerek limited şirketine dönüştüğü, 13/07/2021 tarihli ticaret sicil gazetesinde otomotiv ibaresinin de eklenerek unvan değişikliğine gidildiği görülmüştür. Somut olay bu bilgiler ışığında değerlendirildiğinde; davalı şirketin unvanında baştan beri "..." ibaresinin mevcut olduğu, unvana uygun şekilde marka olarak da tescilinin yapıldığı, "..." ibaresinin Türkçe bir kelime olup, tescil tarihi itibariyle davacıdan haberdar olarak veya bilinirliğinden yararlanmak amacıyla tescil edildiği sonucuna varmanın mümkün görülmediği ve yukarıda belirtilen kötü niyetli tescil için aranan olguların varlığının ispatlanamadığından," Davacıların davasının REDDİNE karar verilmiştir. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; -bilirkişi raporunun, marka vekili ve aynı zamanda avukat olan Sayın ...tarafından hazırlandığını, tanınmışlık iddiaları için, içerisinde bir sektör bilirkişisinin de bulunduğu bir heyet oluşturulması talep edildiğini, içerisinde sektör bilirkişisi olmayan bilirkişi kurullarının düzenlediği bilirkişi raporlarının “denetime elverişsiz” ve “gerekçesiz” olmaları sebebiyle ilgili yargı kararları bulunduğunu, içerisinde sektör bilirkişinin de bulunduğu bir heyetin atanarak yeni bir rapor tanzim edilmesi gerektiğini, -İlk derece mahkemesinin, gerçek hak sahipliğine ilişkin değerlendirmeyi, Türkiye’de kullanım şartına bağlı olarak yaptığını, oysa, SMK’nın 6/3maddesinde, “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir” denilmekte olup, gerçek hak sahipliği ilkesi ülkesel olmadığını ve SMK’nın 3. maddesi uyarınca, “...” markasını yurtdışında tescil ettiren ve bu markayı Türkiye dâhil pek çok ülkede kullanan müvekkili şirketin, SMK’nın gerçek hak sahipliği ilkesinden faydalanmasının, müvekkili şirketin marka üzerindeki haklarının ülkemizde de korunması gerektiğini, doktrinde de aynen “gerçek hak sahipliği nedeniyle hükümsüzlük kararı verilebilmesi için marka sahibinin mutlaka Türkiye’de bulunması ve Türkiye’de satış yapması gerekmemektedir.” şeklinde ifade edildiğini, Müvekkili ... ... şirketinin, Meksika menşeili olup, 2016 yılında faaliyetlerine başladığını, ikinci el ... alma ve satma üzerine faaliyet gösterdiğini, Müvekkilinin “... markasının ilk tescilinin Meksika’da 25.08.2016 tarihinde 9/ 35/ 38. sınıflarda, “....com” markasının ilk tescilinin ise 06.07.2018 tarihinde 9/ 35/ 37/ 38. sınıflarda yapılmdığını, Müvekkilinin “...” markalarının dünya çapında da tescilli olup, müvekkilinin 2018’den başlayarak marka başvurusu ve tescillerinin bulunduğu ülkeler arasında Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, Venezuela, Avrupa Birliği, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya, Hindistan, Endonezya, Vietnam, Kuveyt, Katar, Singapur, Tayland gibi pek çok ülke yer aldığını, müvekkilinin “...” markasının ikinci el araç alım satım sektöründe yaratıcısı ve gerçek hak sahibi olduğunu, tüm bu deliller karşısında salt markanın Türkiye’de kullanılmaması sebebiyle davacının gerçek hak sahibi olmadığı yönünde karar verilmesinin hatalı olduğunu,-taraflarınca dosyaya sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan mütalaada da belirtildiği üzere, SMK’nın 6/4 maddesinin uygulama alanı bakımından, markanın Türkiye’de tescilli olması veya fiili olarak kullanılması gerekmediğini, zaten söz konusu maddenin amacının da ilgili ülkede tescili ve kullanımı olmasa dahi tanınmış olan bir markaya koruma sağlanması olduğunu, Türkiye’de tescilli olan markalar bakımından zaten SMK 6/1 ve 6/5 hükümleri gerekli korumayı sağladığını, sunulu kararlarda da açıkça “bir markanın tanınmış marka olabilmesi için menşe ülkede tanınmış olması yeterli olup ülke dışında tanınmış olmasının şart olmadığı” belirtildiğini, tanınmışlık olgusunun, hükümsüzlüğü talep edilen markanın başvuru tarihinden önceye ilişkin olması gerektiği de gerekçeli kararda belirtilmiş ise de, sunulan