T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/25 Esas KARAR NO: 2026/188 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi ARA KARAR TARİHİ : 22/12/2025 NUMARASI: 2025/1163 Esas DAVANIN KONUSU: Feshin Geçersizliğinin Tespiti (Sigorta Poliçesine Dayalı) KARAR TARİHİ: 05/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/25 Esas KARAR NO: 2026/188 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi ARA KARAR TARİHİ : 22/12/2025 NUMARASI: 2025/1163 Esas DAVANIN KONUSU: Feshin Geçersizliğinin Tespiti (Sigorta Poliçesine Dayalı) KARAR TARİHİ: 05/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusunun para alacağına ilişkin olmayıp sigorta sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespitine ilişkin olduğunu, müvekkili ile davalı arasında 15.04.2025 - 15.04.2029 vadeli Bina Tamamlama Sigorta Poliçesi imzalandığını, poliçe kapsamında 1.440.644.260,00 TL tutarında genel teminat limiti belirlendiğini, poliçe toplam prim bedelinin de 30.253.445,00 TL olduğunu, poliçenin, ..... Belediye Başkanlığı'na tamamlama teminatı olarak sunulduğunu ve yürürlükte olduğunu, davalının 17.10.2025 tarihli ihtarname ile müvekkili tarafından, sigorta onayı olmaksızın bağımsız bölüm satışları yapıldığına dair duyumlar alındığı iddiasına dayalı olarak poliçeyi feshettiğini bildirdiğini, ancak bu iddianın gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, zira davalı şirketin bina tamamlama Müdürü ...'ın ...düzenlenen 1. Konut ve Yapı Fuarında satış ve tanıtım faaliyetlerine aktif olarak katıldığını ve hatta bir bağımsız bölümün satışını da bizzat kendisinin yaptığını, TTK'nun 1449. maddesinde, durumun öğrenildiği tarihten itibaren 1 ay içinde kullanılmayan fesih hakkının düşeceği belirtilmiş olup davalı şirket, satışların gerçekleştiği 03 - 06 Temmuz 2025 döneminde bizzat hazır bulunarak tüm süreci öğrenen davalı şirketin fesih bildirimini 3,5 ay sonra yapması sebebiyle feshin süre yönünden hükümsüz olduğunu, müvekkilinin bir ihlal ve kusurunun bulunmadığını, ayrıca ihlalin varlığı kabul edilse bile, bu ihlalin rizikonun gerçekleşmesine veya sigortacının edim yükümlülüğünün kapsamına etki edecek nitelikte olduğunun davalı tarafından ispatı gerekir ise de bu yönde bir ispatın da sağlanmadığını, poliçe gereği davalının teminat sorumluluğunun fesih halinde dahi devam ettiğini, zira poliçede, sigortacının müstakil teminat senedi düzenleyip verdiği hak sahiplerine karşı sorumluluğunun, sigorta sözleşmesi feshedilmiş olsa da devam edeceğine yönelik hüküm bulunduğunu, buna göre arsa sahiplerine verilen teminatın devamının zorunlu olduğunu, bu yönüyle dahi davalının fesih iradesinin hukuken sonuç doğurmadığını, TTK'nun 1449/3 maddesi uyarınca, sigortacının, ihlalin, rizikonun gerçekleşmesine ve sigortacının yerine getirmesi gereken edimin kapsamına etki etmediği durumlarda, sözleşmeyi feshedemeyeceğinin düzenlendiğini, dava konusu olayda böyle bir risk oluşmadığını, inşaatın yapılması ticari amaçlı bir iş olup yapılan taşınmazların satılmasının da oldukça doğal ve işin olağan sonucu olduğunu, müvekkilinin, taşınmazların satılması için inşaat yaptığını, tüm süreci bilmesine rağmen sigorta şirketinin fesih sebebinin tamamen kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin poliçeye dair söz konusu inşaatı ... Belediyesi sınırları içinde olduğunu ve ruhsat ile izinleri verecek makamın da ... Belediye Başkanlığı olduğunu, müvekkilinin poliçeyi Belediyeye sunarak teminat verme yükümlülüğünü yerine getirdiğini, ancak sonrasında davalı tarafın haksız ve geçersiz feshinin ... Belediyesi'ne bildirilmesi akabinde Belediyenin, müvekkilinin ruhsat ve izinlerini iptal