T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:08/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:25/02/2025 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:08/10/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARI…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:08/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:25/02/2025 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:08/10/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili şirketin ... Bankası ... nolu şirket hesabından 14/03/2011 tarihinde ...-Euro para çektiğini, ancak şirkete bu parayı teslim etmediğini ve uhdesinde tuttuğunu, davalının işlemi yaptığı 14/03/2011 tarihinde şirket yetkilisi olduğunu ve şirketteki paylarını devrederek şirketten ayrıldığını, davalıya Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını ve ödeme emrinin tebliğ edildiğini, fakat davalının haksız ve yersiz olarak yapılan takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu, fakat borcun hala ödenmediğini, davalının mal kaçırma, adres değiştirme, malvarlığını eş, akraba ve başka kişiler üzerine geçirmiş ve geçirmekte olduğunu, bu nedenlerle borca yetecek miktarda menkul, gayrimenkul ile 3.kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczini, davanın kabulü ile, davalı tarafın Antalya Genel İcra Dairesi ... Esas sayılı takibine yaptıkları haksız itirazın iptaline ve takibin kaldığı yerden faizi ile birlikte devamına, likit alacaktan kaynaklı takibe kötü niyetle itiraz ederek işbu davanın açılmasına sebebiyet veren davalı aleyhine alacağın % 20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilerek müvekkil davacı tarafa ödenmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalı vekili; öncelikle zaman aşımı itirazında bulunduklarını Borçlar Kanunu madde 147/4 gereği; davanın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, huzurdaki davanın, gerçeklikten ve hukuki dayanaktan uzak olup, davacı şirketin tek ortağı ...’in, davalı eski şirket ortağına beslediği kişisel husumetten kaynaklı, davalıya maddi manevi zarar vermek amacıyla ikame edilmiş bir dava olduğunu, nitekim, davacı limited şirketinin tek ortağı ...’in müvekkile karşı açmış ve açtırmış olduğu başkaca davaların da mevcut olduğunu, müvekkilinin davacıya borcu olmadığını, davalı müvekkili ile davacı şirketin halihazırda sahibi ...'in, 2010 yılında davacı şirketi kurduklarını, 04.11.2010 tarihli şirket ana sözleşmesinde görüleceği üzere, diğer ortak ...'in aynı zamanda şirket müdürü olup, imza ve temsile münferiden yetkili olduğunu, davalının ancak, davacı şirketin halihazırda sahibi eski ortağı ...’in talimatı ile para çekebildiğini, yani davalının genel bir para çekme yetkisi olmadığını, çekmiş olduğu tüm paraların ...’in bilgisi dahilinde olduğunu beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; "TTK'nın 560.maddesinde, aynı kanunun 553.maddesi uyarıca açılan sorumluluk davasında tazminat isteme hakkının davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, fiilin cezayı gerektirmesi halinde TCK göre daha uzun zamanaşımını gerektirmesi halinde bu zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiş olup, davalının yasal süre içerisinde zamanaşımı itirazında bulunduğu somut olayda; sorumluluk davasına dayanak fiilin 14.03.2011 tarihinde gerçekleştiği, süre gelen bir eylem söz konusu olmadığı gibi davalının şirketteki ortaklığının 04.02.2013 tarihinde, şirketi temsil yetkisinin 24.05.2011 tarihinde sona erdiği, davanın ise 28.09.2020 tarihinde açılmakla dava tarihi itibariyle yasada düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davalı hakkında bu güne kadar yapılmış bir suç duyurusu, başlatılmış bir ceza soruşturmasının da bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine" karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dairemizin 29/02/2024 tarihli ve ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile; "...Dava konusu uyuşmazlık; davacı şirketin eski ortağı olan davalının, davacı şirket hesabından çektiği iddia edilen parayı şirkete iade edip etmediği, bu bağlamda davacı şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği, zarar varsa miktarı, davalının zarardan sorumlu olup olmadığı ve zarardan doğan tazminatın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususlarından kaynaklıdır. Davacı şirketin 05/11/2010 tarihinde kurulduğu ve Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde tescil edildiği, davalının ise; kurucu ortak olduğu anlaşılmıştır. 