T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1951 - 2026/818 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1951 KARAR NO : 2026/818 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/10/2025 NUMARASI : 2024/697 Esas - 2025/626 Karar İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACI : EYİM GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş ... …
T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1951 - 2026/818 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1951 KARAR NO : 2026/818 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/10/2025 NUMARASI : 2024/697 Esas - 2025/626 Karar İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACI : EYİM GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... İHBAR OLUNAN : HEPİYİ SİGORTA A.Ş DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) BAŞVURU TARİHİ : 04.10.2025 İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 18.11.2025 KARAR TARİHİ : 15.04.2026 YAZIM TARİHİ : 16.04.2026 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve Dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın Dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı şirkete ait 67 ... plakalı araç ile 22.08.2024 tarihli kazada, davalı ruhsat sahibi ...'a ait, diğer davalı ...'ın sürücüsü olduğu 54 ... plakalı ticari aracın çarpması nedeniyle aracın ağır hasar gördüğünü, değer kaybı meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğunu beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 95.000,00 TL maddi tazminatın fatura tarihi olan 03.09.2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı, görev ve yetki itirazları bulunduğunu beyan ederek davanın usul ve esastan reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince, 6102 sayılı kanunun 5/A-1 ve HMK'nın 115/2 maddeleri gereğince (arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması) dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, mahkeme gerekçeli kararında arabuluculuk sırasında tarafların son oturumda hazır oldukları halde, son tutanağı imzalamadıkları, sadece Arabulucu ...'un tutanağı e-imza ile imzaladığının son tutanağın incelenmesiyle anlaşıldığının belirtildiğini, arabuluculuk sürecinin tüm imzaların tamamlanması ile sona ereceği ve dava açma süresinin son tutanaktaki son imzanın tamamlanması ile başlayacağı halde, somut olayda sunulan son tutanağın tarafların imzasını taşımadığı, davacı tarafın ve davalı ...'ın imzasının bulunmamasının sebebinin de belirtilmediği ve dolayısıyla da arabuluculuk süreci tamamlanmadan eldeki davanın ikame edildiği, böylece dava tarihinden önce yasal olarak dava şartı hâline getirilen arabulucuya başvurma şartının gerçekleştirilmediği anlaşıldığından bahisle davanın reddedildiğini, arabuluculuk toplantısının telekonferans yoluyla yapıldığını, arabuluculuk usulünün belirlenmesine dair Kanun ve Yönetmeliğin taraflara ve arabulucuya geniş yetkiler verdiğini, taraflar için emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydı ile arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilme (HUAK 15/2,Yönetmelik 17/1) arabulucuya da arabuluculuk sürecinden taraflarla her türlü ilitişim aracını kullanarak süreci yürütme yetkisi tanındığını, dava konusu arabuluculuk tutanağının taraflardan birinin elektronik imzası olmaması sebebiyle tek imza ile kapatıldığını ve bu durumunda son tutanakta sebep olarak belirtildiğini, dava açılış tarihi olan 25.10.2024 tarihinden günümüze kadar davalılar tarafından arabuluculuk son tutanağına ilişkin herhangi bir usul itirazı gelmediğini, arabulucuk son tutanağının iptaline ilişkin de herhangi bir dava açılmadığını, yerel mahkemeye kesin süre içinde 08.10.2024 tarihli arabuluculuk anlaşmama son tutanağının kendileri tarafından sunulduğunu, buna rağmen arabulucunun tek imzasına ilişkin beyanda bulunma taleplerinin dikkate alınmadığını, dava tarihi dikkate alındığında sundukları arabuluculuk son tutanağının geçerli olduğunu, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuken mümkün olmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, trafik kazası nedeniyle araç değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle TTK'ya eklenen 5/A maddesinde, Türk Ticaret Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu(HUAK)'nun 18/A/2 maddesinde de, arabuluculuğun dava şartı olarak kabul edildiği hallerde davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu düzenlenmiştir. 