ettiğini, bu yüzden müvekkilinin çok ciddi şekilde zarara uğratıldığını belirterek davalının fesih işleminin; öncelikle ihtarın süresinde yapılmaması nedeniyle usul yönünden geçersizliğinin tespitine, esasa girilecek ise de izah edilen tüm sebeplerle hukuken geçersiz olduğunun tespitine, ayrıca poliçenin yürürlükte olduğunun tespitine ve ayrıca davalının haksız fesih işleminin ilgili kamu kurumlarında hüküm ifade etmemesi adına, inşaatın durdurulmaması ve tüm resmi merciler nezdinde poliçenin devam ettiğinin kabulü yönünde ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılması mümkün olmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, sözleşmenin feshedildiği konusunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığını, davacı poliçenin yürürlükte olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş ise de, sözleşme özgürlüğü kapsamında taraflar sözleşmenin sona erdirilmesi noktasında da özgür olduğundan Mahkemelerin herhangi bir tarafın yerine geçip o taraf adına sözleşmeye devam etme iradesi ortaya koymasının mümkün olmadığını, bu nedenle davacının talebinde hukuki yararın bulunmadığını, bina tamamlama sigortasının, kentsel dönüşüm ve ön ödemeli maketten konut satış projeleri başta olmak üzere her türlü inşaat yapım projesinde sigorta ettiren müteahhit/satıcı (sigortalı) ile sigorta şirketi arasında imzalanan sigorta sözleşmesi gereğince, lehtar olarak anılan arsa sahipleri/tüketiciler (hak sahipleri) adına sigorta şirketince düzenlenen teminat senetleri aracılığıyla koruma sağlayan bir kefalet sigortası türü olduğunu, bu yönüyle bina tamamlama sigortasının kefalet sigortası ürünü olması nedeniyle bina tamamlama sigortası poliçesine bağlı olarak üretilen teminat senetleri aracılığıyla hak sahipleri adına koruma sağlayan bir sigorta ürünü olduğunu, sigorta şirketleri rizikonun doğması durumunda, doğrudan hak sahiplerine karşı sorumlu olabileceğinden müteahhidin/satıcının sözleşmeye aykırı hareket edip etmediğini, kötü niyetli bir şekilde arsa sahiplerinin/ tüketicilerin (hak sahipleri) aleyhine olacak şekilde tasarrufta bulunup bulunmadığını denetlemek ve kontrol etmek zorunda olduğunu, Bina Tamamlama Sigortası Genel Şartları md.21/1 ve md.21/2 çerçevesinde, tazminatı ifa borcunun yerine getirilmesi halinde, müvekkilinin tazmin ettiği ölçüde müteahhidin/ satıcının yerine geçerek hak sahiplerine karşı sahip olduğu hakları devraldığını ve bağımsız bölümlerin mülkiyetinin de sigortacıya geçtiğini, bu anlamda, harici satış vaadi sözleşmeleri ile projeden konut satışı yapılması gibi yöntemlerle projenin içinin boşaltılmamasında sigortacının menfaatinin bulunduğunu, sigorta sözleşmesi akdedildikten sonra davacının, müvekkilinin onayını almaksızın harici satış vaadi sözleşmeleri ile projeden konut satışı yapıyor olabileceğine dair duyumlar alınması üzerine yapılan görüşme, toplantı ve denetimler neticesinde bu duyumun gerçek olduğunun anlaşıldığını, davacının ayrıca müvekkilinin bilgisi ve izni olmaksızın müvekkilinin unvanını ve logosunu reklam faaliyetlerine konu etttiğini, projeyi müvekkili ile adeta bir ortaklık içerisinde gerçekleştiriyormuş gibi bir görüntü çizdiğini, bu suretle müvekkilinin ticari bilinirliğinden ve itibarından faydalanarak tüketicileri yanılttığını, davacının bu şekilde müvekkilinin onayını almaksızın kırk civarı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi akdederek bu sözleşmeler karşılığında tüketicilerden ödeme aldığını ve finansman sağlamaya çalıştığını, bunun üzerine sigorta sözleşmesinin müvekkili tarafından .../10/2025 tarihli noter ihtarnamesi ile feshedildiğini, davacının poliçede mevcut düzenlemelere kasıtlı