İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili, müvekkili ve dava dışı ... ... Limited Şirketi aleyhine davalı tarafından Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını; davalının bu icra takibinde dava konusu olan 450.000,00 TL bedelli kambiyo senedine dayandığını, i…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1532 KARAR NO : 2026/41 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 06/07/2023 NUMARASI : 2023/179 E. - 2023/524 K. DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili, müvekkili ve dava dışı ... ... Limited Şirketi aleyhine davalı tarafından Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını; davalının bu icra takibinde dava konusu olan 450.000,00 TL bedelli kambiyo senedine dayandığını, işlemiş faiziyle birlikte toplam 680.387,00 TL'lik bir icra takibine muhatap kaldıklarını, müvekkilinin dava dışı şirketin yetkilisi olduğunu, uygulamada çokça rastlandığı üzere, senedin üzerine iki imza attığını, bazen senedin üzerindeki tek imzanın sahteciliği ileriye sürüldüğünde ikinci imzaya ihtiyaç bulunduğunu, bunu sağlamak üzerine müvekkilinin senedin üzerine iki imza attığını, her iki imzayı da şirketin temsilcisi olarak ve şirket namına attığını, ancak davalının imzalardan birinin üzerine şirket kaşesini vurması ile sanki diğer imzanın aval için ya da senede kefalet için müvekkili tarafından atıldığı intibasının yaratıldığını, senedin tek borçlusunun şirket olduğunu, davacı müvekkilinin senetten sorumlu olmadığını belirterek, müvekkili yönünden senetten ve icra takibinden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini, haksız yere takip yapan davalıdan da %20 kötü niyetli takip tazminatı tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili, iddianın doğru olmadığını, şirket kaşesinin şirketin yetkilisi elinde olacağını, müvekkili tarafından şirket kaşesinin kullanılma iddiasının son derece haksız olduğunu, şirket yetkilisi olarak senedi imzalayan davacının ayrıca şahsen borçlu olmak üzere de ikinci imzayı attığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini, davalıdan %20 kötü niyetli dava tazminatının tahsiline karar verilmesini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "senedin üzerinde iki imzanın bulunduğu, imzalardan birinin üzerinde kaşe olduğu, bu imzanın şirketi bağlayıcı olduğu, diğer imzanın üzerinde kaşe bulunmadığı ve sadece şirket yönünden verilen bir senet olsa ikinci bir ikinci imzaya esasen gerekte bulunmadığı, bu nedenle ikinci imzanın kendisine ait olduğu ihtilafsız olan davacının senetteki bu ikinci imza nedeniyle senetten sorumlu olacağı nazara alınarak, davanın reddine karar verilmiş, davalı her ne kadar kötü niyetli dava tazminatı talep etmişse de bunun için mahkemece icra takibinin durdurulmasına ilişkin ya da icra veznesine girecek paranın dava sonuna kadar ödenmemesi için konulmuş bir ihtiyati tedbirin bulunmasının şart olduğu, bu şartın gerçekleşmediği mahkemece verilen bir ihtiyati tedbir kararının bulunmadığı gerekçesi ile,1-DAVANIN REDDİNE, 2-Davalının kötü niyetli dava tazminatı talebinin şartları oluşmadığından dolayı reddine, karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, 15/02/2020 tarihinde şirket yetkilisi sıfatıyla bulunduğu ... Ltd Şti. adına davalının alacaklı olduğu 450.000,00 TL değerindeki senedi şirket adına imzaladığını, ancak senet ödeme vadesinde şirket tarafından ödenmeyince, davalı vekilinin müvekkilini de borçlu göstererek Anadolu 21. İcra Müdürlüğünde ... E sayılı icra takibini başlattığını, müvekkilinin sürecin başında tebligatı aldıktan sonra iyi niyetli olarak davalı ve vekili ile görüştüğünü, bu görüşmenin olumlu geçmesi nedeniyle iyi niyetle