T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1012 KARAR NO : 2026/401 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/505 KARAR NO : 2023/39 DAVA TARİHİ : 30/09/2019 KARAR TARİHİ : 25/01/2023 DAVA : İtirazın İptali (Temlik ve Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.03.2026 İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.01.202…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1012 KARAR NO : 2026/401 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/505 KARAR NO : 2023/39 DAVA TARİHİ : 30/09/2019 KARAR TARİHİ : 25/01/2023 DAVA : İtirazın İptali (Temlik ve Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 26.03.2026 KARARIN YAZ. TARİHİ : 26.03.2026 İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.01.2023 tarih ve 2019/505 Esas, 2023/39 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Temlik eden .....Şirketi tarafından davalı şirketten alacaklı olduğu iddiasıyla, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1182 Esas 2019/374 Karar sayılı dosyasında yargılama sonucu 03.04.2019 tarihli kararla davanın kabulüne karar verildiğini, ilamda davacı .....Şirketi'nin davalı şirketten 393.150.00-TL alacaklı olduğunun anlaşılmasına rağmen davacının 5.000,00-TL talep etmesine bağlı olarak fazlaya ilişkin hakların saklı tutulup yalnız 5.000,00-TL'nin tahsili konusunda hüküm kurulduğunu, bu davaya konu alacağın hüküm kurulmayan 388.150,00-TL'lik bölümü için açıldığını, davacı ....Şirketi'nin davaya konu alacağını müvekkiline 17.06.2019 tarihli temlikname ile devrettiğini, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, alınamaması üzerine davaya konu icra takibinin yapıldığını, davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu, itirazın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davaya konu alacağın ilama dayandığını, kısmi davada davalının tüm itiraz ve savunmalarının kabul edilmediğini, alacağın temlikinin borçlunun rızasına bağlı olmadığını, itirazın zaman kazanmak gayesi ile yapıldığını, davalının vadesi geçmiş olan borcunu ödememesi ve bu ödemenin temini için açılan takibe hukuka aykırı şekilde itiraz etmesi nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet vermesine bağlı olarak kötüniyetli olduğunun açıkça ortada olması nedeniyle davalı hakkında HMK m.329 maddesi uyarınca idari para cezasına ve müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini bildirmiş, davalının taşınır ve taşınmaz malları ile alacaklarının ihtiyaten haczine, davaya konu icra dosyasındaki borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulmasına, HMK m.329/1 uyarınca hakkında idari para cezası ile vekâlet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde özetel; Dava dilekçesinin vekil yerine müvekkili şirkete tebliğ edilmesinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. ve Tebligat Kanunun 11.maddelerinde düzenlenen kurallar ile Yargıtayın müstekar kararlarına aykırı olduğunu, davaya dayanak kararın henüz kesinleşmediğini, dava konusu alacağı temlik eden şirket ile müvekkili şirket arasında yazılı olarak müvekkilinin çimento fabrikasına entegre Kalker nakil hattı revizyonu yapımı konusunda 25.07.2014 tarihinde götürü usul ve anahtar teslim şekilde 700.000-TL+KDV bedelle birinci yazılı sözleşme ve 49.106-TL bedelli ek toz filtresine ilişkin ikinci sözlü eser sözleşmesi yapıldığını, birinci işin proje ve malzemesinin temlik edene ait olacak şekilde ihale edildiğini, ancak temlik edenin yapacağı sistemin çimento fabrikasına entegre olacağından projelerin incelenip onaylanmasının müvekkili tarafından yapıldığını, sözleşmeye göre eser projenin onay safhası da dahil 100 gün içerisinde bitirileceğinin kararlaştırıldığını, alacağı temlik edene yer tesliminin 04.08.2014 tarihinde yapılmasına rağmen, işin bitirilme tarihinin 31.03.2015 olup, işin 137 gün geç teslim edildiğini, gecikmenin temlik edenin bu nitelikte bir işi ilk kez yapmasından, işi zamanında doğru projelendirememesinden ve zaman planlaması yapamamasından kaynaklandığını, gecikme süresinin geçici kabul ile temlik eden tarafından da kabul edilerek altının imzalandığını ve ceza faturasının itirazsız karşılıklı defterlere işlendiğini, ancak gecikme cezası bedelinin 135 gün olarak değil 48 gün x 7.500-TL olarak kesildiğini, sözlü olarak yapılan ikinci eser sözleşmesine konu işinbedelinin temlik eden tarafça müvekkiline fatura edildiğini ve iş bedeli olarak 49.106-TL'nin temlik eden tarafa ödendiğine, dosyayı inceleyen tüm bilirkişilerce ve gerekçeli ilamın 4.sayfasının 2. paragrafında bu ödemenin olduğunun ve ekstra bir alacak olmadığının kabul edildiğinin, önceki davada temlik eden tarafın, dava dilekçesinde birinci işle ilgili fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak sözleşme kapsamında 20 metre planlanan işin 28 metreye çıktığından bahisle 2500-TL,sözlü usulde yapılan iş nedeniyle toplamda 45.000-TL civarında alacağı olduğundan bahisle şimdilik 2500-TL 'nin tahsili talebinde bulunmasına rağmen birinci işte 1 metraj kararlaştırılmadan götürü usulde anahtar teslimi sözleşmenin yapılıp 16 m konveyör bant yapılması gerekirken işin 28 m ye çıktığından bahisle işçilik ve malzeme olarak temlik eden tarafından hakedilen ayrıca 280.650-TL olduğunun bilirkişilerin farklı görüşlerine rağmen kabul edildiğini, temlik edenin dava dilekçesinde işin 20 metreden 28 metreye çıktığını, üç bilirkişiden ikisinin ve Mahkemenin 16 metreden 32 m ye çıktığını kabul ettiklerini, talep olmadığı halde, müvekkilinin temlik edene kestiği gecikme cezasında gecikme süresinin 48 gün olamayacağının, aynı zamanda projede değişiklik olduğunun ve ikinci tozsuzlaştırma işi ve ek bant işinin süresinin 15 gün olacağından bahisle 33 gün üzerinden günlük 7500-TL olmak üzere ceza bedeli alınabileceğinin, bu hesaba göre 112.500-TL'nin temlik edenden fazla alındığı hesabının yapılarak davacının bu bedeli isteyebileceğine karar verilip, temlik edenin toplam 393.150-TL alacaklı olduğuna karar verildiğini, gerekçeli kararda tozsuzlaştırma filtresi işinden dava öncesinde müvekkilinin yaptığı ödeme nedeniyle bir alacak olmadığı kabul edilmesine rağmen, kararın hüküm kısmında tam tersine temlik edenin her iki talebinin de kabul edildiğini, davanın 2500-TL lik kısmının reddedilmesi gerekirken her iki talep yönünden toplam 5.000-TL'ye hükmedildiğini, proje uygulamasında bir değişikliğe gidilmesi halinde yazılı sözleşmenin değiştirilmiş olması veya müvekkili tarafından ıslak imzalı verilmiş bir talimat olmasının gerektiğini, bu kapsamda delil ve belge bulunmadığını, mahkemenin temlik eden yerine geçerek bağlantılı bir ikrarda bulunulduğunu ve hangi ispat vesikasına dayandırıldığının izah edilmeden gerekçeli kararın oluşturulduğunu, mahkemenin e-mail dökümanları ile ıslak imzalı sözleşmenin revize edildiği iddiasında olması halinde bunu gerekçeli kararında ifade etmesi gerektiğini, bu mailler üzerinden gerekçeli karar oluşturulmasının ve teknik bilirkişi incelemesi olmaksızın kabul yoluna gidilmesinin hatalı olduğunu, Yargıtayın e-mailleri delil başlangıcı dahi saymadığını, işin başında ve sözleşmede bir metraj kararlaştırılmaması nedeniyle %30 artışın mantık kurallarının dışında olduğunu, bilirkişiler tarafından hesaplanan 280.650-TL'lik bedelin hiçbir hukuki temelinin bulunmadığını, mahkemenin ceza bedeli tenzilatına ilişkin kararının talep dışı ve mesnetsiz olduğunu, toplam gecikilen süre ile gecikme cezası bedeli kavramlarının birbirine karıştırıldığını, sözleşmelerden birine konu sürenin diğer sözleşme süresinden düşülmesini izah etmenin mümkün olmadığını, iki ayrı sözleşmesinin süresinin her birinin kendi içinde değerlendirilmesinin gerektiğini bildirmiş davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 25.01.2023 tarih ve 2019/505 Esas, 2023/39 Karar sayılı kararı ile özetle; ''... İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1182 esas ve 2019/374 karar sayılı ilamının istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştiği, ilamda hükme dayanak alınan bilirkişi raporu ile taraflar arasındaki davaya konu sözleşmeden kaynaklanan alacağın 393.150,00-TL olarak belirlendiği gerekçeli kararda ayrıntıları ile açıklandığı, kısmi davada alacağın yalnız 5.000-TL'lik bölümünün talep edilmesi nedeniyle hükmün talep edilen miktar üzerinden kurulduğu, kısmi davadan taraflar arasındaki davaya dayanak alınan hukuki ilişkinin varlığının saptanması yanında davacının bu hukuki ilişki nedeniyle davalıdan olan alacağının alınan bilirkişi raporu ile belirlendiği, buna göre davalının, davacıya aralarındaki hukuki ilişki nedeniyle 393.150,00-TL borçlu olduğuna ilişkin sorumluluğunun kesinleşen hükümle tespit edildiği, bu nedenle kısmi davada verilen kararın davalının, davacıya karşı olan toplam borcu yönünden tespite ilişkin bölümünün kesinleşip, bu tespite dayanak alınan bilirkişi raporunun kesin delil niteliğinde bulunduğu, her ne kadar davalı tarafça cevap dilekçesinde kesinleşen kısmi davada mahkemenin değerlendirmeleri ile kararının ve bilirkişi raporunun usul ve yasaya aykırı olduğu iddia edilmiş ise de, kısmi davaya ilişkin kararın yasal yollardan geçerek kesinleşmesi, taraflar arasındaki hukuki ilişkiden doğan alacağın tamamının somut olarak belirlenip kısmi davada bu konudaki hükmün tespit hükmü niteliğinde olup, hükmün dayanağının alınan bilirkişi raporu olması karşısında kısmi davadaki tespit bölümünün bu dava yönünden kesin hüküm