İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; 14.09.2023 tarihinde ......’da davacının maliki olduğu iki parselde yan yana yer alan taşınmazların (iki bina), davalı ...... tarafından görevlendirilen (diğer davalı) ... şirketi’nin çalışanı buldozer sürücüsü tarafından kullanılan buldozer ile hukuka a…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1986 KARAR NO: 2026/1624 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/03/2025 NUMARASI: 2024/804 Esas - 2025/220 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; 14.09.2023 tarihinde ......’da davacının maliki olduğu iki parselde yan yana yer alan taşınmazların (iki bina), davalı ...... tarafından görevlendirilen (diğer davalı) ... şirketi’nin çalışanı buldozer sürücüsü tarafından kullanılan buldozer ile hukuka aykırı olarak biri tamamen yıkılarak yok edildiğini diğer binaya ise zarar verildiğini, taşeron şirketin bu eyleminin haksız fiil niteliğinde olup, işbu zararı tazmin etme hususunda davalılar hem taşeron şirketin hem de idarenin müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olduklarını belirterek sair tüm yasal hakları ve fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000 TL’lık işbu maddi tazminat davasının kabulüne, tümden yok edilen binanın yenisinin yapım bedeli de dahil olmak üzere her iki binaya verilen zararların yerinde tespitine, haksız fiil tarihi 14.09.2023 tarihinden itibaren toplam zarar tutarına -davalının tacir olması sebebiyle- ticarî faiz işletilmesine, müştereken ve müteselsilen sorumlu davalılardan zarar tutarının ticarî faiz ve masraflarla birlikte alınarak davacıya verilmesine ve uğradığı zararın tazminine, yargılama sürecinde dava konusu iki taşınmaza ilişkin olarak tapu kütüğünde ve fiilen taşınmazlar üzerinde herhangi bir iş ve işlem yapılmaması için tedbir uygulanmasını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayda; davacıya ait taşınmazlar ile ..... tarafından "ağır hasarlı" tespiti yapılması sebebiyle diğer davalı tarafından yıkım işlemi yapıldığı, davaya konu işlemin idari işlem ve eylemden kaynaklandığı dolayısıyla davaya bakma görevinin idari yargı olduğu, adli yargının görevli olmadığı anlaşıldığından dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Davanın HMK 114/b(yargı yolunun caiz olması) ve 115 maddeleri gereği dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, Yerel Mahkemenin görevsizlik kararının hukuka aykırı olduğunu, görevli Mahkemenin Adli Yargı Mahkemeleri olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Kamu kurumu olan davalının hizmet kusurundan kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır.Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir. Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. İstemin ileri sürülüş biçimine göre davacı; Açıkça, davalı kurumun hizmet kusuruna dayanmıştır. Davalı Valilik kamu kurumu niteliğinde olup, dava konusu zarar kamusal görevin yerine getirilmesi sırasında meydana gelmiştir. İdarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı, idari yargılama usulü yasasının 2/1-b maddesi gereğince idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, kamu düzenine ilişkin olup açıkça veya hiç ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir (Aynı doğrultuda Yargıtay 4. HD'nin 2021/21897 E. - 2021/9281 K sayılı ilamı,Yargıtay 4.HD 15/01/2019 gün, 2016/15724 E-2019/92 K sayılı ilamı). Dava yukarıda açıklandığı üzere tam yargı davası mahiyetinde olduğundan mahkemece, davalı ..... Valiliği yönünden yargı yolu bakımından görevsizlik kararı, diğer davalı ... ...Limited Şirketi yönünden ise dosyanın tefrik edilip ayrı bir esasa kaydedilerek davanın pasif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.Yukarıda açıklanan hususlar gereğince sair yönler incelenmeksizin davacı vekilinin istinaf isteminin usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/4. maddesi gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki eksiklikler gereğince yargılama yapılarak yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin yukarıda açıklanan sebeplerle KABULÜ ile, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/.... Esas 2025/.. Karar sayılı, 04/03/2025 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/4. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde kendisine iadesine, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/4. ve 362/1/g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 01/04/2026