T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/124 Esas KARAR NO : 2026/260 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/01/2025 NUMARASI : 2022/687 Esas, 2025/56 Karar DAVANIN KONUSU: İFLAS (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas(İİK 177)) KARAR TARİHİ: 19/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜ…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/124 Esas KARAR NO : 2026/260 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/01/2025 NUMARASI : 2022/687 Esas, 2025/56 Karar DAVANIN KONUSU: İFLAS (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas(İİK 177)) KARAR TARİHİ: 19/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili kurum tarafından davalı aleyhine açılan alacak davasında Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/12/2011 tarih ve 2009/810 Esas 2011/549 Karar sayılı kararı ile 417.765,66 TL ve 2.874,00 TL'nin faizi ile; ayrıca 6.134,60 TL ve 2.914,20 TL masraf ile 26.395,58 TL vekalet ücretinin tahsiline karar verildiğini, bu ilamın Ankara 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icraya konulduğunu, icra dosyasından davalı şirketin tasfiye memuru ...'a tebligat çıkarıldığını (tebliğin muhtara yapılarak haber kağıdının kapıya yapıştırıldığını), bu arada tebligat sürelerinin beklenmesi sebebiyle müvekkili tarafından ihtiyati haciz talebinde bulunulması üzerine Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/03/2012 tarih ve 2012/131 D.İş sayılı kararı ile talebin kabulüne karar verildiğini, ihtiyati haczin tatbiki için tasfiye memuruna çıkarılan tebligatın adreste tanınmadığından bahisle iade olunduğunu, akabinde tasfiye memurunun Bakırköy ve daha sonra Sarıyer'de görünen adreslerine çıkarılan tebligatların da iade olunduğunu, haciz yolu ile yapılan takibin İİK hükümleri kapsamında iflas yolu ile takibe çevrilmesinden sonra iflas ödeme emrinin ticaret sicil gazetesinde tasfiye memurluğunun resmi adresi olarak ilan edilen adresine tebliği üzerine açtıkları iflas davasında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/10/2018 tarih ve 2018/325 Esas 2018/905 Karar sayılı kararı ile icra-iflas ödeme emrinin tasfiye memuru ...'a tebliğ edilmemesi sebebiyle ödeme emrinin kesinleşmediğinden bahisle İİK'nun 177. maddesi uyarınca açılan davanın usulden reddine karar verildiğini, karara karşı istinaf başvurusunun da reddine karar verildiğini ve Yargıtay tarafından onanan kararın kesinleştiğini, bunun üzerine iflas ödeme emrinin Ankara 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden tasfiye memuru ...'ın mernis adresi olduğu ifade edilen Koşuyolu Mah. ... Sk. ... Kadıköy/İstanbul adresine gönderilmesine rağmen iade edilmesi sebebiyle Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi kapsamında iflas ödeme emrinin tebliği üzerine işbu davanın açıldığını, tasfiye memurunun iyiniyetli olmadığını, zira alacakların dağıtılmasına ilişkin hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi resmi kurumlara bildirilen hiçbir adresinde kendisine alacak konusunda ulaşılamadığını, tasfiye memurunun TTK'da belirtilen sorumluluklarını yerine getirmediğini, tüm bu nedenlerle tasfiye memuru alacaklıların alacaklarını alabilmesi için Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen adrese yapılan tebligatlarını bilinçli olarak iade ettirerek sanki bu alacak yokmuş gibi davrandığından ve üstüne düşen hiçbir sorumluluğu yerine getirmediğinden haciz yolu ile yapılan ilamlı takibin İİK'nun 43. maddesi uyarınca iflas yolu ile takibe çevrildiğini, bunun dışında müvekkili kurumun 455.096,14 TL olan başka bir alacağı için davalı şirkete karşı Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/358 Esas sayılı dosyası ile açılan davada alacağın ilama bağlanması üzerine Ankara 19. