T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/946 - 2026/369 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/946 KARAR NO : 2026/369 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Menfi Tespit BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 26/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026 Taraflar arasınd…
T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2024/946 - 2026/369 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/946 KARAR NO : 2026/369 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Menfi Tespit BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 26/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/03/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkilinin kepenk satış ve onarımı işi, davalının ise kepenk üretim ve satış işi yaptığını, müvekkilinin faaliyeti çerçevesinde gerekli olan kepenk, kepenk sistemleri ve malzemelerini davalıdan satın aldığını, taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre müvekkilinin davalı şirkete olan borcunu taksit halinde ödeyeceğinin, borcun bitmesi anına kadar müvekkili tarafından davalı şirkete çek verileceğinin, çek asıllarının davalı şirkette kalacağının ve müvekkiline borcun ödenmesi anına kadar iade edilmeyeceğinin, tüm borç ödendiği takdirde de çek asıllarının müvekkiline iade edileceğinin kararlaştırıldığını, bu kapsamda müvekkilinin davalıdan satın aldığı kepenk, kepenk sistemleri ve malzemeleri karşılığında müvekkilinin keşidecisi olduğu ...Şubesine ait ... sayılı, ....TL bedelli ve ... sayılı,.... TL bedelli olmak üzere toplamda .... TL bedelli iki adet çek verildiğini, bu çek bedellerinden de anlaşıldığı üzere müvekkilinin davalıdan aldığı ürünlerin toplam bedelinin ...TL olduğunu, ....TL bedelli çekin davalı tarafından dava dışı Alıcı ....Ltd. Şti. isimli firmaya ciro edildiğini, davalının isteği üzerine dava dışı şirkete müvekkilinin kardeşinin kredi kartı ile 2 ayrı ödeme ile toplamda 40.000,00 TL ödeme yapıldığını, geri kalan ödemelerin ise yine kardeşinin kredi kartı ile davalıya ait pos cihazından 21.400,00 TL çekilmek suretiyle ödendiğini, bu çerçevede müvekkili tarafından davalıya toplamda 61.400,00 TL ödeme yapıldığını, ayrıca ....sayılı çekin arkası iptal edilmesine rağmen çekin karalandığını, bu çekin arkasında dava dışı Alıcı .... Ltd. Şti. isimli şirketin çalışmış olduğu .... Bankası kaşesi bulunduğunu, bu durumun da müvekkilinin davalı şirketin talebi doğrultusunda Alıcı isimli şirkete 40.000.00TL'yi gönderdiğinin göstergesi olduğunu, ilgili çeklere ilişkin borcun tamamı ödenmesine rağmen çeklerin iade edilmediğini ve davalı tarafından 30.000,00 TL bedelli çeke dayalı olarak Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün...... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, başlatılan takibin haksız olduğunu ileri sürerek icra takibinin iptali ile müvekkilin borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; dava dilekçesindeki iddiaların hiçbirini kabul etmediklerini, icra takibine dayanak oluşturan çekin illetten mücerret (sebepten soyut) bir senet olduğunu, kıymetli evraktan kaynaklanan takibe yönelik olarak açılan menfi tespit davasında ispat yükünün davacıda olduğunu ve davacının iddiasını senet ile aynı nitelikteki bir delil ile ispatlamak zorunda olduğunu, bu çerçevede her ne kadar davacı tanık gibi delillere de dayanmış ise de davanın tanık ile ispat edilemeyeceğini, senet ile aynı nitelikte deliller ile ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafından müvekkiline başka borçlarının ödemesi yapılmış olmasına karşın davaya konu çeklerin ödemesinin yapılmadığını, bu durumun ticari defterlerin incelenmesi neticesinde açıkça görüleceğini, somut olayda haksız ve kötü niyetli olarak başlatılmış bir takibin söz konusu olmadığını, bu nedenle müvekkili aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibinden dolayı menfi tespit istemine ilişkin olduğu, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201. maddesi gereğince yazılı bir belgeye bağlanmış olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen hususların tanıkla ispatlanmasının mümkün olmadığı, somut olayda davalı tarafın savunmasında, davacının iddia ettiğinin aksine senedin veriliş nedeninin başka bir hukuki ilişkiden kaynaklandığının ileri sürüldüğü, davalı savunmasının gerekçeli inkar nitelinde olduğu, takibe konu çek bedelinin ödendiğinin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, tarafların ticari defterlerinin incelenmesine yönelik ara karar kurulduğu, davalı vekilinin 23.06.2022 tarihli dilekçesinde davada ispat yükünün davacıda olduğunu ve davacının münhasıran müvekkili tarafından tutulan ticari defterlere delil olarak dayanmadığını, bu nedenle ticari defterleri sunmayacaklarını beyan ettiği, duruşmada aynı beyanını tekrarladığı, davacı vekilinin ise 25.11.2022 tarihli celsede müvekkilinin tacir olmadığını ve ticari defter