İSTİNAF KARARININ VERİLDİĞİ TARİH: 10/12/2025 YAZILDIĞI TARİH: 11/12/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/205 Esas 2024/444 Karar sayılı ilamı taraf vekilleri tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle inceleme aşamasında dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ...tarihinde müvekkili ...'in... plakalı aracı ile Kayseri, ..., ...Caddes…
T. C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1846 KARAR NO: 2025/2030 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 29/04/2024 NUMARASI: 2021/205 Esas 2024/444 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ: 17/03/2021 İSTİNAF KARARININ VERİLDİĞİ TARİH: 10/12/2025 YAZILDIĞI TARİH: 11/12/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/205 Esas 2024/444 Karar sayılı ilamı taraf vekilleri tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle inceleme aşamasında dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ...tarihinde müvekkili ...'in... plakalı aracı ile Kayseri, ..., ...Caddesi - ...Caddesi istikametinde seyir halinde iken... Sokak'tan ...Caddesi'ne geçiş yapan davalı ...'in ... plakalı aracı ile seyir halinde iken kendisine yönelik "DUR" levhasına uymayarak kavşağa çıkması sonucu müvekkili ...'in sevk ve idaresindeki ve diğer müvekkili ...'in de yolcu olarak bulunduğu... plakalı araca çarpması neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, davalılardan ...'in, davalılardan ... Ltd. Şti. adına kayıtlı olan ... plakalı aracı kullandığını, kazaya karışan davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın, davalı ... A.Ş. tarafından ... poliçe numaralı ZMSS ile sigortalandığını, ayrıca bu aracın davalı ... A.Ş. tarafından ...poliçe numaralı genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalandığını, kazaya karışan müvekkili ...'in sevk ve idaresindeki... plakalı aracın ise davalı ...A.Ş. tarafından ... poliçe numaralı ZMSS ile sigortalandığını, müvekkili ...'in kaza tarihinde 28 yaşında olup ... Sanayi Bölgesi'nde bir seramik fabrikasında işçi olarak çalışmakta iken kaza sonucunda iş göremezliği nedeniyle iş aktinin sonlandırıldığını, meydana gelen trafik kazası nedeniyle müvekkillerinden ...'in kaşının açıldığını, ayağının kırıldığını, diz kapağının halen kaynamadığını, yeniden ameliyat olması gerektiğini, çalışamadığını, müvekkilinde geçici iş göremezlik zararı meydana gelmiş ancak maluliyetinin halen belirsiz olduğunu, diğer müvekkili ...'in kaza tarihinde 24 yaşında olup ... bölümünü bitirmiş halen ... bölümü öğrencisi olduğunu, meydana gelen trafik kazası nedeniyle müvekkili ...'in ise estetik ameliyatı gerektirecek şekilde yüzünde sabit iz kaldiğini, bu nedenle de ekonomik geleceğinin sarsıldığını, yüzünün eski hale gelmesi için gerekli hastane ve ameliyat masraflarına ilişkin zararlarının olduğunu, yine müvekkilinin ... bölümü öğrencisi olması ile asgari ücret düzeyinin üzerinde ücret alacağının sabit olduğunu, hesaplamada bu hususunda dikkate alınması gerektiğini, davacı müvekkillerinin hastane dosyalarının celbi ile Adli Tıp Kurumu'ndan maluliyet oranının ve iyileşme süresinin tespiti, ekonomik geleceğinin sarsılması ve müvekkili ...'in yüzünün eski hale gelmesi için gerekli hastane ve ameliyat masraflarına ilişkin maddi zararın da hesabının yapılmasının gerektiğini, kaza sonrası meydana gelen yaralanmalar, müvekkillerin yaşı, çalışma şekilleri ve süreç itibariyle müvekkilleri manevi yönden de büyük zarara uğradiğini, iş göremezlik durumu nedeniyle müvekkil ...'in iş akdinin sonlandırıldığını, diğer müvekkili ...'in ise genç bir kadın olması dikkate alındığında yüzündeki iz nedeniyle aynı manevi sıkıntılarla mücadele ettiğini, bu zamana kadar davalılardan kimse müvekkilleri ile ilgilenmediğini ve hatta geçmiş olsun ziyareti ya da telefon araması dahi yapılmadığını belirterek maluliyet nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, zararın henüz belirsiz olması nedeniyle müvekkili ... için şimdilik 500,00-TL maddi tazminatın davalılardan ... A.Ş.'nden (sigorta poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla) başvuru tarihinden (10/08/2020) itibaren avans faizi ile ... A.Ş. dışındaki diğer davalılardan ise kaza tarihinden (...) itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkile ödenmesine, zarar henüz belirsiz olduğundan müvekkili ... için şimdilik 500,00-TL maddi tazminatın davalılardan ... A.Ş. ve ...A.Ş.'nden (sigorta poliçe limiti ile sınırlı kalmak kaydıyla) başvunu tarihinden (10/08/2020) itibaren avans faizi ile ... A.Ş. ve diğer davalılardan ise kaza tarihinden (...) itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak bu müvekkiline ödenmesine, müvekkili ... için 75.000,00-TL manevi tazminatın davalılar ... A.Ş. ve ... A.Ş. dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen kaza tarihinden (...) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak müvekkillere verilmesine, müvekkili ... için 200.000,00-TL manevi tazminatın, davalılar ... A.Ş. ve ...A.Ş. dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen kaza tarihinden (...) itibaren işleyecek yasal faizi ilc birlikte alınarak müvekkillere verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve yetki ilk itirazlarının olduğunu, yeni düzenlemeye göre zarar görenlerin doğrudan dava açma hakkının ortadan kaldırıldığını, dava öncesinde sigorta kuruluşuna başvuru zorunluluğu getirildiğini, başvurunun tam yapılması gerektiğini, davacı tarafça müvekkili şirkete eksik evrakla başvuru yapıldığını, eksik evrakla yapılan başvurunun geçerli olmadığı, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin dava konusu trafik kazası bakımından olası sorumluluğunın, 01/06/2015 tarihinde yapılan değişiklik ile yeniden düzenlenen zorunlu mali mesuliyet sigortası genel şartları uyarınca belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan ... plaka sayılı aracın müvekkili şirket nezdinde 19/09/2019 başlangıç ve 19/09/2020 bitiş tarihli...sayılı ihtiyari mali mesuliyet teminatını havi genişletilmiş kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, dava