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında ilamlı icra takibi başlatıldığını, iflas ödeme emri borçlu şirketin tasfiye memurunun mernis adresine Tebligat Kanununun 21. maddesi kapsamında tebliğ edildiğini, ancak ödeme yapılmadığı gibi dosyada itiraza ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin de bulunmadığını, bu nedenle İİK. m. 177 hükümleri gereğince borcunu ödemeyen borçlu şirketin iflasına karar verilmesi amacıyla işbu davanın açılması zorunluluğunun doğduğunu, borçlunun ikametgâhının belli olmaması; taahhütlerinden kurtulmak amacıyla kaçması; şu ana kadar tasfiye memurunun hiç bir sorumluluğunu yerine getirmemesi; ilama dayalı alacağın icra emriyle istenildiği halde ödenmemesi, açılan tazminat davasında düzenlenen bilirkişi raporunda ve verilen mahkeme kararında iflasın önerilmiş olması sebepleri ile borçlu şirket hakkında iflas kararı verilmesi gerektiğini belirterek 5809 sayılı Kanunun 62. maddesindeki özel hüküm nedeniyle teminatsız olarak iflas taleplerinin kabulü ile, davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacının asli talebine konu olan hususun İİK m.155,156. maddesinden kaynaklanan ve iflas ödeme emrinin kesinleşmesine dayalı iflas kararı verilip verilemeyeceği; bu açıdan iflas davasının kabulü mümkün olmayacak ise bu defa davacının fer'i talebine konu olan hususun İİK m.177/4 hükmünden kaynaklanan ve ilama müstenit alacağın icra emri ile istenildiği halde ödenmemesine dayalı iflas davasının kabulünün gerekip gerekmediğine ilişkin olduğu, buna göre halihazırda şirket aleyhine usulüne uygun olarak yapılmış ve kesinleşmiş bir iflas takibinin varlığından söz edilemeyeceğinden davacının asli talebine konu olan İİK m.155,156 maddesinden kaynaklanan iflas ödeme emrinin kesinleşmesine dayalı iflas davasının şartlarının oluşmadığı, davacının feri talebi bakımından ise, davacı alacaklının, ilamın icrası için yaptığı takip talebinin 25/10/2018 tarihli olduğu, alacaklının bu ilamlı icra için takibi sonrası 25/02/2019 tarihinde ise haciz istediğini beyan etmesi üzerine davalı aleyhine haciz kararı verilerek uygulandığı, buna göre Yargıtay uygulaması da gözetildiğinde alacaklının, ilamlı icra için yaptığı takip talebinde haciz istediğini beyan etmesinin, haciz konulması sonrası artık davacının İİK m.177/4 hükmünde yer alan hakkını kullanmak istemediğinin, ilamlı icra takibine devam etme iradesi olduğunun ortaya çıktığını, davacının bu iradesinin ortaya çıkması sonrası artık İİK m.177/4 hükmüne dayalı olarak iflas davasının kabulünün kanun koyucunun amacına aykırı olduğu gibi çelişkili davranış yasağının dahi ihlali olarak kabul edilmesi gerektiği, ayrıca tasfiye memuru adresine değil şirket adresine icra emrinin tebliğ olunması halinde usulüne uygun bir tebligatın varlığından bahsedilemeyeceği, bu durumda da İİK m.177/4 hükmünde belirtildiği üzere ilama dayalı alacağın icra emri ile istenildiği halde ödenmemesi şartının gerçekleşmiş olamayacağı gerekçelerine istinaden davanın reddine karar verilmiştir.Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. DAİREMİZİN 10/07/2025 TARİH VE 2025/735 ESAS 2025/994 KARAR SAYILI KARARI İLE: Davacının açıkça İİK'nun 177/1.4 maddesi kapsamında doğrudan iflas istediğini beyan ederek talebini sınırlandırdığı, usulüne uygun bir ıslah dilekçesi sunulmadan davacı vekilinin iddianın genişletilmesi niteliğinde bulunan 02/01/2025 tarihli beyan dilekçesine değer verilerek iflas yoluyla adi takibe itiraz edilmemesi üzerine iflas isteminin asli ve doğrudan iflas isteminin ise fer'i talep olarak kabul edilip değerlendirilme yapılmasının yerinde olmadığı, kaldı ki talepler arasında bir bağlantı ile aslilik ve