oluştururken karara dayanak alınan bilirkişi raporunun da kesin delil niteliğinde olması nedeniyle tespit hükmü ve bilirkişi raporunun mahkememizi bağlayıcılığı dikkate alınarak, bu davada yeniden tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde tutularak başkaca delil toplanması ve yeni bir bilirkişi yapılması yoluna gidilmeden kısmi davada verilen tespit hükmü gereğince ek dava yönünden davacının davalıdan kısmi dava dışında kalan 388.150,00-TL alacağının bulunduğu anlaşılmakla, davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir. Kısmi davada toplam alacak miktarının belirlenmiş olması yanında davaya konu alacağın taraflar arasındaki koşulları belirlenmiş sözleşmeden kaynaklanması nedeniyle likit olduğu dikkate alınarak icra takibine haksız itirazı nedeniyle davalı taraf, alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmuştur. Davaya konu icra dosyasındaki ödeme emrinde 22.810,46-TL işlemiş faiz talep edilmiş ve dava dilekçesinde bu alacak kalemi yönünden de itirazın iptali talep edilmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 09.06.2011 tarih 2010/18607 esas ve 2011/9110 karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere ödeme günü yasa ya da sözleşme ile kararlaştırılmayan alacaklarda borçlu alacaklının ihtarı ile temerrüte düşürülür. Eğer ihtar çekilmemiş ise, açılan davanın tarihi, temerrüt tarihi ve faizin başlangıcı olarak kabul edilir. İcra takibinin yapılması halinde ise takip tarihi temerrüt tarihidir. Kısmi davanın dava edilmeyen fakat saklı tutulan miktarı bakımından borçluyu temerrüte düşürmeyeceği yargısal kararlarda benimsenmiştir. Bunun sebebi kısmi davanın, ancak dava konusu edilen miktar kadar davalıyı temerrüte düşürmüş olmasıdır. Kısmi davada yargılama aşamasında bilirkişi raporu ile ortaya çıkan ve tespit hükmüne konu alacak bölümü yönünden kısmi davanın davalıyı temerrüte düşürdüğünün kabulü mümkün değildir. Davalının, kısmi davadan sonra ve ek davadan önce temerrüte düşürülmemesi halinde ek dava tarihi davalının temerrüte düşürüldüğü tarihtir. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde somut dava yönünden her ne kadar davacı taraf, davaya konu icra takibindeki takip talebinde ve buna bağlı olarak düzenlenen ödeme emrinde 22.810,46-TL işlemiş faiz talebinde bulunmuş ise de; kısmi davadan sonra davalının, davaya konu icra takibi ile birlikte temerrüte düşürüldüğü, icra takibinden önce temerrüte düşürüldüğüne dair bir belgenin dosyaya sunulmadığı, kısmi davanın, davalıyı temerrüte düşüren niteliğinin bulunmadığı, icra takibine kadar davalının temerrüte düşürülmediği birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafın işlemiş faiz yönünden itirazın iptali talebinde haklılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın işlemiş faize yönelik itirazın iptali isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf, %19,50 oranında işleyecek faiz talebinde bulunmuştur. Tarafların tacir olmaları ve kısmi davada da avans faizine hükmedilmiş olması nedeniyle takip tarihinden itibaren ve takip tarihi itibariyle %19,50 oranında işleyecek faiz talep edilmesi yasal norma uygun olsa da, davaya konu icra dosyasındaki takip talebinde ve buna bağlı olarak düzenlenen ödeme emrinde işleyecek faizin değişen oranlarda talep edilmediği, avans faiz oranlarının her altı ayda bir Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenmesi ile davalı tarafın asıl alacak yanında ferilerine de itiraz etmiş olması nedeniyle talep edilen avans faizinin değişen oranlarda talep edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu dikkate alınarak, işleyecek faiz yönünden takibin yıllık %19,50 oranında ve değişen oranlarda uygulanmasına karar verilmiştir. Dava dilekçesinde, davalı hakkında HMK'nun 329.maddesinin uygulanması talep edilmiştir. HMK'nun 329.maddesinin birinci fıkrasında kötü niyetli davalının yargılama giderlerinden başka diğer tarafın vekili ile aralarında kararlaştırılan vekalet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebileceği, ikinci fıkrasında ise kötü niyet sahibi davalının bundan başka 500 Türk Lirasından 5000 Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkum edilebileceği, bu hallere vekilin sebebiyet vermesi halinde disiplin para cezasının vekil hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir. İlgili düzenlemeden açıkça anlaşılacağı üzere bu yaptırımların uygulanabilmesinin temel şartı kötü niyet sahibi olmaktır. Davanın itirazın iptali davası olup, önceki kısmi davanın takip tarihinde ve dava tarihinde henüz kesinleşmemiş olduğu, bu nedenle davalı tarafın takibe konu borca ve ferilerine ilişkin itirazda bulunmasında kötü niyet bulunmadığı açık ve anlaşılır olmakla HMK'nun 329.maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığından davacı tarafın HMK'nun 329.maddesinin uygulanmasına ilişkin talebinin reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Davalı vekili tarafından verilen 12.04.