konusu kazaya ilişkin trafik kazası tespit tutanağında davacı ... kontrolündeki ... plakalı aracın Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 52/1/a maddesinde yer alan "Araçların hızlarını, kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken azaltmamak." kuralını ihlal ettiğini ve bu kapsamda, kusurlu olduğunin tespit edildiğini, talep edilen manevi zarar miktarının fahiş olup, mahkemenin hakkaniyete uygun bir tutar belirlemesinin gerektiğini belirterek müvekkili şirketin sorumluluğu bulunmadığından, haksız ve mesnetsiz talebin reddi ile red sebepli vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ...Limited Şirketi vekilince verilen cevap dilekçesinde özetle; davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, zira davacı tarafın dava şartı olan sigorta şirketine başvuru şartını yerine getirmediğini, işbu yargılama dosyasına da davacıların buna ilişkin herhangi bir evrak ve sair ibraz etmediğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca trafik kazalarından kaynaklanan zarar ve tazminatlar için zarar görenlerin dava açmadan önce ilgili sigorta şirketine başvuruda bulunması gerektiğini, davacının sevk ve idaresindeki... plakalı aracın yol çizgisinden çıkarak müvekkilinin sevk ve idaresindeki ... plakalı araca yolun dışında çarptığını, zira davacının kazaya karışan aracını kontrolsüz ve süratli şekilde kullandığından ötürü kontrolünü kaybettiğini, aracıyla 'S' çizerek kendi şeridinden çıkmak suretiyle müvekkilinin aracına çarptığını, anlatılanların gerçekleştiği esnada müvekkilinin aracını kontrollü olarak yavaşlattığını ve sağını solunu kontrol ederek aracını hareket ettirmeye hazırlanır vaziyetteyken ne yazık ki davacının kontrolsüz ve aşırı hızlı kullandığı aracın müvekkilinin aracına çarptığını ve böylelikle trafik kazasının olduğunu, müvekkilinin yaşanan kazadan dolayı son derece üzüldüğünü, müvekkilinin kusuru olmaksızın istemediği bir şekilde kazanın meydana geldiğini, yaşanan kazanın zaten üzücü bir olay olması hasebiyle müvekkilinin iyiniyetle davacılardan şikayetçi dahi olmadığını, ancak ne yazık ki müvekkilinin iyiniyetine karşın davacıların afaki bir miktar üzerinden maddi ve manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceğini, istenilen miktarların, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile orantılı olması gerektiğini belirterek öncelikle davacı tarafından ikame edilen iş bu davanın ''dava şartı yokluğu'' nedeniyle usulden reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda hukuki dayanaktan yoksun açılan iş bu davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; 2918 sayılı KTK'nun 109 maddesi gereğince zamanaşımı def'inde bulunduklarını, Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca davacıların müvekkili şirkete eksik evrak ile başvuru yaptıklarından dolayı dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, yeni düzenlemeye göre zarar görenlerin doğrudan dava açma hakkının ortadan kaldırıldığını, dava öncesinde sigorta kuruluşuna başvuru zorunluluğu getirildiğini ve başvurunun tam yapılması gerektiğini, davacı tarafça müvekkili şirkete eksik evrakla başvuru yapıldığını, eksik evrakla yapılan başvurunun geçerli olmadığı, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin dava konusu trafik kazası bakımından olası sorumluluğunın, 01/06/2015 tarihinde yapılan değişiklik ile yeniden düzenlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları uyarınca belirlenmesinin gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte; müvekkili şirketin, Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi ve zorunlu mali mesuliyet sigortası (zmms) uyarınca, sigortalısının kusuru ile 3. şahıslara verdiği zararı poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak üzere tazmin etmekle mükellef olduğunu, kusur oranlarının tespiti için hem Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi'nden hem de Karayolları Genel Müdürlüğü fen heyetinden seçilecek kusur konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini belirterek öncelikle zamanaşımı itirazı ve gerekçeli itirazlarının dikkate alınarak haksız açılan davanın reddine, kazaya karışan araç sürücüsünün kusur durumunun tespiti için Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti'nden ve Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi’nden kusur raporu alınmasına; varsa derdest ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılmasına, davacıların maluliyet oranının tespiti için Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi tarafından "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre rapor alınmasına, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tazminat oranı ve miktarının tespiti için, yukarıdaki hususlar tamamlandığında Hazine Müsteşarlığı Aktüerler Sicili’ne kayıtlı aktüer bilirkişiden TRH 2010 Mortalite Tablosu'nda yer alan verilere göre rapor düzenlenerek gerçek zararın tespit ettirilmesine, Aleyhe hüküm kurulacak olması halinde SGK tarafından yapılan yapılacak ödemelerin müvekkili şirketin sorumluluğundan tenziline ve harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin başvurana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davanın Kısmen Kabulü ile Davacı ...'in davalılar ..., ...Ltd. Şti. ve ... A.Ş. hakkındaki maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile 3.501,18-TL geçici iş göremezlik zararı, 630.000,00-TL sürekli iş göremezlik zararı ve 2.250,00-TL SGK tarafından karşılanmayan belgesiz tedavi gideri zararı olmak üzere toplam 635.751,18-TL maddi tazminatın davalı ... A.Ş.'nin geçici iş göremezlik zararı ve SGK tarafından karşılanmayan belgesiz tedavi gideri zararı yönünden ZMMS poliçesinin 390.000,00-TL limitli sağlık/tedavi gideri teminat limiti ile ve sürekli iş göremezlik zararı yönünden ZMMS poliçesinin 390.000,00-TL limitli sakatlık/ölüm teminat limiti ile sınırlı olarak temerrüt tarihi olan arabuluculuk başvuru tarihi 12/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sınırlı sorumlu olması, davalılar ... ve ...Ltd. Şti.'nin ise yukarıda yazılı zarar miktarlarının toplamı olan 635.751,18-TL'nın tamamından trafik kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olmaları koşulu ile adı geçen bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, Davacı ...'in davalılar ... ...Ltd. Şti. ve ... A.