mütalaada da açıklandığı üzere tanınmışlık olgusunun aranacağı zaman ile delillerin tarihleri arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını, yani delillerin tarihlerinin başvuru tarihinden önce olması gerekmediğini, bu tarihten sonraki tarihli delillerin de bu tarihten önceki durum için bir fikir vereceğini, dosyada, 20.03.2019 tarihinden önceki tanınmışlığı destekleyen deliller de bulunduğunu, 25.08.2016 ve 06.07.2018 tarihli Meksika, 13.11.2018 tarihli Arjantin, 22.11.2018 tarihli Brezilya, 08.11.2018 tarihli Şili, 21.11.2018 tarihli Kolombiya, 06.11.2018 tarihli Peru ve 19.02.2019 tarihli Venezuela’daki "..." ve “....COM” tescilleri, müvekkilin markasının özellikle menşe ülkesinde ve Güney Amerika ülkelerinde son derece yaygın olarak kullanıldığını ve tanındığını gösterdiğini, sosyal medya hesaplarında da (Facebook ve Instagram) 2016 yılından bu yana araç alım-satımına ilişkin faaliyetlerinin tanıtımını yaptığını, 2016-2019 yılları arasında Facebook’a verdiği reklamlarla markasının tanıtımı için çaba sarf ettiğini, “...” markasının SMK madde 6/4 kapsamında Paris Sözleşmesine göre tanınmış bir marka olduğu sonucuna varıldığını, dosyaya bu konudaki tüm delilleri ibraz ettiklerini, “...” markası tanınmış bir marka olup, somut olayda SMK 6/4 kapsamında tüm koşulların oluştuğunu,-Davaya konu 2019 28704 sayılı “... ...&...” ( ) markasının esas unsuru ...” olduğunu benzer markalar olduğunu, müvekkilinin, ikinci el araç alım-satımı faaliyetleri sürdürmekte, bu faaliyetler için internet sitesi aracılığıyla online pazaryeri sağlamakta, satışa sunulacak araçların ekspertiz, onarım ve bakımlarını gerçekleştirmekte, uzatılmış garanti ve yol yardım hizmeti vermekte, ayrıca anlaşmalı olduğu kredi kuruluşları aracılığı ile veya ilgili ülkede mevzuatın elverdiği ölçüde kredi işlemlerini bizzat yürütmekte olduğunu davaya konu markanın kapsamındaki 35. sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri; Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Motorlu kara taşıtları (motosikletler, mobilet dahil) ve bu taşıtlar için motorlar, kavramalar ve transmisyon bağlantıları, transmisyon kayışları ve zincirleri, dişliler, frenler, fren disk ve balataları, şasiler, kaportalar, süspansiyonlar, darbe emiciler, şanzımanlar, direksiyonlar, jantlar. Bisikletler ve bunların gövdeleri, gidonları, çamurlukları; Taşıt kasaları, damperli kasalar, traktör römorkları, frigorifik kasalar, römork bağlantıları; Taşıt koltukları, koltuklar için baş dayanakları, emniyetli çocuk koltukları, koltuk kılıfları, araç örtüleri (aracın şeklini almış), güneşlikler; Sinyaller ve yön sinyalleri için kollar, taşıt camları için silecekler, silecek kolları; Taşıtlar için iç ve dış lastikler, tubles lastikler, lastik tamir takımları, taşıt lastikleri için yamalar, kaynak yamalar, taşıt lastikleri için supaplar; Taşıt camları, emniyetli taşıt camları, taşıtlar için dikiz aynaları ve yan aynalar; Patinaj zincirleri; Taşıtlar için portbagajlar, bisiklet ve kayak taşıyıcıları, seleler; Lastik şişirme pompaları; Taşıtlar için hırsız alarmları, kornalar, Yolcular için emniyet kemerleri, havalı yastıklar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” ve 39. sınıftaki “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri; ... parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri; Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri” tanınmış “...” markasının kullanıldığı hizmetlerle aynı/benzer/ilişkili olduğunu özellikle, online pazar yeri sağlama hizmetleri ile 12. sınıftaki malların satış hizmetleri doğrudan müvekkilinin faaliyet alanına girdiği gibi, araç alım-satımı ve araç kiralama, taşımacılık, ... parkları hizmetleri gibi hizmetler birbirleriyle yakından ilişkili olan ve aynı marka altında bir şirket tarafından aynı anda sunulabilen hizmetler olduğunu, -Davalının, “...” ibareli bir markayı