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İstinaf incelemesi talep edilen hükmün, kısmi olarak açılan ve Yargıtay tarafından onanan İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 03.04.2019 tarih ve 2105/1182 E. 2019/374 K. sayılı kararı ve o davadaki alacağını davacı tarafa temlik eden ... . .. Şti tarafından yapılan alacak devrine ve İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 2019/10925 sayılı icra takibine dayandığını, kısmi davada verilen kararın işbu davada kesin hüküm teşkil edeceği gerekçesi ile İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce başka hiçbir inceleme yapılmaksızın davanın reddedildiğini, -İşbu davada, kısmi davada ileri sürdükleri argümanlar değerlendirilmeksizin, kısmi davanın neticesinin bekletici mesele yapıldığını, akabinde de kısmi davada verilen hükmün Yargıtay tarafından onaylanması neticesinde huzurdaki davanın kesin delil nedeni ile reddedildiğini, kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının işbu davada kesin ve bağlayıcı delil niteliğinde delil olmadığını, kesin hükmün ise açılan ve talep edilen miktarlar yönünden olup, işbu davada hiçbir delil değerlendirmesine ve bilirkişi incelemesine gidilmeksizin davanın kabulünün usul yönünden hatalı olduğunu, verilen kararın kaldırılmasının gerektiğini, kaldı ki kısmi davada ve işbu davada dilekçelerin talep kısımları değerlendirildiğinde her iki davanın da farklı olduğunun rahatlıkla anlaşılacağını, mahkemece gerekçe olarak ifade edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı'nın tam da somut olaya uygulanabilecek nitelikte olmadığını, -Öncelikte huzurda açılan davada Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 27 nin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesindeki Adil Yargılanma Hakkının bir yansıması olan Tebligat Kanunun 11. Maddesindeki kurala uyulmadığını, "vekille takip edilen işlerde vekile tebligat yapılır." dendiğini, davacı tarafından müvekkiline karşı yapılan İzmir 13.İcra Müdürlüğü'nün 2019/10925 sayılı icra takibine itirazın, vekil tarafından yapıldığını, davacının davasını açarken, itirazı yapan ve vekaletnamesini sunan vekile dava dilekçesini tebliğ etmesinin gerektiğini, oysa ki dava dilekçesi ve tüm işlemlerin asile karşı yapıldığını, vekaletnamede ismi olan herhangi bir vekile tebligat yapılmadığını, Yargıtay kararları gereği taraf teşkilinin bu durumda yapılmamış olup taraf teşkili yapılmadan duruşma günü tayininin de Hukuk Muhakemeleri Kanuna aykırı olarak yapıldığını, -Davaya cevap verirken hem İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 03.04.2019 tarih ve 2105/1182 E. 2019/374 K. sayılı kararının hatalı yönlerinin hem de alacak talebinin esasına ilişkin itiraz ve açıklamalarının, temlik eden yönünden sunacaklarını, (... .Şti) TBK Madde 188 gereği, temlik eden yönünden sunulan tüm itirazlarının ve izahatlarının davacı yönünden de kabulünün gerektiğini, -Davacıya alacağı temlik eden taraf ile müvekkili şirket arasında yazılı olarak müvekkilinin çimento fabrikasına entegre Kalker nakil hattı revizyonu yapımı konusunda anlaşıldığını, sözleşmenin 25.07.2014 tarihinde götürü usul ve anahtar teslim şekilde 700.000TL +KDV bedelle yapıldığını, (EK-3- Birinci İş olarak ifade edileceğini) ve ikinci ve farklı bir iş olarak sözlü olarak 49.106TL bedelli ek toz filtresi eser sözleşmeleri yapıldığını (İkinci iş olarak ifade edileceğini) -Birinci işin proje ve malzemesi temlik edene ait olacak şekilde ihale edildiğini, ancak temlik edenin yapacağı sistem Çimento Fabrikasına entegre olacağından projelerin incelenip onaylanmasının müvekkili tarafından yapıldığını, sözleşmeye göre eser projenin onay safhası da dahil 100 gün içerisinde bitirileceğini, (Sözleşme madde 5) -Alacağı temlik edene yer teslimi nin 04.08.2014 tarihinde yapılmasına rağmen, işin bitirilme tarihinin 31.03.2015 olduğunu, yani tam 137 gün işin geç teslim edildiğini, (ek-4 geçici kabul tutanağı) gecikme kendisinin böyle bir işi ilk kez yapıyor olmasının, işi zamanında doğru projelendirememesi, zaman planlaması yapamamasından kaynaklandığını, -Gecikme Süresinin, geçici kabul ile temlik eden tarafından da kabul edildiğini ve altı imzalanmış ve ceza faturası da itirazsız karşılıklı defterlerine işlendiğini, ancak gecikme cezası bedelinin 135 gün olarak değil 48 gün x 7500TL şeklinde kesildiğini, zira müteahhidin alacağı paranın gecikilen günden kesilse hiç olmayacağı için gecikilen gün 135 gün olsa da gecikme