Ş. hakkındaki fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin REDDİNE, Davacı ...'in davalı ... A.Ş. yönünden hükmedilen maddi tazminata 10/08/2020 ve/veya 18/08/2020 tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminin reddine, Davacı ...'in davalı ...A.Ş. aleyhine açtığı maddi tazminat davasının REDDİNE, Davacı ...'in davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile aktüer bilirkişinin 07/03/2024 tarihli ek raporunda hesaplanan 2.116.456,47-TL sürekli iş göremezlik zararından TBK'nun 52. maddesi uyarınca taktiren %20 oranında mütefarik kusur indirimi yapıldığında bulunan 1.693.165,17-TL'nın ve 4.778,25-TL SGK tarafından karşılanmayan belgesiz tedavi gideri zararından TBK'nun 52. maddesi uyarınca taktiren %20 oranında mütefarik kusur indirimi yapılarak 3.822,60-TL olmak üzere toplam 1.696.987,77-TL maddi tazminatın davalılar ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin SGK tarafından karşılanmayan belgesiz tedavi gideri zararı yönünden ZMMS poliçelerinin 390.000,00'er TL limitli sağlık/tedavi gideri limiti ile sınırlı olarak buradan karşılanması, sürekli iş göremezlik zararı yönünde ZMMS poliçelerinin 390.000,00'er TL limitli sakatlık/ölüm limiti ile sınırlı olarak buradan karşılanması ve temerrüt tarihi olan arabuluculuk başvuru tarihi 12/10/2020 tarihinde nitibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olmaları, davalı ... A.Ş.'nin yukarıda sözü edilen ZMMS sigortacıları olan davalılar aleyhine poliçe teminat limitleri ile sınırlı olarak hükmedilen maddi tazminattan teminat limitlerini aşan bakiye kısmı için sıralı olarak İMMS (kasko) poliçe teminat limiti olan 100.000,00-TL üzerinden yapılan gareme hesabına göre 75.000,00-TL lik kısmı ile sınırlı sorumlu olarak temerrüt tarihi olan arabuluculuk başvuru tarihi 12/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sınırlı sorumlu olması, davalılar ... ve ...Ltd. Şti.'nin yukarıda yazılı toplam 1.696.987,77-TL miktarlı maddi tazminatın tamamından trafik kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olmaları koşulu ile tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, Davacı ...'in SGK tarafından karşılanmayan belgesiz tedavi gideri zararı ve sürekli iş göremezlik zararına yönelik fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin REDDİNE, Davacı ...'in geçici iş göremezlik zararına yönelik maddi tazminat isteminin REDDİNE, Davacı ...'in davalı sigorta şirketleri yönünden hükmedilen maddi tazminata 10/08/2020 ve/veya 18/08/2020 tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminin reddine, Davacı ...'in manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile bu davacı için taktir edilen 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı ... A.Ş.'nin İMMS (kasko) poliçe teminat limitinden yapılan gareme hesabına göre 12.500,00-TL'lık kısmı ile sınırlı ve temerrüt tarihi olan arabuluculuk başvuru tarihi 12/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sınırlı sorumlu olması, davalılar ... ve ...Ltd. Şti.'nin ise trafik kaza tarihi olan... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte taktir edilen 50.000,00-TL'nin tamamından sorumlu olmaları koşulu ile adı geçen bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, Davacı ...'in ... A.Ş. yönünden hükmedilen manevi tazminata trafik kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminin reddine, Davacı ...'in davalılar ... A.Ş., ... ve ...Ltd. Şti. hakkındaki fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin REDDİNE, Davacı ...'in manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile bu davacı için taktir edilen 120.000,00-TL manevi tazminatın davalı ... A.Ş.'nin İMMS (kasko) poliçe teminat limitinden yapılan gareme hesabına göre bakiye teminat limiti olan 12.500,00-TL lik kısmı ile sınırlı ve temerrüt tarihi olan arabuluculuk başvuru tarihi 12/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sınırlı sorumlu olması, davalılar ... ve ...Ltd. Şti.'nin ise trafik kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte taktir edilen 120.000,00-TL'nın tamamından sorumlu olmaları koşulu ile adı geçen bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, Davacı ...'in ... A.Ş. yönünden hükmedilen manevi tazminata trafik kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi isteminin reddine, Davacı ...'in davalılar ... A.Ş. ... ve ...Ltd. Şti. hakkındaki fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin Reddine, Karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarlarının çok düşük olduğunu, müvekkili ...'in emniyet kemerinin takılı olduğunu, mütefarik kusur indirimi yapılmasının hatalı olduğunu, sigorta şirketine başvurma tarihinin 10/08/2020 tarihi olduğunu, faiz başlangıç tarihinin arabuluculuk sürecinin başladığı tarih olarak kabul edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek verilen kararın kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda yeniden hüküm kurulmasını talep etmiştir. Davalı ... A.Ş vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen hukuka aykırı olduğunu, maluliyet raporunun yetkili merci tarafından düzenlenmediğini, raporun Adli Tıp Kurumundan alınması gerektiğini, bilirkişi tarafından hazırlanan raporda ki iskonto ve rant artırım oranlarının hatalı belirlendiğini, raporu kabul etmediklerini, müvekkili aleyhine hükmedilen tazminattan %20 oranında mütefarik kusur indirimi yapılması gerektiğini, sigortalı araç sürücüsüne izafe edilen kusuru kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirterek verilen kararın kaldırılmasını ve davanın Reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı... A.