ferilik ilişkisi bulunduğundan söz edilemeyeceğinden terditli dava kapsamında değerlendirme yapılmasının da hukuken mümkün olmadığı gerekçeleri ile mahkemece terditli dava kapsamında yapılan değerlendirmeye sadece eleştiri olarak değinilmiş ve doğrudan iflas koşullarının oluşup oluşmadığına göre yapılan değerlendirme neticesinde ise, mahkemece tesis edilen kararın isabetli olduğundan bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNİN 20/11/2025 TARİH VE 2025/2612 ESAS 2025/3983 KARAR SAYILI KARARI İLE: İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde hata yapıldığı tespit edildiğine göre, HMK'nın 353/1-b.2 bendi gereğince gerekçeyi düzelterek yeniden esas hakkında karar vermesi gerekirken, bu hatalara ''eleştiri olarak değinilmekle yetinildiği'' ifadesi yazılmak suretiyle HMK'nın 353/1-b.1 bendine istinaden başvurunun esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, kabule göre de; ilamlı icra yoluyla takip yapan davacı alacaklının alacağını tahsil edememesi halinde İİK'nın 177. maddesinin 4. bendi uyarınca doğrudan doğruya iflas isteme hakkı bulunmasına rağmen takip yolunu değiştirerek iflas takibi yapmak suretiyle iflas istemesinde hukuki menfaati bulunmadığı dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği gerekçelerine istinaden Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, 2004 sayılı İİK'nun 177/1.4 maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 20/11/2025 Tarih ve 2025/2612 Esas 2025/3983 Karar sayılı bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan bozma ilamına uyularak bu doğrultuda aşağıdaki şekilde inceleme yapılarak karar verilmiştir.Davacı vekili dava dilekçesinde İİK'nun 177. maddesi gereğince borcunu ödemeyen borçlu şirketin iflasına karar verilmesi amacıyla işbu davanın açıldığını belirtmiş olup 27/09/2024 tarihli beyan dilekçesinde de, iflas ödeme emrinin borçlu şirketin tasfiye memurunun mernis adresine tebliğ edilmesine rağmen ödemede bulunulmadığı gibi dosyada herhangi bir itirazın da bulunmadığını, bu itibarla İİK'nun 177. maddesi gereğince borcunu ödemeyen borçlu şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin 26/09/2024 tarihli ilk celsesinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık ilamlı icra takibine geçilmesi sonrası borcun herhangi bir aşamada ödenip ödenmediği, bu sebebe dayalı olarak ve doğrudan iflas şartlarının davalı hakkında oluşup oluşmadığı şeklinde tespit edilmiş olup davanın da İİK m.177/1.f 4. bent çerçevesinde açıldığının kabulü ile yargılamaya devam olunmasına karar verilmiştir.Mahkemenin 26/12/2024 tarihli ilk celsesinde ise, davacının davasını İİK m.177 hükmüne dayalı açtığını belirtmesi sebebiyle bu çerçevede yargılamaya devam edilmiş ise de, HMK m.33 hükmü uyarınca yapılan nitelendirme sonucunda davanın doğrudan iflas davası niteliğinde olmadığı, davacı vekilinin nitelendirmeyi yanlış yaptığı, davanın kesinleşmeye dayalı iflas davası olarak görüleceği ve devam olunacağı belirtilmiş olup bu aşamadan sonra davanın İİK m.173 kapsamında olduğundan bahisle yargılamaya devam olunmasına karar verilmiştir. Davacı vekili 02/01/2025 tarihli beyan dilekçesinde, iflas ödeme emrinin tasfiye memuruna tebliğ edildiğini ve itiraz olmadığından takibin kesinleştiğini, ortada bir kambiyo senedi olmaması nedeniyle İİK'nun 173. madde hükmünün uygulanması imkanının olmadığını, somut olayda öncelikle İİK'nun 155., 156. ve devamı maddelerinin uygulanması ve 158. madde kapsamında iflas kararı verilmesi gerektiğini, aksi halde yani iflas yolu ile takip şartlarının oluşmadığı düşünülür ise sıralı talep olarak, İİK'nun 177/4 maddesinde yer alan ilama müstenit alacağın icra emriyle istenildiği halde ödenmemesine dayalı sebebin de bu