bir şekilde aykırı hareket ettiğini, bu durumun ..../10/2025 tarihinde öğrenilmesi ile sözleşmenin haklı olarak ve süresinde feshedildiğini, müvekkilinin satışlardan haberdar olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin, davacıya istediği gibi konut satışı yapması yönünde herhangi bir onay vermediğini, müvekkilinin sigorta sözleşmesini feshetmesi sebebiyle, hak sahiplerine karşı teminat senedi düzenlemek gibi bir yükümlülüğünün de bulunmadığını, ayrıca davacının ihtiyati tedbir talebi bakımından ise davanın esasını çözer biçimde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin herhalükarda hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın öncelikle usulden aksi halde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Dava dilekçesine konu ihtiyati tedbir talebi hakkında ilk derece mahkemesi 16/12/2025 tarihli ara kararı ile; davacı tarafın, davalının haksız fesih işleminin ilgili kamu kurumlarında hüküm ifade etmemesi adına inşaatın durdurulmaması ve tüm resmi merciler nezdinde poliçenin devam ettiğinin kabulü yönünde ihtiyati tedbir uygulanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin 6100 sayılı HMK'nun 389. maddesindeki şartları taşımadığı, yaklaşık olarak ispatın yerine getirilmediği, yargılamayı gerektirdiği ve davanın sonucunda elde edilebilecek bir hususun ihtiyati tedbir yolu ile elde edilmesi niteliğinde olduğu, davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gerekçelerine istinaden tedbir talebinin reddine dair karar verilmiştir.Bunun üzerine davacı vekili 18/12/2025 (UYAP tarihi) dilekçesi ile, dilekçe ekinde sundukları belgeler nazara alınarak ihtiyati tedbir taleplerinin yeniden değerlendirilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi 22/12/2025 tarihli ara kararı ile; tedbir talebinin, 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesindeki şartları taşımadığı, yaklaşık olarak ispatın yerine getirilmediği ve yargılamayı gerektirdiği, ayrıca talep, davanın sonucunda elde edilebilecek bir hususun ihtiyati tedbir yolu ile elde edilmesi niteliğinde olduğundan davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, ... Belediyesi'nin yazısı yaklaşık ispatın gerçekleştiğine dair delil olarak sunulmuş ise de, söz konusu yazının idari bir işlemin sonucunu (inşaatın durdurulmasını) gösterdiği, taraflar arasındaki sözleşmesel feshin haklı olup olmadığını kanıtlamadığı, sigorta şirketinin fesih gerekçeleri (izinsiz satış iddiası, sözleşmeye aykırılık vb.) ile davacının karşı iddiaları (sigortacının bilgisi olduğu, kötü niyet vb.) çekişmeli olup bu hususların ancak tarafların tüm delillerinin toplanması, bilirkişi incelemesi ve detaylı tahkikat aşaması ile aydınlatılabileceği, mevcut delil durumu itibariyle, davanın esasına ilişkin haklılık durumu tam veya yaklaşık olarak henüz ortaya konulamadığından davacı vekilinin tedbir talebinin reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Ara karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğini, ancak mahkemece fiilen tam ispat arandığını, fesih işlemi ile müvekkilinin inşaat işleri durduğundan bu durumun günlük ekonomik kayıplara, ruhsat işlemlerinde aksamalara, ve telafisi mümkün olmayan prestij kaybına yol açtığını, davanın sonunda verilecek olası bir kabul kararının bu zararları telafi etmesinin mümkün olmadığını, ihtiyati tedbirin, davanın esasını çözücü bir nitelikte olmadığını, ayrıca dosyaya sunulan delilleri incelenmeden karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesinin tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasını talep ve istinaf ederek ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, davalının