Ş Vekili İstinaf Başvuru Dilekçesinde özetle; Davanın zaman aşımı geçtikten sonra açıldığını, zaman aşımına yönelik itirazlarını tekrar ettiklerini, bilirkişi raporunun yetkili merci tarafından düzenlenmediğini, ATK 3. İhtisas dairesi tarafından düzenlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının da uzmanlık gerektirdiğini, hazine müsteşarlığı tarafından kabul edilen aktüerya bilirkişisi tarafından rapor düzenlenmesi gerektiğini, poliçe limitinin belirlendiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretinde de poliçe teminat limitine oranlanması gerektiğini, müvekkili şirketin sigortalının kusuru oranında mesuliyeti olduğunu, müvekkiline yüklenen kusuru kabul etmediklerini, talep edilen maddi tazminatların sigorta poliçesi kapsamı dışında olduğunu, tedavi giderleri yönünden SGK'nın sorumluluğunun bulunduğunu belirterek verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, trafik kazasından kaynaklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi gereği cismani zarardan doğan sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı, tedavi giderlerinden oluşan maddi tazmirnat ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56/1.maddesi gereği manevi tazminat istemine ilişkindir. Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/04/2024 tarih 2021/205 Esas 2024/444 Karar sayılı kararı ile trafik kazasından kaynaklı, davacı ... yönünden, sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı ve tedavi giderinden oluşan maddi tazminat davasının; davacı ... yönünden, sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı ve tedavi giderinden oluşan maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine; manevi tazminat davasının kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde davalı ...Aş. (... Aş.) vekili, davacılar vekili ile davalı ... Aş. vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılmıştır. Duruşma açılmasını gerektiren sebepler bulunmadığından HMK'nın 353 ve 355 maddeleri gereğince inceleme ve müzakereler dosya üzerinden yürütülmüştür. A-) Davalı... Aş.(... Aş.)Vekilinin İstinaf Başvurusu Yönünden Yapılan İnceleme; 6098 sayılı TBK'nın 49. maddesi maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin, bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Aynı doğrultuda, 2918 sayılı KTK'nın 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, 6098 sayılı TBK'nın 72. ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı ve miktarları yönünden birbirine paraleldir. 2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 5.6.2015 gün 2014/17-2198 2015/1495 sayılı kararı ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) 2918 sayılı KTK'nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi; “...Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir. Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; trafik kazası neticesinde ceza davası açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde ... plaka sayılı araç sürücüsü davalı ...'in cezalandırılmasına karar verildiği, yapılan eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesi nedeniyle zamanaşamı süresinin kaza tarihi olan... tarihinden itibaren sekiz yıl olduğu, davacı tarafça davanın zamanaşımı süresi içerisinde 17/03/2021 tarihinde açılmış ve 25/12/2023 tarihinde süresi içerisinde ıslah edilmiş olduğu anlaşılmakla, davalı sigorta vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 90. maddesinde “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamındaki tazminatlar bu kanun ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E - 202/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. T.C. Anayasası’nın 153./6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış olup Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği sabittir. Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihli, 2019/40 E-202/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olması nedeniyle, davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK'nın ve 6098 sayılı TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesinin gerekmesi, 6098 Sayılı TBK'nun 54. maddesinde çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile kazanç kaybının, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar ile tedavi giderleri bedensel zararlar kapsamında sayılmış olup, bakıcı giderlerinin de bu kapsamda bulunması, sürücü ve işletenin, zarar görenin bakıcı giderlerinden sorumlu olması nedeniyle, aracın sigortalı olması halinde 2918 Sayılı Yasanın 90. Maddesi gereğince, sigortanın sorumluluğu da TBK hükümlerine göre belirleneceğinden ve tedavi giderleri içerisinde olan bakıcı giderleri de 2918 Sayılı Kanunun 92. Maddesinde sigorta teminatı dışında tutulmadığından, davacının bakıcı giderleri tazminatı, geçici işgöremezlik tazminatı ve SGK. tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, davalı sigorta şirketinden talep edilebilir. SGK. tarafından karşılanmayan tedavi giderleri ile bakıcı giderlerinin sürekli sakatlık-ölüm teminatı kapsamında olduğundan bahisle, üst limitin ödenmesiyle artık SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri ile bakıcı giderlerinin talep edilemeyeceği yönündeki Sigorta Genel Şartlarına atıf yapan kanuni düzenleme Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde, bedensel zarar kapsamına giren zarar türleri örnekseme yoluyla sayılmış olup, Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin uygulamaları gereği geçici işgöremezlik, bakıcı gideri ve SGK sorumluluğunda olmayan (belgesiz) tedavi giderleri de anılan kanun hükmü kapsamında tazmini gereken zararlardandır. 