diğer hizmetlerin yanı sıra müvekkilinin faaliyet alanına giren hizmetlerde de yani bir diğer deyişle markanın temel fonksiyonlarına uygun olarak kullanımını amaçlamaksızın tescil ettirdiğini ve bu markayı kötü niyetli bir şekilde müvekkiline karşı bir silah olarak kullandığını, davalının kullanmadığı mal ve hizmetler üzerinde markasını tescil ettiren marka sahibinin, o mal ve hizmetler üzerinde markasını tescil ettirmek/kullanmak isteyen kişilerden para tahsil etmeye çalışması, onları kendisiyle lisans sözleşmesi veya tek satıcılık sözleşmesi yapmaya zorlaması, ihtarname göndermesi vb. davranışları, bu markanın tescil aşamasında kötü niyetin bulunduğunu ve dolayısıyla markanın kötü niyetli bir tuzak markası olduğunu gösterdiğini, davalı şirketın, ilgili sınıfta içerisinde ... ibaresi geçen (ancak hiçbir şekilde otomotiv/araç alım-satım sektöründe kullanmadığı) tescilli bir markaya sahip olması nedeniyle, sektöründe tanınmış olan “...” markasını ülkemizde kullanmak ve tescil ettirmek isteyen müvekkiline kötü niyetli bir şekilde zorluk çıkarmakta, sahip olduğu marka hakkını kötüye kullanarak, müvekkilinden haksız bir şekilde para tahsil etmeye çalışmakta, ihtarname çekip, müvekkiline dava açarak ve tedbir talebinde bulunarak, tamamen kötü niyetli bir şekilde hareket etmekte olduğunu, davalının, ... ..., otomotiv/araç alım-satımı sektöründe hiçbir faaliyeti bulunmamasına rağmen, ticaret unvanını değiştirerek, unvanına Otomotiv kelimesini eklediğini, şirketin ... ... ve ... Hizmetleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi şeklindeki unvanı ... ... ve ... Hizmetleri Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi olarak değiştirildiğini,-... ...'in ayrıca, yine taraflar arasında müzakereler devam ederken, otomotiv/araç alım-satımı sektöründe hiçbir faaliyeti bulunmamasına rağmen, ..., ... CAR, ... ..., ... OTOMOTİV, ... İKİNCİ EL, ... PLUS +, ... PLAZA, ... AUTO, ... GROUP, ... ... ibareli ve doğrudan müvekkilinin faaliyet gösterdiği sınıflarda yani motorlu taşıtların yer aldığı 12. sınıfta, bu taşıtların satış hizmetlerinin yer aldığı 35. sınıfta ve bu taşıtların kiralanması hizmetlerinin yer aldığı 39. sınıfta yeni başvurular yaptığını itiraz sonucu başvurulardan bazılarının reddedildiğini, -müvekkili ... ...'in ayrıca “...” markası altında, Meksika ve Brezilya milli futbol takımlarının da sponsoru olup, ayrıca Arjantin milli futbol takımının da dijital sponsoru ve dünyaca ünlü ... 1 yarış pilotu olan Meksikalı ...’in de sponsorlarından biri ve ünlü yarışçının kaskında “...” markası yer aldığını. Meksika liginde profesyonel bir beyzbol takımı olan Diablos’un da resmi sponsoru olduğunu, Davalının da esasen ... alım satımı sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin spor alanlarındaki bu reklam ve pazarlama faaliyetlerini de dikkate alarak, diğer kötü niyetli başvurularının yanında bir de ... ... markası için başvuruda bulunduğunu, Davalının, müvekkili ile aralarında sulh müzakereleri devam ederken bir anda şirket unvanına OTOMOTİV ibaresini ekleyip, sonra da müvekkilinin faaliyetlerine ilişkin bu başvuruları yapmasının, müvekkiline karşı dava açıp ihtiyati tedbir talep etmesinin ve ayrıca kavakotomotiv.com.tr alan adını tescil ettirerek, sahte ilanlarla ikinci el otomobil alım-satımı yapıyormuş izlenimi yaratmasının (ki ... ...’in yetkilisi, yapılan görüşmede Autopia Otomobil Alışveriş Merkezinde bir şubesi olduğunu belirtmiş ancak yapılan kontrollerde ve söz konusu AVM’nin internet sitesinde yapılan e-tespitte ... ...’e ait bir şube bulunmadığı görülmüştür) tesadüf ya da iyi niyetli bir ticari gelişme olmadığı, tamamen müvekkilini engelleme, marka ticareti yapma amacına yönelik kötü niyetli girişimler olduğunu, hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru tarihi olan 20.03.2019 tarihinden önce “...” ve “....com” markaları için Paris