itiraz etme gereği duymadığını, buna rağmen davalı vekilinin dosyayı kesinleştirdiğini ve bu durumu düzeltmediğini, müvekkilinin senede iki imza atmış olması nedeniyle borçlu olduğu iddia edilmekle, taraftan 680.387,00 TL lik menfi tespit davası açıldığını, müvekkilinin senede iyi niyetle yan yana ve sıralı olarak iki imza attığını, buradaki amacının imzalarda sorun yaşanmaması ve salahiyetin incelenmesi gerektiğinde netlik oluşması olduğunu, ancak bu durumun davalı tarafından kullanıldığını ve senede ekstra kaşe basılarak müvekkilinin borçlu konuma düşürüldüğünü, senedin ilk hali ve son hali incelendiğinde kaşenin sonradan basıldığının net bir şekilde anlaşılacağını, müvekkilinin aval veren olmak gibi bir amacının bulunmadığını, dosya borcunun şirket dışında müvekkiline yıkılmak istendiği ve bu zamana kadar icra dosyasında şirket adına hiçbir işlem yapılmadığının açık bir komplo olduğunu, şirketin Sultanbeyli'de işleyen aktif bir kafe olup istedikleri zaman borcu temin edebilecekleri durumda olduğunu, müvekkilinin senedi imzalamış ve adres kısmına kaşe basılmışken, senetten de anlaşılacağı üzere imzaların sıralı ve yan yana olduğunu, ayrı ayrı kaşe basmak için yer bırakılmadığını, bu durumun olayın sonradan gerçekleştirilmiş olduğunu ve kaşenin bir şekilde temin edilerek senede basılıp müvekkilinin borçlu yapıldığının açık bir delili olduğunu, zaten bu hususta senedin ilk halini gösteren fotoğrafın ellerinde mevcut olup dosyaya sunulduğunu, ayrıca müvekkilinin davalıya şahsen hiçbir borcu bulunmadığını ve bu konunun davalı tarafından dava sırasında da açıklığa kavuşturulmadığını belirterek red gerekçesine karşı beyanlarını sunduğunu, davanın red gerekçesi incelendiğinde tarafların yaptığı ''kaşenin şirket kaşesi olduğu'' beyanının dikkate alındığını, oysa ki burada tamamen bir yanlış anlaşılma ve eksik işlem olduğunu, zira bu beyandan öncesinde duruşma sırasında önceki beyanlarını tekrar ettiklerini, zabıt tutanağında da bu hususa değinildiğini, yani hiçbir şekilde kaşenin müvekkilin kaşesi olduğunu kabul etmediklerini, buradaki beyanın tamamen yanlış anlaşılma ürünü olduğunu, önceki beyanlarının hiçbirinde de kaşenin kendi kaşeleri olduğuna dair bir beyanlarının olmadığını, beyanlarının kaşenin daha sonra bir matbaacı veya başka bir yolla temin edildiği yönünde olduğunu, açıklanan hususlar dikkate alındığında senedin üzerinde daha sonradan oynama olduğu ve müvekkilinin borçlu yapılmaya çalışıldığı açık bir şekilde anlaşılacağını beyan ederek, yukarıda belirtilen sebeplerle ve HMK m. 355 hükmü gereğince re’sen gözetilecek nedenlerle istinaf incelemesi yapılarak mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkiline olan borcunu vadesinde ödememesi üzerine açılan davanın icra dairesi tarafından kabul edilerek işleme alınan dosyanın işlemde kalmaya devam etmesini, davacının sahibi olduğu ve borç miktarını karşılamaya yeten taşınır, taşınmaz, araçların satışa çıkarılmasını talep ettiklerini, Davacının iyi niyet kuralına uygun hareket etmeyip borcunu ödememesini üstüne bir de davayı açarak yargılama sürecini uzatmaya çalıştığını beyan ederek, İstinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır.İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında alacaklı tarafından borçlular, dava dışı ... ... Limited Şirketi ve davacı aleyhine, 450.000,00 TL., bonoya istinaden kambiyo senedine dayalı icra takibi başlatılmıştır.Davacı, takibe konu bononun, şirket adına imzaladığında yan yana iki imza attığını ve adres bildirilmek üzere bir kaşe basıldığını, senedin ilk halinin dilekçe ekinde olduğunu, daha sonra senedin üzerinde oynama yapılarak senede ekstradan bir kaşe daha tek imzanın üzerine basılarak borçlu yapılmaya çalışıldığını, ikinci halinin de dilekçe ekinde olduğunu belirterek şahsının sorumlu olmadığını ileri sürmektedir.Aval, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 700. maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. Bu kefaleti veren şahsa, aval veren denir (Bozer A. / Göle C.