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nca karşılanacak sağlık hizmeti bedellerinin neler olduğu açıklanıp sınırlandırılmıştır. KTK'nın 98.maddesi gereği SGK Başkanlığı'nın sorumlu olduğu sağlık giderleri, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan tıbbi tedaviye ilişkin sağlık hizmet bedellerinden ibarettir. SGK'nın hangi sağlık giderlerinden sorumlu olduğu kanunla belirlenmiş olup, normlar hiyerarşisinde daha altta olan genel şartlar ile kanun kapsamının değiştirilip genişletilemeyeceği aşikardır. (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 31/01/2022 tarih ve 2021/8288 E. 2022/1147 K. sayılı ilamı) Somut olayda, trafik kazasından kaynaklı olarak yaralanan davacıların, geçici işgöremezlik, belgesiz tedavi giderinin SGK'nın sorumluluğunda olan tedavi kapsamı içerisinde olmadığı kanaatine varılmakla, davalı sigorta vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. B-)Davacılar Vekilinin İstinaf başvurusu Yönünden Yapılan İncelemede; Trafik kazası neticesinde cismani zarara uğramış olan davacının kaza tarihi itibariyle mesleği ve geliri tespit edilmelidir. Kişinin herhangi bir işi yoksa, geliri asgari ücret kabul edilerek, raporun hazırlandığı tarihteki net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılacaktır. Eğer kişinin gelirinin asgari ücret üzerinde olduğu, bir başka anlatımla herhangi bir işyerinde çalıştığı ya da bir meslek icra ettiği ve asgari ücret üzerinde bir gelir elde edildiği iddia ediliyorsa bunun ispat edilmesi gerekir. Davacı taraf, asgari ücret üzerinde bir gelir elde ettiğini iddia etmiş ise SGK'dan trafik kazasının olduğu tarihteki ücret ve gelirlerini gösterir tüm belgeler getirtmelidir. Kişi belirli bir iş yerine bağlı olmaksızın belirli bir meslek icra eden kişilerden ise SGK kayıtları olup olmadığı da araştırılarak ekonomik ve sosyal durumu ile ilgili zabıta araştırması yanında o meslek odasından o mesleği icra edenlerin kaza tarihi itibarı ile ortalama ücretleri sorulmalıdır. Trafik kazası neticesinde zarar görmüş olan hak sahiplerinin maddi tazminat bedelleri hesaplanırken, öncelikle hak sahibinin geliri tespit edilir ve bu gelir eğer asgari ücretin üstündeyse Aktüerya bilirkişileri tarafından Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları doğrultusunda öncelikle kaza tarihinden itibaren hesap tarihine kadar ki asgari ücretler tespit edilerek, hak sahibinin geliri asgari ücrete endekslenmek suretiyle bulunan sonuç dikkate alınarak, bilirkişi tarafından hak sahibinin geçici ya da sürekli işgöremezlikten doğan tazminatı hesaplanır. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre, kişinin kaza tarihindeki gelir durumunun davacı tarafça kanıtlanması gerekir. Bunun kanıtlanmaması halinde ise maddi tazminatın hesabında asgari ücretin esas alınacağı kabul edilmektedir. Sadece tanık beyanları ile kazanç tespiti mümkün olmayıp bunun bir takım belge ve kayıtlarla desteklenmesi gerekmektedir. (Yargıtay 17.HD.’nin 2020/2073 E. 2021/1812 K. 23/02/2021 tarihli ilamı) Anayasa Mahkemesi’nin 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı iptal kararı (Resmi Gazete yayınlanma tarihi ...) ile 2918 sayılı KTK'nın 90. maddesinde geçen ve genel şartlara atıf yapan cümle iptal edilmiş olunduğundan davacının gelirinin belirlenmesinde genel şartlardaki usul ve esaslar dikkate alınmayıp, 2918 sayılı KTK'nın 90. maddesi uyarınca bu kanun, 6098 sayılı TBK ve Yargıtay yerleşik uygulamaları dikkate alınarak araştırma yapılarak, davacının geliri tespit edilecektir. Davacının asgari ücretin üzerinde bir gelir elde ettiği tespit edilemediği takdirde Yargıtay yerleşik uygulamaları gereğince davacının geliri olarak asgari ücret baz alınarak, davacının geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı hesaplanacaktır. Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, davacının kaza tarihinde yaptığı işin ve kazancının kesin olarak tespiti için kolluk marifetiyle sosyal ekonomik durum araştırması yaptırılması, SGK Başkanlığı'ndan davacının kazancına ilişkin belgelerin getirtilmesi; davacının yaptığı işin niteliğine göre ilgili meslek odasından emsal ücret araştırması yapılması suretiyle davacının geliri belirlendikten sonra (gelirin net biçimde saptanamaması halinde yasal asgari ücret üzerinden) tazminatın hesaplanması gerekir. Somut olayda, mahkemece davacı ...'in gelirinin tespiti açısından, davacının asgari ücretin üzerinde bir gelir elde ettiğine ilişkin olarak ücret bordrosu dosyaya sunulmuş ve davacının aylık gelirinin, asgari ücretin üzerinde olduğu, davacının aylık gelirinin asgari ücrete endekslenmek suretiyle asgari ücretin 1,3 kata esas alınarak. aktüerya bilirkişisi tarafından net asgari ücret üzerinden davacının geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatının hesapalndığı ve bu aktüerya raporunun hükme esas alınmak suretiyle karar verilmesi doğru görülmüş olup, davacılar vekilinin ve davalı... Aş.(... Aş.) vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, geçici işgöremezlik tazminatı belirlenirken kişinin gelir elde eder ya da edebilecek olması gerekir. Yani fiilen çalışan, ya da çalışarak gelir elde edebilecek olması gerekir. Bu kapsamda, kişiler 18 yaşını doldurması, yani reşit olması ile gelir elde edebileceği kabul edilmiştir. 18 yaşından küçükler için bir gelir elde etmediği için geçici işgöremezlik tazminatı alamazlar. Ancak 16 yaş ve sonrası için fiilen herhangi bir yerde çırak olarak çalıştığı ispatlanması durumunda geçici işgöremediği süre içinde çıraklık ücretinden yoksun kalmış ise geçici işgöremezlik tazminatı alabilecektir. Somut olayda, kazanın meydana gelmiş olduğu ... tarihinde davacı ... 24 yaşında olup, gelir elde edebilir yaşta olmasına rağmen, üniversite öğrencisi olduğu ve üniversite eğitimi süresi içerisinde de herhangi bir işte çalıştığını ve gelir elde ettiğini ispatlayamamış olduğundan, davacı vekilinin sırf öğrenci olduğu gözetilmek suretiyle davacının geçici işgöremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiş olduğu yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK'nın 46/1 maddesinde(6098 sayılı TBK m. 54) özel olarak "Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir" şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen “bütün masraflar” deyimi çok geniş kapsamlıdır. Bu giderlere zarara uğrayanın katlanmak zorunda kaldığı bütün giderler dahildir. Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek, zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713). Bununla birlikte Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının, gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektirdiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum, ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de, burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç, (efor) sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir. Bunun gibi çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de, bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb. gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğu kabul edilmelidir. Somut olayda; hükme esas alınan aktüerye bilirkişi raporunda, beden gücü kaybına uğrayan davacı ...'in kaza tarihinde ve raporun düzenlendiği tarihte çalışmadığı dikkate alınarak, asgari ücret üzerinden davacının sürekli işgöremezlik tazminatı hesaplanmış ise de; yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının çalışma gücünü sürekli yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı, davacının kaza tarihinde ...Üniversitesi ...Yüksekokulu ...bölümünde öğrenim gördüğü ve buradan 06/07/2020 tarihinde mezun olduktan sonra,...Üniversitesi ... Fakültesi ... Bölümü'ne 04/09/2020 tarihinde kayıt yaptırmış olduğu, davacının 15/08/2016 tarihinde... Üniversitesi ... Bölümünde 01/04/2021 tarihi itibariyle ...sınıf öğrencisi olduğu husus dikkate alındığında, üniversite eğitimi bitirildikten sonra asgari ücretin bir miktar üzerinde gelir elde etmesi hayatın olağan akışına uygun olmakla birlikte, mahkemece, davacının okulunu bitirdikten sonra alanı ile ilgili olarak iş bulma imkanı ve gelir durumu araştırılarak tespit edildikten sonra , aktüerya hesap bilirkişisinden bu doğrultuda ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiş olup, davacılar vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde olduğu, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, yeniden hüküm kurulması gerektiği tespit edilmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 52/1. maddesi, “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14/05/2019 tarih, 2016/13076 E. ve 2019/6001 K. sayılı kararında "...Kabule göre de; davacı, meydana gelen kazada yolcu olup, kusursuzdur. Davacının emniyet kemeri olmadan nizamlara aykırı ve kendi can emniyetini tehlikeye atacak şekilde yolculuk yapması ise sürüş kusurlarından olmayıp, hakim tarafından tazminattan indirim sebebi olarak kabul edilmelidir. Emniyet kemeri olmadan yolculuk yapmak gibi hususlar bilirkişi tarafından kusur oranı belirlenirken dikkate alınacak hususlar değildir. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı TBK'nın 52.maddesinde düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından mahkemece bu yönde bir savunma olmasa dahi resen araştırılması ve tartışılması gerekmektedir. (Yargıtay 4.HD.’nin 03/11/2021 tarihli 2021/6032 E. 2021/8065 K. sayılı ilamı) 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78. maddesinde "belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları zorunludur... kullanma ve yolların özelliği gözetilerek hangi tip araçlarda sürücülerinin ve yolcularının şehiriçi ve şehirlerarası yollarda hangi şartlarda hangi koruyucu tertibatı kullanacakları ve koruyucuların nitelikleri ve nicelikleri ile emniyet kemerlerinin hangi araçlarda hangi tarihten itibaren kullanılacağı yönetmelikte belirtilir" düzenlemesi yapılmıştır. Somut olayda; davacı ...'in sürücü, davacı ...'in yolcu olarak bulunduğu araçta, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, ceza dosyasından ve bilirkişi raporlarından, davacı yolcu ...'in trafik kazası öncesinde emniyet kemerinin takılı olmadığı anlaşılmakla, davacı ... lehine aktüerya bilirkişisi tarafından hesap edilen tazminat tutarından mahkemece Yargıtay yerleşik uygulamarı gereğince %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmış olması isabetli olup, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Olay tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesi hükümlerine göre, hakimin manevi tazminat adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. 22/06/1996 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Diğer yandan hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Somut olayda, taraflar arasında yaşanan olayın oluş şekli, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü ile yukarıda ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince davacılar lehine hükmedilen manevi tazminatın uygun olduğu kanaatine varılmış olup, davacılar vekilinin istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesi “(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” düzenlemesini içermektedir. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97. maddesinde (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almakta olup, dava şartları, davanın esası hakkındaki yargılamanın devamı için gerekli olan şartlar olup, davanın açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Bu nitelikleri gereği de eksiklik bulunması halinde tamamlanabilir olup olmadıklarına göre ve 6100 sayılı Kanun'un HMK'nın 114 ile 115 inci maddelerindeki düzenlemeler kapsamında ele alınmaları gerekir. Davanın esasına girilmesine engel olacak nitelikteki dava şartı eksiğinin giderilmesinin her zaman mümkün olduğu durumlarda, 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereği eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir. 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlığı altında düzenlenen 18/A maddesinin (18) numaralı bendinde “Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.” hükmü yer almıştır. 2918 sayılı Kanun'un 97 nci maddesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortasından faydalanmak isteyen hak sahiplerinin dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapması gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiş olup, ayrıca arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gereklidir.