tutmadığını, alınan malzeme ve ödemelere ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını beyan ettiği, davalı taraf ticari defterlerini ibraz etmemiş ise de, davacı tacir olmadığından ve ticari defter tutmadığı beyan edildiğinden HMK'nın 222/2. maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, dava dilekçesinin deliller kısmında ticari defterler yanında diğer delillere de dayanıldığı, münhasıran davalının ticari defterlerine dayanılmadığı, bu durumda davacının HMK'nın 222/5. maddesinde düzenlenen husustan faydalanma imkanı bulunmadığı, davanın çeke dayalı menfi tespit davası olduğu ve ispat yükünün davacıda olduğu, çek bedelinin ödendiğine ilişkin davacı tarafından dosyaya sunulan herhangi bir yazılı delil bulunmadığı, miktar itibarıyla somut olayda tanık dinlenemeyeceği ve davacının yemin deliline dayanmayacağını beyan ettiği gözetildiğinde davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine ve koşulları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; dava dilekçesini tekrar ederek davalı tarafın yasal süresi içinde ticari defterlerini bilirkişi incelemesine hazır bulundurmadığını, yerlerini bildirmediğini ve ibraz etmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermediğini, böylelikle HMK'nın 222. maddesi gereği defter ibrazından vazgeçmiş sayılması gerektiği ve müvekkilinin borcu bulunmadığı iddiasının ispat edilmiş sayılması gerektiğini, ispat külfetini dava dilekçesi ekinde sunulu kredi kartı banka hesap özeti (ekstreler) ile yerine getirdiklerini, ancak Mahkemenin bu konuyla ilgili hiç değerlendirme yapmadığını, dava dilekçesinde ticari defterlere delil olarak dayandıklarını, dolayısıyla davalı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayandıklarını ve davalı tarafından ticari defterlerin ibraz edilememesi dolayısıyla HMK'nın 222/5. maddesi gereği iddianın ispatlamış sayılması gerektiğini, davalının cevap dilekçesinde çeklerin bedelinin ödendiği iddiasının doğru olmadığını, davacının başka borçlarının ödemesini yaptığını, ancak takibe konu çek bedelinin ödenmediğini ileri sürdüğünü, bu durumda davalının bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, yani müvekkili tarafından yapılan ödemelerin başka borca ilişkin olduğunun ispat külfetinin davalı tarafta olduğunu, müvekkilinin davalı şirkete başkaca bir borcu olmadığı için davalı tarafından ticari defterlerin sunulmasından imtina edildiğini, zira davalı tarafın çekler dışındaki başka borç bulunduğu iddiasının gerçek dışı olduğu ve esasında yapılan ödemelerin de müvekkili tarafından verilen çek bedellerine ilişkin olduğunun ticari defterlerin incelenmesi neticesinde görüleceğini, davalı tarafından iddia edilen başka borç iddiasının ispatlanamadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinden; davalı tarafından 02.09.2021 tarihinde Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...... Esas sayılı dosyası ile davacı aleyhine ... tarihli,... sayılı ve ....TL bedelli çeke dayalı olarak ... TL asıl alacak ve ferileri üzerinden toplam 38.434,79 TL üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davacıya 12.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacının borca itiraz etmediği ve takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Takibe dayanak çek sureti incelendiğinde; .... sayılı, .... tarihli ve ... TL bedelli çekin davacı tarafından keşide edildiği, lehtarın davalı alacaklı olduğu, çekin arka yüzünde bir ciro bulunduğu, ancak cironun üzeri karalanarak iptal edildiği, çekin 31.03.2020 tarihinde ibraz edilerek çek karşılığının bulunmadığının banka tarafından şerh düşüldüğü görülmüştür. Davacı vekili eldeki davada, müvekkili hakkında davalı tarafından başlatılan Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 2020/75113 Esas sayılı icra takip dosyasına dayanak çekin satın alınan malzemelere karşılık davalıya verildiğini, çek bedelinin davalıya ödendiğini ileri sürerek bedelsizlik nedenine dayanmıştır. Davanın açıldığı Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/280 Esas, 2021/348 Karar sayılı ve 17.11.2021 tarihli kararı ile davanın Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girmesi dolayısıyla davanın usulden reddine karar verilmiş, kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/279 Esas, 2022/217 Karar sayılı ve 27.01.2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi üzerine dosya eldeki Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/202 esasına kaydedilmiştir. Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfi tespit davası, 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü haller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (mesela borcu) sadece inkar etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s. 370 ilâ 372). Diğer bir ifadeyle ispat yüküne ilişkin genel kural, menfi tespit davaları için de geçerli olup menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Davacı tarafça davalı ile olan ticari ilişki dolayısıyla dava ve takibe konu çekin keşide edilerek verildiği, bu çeke ilişkin ödemenin kredi kartı ile ödendiği iddia edilerek ödeme yapılan kredi kartına ait hesap ekstreleri dava dilekçesi ekinde sunulmuş ise de davalı tarafından davaya konu çekin ticari ilişki kapsamında verildiği hususu inkar edilerek çek bedelinin ödenmediği yönünde savunma yapılmış olması karşısında davacının davaya konu çekin ticari ilişki kapsamında verildiği iddiası ve dolayısıyla çek bedelinin kredi karşı ödemesi ile yapıldığı yönündeki iddiasının hesap ekstreleri ile ispatlanamayacağı, aynı zamanda yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler doğrultusunda davacının iddiaları yönünden tanık deliline de dayanılamayacağı yönündeki kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, bu itibarla dosya mevcuduna yansıyan delillere göre davacının iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 222/5. maddesi "taraflardan biri tacir olmasa dahi tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir ancak karşı taraf defterlerine ibrazdan kaçınırsa ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır" hükmünü taşımaktadır. Anılan maddedeki düzenlemenin somut olaya uygulanabilmesi için karşı tarafın ticari defterlerine dayanan tarafın, başkaca hiçbir delile dayanmaksızın, münhasıran karşı tarafın ticari defter kayıtlarına dayanması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/03/2012 tarih ve 2011/11-862 E., 2012/51 K. sayılı ilâmında da, bir davada ispat yükü kendisinde ait olan tarafın başka delillerle birlikte karşı tarafın ticari defterlerini de dayanması, diğer anlatımla delillerini karşı tarafın ticari defterlerini hasretmemesi durumunda uyuşmazlığa 6100 sayılı HMK'nın 222/5. maddesindeki özel hükmün uygulanamayacağı belirtilmiştir. Somut olayda davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatı için davalının ticarî defterleri yanında diğer delillere de dayanılmış olup davalının ticarî defterlerinin ibrazı ve bundan kaçınmanın sonuçlarına ilişkin olarak eldeki davada 6100 sayılı HMK'nın 222/5. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Bununla birlikte ileri sürülen hususların ispatında münhasıran davalı defterlerine dayanılmamış olması durumunda HMK’nın 220. maddesinin uygulanabileceği, somut olayda satılan mallara ilişkin irsaliyeli faturaların davalının ticarî defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunun, taraflar arasında çekişme konusu vakıalar ve davanın aydınlatılması kapsamında belirlenmesinin zorunlu olduğu, dolayısıyla HMK’nın 220/1. maddesi çerçevesinde davalının ticarî defterlerinin, davacı tarafça ileri sürülen hususların ispatına elverişli olduğu ve ibrazına ilişkin talebin kanuna uygun olduğu hususuna Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/11-172 Esas, 2022/69 Karar sayılı, 27.01.2022 tarihli kararında ilke olarak değinilmiş ve güncel Yargıtay kararlarında da bu hususa aynı şekilde yer verilmiş ise de somut olayda davacının iddiasını ispata yarar ve davalı taraf defterlerinin incelenmesi sonucu teyit edilebilecek şekilde delillerin dosya kapsamında yer almadığı anlaşıldığından, HMK'nın 220. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı değerlendirilmiştir. Bu durumda, davacı tarafın dava dilekçesinde davalı tarafın ticari defterlerine münhasıran dayanmadığı, başka delillerle birlikte karşı tarafın ticari defterlerine de dayandığı, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 222/5. maddesinin somut olayda uygulanma imkanının bulunmadığı, defterler dışında da delillerin bildirildiği (kredi kartı hesap ekstreleri, yemin, tanık beyanları ve benzeri), davacı dava açarken davalının defterlerine münhasıran dayanmadığından davalının ticari defterlerinin hazır edilmediği gerekçesi ile davacının davasının kabul edilmesi olanağının bulunmadığı, ayrıca davacının davaya konu çekin ticari ilişki nedeniyle davalıya verildiği iddiasına karşılık davalı tarafından bu çekin veriliş nedeninine yönelik bu iddianın inkar edilmesi, davacı tarafından ticari ilişki nedeniyle satın alınan ürün bedellerinin kredi karşı ile ödendiği iddiasına karşılık ise davalının satım ilişkisi nedeniyle verildiğini inkar ettiği çek bedelinin ödenmediği savunması karşısında davalı defterleri yanında dayandığı diğer delilleri kapsamında davalı taraf defterlerinin davacı iddialarını ispatlayabilecek şekilde sunulu delilleri teyit edebilecek nitelikte olmadığı da gözetilerek HMK'nın 220. maddesinin de somut olayda uygulanması mümkün olmadığından, Mahkemece davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davacı vekili vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 162,10 TL harç mahsup edildikten sonra kalan 569,90 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-) İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4. maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/03/2026