Sözleşmesi’ne taraf 7 ayrı ülkede (Meksika, Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, Peru ve Venezuela’da) marka tescil başvuruları yapılmış ve işbu markalar özellikle Güney Amerika ülkelerinde tanınmış marka haline gelmiş olduğunu, İkinci el araç ticaretinde faaliyet gösterdiğini iddia eden davalının işbu iddiasının gerçek olduğu bir an için bile kabul edilse dahi, diğer ülkelerdeki tescilli markaları bilmediğini iddia ederek, işbu davaya konu markasını Türkiye’de tescil ettirmiş olması kötü niyetinin bir diğer göstergesi olacağını bu nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; marka hükümsüzlüğü veya marka tecavüzüne dair davalarda alınacak bilirkişi raporlarında sektör bilirkişisinin bulunma zorunluluğu olmadığını, dosyaya sunulan hiçbir delilin müvekkili şirketin markasının başvuru tarihinden öncesine ait olmadığını, dosyada bir sektör bilirkişi yer almış olsa dahi delillerin tarihlerinin önemi marka vekili bilirkişi tarafından tespit edileceğini, Davacı tarafların müvekkili şirketten önce Türkiye’de faaliyette olmadığını, “ülkesellik prensibinin” gerçek hak sahipliğinde geçerli olmadığının iddia edildiğini, SMK 6/3 kapsamındaki değerlendirmede de ülkesellik prensibi gözetilecek ve buna göre değerlendirme yapılacak olduğunu, müvekkili tarafından ilk kullanımının 20.03.2019 tarihinde gerçekleştirildiğini, 2019/28704 numaralı müvekkili markasının başvuru tarihi 20.03.2019 tarihi olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin ticaret sicil kaydı incelendiğinde 20.03.2019 tarihinde müvekkil şirketin “...” esas unsurlu ticaret unvanı ile kurulduğunu, davacının Türkiye’de gerçekleştirilen ilk marka başvurusunun tarihinin 25.02.2020 olduğunu, Davacı taraf markasının Türk Medyasında ilk defa yer almasının ise yine davacı tarafın EK 1.10 olarak sunduğu internet sitesi haberlerinden görüleceği üzere Haziran 2021 tarihinde olduğunu, lisans sözleşmesinin tarihi de 15.10.2021 tarihi olduğunu, müvekkilinin tescil başvurusunda bulunduğu tarihte (20.03.2019) davacı taraflarca “...” ibaresi ile Türkiye’de hiçbir kullanım yapılmadığı gibi yurtdışındaki kullanımların Türkiye’ye yansıdığına ilişkin hiçbir veri de bulunmadığını, tanınmışlık bir kenara, ilgili tarihte davacıya ait ... kullanımlarının Türkiye’de herhangi bir kitle tarafından bilindiğine dair bile dosyada veri bulunmadığını, “Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin resmi internet sitesinden alınan ticaret sicil kayıtlarına göre, davalı şirketin ilk defa 20/03/2019 tarihinde "... ... Ve ... Hizmetleri Sanayi Ticaret Anonim Şirketi" unvanı ile kurulduğu, faaliyet alanınında araç kiralama işinin de bulunduğu, sonra nevi değiştirerek limited şirketine dönüştüğü, 13/07/2021 tarihli ticaret sicil gazetesinde otomotiv ibaresinin de eklenerek unvan değişikliğine gidildiğini, davalı şirketin unvanında baştan beri "..." ibaresinin mevcut olduğunu, unvana uygun şekilde marka olarak da tescilinin yapıldığını, "..." ibaresinin Türkçe bir kelime olup, tescil tarihi itibariyle davacıdan haberdar olarak veya bilinirliğinden yararlanmak amacıyla tescil edildiği sonucuna varmanın mümkün görülmediği ve yukarıda belirtilen kötü niyetli tescil için aranan olguların varlığının ispatlanamadığını, müvekkilinin marka ibaresini soyadından yola çıkarak oluşturduğunu, müvekkilinin bilmediği hiç duymadığı ve Türkiye pazarına gelip gelmeyeceği belli olmayan bir markayı engellemek amacıyla marka tescili gerçekleştirmiş olamayacağından davacı taraf iddialarının hiçbir şekilde kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi tarafından tüm deliller incelendiğini ve müvekkili şirketin tescilinden önce Türkiye’de davacı tarafça hiçbir kullanım yapılmadığının isabetli şekilde tespit edildiğini, Davacı tarafların istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalı şirket adına tescilli 2019/28704 sayılı “... ...