dosya bakımından oluştuğunu belirterek davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacının eldeki davaya konu dava dilekçesinde yer alan aynı iddia ve talepler ile yine aynı davalıya karşı açtığı doğrudan doğruya iflas davasında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01/10/2018 tarih ve 2018/325 Esas 2018/905 Karar sayılı kararı ile, davalı şirketin tasfiye memuru ... tarafından temsil edilmesi sebebiyle icra dosyasındaki tüm tebligatların adı geçene tebliğinin gerektiği, oysa icra iflas ödeme emrinin tasfiye memuruna tebliğ edilmediği, bu nedenle ödeme emrinin kesinleşmediği gerekçelerine istinaden İİK'nun 177. maddesi uyarınca açılan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 14/01/2021 tarih ve 2021/27 Esas 2021/50 Karar sayılı kararı ile, ilamlı icra yoluna ilişkin takibin, iflas yolu ile takibe çevrilmesi sebebiyle davacının İİK'nun 177. maddesi uyarınca takibe hacet kalmaksızın doğrudan borçlunun iflasını isteme hakkından vazgeçtiği, bu durumda borçluya iflas ödeme emri tebliğ edilmeden iflasına karar verilmesinin isabetli olmayacağı, iflas ödeme emri tasfiye halindeki şirketin alacaklı ve borçluların başvurmaları için ilanen bildirilen adresine TK'nun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilmişse de, tasfiye halindeki tüzel kişilere tebligatın tasfiye memuruna yapılması gerektiği, bu nedenle iflas ödeme emrinin şirketin tasfiye memuruna tebliğ edilmeden iflasa karar verilemeyeceği gerekçelerine istinaden istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Dairemizin kararı ise Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 25/04/2022 tarih ve 2021/2984 Esas 2022/2379 Karar sayılı kararı ile onanmıştır.Ankara 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının (eski ..., 2017/4761 Esas) incelenmesinde; davacı tarafından davalıya karşı 13/02/2012 tarihinde Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/12/2011 tarih ve 2009/810 Esas 2011/549 Karar sayılı kararına dayalı 420.639,66 TL asıl alacak, 140.654,62 TL işlemiş faiz ve 35.444,38 TL ilam yargılama gideri olmak üzere toplam 596.738,66 TL'nin tahsili amacıyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, ancak icra emrinin tebliğ edilmemesi üzerine davacı vekilinin 13/12/2012 tarihli dilekçesi ile haciz yolu ile takibin İİK'nun 43. maddesi kapsamında iflas yolu ile takibe çevrilmesini talep ettiği, bunun üzerine düzenlenen 13/12/2012 tarihli iflas ödeme emrinde 417.765,66 TL asıl alacak ile işlemiş faiz ve yargılama giderleri olmak üzere toplamda 685.303,91 TL'nin tahsilinin talep edildiği, iflas ödeme emrinin TK'nun 35. maddesi uyarınca, borçlu şirketin tasfiye işlemleri için alacak ve borçluların müracaat etmesi gereken ve Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilanen bildirilen adresine tebliğ edildiği, tebligat çıkartılan adresin, aynı zamanda borçlu şirketin sicile kayıtlı adresi olduğunun anlaşıldığı, iflas ödeme emrinin tebliğinden sonra davacı tarafından İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/325 Esas sırasında açılan doğrudan iflas davasında verilip kesinleşen kararda iflas ödeme emrinin tasfiye memuruna tebliğ edilmeden iflasa karar verilemeyeceği belirtildiğinden davacı vekilinin söz konusu icra dosyasında 03/06/2022 tarihli talep dilekçesi ile, iflas ödeme emrinin borçlu şirketin tasfiye memuru ...'a tebliğ edilmesi talep edilmiş olup düzenlenen 24/06/2022 tarihli iflas ödeme emrinde de toplamda 596.738,66 TL'nin tahsilinin talep edildiği, iflas ödeme emrinin adı geçene tebliğ edilememesi üzerine bu sefer mernis adresine göre 24/08/2022 tarihinde tebliğ işleminin yapıldığı anlaşılmıştır.