7036 sayılı Kanun'un 3/2 ve 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 hükümlerine göre "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." Görüldüğü üzere arabuluculuk faaliyetine başvurulması gerektiği belirtilen durumlarda dava açabilme şartı, arabuluculuk son tutanağının düzenlenmiş olmasına bağlanmıştır. Arabuluculuk son tutanağı, kısaca "arabuluculuk faaliyetinin ne şekilde sona erdiğini belgeleyen bir tutanak" olarak tanımlanabilir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 21.03.2022 tarihli ve 2022/3222 Esas, 2022/3813 Karar sayılı kararı). Arabuluculuk görüşmeleri sonunda yapılacak işlemler, 7036 sayılı Kanun'un 3/21 hükmü atfıyla uygulanan 6325 sayılı Kanun'un 17/2 ve 17/3 hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre "Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar ve taraflar hazır değilse her türlü iletişim vasıtasını kullanarak hazır bulunmayan tarafları bilgilendirir." Anılan hükümlerden de anlaşılacağı üzere davacı, dava açarken arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olup bu belgenin incelenmesi sonucu özel dava şartının yerine getirilip getirilmediğine karar verilecektir. Arabulucuya başvurulmuş ancak dava dilekçesine tutanak aslı veya onaylı örneğinin eklenmemesi hâlinde dava hemen reddedilmemekte, bir haftalık kesin süre verilerek bu eksikliğin tamamlanması istenilmektedir. Bu durum karşısında öngörülen dava şartı, tamamlanabilir bir dava şartı niteliğinde kabul edilmiş, belirli bir süre içinde tamamlanmadığında davanın usulden reddine karar verileceği belirtilmiştir (Özekes, Yazıcı, s. 4952). Hemen belirtmek gerekir ki, dava, arabulucuya başvurmadan açılmışsa, mahkemece davacıya eksikliği gidermesi için herhangi bir süre verilmeksizin ya da herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilir. Bir başka ifadeyle arabulucuya başvurulmaksızın dava açılması hâlinde taraflara arabuculuya başvurmak için kesin süre verilmeyecektir. (Faruk Barış Mutlay, İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk, İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar III, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuka Genç Yaklaşımlar Konferans Serisi No.7 İş Hukuku, İstanbul, 2018, s.67). Eldeki davada, davacının arabulucuya başvurduğu ve anlaşmaya varılamadığına dair arabuluculuk son tutanağının dosyaya sunulduğu, ancak son tutanağın tarafların imzasını taşımadığı, bunun sebebinin de belirtilmediği, bu nedenle arabuluculuk görüşmesi tamamlanmadan davanın açıldığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş ise de; dosya kapsamına göre, davacı tarafından dava konusu olaya ilişkin davadan önce 28.09.2024 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu, Düzce Arabuluculuk Bürosunun 2024/131844 numaralı dosyasında arabuluculuğun sağlanamadığına dair son tutanağın yalnızca arabulucu ... tarafından e-imza ile imzalandığı, bu şekilde arabuluculuk görüşmelerinin son tutanağın arabulucu tarafından imzalanmasıyla sona erdiği, arabuluculuğa başvuru zorunluluğunun, kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı derecede zorlaştıran etkisiz ve sonuçsuz bir sürece neden olmadıkça hak arama hürriyetinin özüne dokunduğunun söylenemeyeceği, dava şartı olmanın bir sonucu olarak arabuluculuğa başvuru bir zorunluluk arz etmekte ise de bu zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlı olup arabuluculuk sürecinin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu, dava şartı olarak arabuluculuk kurumunun temelde mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama olması karşısında, arabuluculuk ile ilgili uygulamaların tamamında uygulamanın hakkın özüne dokunup dokunmadığı ve ölçülülük ilkesine aykırı olup olmadığı bağlamında bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu, dava şartı olarak arabuluculukta zorunlu olan unsurun, arabuluculuğa başvurmak olup arabuluculuğa başvuran tarafın, arabulucunun sorumluluğunu yerine getirmemiş olması sebebiyle arabuluculuk dava şartının gerçekleşmediğini kabul etmek Kanun’da öngörülmeyen bir yükümlülüğün sonuçlarından başvuran tarafın sorumlu tutulması anlamına geleceği, böyle bir kabul şeklinin başvuranın hak aramasını aşırı derecede zorlaştıracağı ve hakkın özüne zarar vereceği, bu nedenle eldeki davada dava şartı olan arabuluculuğa başvurulduğu ve davacının eldeki davayı açmak için kendisine yüklenen bütün yükümlülükleri yerine getirdiği, bu durumda eldeki dava için arabuluculuk dava şartının gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerekeceği, 7036 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetildiğinde; dava şartının yerine getirildiği kabul edilip işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. İlk derece Mahkemesince hatalı bir şekilde davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmekle tarafların davanın esası ile ilgili gösterdikleri deliller toplanmamış ve değerlendirilmemiş olduğundan, HMK'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi, işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.10.2025 tarih ve 2024/697 esas, 2025/626 karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Peşin alınan istinaf karar harcının talebi halinde yatırana iadesine, 4-İstinaf yoluna başvuran davacının istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine, 5-Harcanmayan istinaf gider avansının yatıran tarafa iadesine, 6-Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 15.04.2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*