6103 sayılı yasanın 2/1-a maddesi uyarınca 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse o kanun hükümleri uygulanacaktır. Somut olayda; davaya konu zararlandırıcı işlemin 14/03/2011 tarihinde gerçekleştiği ve işlem sebebiyle davalı şirketi zarara uğratıldığı iddia olunduğundan; İlk Derece Mahkemesince 6102 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirme yapılması doğru olmamıştır. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2. maddesi gereğince, zarar doğurucu olduğu iddia edilen eylemin vuku bulduğu tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi atfı ile 309. maddesi olduğu anlaşılmıştır. 6762 sayılı yasanın 309. maddesi; "Şirketin 305, 306, 307 ve 308 inci maddelerde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde, bundan, dolayısiyle zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarının dava hakları vardır. Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir. Şirketin iflası halinde pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının haiz oldukları haklar iflas idaresine ait olur. Bu hususta İcra ve İflas Kanununun 245 inci maddesi hükmü caridir. Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir. Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur. " şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Davacı tarafça sunulan dava dilekçesinde; davalının zararlandırıcı işlemi gerçekleştirdiği tarihte şirket yetkilisi olduğunun beyan edildiği, yine Mahkemece davalının şirketi temsil yetkisinin 24.05.2011 tarihinde sona erdiğinin belirtildiği; ancak dosya kapsamına alınan davacı şirkete ait ticaret sicil dosyasının tetkikinden; davalının, şirkette temsil yetkisinin bulunduğuna ilişkin bir karar tespit edilememiş, davalının temsil yetkisine haiz olmayan kurucu ortak olduğu belirlenmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 305. maddesinde, kurucuların gerçeğe aykırı olarak düzenledikleri beyanname, vesika ve sair varakalardan, 306'ncı maddesinde de esas sermayenin karşılığı tamamı ile taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun hükümleri gereğince ödenmemiş iken taahhüt edilmiş ve yerine getirilmiş gibi gösterilmesinden doğan sorumluluğu düzenlenmiştir. Dolayısı ile İlk Derece Mahkemesince, davalı kurucunun zarara neden olduğu iddia edilen eyleminin yukarıda açıklanan maddelere göre değerlendirilerek sorumlu olup olmadığının tartışılması, söz konusu madde kapsamınca sorumluluğu tespit edilemez ise; davaya konu uyuşmazlığa ilişkin uygulanacak hükümler belirlendikten sonra zamanaşımı itirazının değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar tesisi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu karar tesis edilmiş olup; açıklanan gerekçelerle davacı yanın istinaf isteminin kabulü gerekmiştir. Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına" karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; "...davalının 6762 sayılı Kanun m.305 ve m.306 kapsamında kalan bir sorumluluğunun tespit edilmediği, kaldı ki davacının da dava dilekçesinde bu yönde bir iddiasının bulunmadığı, bankaya verilen işleme özel talimat ile davalı ortak tarafından şirket hesabından çekilen paranın uhdesinde tutulduğu yönündeki iddianın TCK veya herhangi bir özel kanunda düzenlenen bir suç tipine uymadığı, bu halde dava konusu alacağın 14.03.2011 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK.126/4.maddesi ve 6098 sayılı TBK 144/4. maddesinde düzenlenen 5 yıllık zaman aşımı sürelerine tabi " bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar" nevinden bir alacak olduğunun kabulü gerektiği, davalının yasal süre içerisinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Mahkememiz ... E-... K sayılı kararı ile davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine ilişkin ek karar davalı yanca istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden, davalının kötü niyet tazminat talebi hakkında yeniden hüküm tesis edilmemiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirketin ... Bankası ... nolu şirket hesabından 14.03.2011 tarihinde ...-EURO para çektiğini, ancak şirkete bu parayı teslim etmediğini, uhdesinde tuttuğunu, davalının ... Bankası Uncalı Şubesi ...