sigorta poliçesinin feshine yönelik işleminin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davacı vekili, tespit talebi ile birlikte ayrıca davalının haksız fesih işleminin ilgili kamu kurumlarında hüküm ifade etmemesi adına, inşaatın durdurulmaması ve tüm resmi merciler nezdinde poliçenin devam ettiğinin kabulü yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş olup mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddedilmesi üzerine işbu ara kararı istinaf ederek ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.Davacı şirket ile davalı sigorta şirketi arasında 15/04/2025 - 15/04/2029 tarihleri arasında geçerli bina tamamlama sigorta poliçesi akdedilmiştir. Poliçenin konusu "6502 sayılı Kanun kapsamındaki ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde tüketicilere, 6306 sayılı Kanun kapsamındaki inşaat yapım projelerinde hak sahiplerine, 6502 sayılı Kanun ve 6306 sayılı Kanun dışında kalan diğer inşaat projelerinde hak sahiplerine Bina Tamamlama Sigortası Genel Şartlarının “Teminat kapsamındaki hâller ve azami teminat limitleri” başlıklı maddesinde sayılan; a)Sigortalının iflas etmesi, b)Gerçek kişi sigortalının ölümü durumunda mirasçılarının mirası reddetmesi veya c)Genel Şartların ek sözleşme ile teminat altına alınmadıkça 8 inci maddesinde sayılan ve herhâlde 9 uncu maddesinde belirtilen hâller dışında bir sebeple, mevzuata ve projeye aykırı işlemleri dâhil olmak üzere, sigortalının ilgili sözleşmede veya mevzuatında belirtilen azami süreyi veya projede taahhüt edilen teslim tarihini müteakip 12 ay içinde taşınmazı tamamlayıp teslim edememesi hallerinde, teminat hesabında belirtilen tüketicilere, poliçe genel ve özel şartlarına göre sigorta teminatı sağlar." şeklinde ifade edilmiştir. Davalı sigorta şirketi..... ...... Noterliğinin ..../10/2025 tarihli ihtarnamesi ile, davacı sigortalının, sigorta şirketinin onayını almaksızın harici satış vaadi sözleşmeleri ile projeden konut satışı yaptığına dair duyumlar alındığı, 14.10.2025 ve 16.10.2025 tarihlerinde şirket temsilcileri ile mahallinde yapılan yerinde denetim, görüşme, beyanlar ve tespitler ile bu yasaya aykırılığın ve sözleşme ihlallerinin gerçekliğinin teyit edildiği gerekçeleri ile sigorta sözleşmesinin feshedildiğini bildirmiştir. İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun onuncu kısım birinci bölümünde, geçici hukuki korumalar üst başlığı ile 389. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 389/1 maddesinde, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Yine Kanunun 390/3 maddesi ise, tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Anılan hükümlerde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ve talep edenin davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi şartıyla uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki korumadır. Somut olayda, davacı, davalının sigorta sözleşmesinin feshine yönelik işleminin geçersizliğinin tespitini talep etmiş olup davanın niteliği dikkate alındığında, ihtiyati tedbirin şartlarının gerçekleştiğinin kabulü mümkün görülmemiştir. Zira davacının talebi doğrultusunda ihtiyati tedbir kararı vermek bir anlamda işin esası ile ilgili karar vermek olacaktır ki bu durum ihtiyati tedbirin amacına ters düşecektir. Çünkü yukarıda ifade edildiği üzere ihtiyati tedbir geçici hukuki korumalardandır. Bu nedenlerle ihtiyati tedbir şartları oluşmadığından mahkemece tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul Anadolu ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/..... Esas sayılı derdest dava dosyasında verilen ..../12/2025 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.05/02/2025