&...” markasının 35 ve 39. sınıflardaki bir takım hizmetler (35. sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri; müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Motorlu kara taşıtları (motosikletler, mobilet dahil) ve bu taşıtlar için motorlar, kavramalar ve transmisyon bağlantıları, transmisyon kayışları ve zincirleri, dişliler, frenler, fren disk ve balataları, şasiler, kaportalar, süspansiyonlar, darbe emiciler, şanzımanlar, direksiyonlar, jantlar.Bisikletler ve bunların gövdeleri, gidonları, çamurlukları; Taşıt kasaları, damperli kasalar, traktör römorkları, frigorifik kasalar, römork bağlantıları; Taşıt koltukları, koltuklar için baş dayanakları, emniyetli çocuk koltukları, koltuk kılıfları, araç örtüleri (aracın şeklini almış), güneşlikler; Sinyaller ve yön sinyalleri için kollar, taşıt camları için silecekler, silecek kolları; Taşıtlar için iç ve dış lastikler, tubles lastikler, lastik tamir takımları, taşıt lastikleri için yamalar, kaynak yamalar, taşıt lastikleri için supaplar; Taşıt camları, emniyetli taşıt camları, taşıtlar için dikiz aynaları ve yan aynalar; Patinaj zincirleri; Taşıtlar için portbagajlar, bisiklet ve kayak taşıyıcıları, seleler; Lastik şişirme pompaları; Taşıtlar için hırsız alarmları, kornalar, Yolcular için emniyet kemerleri, havalı yastıklar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” ve 39. sınıftaki “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, tur düzenleme, seyahat için yer ayarlama, seyahat ile ilgili bilet sağlama, kurye hizmetleri; ... parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri; Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri”) bakımından kısmen hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.Dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken SMK'nın 25/1. maddesinde markanın hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1, gerçek hak sahipliği iddiasına dayalı 6/3, davacının ''...'' markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olduğu iddiasına dayalı olarak SMK'nın 6/4 ile kötüniyet iddiası ile SMK'nın 6/9 maddelerine dayalı olarak davalı adına tescilli 2019/28704 sayılı “... ...&...” ibareli markanın hükümsüzlüğünün talep edildiği görülmüştür. SMK kapsamında hangi hâllerde kötüniyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiş olup Yargıtay içtihatları kapsamında kötüniyetli marka başvurusunun; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlandığı görülmektedir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötüniyetin varlığında önem kazanmakta olup gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescil için başvuruda bulunan kimse kötüniyetli kabul edilmektedir. Ayrıca markanın sektöründe belirli bir bilinirlik taşıdığı hallerde davalı tarafından tesadüfen seçilip başvuru konusu yapılıp yapılmadığının somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Kural olarak ''ülkesellik ilkesi'' gereğince korumanın yurt içinde yapılacak tescil yolu ile sağlanacağının kabul edildiği, Davacı tarafın ülkemizde tescilli ''...' markasının"...” markasının davacı tarafça ilk tescilinin Meksika'da 25.08.2016 tarihinde 9-35-38. Sınıflarda, ....com Markasının tescilinin ise 06.07.2018 tarihinde 9-35-37-38 sınıflarda yapılmış olduğu, markanın daha sonrasında 2018 yılında Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, 2019 yılında Venezuela, Avrupa Birliği, 2021 yılında Avustralya, S.Arabistan, Bahreyn, Arap Emirlikleri, Rusya, Filipinler, Hindistan, Endonezya, Vietnam, Kuveyt, Katar, Singapur, Tayland'da tescil başvurularının yapıldığı, Türkiye'de ise 25.02.2020 Tarihinde 2020/23993 Başvuru numarası ile tescil işlemine konu edildiği, bu hali ile davalının 2019/28704 numaralı markasından sonra tescil edildiği, buna göre 6/3 kapsamındaki değerlendirmenin 6769 sayılı SMK 6/4. madde uyarınca değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Ülkemizin