cezasının 48 gün üzerinden kesildiğini, -İkinci işin bu eser sözleşmesi dışında ayrıca sözlü sözleşme ile tozsuzlaştırma filtre işi yine müvekkilince temlik eden tarafa sözlü ve götürü usulde verildiğini, temlik eden tarafça bu işin bedelinin müvekkiline fatura edildiğini ve bunun bedeli olarak 49.106TL de temlik eden tarafa ödendiğini, dosyayı inceleyen tüm bilirkişilerce ve gerekçeli İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi kararının 4.sayfasının 2. paragrafında bu ödemenin olduğunun kabul edildiğini, ekstra bir alacak olmadığının kabul edildiğini, bu konuda da bir tartışma kalmadığını, -Temlik Eden tarafın, dava dilekçesinin talep kısmının 2. Maddesinde yukarıda birinci iş olarak belirttikleri kalker nakil hattı revizyon işi ile ilgili fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak sözleşme kapsamında 20 metre planlanan işin 28 metreye çıktığından bahisle 2500 TL 3. maddesinde de sözlü usulde yapılan tozsuzlaştırma filtresi işinden toplamda 45.000TL civarında alacağı olduğundan bahisle şimdilik 2500TL talepte bulunduğunu, birinci işte yani konveyör bant revizyon işinde sözleşmede her ne kadar götürü usul anahtar teslim usul olsa da ve kesinlikle bir metraj kararlaştırılmış olmasa da aslında 16 m konveyör bant yapılması gerekirken işin 28 m ye çıktığından bahisle işçilik ve malzeme olarak temlik eden tarafından hakedilen ayrıca 280.650TL olduğu bilirkişilerin farklı görüşlerine rağmen kabul edildiğini, bu konuda da talep edilen metraj ile karar verilen metraj arasındaki çelişkiye ayrıca dikkat çekmek istediklerini, temlik edenin dava dilekçesinde işin 20 metreden 28metreye çıktığını, dosyadaki üç bilirkişi heyetinden ikisi ve İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi 16metreden 32m ye çıktığını kabul ettiğini, talep olmadığı halde, müvekkilinin temlik edene kestiği gecikme cezasında gecikme süresinin 48 gün olamayacağı, aynı zamanda projede değişiklik olduğu ve ikinci tozsuzlaştırma işi ve ek bant işinin süresinin 15 gün olacağından bahisle 48 gün -15 gün = 33 gün x7500TL hesabı ile ceza bedeli alınabileceği, bu hesaba göre 112.500TL'nin temlik edenden fazladan alındığı şeklinde bir hesap yaparak davacının bu bedeli isteyebileceğine karar verdiğini, özetle yukarıdaki ve bu kalem toplamı üzerinden 393.150 TL temlik edenin alacaklı olduğuna karar verildiğini, İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesice kendi gerekçeli kararının 4. Sayfasının 2. Paragrafında açıkça temlik edenin dilekçesinin talep kısmının 3. maddesinde talep ettiği rakamın dava öncesinde müvekkilince ödendiği kabul edilmesine rağmen, yani tozsuzlaştırma filtresi işinden bir alacak olmadığı kabul edilmesine rağmen, kararın hüküm kısmında bunun tam tersine temlik edenin her iki talebini de kabul ettiğini, gerekçeli kararın hüküm kısmında talebin 2500 TL'lik kısmının reddedilmesi ve davanın 2500 TL üzerinden kısmen kabul kısmen ret şeklinde karar verilmesi gerekirken, her iki talep yönünden yani hem 1. İş hem 2. İş yönünden toplam 5.000TL üzerinden kabul kararı verildiğini, -Sözleşmenin götürü usul olduğunu, sözleşmenin bedelinin belli olduğunu (Sözleşme madde 2, made 22) sözleşme bedelinin 700.000TL+KDV olarak kararlaştırıldığını ve bu fiyatın sabit ve değişmez olacağının sözleşmede düzenlendiğini, (sözleşme madde 22) dosyada inceleme yapan 2 bilirkişi heyetinin dosyada bu sözleşme ile ilgili ilave bant yapıldığı gerekçesi ile bunun malzeme ve işçilik bedellerinin müvekkili tarafından verilmesi gerektiği görüşünde, bir bilirkişi heyetinin de sözleşmenin götürü usulde olduğu için ilave bant işi ve işçilik bedelinin söz konusu olmayacağı görüşünde olduğunu, kısmi davada karar veren 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, iki heyetin görüşüne itibar ederek temlik edenin talebini kabul ettiğini, -Kabul edilen bilirkişilerin hesabına göre imal edilen banla beraber bant 16 metreden 28 metreye çıktığını, temlik eden tarafın 28.01.2016 tarihli dilekçesinin 2.sayfasında ise imal edilen bant 20metreden 28 metreye çıktığını, bu mantıksız çelişkinin başta kararlaştırılan bir metrajın olmamasından kaynaklandığını, bu kabulün "Madem artış oldu; Hangi yazılı delille dayalı olarak üzerinde anlaşılan Metraj başta neydi? sorusuna cevap verilmesi gerektiğini, bu sorunun yargılama esnasında da asla cevaplanmadığını, metrajda artış olduğu temlik edence elektronik postalarda belirtildiğini, ancak cevaben bunun temlik edenin problemi olduğu taraflarınca işin götürü usulde olduğunun belirtildiğini, -İşin götürü usulde ve 700.000 TL bedelle verildiği kabul edildikten sonra İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesince proje uygulamasında davalı tarafça