-EURO hesabı olan kendi şahsi hesabına bu parayı yatırdığını, durumun fark edilmesi üzerine davalıya Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını ve ödeme emri tebliğ edildiğini, ancak davalı tarafın vekili aracılığıyla borca, borcun ferilerine işlemiş faize ve faiz oranına ve işleyecek faize ve faiz oranına itiraz ettiğini, yapılan itiraz üzerine İcra Dairesi tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, dosyada müvekkilinin haklılığının sabit olduğunu, davalının güveni kötüye kullanarak şirkete ödemesi gereken dava konusu meblağı şirkete hiç ödemediğini ve uhdesinde tuttuğunu, Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, karara karşı yaptıkları istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı ilamı ile kararın bozularak mahal mahkemesince yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın geri gönderildiğini, Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada davalının banka hesap hareketlerinin celp edildiğini ve bilirkişi raporu alındığını, aldırılan bilirkişi raporu ile davalının 14.03.2011 tarihinde şirketin banka hesabından ...-EURO para çektiğini, bu parayı aynı gün kendi şahsi hesabına yatırdığının sabit hale geldiğini, mahkemece eski gerekçe ve zaman aşımı olduğu gerekçesi ile davanın reddedildiğini, gerekçenin kendi içerisinde çelişkili olduğunu, hükümde davanın esastan reddedildiğini, ancak gerekçede zaman aşımı gerekçesine dayanıldığını, her hükmi ve tüzel kişiliğin, şahsın mal varlığına yönelik haksız fiillerden doğan zararlarını talep hakkı bulunduğunu, dava konusu olayın da bu minvalde meydana gelen haksız fiile ilişkin olduğunu, müvekkilinin davacıya ait parayı para çekme yetkisi dahi bulunmayan davalının, talimat belgesine istinaden alarak uhdesinde tuttuğunu, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğunu, bu sebeple davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, davalının şirkete ait parayı alması şeklindeki dava konusunun zamanaşımına uğramadığını, Mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, dosyaya sunulu genel kurul kararının 16.12.2020 tarihli olduğunu, bu bakımdan da zaman aşımının söz konusu olmadığını, davalının eyleminin suç teşkil ettiğini, TCK'nın 155/2. maddesi gereği hizmet nedeniyle ve başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilen eşya hakkında görevi kötüye kullanma suçunun söz konusu olduğunu, davalının talimatla para çekmesi ve bu parayı şirkete hiç bir zaman vermemesi şeklinde gerçekleşen olayda güveni kötüye kullanmanın nitelikli hali söz konusu olup bu tür suçlarda zaman aşımının 15 yıl olduğunu, mahkemenin gerekçesinde yansıttığı üzere davalı hakkında davadan önce suç duyurusu veya başlatılmış bir ceza soruşturmasının varlığı aranmaksızın eylemin suç niteliği üzerinde durulması gerektiğini, davalının eyleminin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçuna sebebiyet vermekle ceza dava zaman aşımının 15 yıl olduğunu ve davada bu sürenin dolmadığını, Yerel Mahkemenin zaman aşımına yönelik gerekçesi ve kararında hukuka uygunluk bulunmadığını istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı ortağın, davacı şirket tarafından verilen talimat gereğince para çekmesi sebebiyle davaya konu eylemin haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğine, davalı ortağın yönetici olmaması sebebiyle yöneticinin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin ve dolayısı ile bu hususta dava açmak amacıyla alınan yetkiye ilişkin genel kurul kararının zamanaşımı süresinin başlayacağı tarih olarak kabul edilemeyeceğine, her ne kadar davacı yanca davaya konu eylemin 5237 sayılı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kullanma suçunu oluşturduğu ve bu sebeple uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği istinaf istemi olarak ileri sürülmüşse de; davalı ortağın idare yetkisi bulunmadığı gibi taraflar arasında hizmet ilişkisinden de söz edilemeyeceğinden somut uyuşmazlığa uzamış ceza zamanaşımının uygulanamayacağına, davacı şirket ve davalı ortak arasındaki uyuşmazlıkta 14.03.2011 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 126/4. maddesi ve 6098 sayılı TBK'nın 144/4. maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağından İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.08/10/2025 ...