de taraf olduğu Paris Sözleşmesi ve TRIPS hükümleri dahilindeki bir marka sahibinin Türkiye'de tescilli olmasa dahi ülkemizde ticari faaliyette bulunması koşuluyla öncelik ve üstün hak sahipliği iddiasına dayanması, tanınmışlık halinde de üçüncü kişilerce gerçekleştirilen başvuruya itiraz ve tescil halinde de hükümsüzlük davası açma hakkı mevcuttur. Davacı tarafça ... markasının, davalıdan çok önce dünya genelinde tanıtıldığı, ticari faaliyetlerinde, belgelerinde, web sitesinde markayı aktif olarak kullandığının ileri sürüldüğü, Yabancı ülkede tescilli marka kayıtları, web siteleri, sponsorluklar yönünden markanın kullanımının bulunduğunu ispat yönünden bilirkişi raporunun yeterli olmadığı, Markanın tanınmış olması ülkesellik prensibinin istisnasını oluşturmakla ve davacı tarafça markanın tanınmış olduğu ileri sürülmekle birlikte, bir markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka sayılabilmesi için Türkiye’de ilgili sektördeki kişilerin geneli bakımından tanınmış olduğu ispat edilmesi gerektiği, Davacı tarafın Türkiye'de tescilli markasının davalı markasından sonraki tarihli olduğu, markanın Türkiye'de davalının marka tescil başvurusundan önce kullanıldığına dair delil ibraz edilmediği, Davacı taraf SMK'nın 6/4 maddesi kapsamında tanınmışlık iddiası yönünden de hükümsüzlük isteminde bulunmakla; Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesinin “ Birlik ülkeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından (söz konusu ülkede bu Anlaşma’dan yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen) bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek ülke mevzuatı müsait olduğu takdirde doğrudan doğruya gerekse ilgilinin isteği üzerine ret veya hükümsüz kılmayı taahhüt eder.” şeklindeki düzenlemesi ile tanınmış markanın ülkemizdeki yasal düzenlemelerde ölçütleri tanımlanmamış ise de istikrar kazanan yargı içtihatları kapsamında ele alınan 1999 yılında "WIPO (World Intellectual Property Organization-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) Ortak Tavsiye Kararı" adı altında geliştirilen ölçütler olan; “toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi”, “markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu”, “marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu”, “markanın tesciller veya tecil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü”, “markanın resmî makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları”, “markanın ekonomik değeri” kıstasları nazara alınarak davacı markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olup olmadığı, tescil öncesinde ülkemizde geniş çerçevede sektöründe belirli bir bilinirlik taşıyıp taşımadığı hususlarında sektör bilirkişi marifeti ile inceleme yapılmadan düzenlenen yetersiz incelemeye dayalı bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı gibi internet sitesindeki kullanımlar yönünden ülkesellik ilkesinin tartışılmadığı, ticari defter ve kayıtlar incelerek fiilen kullanılıp kullanılmadığının tespiti ile kötü niyetli yedekleme yapıldığına ilişkin iddiaların da değerlendirilerek sonuca varılması gerekirken bu hâli ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, belirtilen hususlarda ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli şekilde inceleme yapılması için davacının markasının sektördeki tanınmışlığına ilişkin deliller incelenerek sektör bilirkişisinin yer aldığı uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak ticari defter ve kayıtlar incelerek fiilen kullanılıp kullanılmadığının tespiti ile kötü niyetli yedekleme yapıldığına ilişkin iddiaların da değerlendirilerek neticesine göre karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davacılar vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 04/05/2023 tarih, 2022/138 E. 2023/102 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/12/2025