değişikliğe gidildiği şeklindeki gerekçe ile yapımına başlanan kalker nakil hattının müvekkilince uzatılmasının istendiği şekilde bir kabul ile ilave bant ve işçilik bedeli hesaplamasına gidildiğini, proje uygulaması da projede işin uzmanı ve müteahhidi olan temlik edenin bileceği iş olduğunu, kendisine yer gösterildiğini, kendisinin de revizyonu bu fiyata yapacağını söylediğini, proje uygulamasında bir değişikliğe gidilmişse temlik eden tarafla yazılı sözleşmenin değiştirilmiş olması ya da imza yetkililerinde altı ıslak imzalı müvekkili tarafından verilmiş bir talimat olmasının gerektiğini, dosyada bu kapsamda ne bir delil ne de bir delil başlangıcı olmadığını, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince temlik eden yerine geçilerek bağlantılı bir ikrarda bulunulduğunu ve hangi ispat vesikasına dayandırıldığının izah edilmeden gerekçeli karar oluşturulduğunu, eğer e-mail dökümanları ile ıslak imzalı sözleşmenin revize edildiği iddiasında ise İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi bunu gerekçeli kararında ifade etmesinin gerektiğini, bu mailler üzerinden gerekçeli karar oluşturulmuşsa ayrıca teknik bilirkişi incelemesi olmaksızın kabul yoluna gitmesinin hatalı olduğunu, e-maillerin delil değerini Yargıtay kararları ışığında tetkik edilmesinin gerektiğini, Yargıtay elektronik postalarının delil başlangıcı dahi sayamadığını ve çok rahatlıkla manipülasyona konu edilebilir olduğunu kabul ettiğini, -Tekrardan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin kararına dönülecek olursa, mantık kuralları çerçevesinde ilave bir metraj hesabı yapılabilmesi için baştan metrajının da belli olmasının gerektiğini, müvekkilinin projede dahil anahtar teslim bir iş verdiğini, %30 artışın neyin hangi metrajın yüzde artışının baştan sözleşmede bir metraj verilmediğini, bu durumun tamamen mantık kurallarının dışında olduğunu, kaldı ki 2. bilirkişi heyetinin de bu durumu böylece kabul ettiğini ve ek bir bedel hesaplamadığını, -Söz konusu işin, çimento fabrikasına entegre bir iştir ve diğer tüm sistemi etkilediğini, uygulamada müteahhitçe öngörülenden fazla da bant yapılabileceğini, müteahhitin projesindeki öngörünün uygulamada müteahhitin düşündüğünden fazla olmasının, müteaahhitin sorumluluğunda olduğunu, projeyi yapacak olanın da müteahhitin kendisinin olduğunu, sözleşmede hiçbir şekilde bant uzunluğunun belirlenmediğini, 28 m değil 48 m de olabileceğini, müteahhitin, yeri gördüğünü, projeleri kendisinin geliştirtiğini ve ne uzunluk gideceğini baştan öngörerek fiyat verdiğini ve ihaleyi aldığını, fiyat Sabitliği ve değişmezliğinin sözleşme madde 22 de mevcut olduğunu, bilirkişilerce hesaplanan ilave iş adı altında 16 metreden 28 metreye çıktığından bahisle 280.650 TL bedel tespiti yapılan işin hiçbir hukuki temelinin bulunmadığını, kendilerinin temlik edenin bile talebinin ötesinde bir kabulde bulunduğunu, (temlik eden 20 mden 28 m ye çıktığı iddiasında olduğunu) -İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi gibi düşünecek olunursa tüm kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde öngörülemeyen maliyet artışları karşında müteahhitlerin mal sahiplerinden ilave daire istemesinin gerektiğini, inşaatta öngördüğünden fazla demir, fazla boya kullanan her müteahhit ilave daire isteyebileceğini, hatta müteahhidin kendi öngörüsünden fazla iş yapıldığı için sözleşme süresinde de uzatma talep edebileceğini, -İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesince karar verilen ceza bedeli tenzilatı hesabının talep dışı ve mesnetsiz olduğunu, temlik eden tarafa yer tesliminin 04.08.2014 tarihinde yapılmasına rağmen ve işi 100 günde bitirmesi gerekirken işin bitirilme tarihinin 31.03.2015 olduğunu, bu durumun tartışmasız olduğunu, yani tam 137 gün işin geç teslim edildiğini, (ek-3 geçici kabul tutanağı) bu hususun geçici kabul ile kendi tarafından da kabul edildiğini ve altının imzalandığını ve ceza faturasının da itirazsız karşılıklı defterlerine işlendiğini, ceza bedelinin yanlış hesaplandığı, ya da fazla hesaplandığı ve tenzilat yapılması gereği temlik eden tarafça talep edilmediğini, bu hesaplamaya girilirken de toplam gecikilen süre ile gecikme cezası bedeli kavramları birbirine karıştırıldığını, iki ayrı sözleşme olduğunu, birincisinin sözlü mutabakatla yapılan sözleşme dışı Toz filtresi işi (ek iş) diğerinin ise yazılı olarak yapılan İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan Kalker Nakil Hattı Eser sözleşmesi olduğunu, Kalker Nakil hattı sözleşmesindeki cezalı süre hesabında diğer bir sözleşme olan toz filtresi yapımı (ek iş) sözleşmesindeki sürenin düşülmesini izah etmenin mümkün olmadığını, iki ayrı sözleşmenin süresinin