Öncelikle davacının 2004 sayılı İİK'da yer alan hangi maddelere dayalı olarak davalının iflasını istediği açıklığa kavuşturularak bunun neticesine göre somut olayın değerlendirilmesi gerekir. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK'da da belirlendiği gibi, HMK'nın 24/1, 25, 26, 31 ve 33. (HUMK'nın 74, 75. ve 76.) maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları re'sen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür.Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde İİK'nun 177. maddesi gereğince borcunu ödemediğinden bahisle davalı şirketin iflasına karar verilmesi amacıyla işbu davanın açıldığını belirtmiş olup akabinde sunduğu 27/09/2024 tarihli beyan dilekçesinde de aynı yönde beyanda bulunmuştur. O halde davacı açıkça İİK'nun 177/1.4 maddesi kapsamında doğrudan iflas istediğini beyan ederek talebini sınırlandırdığından artık bu doğrultuda değerlendirme yapılması icap eder. Bu nedenle usulüne uygun bir ıslah dilekçesi sunulmadan davacı vekilinin iddianın genişletilmesi niteliğinde bulunan 02/01/2025 tarihli beyan dilekçesine değer verilerek iflas yoluyla adi takibe itiraz edilmemesi üzerine iflas isteminin asli; doğrudan iflas isteminin ise fer'i talep olarak kabul edilip değerlendirilme yapılması yerinde değildir. Az önce de belirtildiği üzere yapılacak değerlendirme doğrudan iflas koşullarının bulunup bulunmadığına yönelik olmalıdır. Kaldı ki mahkemece terditli dava kapsamında değerlendirme yapılması da hukuken mümkün değildir. Zira HMK'nun 111. maddesi uyarınca terditli davadan söz edebilmek için talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şart olup davacının her iki talebi de davalının iflasına yönelik olup sadece dayanılan hukuki sebepler farklıdır. Bir başka anlatımla davacının her iki talebi de asıl talep niteliğindedir. Oysa terditli davada davacı ilk önce asıl talep hakkında karar verilmesini ister, yardımcı talebini ise asıl talebin reddedilmesi ihtimali için yapar. Bu haliyle talepler arasında bir bağlantı ile aslilik ve ferilik ilişkisi bulunduğundan söz edilemez. Açıklanan sebeplerle, mahkemece terditli dava kapsamında yapılan değerlendirme doğru olmadığından somut olayda doğrudan iflas istemine yönelik koşulların oluşup oluşmadığı yönünden değerlendirme yapılması gerekmiştir.Somut olayda, davacı ilama dayalı olarak davalıya karşı Ankara 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında ilamlı icra takibi başlatmış olup akabinde 13/12/2012 tarihli dilekçesi ile takibin İİK'nun 43. maddesi kapsamında iflas yolu ile takibe çevrilmesini talep etmiştir. Bu durumda davacı, ilamlı icra yoluna ilişkin takibini iflas yolu ile takibe çevirdiğine göre İİK'nun 177. maddesi uyarınca takibe hacet kalmaksızın doğrudan borçlunun iflasını isteme hakkından vazgeçmiştir (Yargıtay 19. HD'nin 03.02.2000 tarih ve 99-8151/622 sayılı kararı bu doğrultudadır). Bir başka anlatımla davacı en son iflas yolu ile takip yönünde iradesini ortaya koyduğundan İİK'nun 177. maddesi uyarınca doğrudan iflas talebinde bulunamaz. Bu nedenle davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek buna dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/687 Esas, 2025/56 Karar sayılı ve 23/01/2025 tarihli kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında hüküm TESİSİNE, 2-a)Davanın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğundan usulden REDDİNE, b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, d)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, İstinaf Başvurusu Yönünden; 3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmının yatıran tarafa İADESİNE, Dair, davacı vekilinin yüzüne, davalının yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 361/1.fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.19/02/2026