(Yargıtay 4.HD'nin 27/02/2024 tarih ve 2022/2982 E. 2024/2110 K.sayılı ilamı) 2918 sayılı KTK'nın 99. maddesine göre hak sahibince usulüne uygun olarak temin edilmiş belgelerin sigortaya iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemeyen sigorta temerrüte uğramış sayılır ve temerrüte uğramış olduğu tarihten itibaren hak sahibine faiz ödemelidir. Somut olayda, davacı tarafça eldeki dava açılmadan önce 15/02/2019 tarihinde davalıya sigortaya yönelik başvuru dilekçesinin düzenlenmiş olduğu ve bu dilekçeye istinaden davalı sigorta tarafından hasar dosyası açıldığı, yine davacı tarafça dava açılmadan önce 22/07/2020 tarihinde arabulucuğa başvurulduğu ve tarafların anlaşamaması üzerine 14/09/2020 tarihinde arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği anlaşılmakla; Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, dava öncesinde alternatif çözüm yollarından birisi olan tahkime ve arabuluculuğa başvurulması halinde, KTK'nın 97.maddesi uyarınca sigortaya başvuru şartının yerine getirilmiş sayılacağı, ancak dava öncesinde arabulucuya başvurulduğu takdirde, tarafların anlaşamaması halinde, arabulucuya başvurulması ile davalı sigortanın davaya konu edilen sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı, SGK.tarafından karşılanmayan tedavi giderleri bakımından, her ne kadar davalı sigortalara başvuruda bulunduğu, ancak davacı tarafın davalı sigortaca istenilen belgeleri sunmadığı anlaşılmakla; 12/10/2020 tarihinde arabulucuya başvuru yapılmış olması, arabulucuya başvurunun dava açılmasının alternatif çözüm yollarından birisi olduğu husus dikkate alınarak, 12/10/2022 arabulucuya başvuru tarihi itibariyle davalı sigortaların temerrüte düştüğünün kabulünün isabetli olduğu kanaatine varılmakla, davacılar vekilinin sigortalara başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü sonunda temerrüte uğramış sayılması ve bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiği yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. C-)Davalı ... Aş. Vekilinin İstinaf Başvurusu Yönünden Yapılan İstinaf İncelemesinden; Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, geçici işgöremezlik tazminatı belirlenirken kişinin gelir elde eder ya da edebilecek olması gerekir. Yani fiilen çalışan, ya da çalışarak gelir elde edebilecek olması gerekir. Bu kapsamda, kişiler 18 yaşını doldurması, yani reşit olması ile gelir elde edebileceği kabul edilmiştir. 18 yaşından küçükler için bir gelir elde etmediği için geçici işgöremezlik tazminatı alamazlar. Ancak 16 yaş ve sonrası için fiilen herhangi bir yerde çırak olarak çalıştığı ispatlanması durumunda geçici işgöremediği süre içinde çıraklık ücretinden yoksun kalmış ise geçici işgöremezlik tazminatı alabilecektir. Somut olayda, kazanın meydana gelmiş olduğu ... tarihinde davacı ... 18 yaşından büyük olduğu ve gelir elde ettiği tespit edilimiş olup, davalı sigorta vekilinin geçici işgöremezlik tazminatı alacağı olmadığı yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. 01/06/2015 tarihinden önce meydana gelmiş olan trafik kazalarında cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında Yargıtayca PMF - 1931 yaşam tablosu esas alınıyor ve %10 artırım %10 iskonto yöntemiyle zarar görenlerin tazminat alacağı hesaplanıyordu. 01/06/2015 tarihinde yeni Genel Şartların yürürlüğe girmesiyle birlikte, 01/06/2015 tarihinden sonra meydana gelen ve 01/06/2015 tarihinden sonra düzenlenmiş olan poliçelerde PMF 1931 yaşam tablosu ve %10 artırım %10 iskonto yönteminden vazgeçilerek poliçelerin eki niteliğindeki genel şartlar gereğince tazminat hesabında TRH - 2010 yaşam tablosu ve 1,8 Teknik Faiz yöntemi kullanılmaya başlanıldı. Anayasa Mahkemesi’nin 17/07/2020 tarih 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı kararıyla 2918 sayılı KTK’nın 90. ve 92. maddelerinde “genel şartlara” atıf yapan cümlelerin iptaline karar verilmiş ve bu karar ... tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasıyla birlikte, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince zarar görenlerin cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatı alacağının hesaplanmasında TRH 2010 ve %10 artırım %10 iskonto yöntemi benimsenmiş olup TRH 2010 yaşam tablosunun uygulamasından vazgeçilmemiştir. (Yargıtay 17.HD.’nin 2019/5206 E. 2020/8874 K. 22/12/2020 tarihli ilamı) Somut olayda, davacıların destekten yoksun kalma tazminatında hükme esas alınan aktüerya bilirkişisi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve %10 artırım, %10 iskonto yöntemi esas alınmak ve bakiye ömür dikkate alınmak suretiyle hesaplanmış olduğu anlaşılmakla; ... tarihinde ... sayılı RG'de aynı gün yürürlüğe giren 7327 kanun numaralı "İCRA VE İFLAS KANUNU İLE BAZI KANUNULARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN'un; 18. maddesi ile 2918 sayılı KTK'nun 90. maddesine yapılan değişiklik neticesinde "...sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2'yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat üniteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak, hesaplanır..." hükmünün 19/06/2021 tarihinden sonraki kazalar neticesinde açılan tazminat davalarında uygulanacağı, ancak 2918 sayılı KTK'nun 90.maddesinde 7327 kanun numaralı "İCRA VE İFLAS KANUNU İLE BAZI KANUNULARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN'la yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2022 tarihli ve E.:2021/82, K:2022/167 sayılı ile iptal edildiği hususu dikkate alındığında; davalı sigorta vekilinin tazminatın 1,8 teknik faiz uygulanmak suretiyle hesaplanması gerektiği yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. D-) Davalı... Aş.(... Aş.) Vekilinin-Davalı ... Aş. Vekilinin Ortak İstinaf Sebepleri Yönünden Yapılan İncelemede; Davaya konu kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince; hukuk hakimi, ceza mahkemesince belirlenmiş ve kesinleşmiş olan maddi olgu ile bağlı ise de; kusurun bulunup bulunmadığı ve oranına ilişkin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmadığı gibi, kusura ilişkin saptamaya dayanan beraat kararı ile de bağlı değildir. Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesi'ne etkisi, TBK'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hakimi ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Borçlar Kanununun 74. maddesinde "Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz" hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı da niteliği itibariyle kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmadığından hukuk hakimini bağlayan bir karar olmadığı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. (Y.H.G.K. 11.10.1989 gün ve E.1989/11-373, K.472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. O halde bir ceza mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır. (Hukuk Genel Kurulu - 2008/4-564 E, 2008/536 K.). Trafik kazası ile ilgili olarak, ceza dosyasında alınan kusur bilirkişisi raporu, eldeki davada alınan kusur bilirkişisi raporu ile aynı trafik kazasına bağlı olarak açılmış olan diğer tazminat davalarında alınmış olan kusur bilirkişisi raporlarının tutarlı olup, birbiriyle çelişkili olmaması gerekir. Raporlar arasında çelişki olduğu takdirde çelişkinin mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik kürsüsünden seçilecek heyetten ya da İTÜ trafik kürsüsünden seçilecek heyetten rapor aldırılmak suretiyle çelişkinin giderilmesi gerekir. Somut olayda, Kayseri 9.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/338 E. 2021/662 K. sayılı dosyasında trafik kusur bilirkişisi ...'dan alınmış olan ...tarihli kusur raporunda trafik kazasının meydana gelmesinde ... plaka sayılı araç sürücüsü davalı ...'in asli kusurlu,... plaka sayılı araç sürücüsü davacı ...'in ise tali kusurlu olduğunun rapor edildiği, raporun kaza tespit tutanağı ile uyumlu olduğu, Kayseri 9.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/338 E. 2021/662 K. sayılı karar ile davalı ...'in'nin 5237 sayılı TCK'nın 89/1.maddesi uyarınca taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve kararın Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3.CD'nin 08/03/2022 tarih ve 2021/1337 E. 2022/424 K. sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi neticesinde kararın 08/03/2022 tarihinde kesinleştiği, eldeki dosyada Ankara ATK'dan alınmış olan ... tarihli kusur raporunda trafik kazasının meydana gelmesinde ... plaka sayılı araç sürücüsü davalı ...'in %75 oranında kusurlu,... plaka sayılı araç sürücüsü davacı ...'in ise %75 oranında kusurlu olduğunun rapor edildiği, raporlar arasında çelişkili olmadığı ve hükme esas alınan kusur raporunun olayın oluş şeklini doğruladığı kanaatine varılmakla, davalı... Aş. vekilinin ve davalı ... Aş.vekilinin kusura yönelik istinaflarının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. E-) Davacılar Vekilinin-Davalı ... Aş.Vekilinin-Davalı ... Aş.Vekilinin Ortak İstinaf Sebepleri Yönünden Yapılan İncelemede; Yargıtay uygulamalarına göre, maluliyet raporu adli tıp uzmanları tarafından düzenlenmeli ve maluliyet oranı kaza tarihindeki mevzuata uygun olarak belirlenmelidir. “Cismani Zarar Halinde Lazım Gelen Zarar ve Ziyan” başlığı altında düzenlenen TBK'nın 54. maddesinde, bedensel zarara uğranılması nedeni ile talep edilebilecek zarar türleri belirtilmekte olup çalışma gücü kaybı da bu zarar türleri arasında yer almaktadır. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebinin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Maluliyete ilişkin alınacak raporların, haksız fiil; 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne, 11/10/2008 ila 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği'ne, 01/06/2015 tarihinden sonra ise Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri, yaralananın çocuk olması halinde ise 20/02/2019 tarihinde yürürlüğe giren Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre maluliyetin tespiti gerekmektedir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, usulüne uygun teşekkül ettirilmiş olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan davacılar için 04/02/2022 tarihli “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” kapsamında alınmış olan rapor mevzuata uygun kuruluşlardan ve maluliyet yönünden mevzuata uygun yönetmelik uygulanarak alınmış olup, davacılar vekilinin, davalı... Aş. vekilinin ve davalı ... Aş.vekilinin maluliyet raporunun usul ve yasaya aykırı olup, uygun olmayan yönetmelik uygulandığı yönündeki davalı istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Yukarıda izah edilen sebeplerle davanın çözümünü sağlayacak ve esasına etki edecek nitelikteki deliller usulünce ve tam manasıyla toplanmadan dolayısıyla değerlendirilmeden ilk derece mahkemesince hüküm kurulmuş olunduğundan, davacılar vekilinin, davalı... Aş.vekili ile davalı ... Aş.vekilinin istinaf başvurularının yukarıda belirtilen sebepler gözetilerek sınırlı olarak kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1/a/6. maddesi uyarınca kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği tespit edilmişxtir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davacılar vekilinin, davalı... Aş.vekili ile davalı ... Aş.vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a/6 maddesi uyarınca KABULÜ ile, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/205 Esas 2024/444 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 2-) Davanın yukarıda gerekçe bölümünde belirtilen hususlar değerlendirilerek yeniden görülmesi için dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE, 3-) Peşin alınan istinaf karar harcının istek halinde istinaf kanun yoluna başvuran taraflara iadesine, 4-) İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-) İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-) İstinaf yargılaması bakımından istinaf kanun yoluna başvuran tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümleri uyarınca yatırana iadesine, 7-) Kararın kesin olması nedeniyle taraflara tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin HMK'nın md. 302/5 ve 359/3 uyarınca ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; tarafların yokluğunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1-a/6 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1 - a, 362/1 - g maddeleri uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 10/12/2025