her birinin kendi içinde değerlendirilmesinin gerektiğini, ceza bedeli tespitine ilişkin karşı tarafça imzalanan belgede sözleşme dışı toz filtresi işinden ve süresinden bahsedilmediğini, sadece Kalker Nakil Hattı eser sözleşmesi ve gecikme ceza bedelinin söz konusu olduğunu, (EK-1 olarak İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesine sunulduğunu) bu belgenin her iki tarafça imzalı kabul edildiğini ve gereği olan ceza faturasının da her iki tarafın defterlerine işlendiğini, -Bilirkişilerin tespitinde, izah edildiği gibi, 48 günlük gecikme süresi konusunda değil, 48 günlük gecikme ceza bedeli konusunda taraflar arasında mutabakat olduğunu, 137 günlük gecikme süresinin baki olduğunu, sözleşmeye göre kesmek hakları olan ceza bedelinden müteahhit hiç para alamayacak konuma düşmesin diye vazgeçmiş olmaları, bu işin gecikme süresinin 137 gün olduğu gerçeğini değiştirmediğini, örnek gösterilen Yargıtay kararlarının da gecikme ceza bedeli ile ilgili olduğunu, gecikme süresiyle ilgili olmadığını, İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/505 E. 2023/39K. Sayılı dosyasına konu hükmün, istinaf incelemesinden geçirilerek aleyhe olan yönlerinin kaldırılmasını, icranın geri bırakılmasına, mahkeme giderlerinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 2-Davacı vekili tarafından verilen 25.04.2023 tarihli katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; -İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1182 E., 2019/374 K. sayılı ilamının bir yargı kararı olması nedeniyle verilen hükmün davalı/borçlu şirketi temerrüte düşürdüğünün kabulünün gerektiğini, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde devam eden tahkikat sırasında alınan bilirkişi raporu ile taraflar arasındaki davaya dayanak alınan hukuki ilişkinin varlığının saptanması yanında müvekkili alacaklının bu hukuki ilişki nedeniyle davalıdan olan alacağının belirlendiğini, buna göre davalı borçlunun müvekkili ile aralarındaki hukuki ilişki nedeniyle 393.150,00 TL borçlu olduğuna ilişkin sorumluluğun kesinleşen hükümle tespit edildiğini, bu noktada davalı/borçlunun ayrıca temrrüte düşürülmesi için başkaca bir işlem olması gerekmeksizin temerrüde düştüğünün kabul edilerek işlemiş faiz yönünden taleplerinin kabulüne karar verilmesi amacıyla ilk derece mahkemesi kararının bu bakımdan kaldırılmasına ve davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, -İlk derece mahkemesince HMK m.329 uyarınca ileri sürdükleri taleplerinin reddine karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıntılı olarak ibraz edecekleri üzere bir mahkeme kararına dayanılarak yapılan takibe itiraz eden ve itirazında haksız olduğu aleyhine icra inkar tazminatı hükemdilmesi ile sübut bulan davalının dava açılmasına sebebiyet vermesine rağmen hakkında HMK'nun 329'uncu maddesinin uygulanmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin gerekçe olarak söz konusu kararın kesinleşmemiş olmasına dair vurgu yapmasının, söz konusu kararın kesinişemesi karşısında dayanaksız kaldığını, bu sebeple ilk derece mahkemesi kararının bu yönden de kaldırılarak talepleri uyarınca karar verilmesini talep ettiklerini, İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/505 E. 2023/39K. Sayılı dosyasına konu hükmün, "davanın kısmen reddine" dair kısmının kaldırılarak davanın tümüyle kabulüne ve HMK 329/1 ve HMK 329/2 maddesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için temlik alan tarafından başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın katılma yoluyla davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür. Dava dışı yüklenici .... Şti. ile davalı iş sahibi arasında 25.07.2014 tarihli eser sözleşmesi yapıldığı, dava dışı yüklenici tarafından davalı iş sahibi aleyhine eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1182 Esas ve 2019/734 Karar sayılı dosyasında kısmi dava açıldığı; açılan kısmi davada Mahkemece dava dışı yüklenicinin davalı iş sahibinden 393.150,00TL alacağı bulunduğu tespit edilip taleple bağlı kalınarak 5.000,00TL'nin tahsiline karar verildiği, verilen kararın İstinaf ve Yargıtay denetiminden geçerek 12.12.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava dışı yüklenici .... Şti tarafından İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1182 esas sayılı dosyasında hükmedilen kısmi alacak dışında kalan 388.150,00TL alacağın İzmir 27.Noterliğinin 17.06.2019 tarih 10597 yevmiye no'lu temlik sözleşmesi ile davacıya temlik edildiği, temlik alan davacı tarafından davalı aleyhine temlike konu alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, takibe davalının itiraz etmesi üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. Kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur. Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önünde tutulmalıdır. Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması halinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü, kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm teşkil edecektir. Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 E. 1980/186 K., 02.06.1982 gün ve 1981/11-1130 Esas 1982/549 Karar ve 09.11.1988 gün ve 1988/15-572 Esas 1988/898 K. sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır. Kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil oldukları kural ise de somut olay özelliklerine göre kesin delil niteliği alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir. Somut olayda da dava dışı yüklenici ... .. Şti tarafından davalı aleyhine açılmış bulunan ve yukarıda ayrıntıları ile safahatı açıklanan kısmi dava taleple bağlı kalınarak sonuçlanmış; böylece davaya dayanak alınan hukuki ilişkinin varlığı saptanarak, davalının sorumluluğu da kesinleşen bu hükümle tespit edilmiştir. Bu kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan eldeki ek dava için kesin hüküm oluşturacağında kuşku bulunmamaktadır. Bu aşamada Mahkemece ilk davada taleple bağlı kalınarak hükmedilen kısımdan arta kalan kısmın dava dışı yüklenici ....Şti tarafından davacıya temlik edildiği, temlik alan davacı tarafından açılan eldeki itirazın iptali davasında ilk dava aşamasında kesinleşen olgular kararın tespit bölümü yönünden kesin hüküm oluştururken, karara dayanak alınan bilirkişi raporunun da kısmi davada verilen hükmü onayan istinaf ve yargıtay kararının kesinleşen olguların inceleme konusu yapılamayacağı gerekçesi karşısında, kısmi davada hükme dayanak alınan bilirkişi raporundaki tespitler de gerek davacı gerek davalı yönünden kesinleşerek bağlayıcı hal almıştır. Kısmi dava için açıklanan şekilde oluşturulan mahkeme hükmü ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde toplam alacak miktarının da ortaya konulduğu ancak taleple bağlı kalınarak karar verildiği belirgindir. Somut olayda, kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümü de açılan eldeki dava yönünden hem tarafları hem de mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış; kısmi davada kesinleşen bu rapor içeriği de dayanak alınarak hükme varılmıştır. Bu kapsamda Mahkemece verilen karar usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir.(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/16674Esas ve 2020/10403 Karar, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/29927 Esas ve 2020/7453 Karar sayılı kararı) Somut olayda icra takibi yapılan borçlu vekil aracılığı ile takibe itiraz etse dahi, alacaklının açtığı itirazın iptali davası bakımından borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin bu davada da yetkili bulunup bulunmadığının davanın açılması sırasında belirli olmadığından dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerektiği, davalı aleyhine yapılan ilamsız icra takibine davalı vekili aracılığı ile itiraz etmişse de dava dilekçesinin asile tebliğine ilişkin yapılan tebligatın geçerli olduğu, bu durumun savunma hakkını kısıtlamadığı anlaşıldığından davalının bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Kısmi davanın, ancak dava konusu edilen miktar kadar davalıyı temerrüte düşüreceği, kısmi davadan sonra davalının, davaya konu icra takibi ile birlikte temerrüte düşürüldüğü, icra takibinden önce temerrüte düşürüldüğüne dair bir belgenin dosyaya sunulmadığından davacı tarafın takipte istediği işlemiş faiz yönünden itirazın iptali talebinde haklılık bulunmadığı anlaşıldığından Mahkemece davacı tarafın işlemiş faize yönelik isteminin reddine karar verilmesinde; yine somut olayda davalı tarafın HMK'nın 329 maddesine göre kötüniyetli olduğunu gösteren delil bulunmaması karşısında Mahkemece davacı tarafın HMK'nın 329.maddesinin uygulanmasına ilişkin talebinin reddine karar verilmesinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekili ile davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.01.2023 tarih ve 2019/505 Esas, 2023/39 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekili ile davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurularının, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 26.514,53 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan toplam (5.485,00 TL + 1.143,64 TL) 6.628,64 TL harcın mahsubu ile kalan 19.885,89 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 390,00 TL harcın mahsubu ile kalan 342,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1) maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 26.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.