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s. 161). Avalin ne şekilde verileceği TTK’nın 701/1 maddesinde açıklanmıştır. Buna göre aval şerhi, ancak poliçe veya alonj üzerine yazılmasıyla mümkün olur. Aval "aval içindir" veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır (TTK. m. 701/2). Kambiyo senedinden doğan sorumluluğun temini amacıyla, doğal olarak bu teminatın esas alacakla birlikte devredilmesini gerektirir; kambiyo senedini ciro yoluyla devralacak kimsenin de bunu görebilmesi lazımdır (Sengir, T.: Aval Hukuku, Ankara 1967, s.10). Kambiyo senedi dışında verilmiş bir teminatın, aval olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. TTK’nın 700/2. maddesine göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir. Bu şekilde poliçe borçlularından biri lehine aval verilmek suretiyle poliçenin ödenmesi güvence altına alınacağından o poliçenin tedavülü kolaylaştırılmış olur ( Bozer A. / Göle C., s. 161 ).TTK’nın 701/4 maddesine göre, avalin kimin için verildiği belirtilmemişse, keşideci için verildiğinin kabulü gerekir. Poliçenin yüzüne, muhatabın veya keşidecinin imzaları hariç olmak üzere atılan her imza da aval hükmündedir (TTK m. 701/3). Buna göre bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne keşideci tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır. Keşidecinin el yazısıyla atılmış imzasının senedin ön yüzünde ve senet metninin altında bulunması gereklidir. Kanunen keşidecinin imzası yeterli olmakla birlikte keşidecinin kim olduğunun tespiti ve özellikle keşidecinin tüzel kişi olması durumunda keşideci unvanının poliçede yer alması, poliçenin kim tarafından verildiğinin tespiti bakımından önemlidir. Zira, poliçede imzası bulunanın borçlu olarak mı yoksa bir başka kişi adına temsilen veya vekaleten mi poliçeyi imzalamış olup olmadığının tespiti ancak ad ve soyadı veya unvan ile sıfatın belirtilmiş olması ile mümkündür. Poliçe borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların poliçeyi imzalamış olmasına ve usulünce kaşe basılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu durumda, poliçeden doğan sorumluluk doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye aittir.Hemen vurgulanmalıdır ki, şirket yetkilisi tarafından da olsa senede atılan ikinci imza, şirket kaşesi olmadan atılmış ise, burada keşideci sıfatı söz konusu olmayacağından, bu imza aval olarak kabul edilir ve bu imza sahibi borçtan şahsen sorumlu olur. Somut olayda; bonoda keşideci kısmında dava dışı şirketin iki adet kaşesi ve iki adet imzanın bulunduğu, imzalardan birinin kaşe üzerinde olduğu diğerinin açığa atıldığı ve davacının senetteki ikinci imzasının aval veren sıfatıyla atıldığının kabulü gerektiği, dava dilekçesi ekinde senedin ilk halinin fotokopisi var ise de icra takibine konu senette neden kendi şirketine ait kaşenin bulunduğunun açıklanamadığı anlaşılmakla ve davacı tarafından istinafında kaşenin kendi kaşeleri olduğuna dair bir beyanlarının olmadığını, beyanlarının kaşenin daha sonra bir matbaacı veya başka bir yolla temin edildiği yönünde olduğunu ileri sürmüş ise de bu iddianın ispat edilemediği anlaşılmakla mahkemece davanın reddine dair verilen karar yerindedir.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/07/2023 tarih ve 2023/179 E., 2023/524 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026