T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:25/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:17/06/2022 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:25/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ …
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:25/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:17/06/2022 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:25/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında ticari ilişki ve cari hesap gereği cam ürünlerinden oluşan malın yıllar boyunca satıldığını ve tesliminin yapıldığını, davalının aldığı ürünlerin faturasını alıp kayıtlarına işlediği ve mallarını teslim aldığı halde zamanında ödeme yapmadığını ve sürekli gecikmeli ödeme yaptığını, bunun üzerine müvekkilinin vade farkı faturası kestiğini ve taraflar arasında vade farkı uygulaması oluştuğunu, 03.04.2020 tarihli ... nolu vade farkı faturasının müvekkili tarafından davalıya e-fatura olarak gönderildiğini, davalının da bu faturayı işlemeyeceğini bildirip iade faturası kestiğini ve 03.04.2020 tarihli vade farkı faturasını noter ihtarı ile geri gönderdiğini, müvekkilinin davalının vade farkı faturasından kaynaklı borcunu ödemesi ve vade farkı faturasını kayıtlarına işlemesi için 15.04.2020 tarih ... yevmiye nolu ihtarı ile Antalya 17. Noterliği'nden bildirimde bulunarak faturayı tekrar davalıya tebliğ ettiğini, davalının defalarca vade farkı faturasından kaynaklı borcunu ödediği halde bu sefer vade farkı faturasının borcunu ödemediğini, 03.04.2020 tarihli fatura ve buna bağlı cari hesap alacağı olarak müvekkilinin 353.999,51 TL davalıdan alacaklı olduğunu, davalının önceki vade farklarını ödeyip bu vade farkını ödememesinin yasaya aykırı olduğunu, örneğin 2019 yılında 7 adet 'vade farkı' faturası kabul ederek hem kayıtlarına işlediğini hem de ödemelerini yaptığını, bu nedenle Mahkeme tarafından yapılacak bilirkişi incelemesinde davacıya davalının geçmiş yıllarda ödediği vade farkı faturalarının özellikle tespit edilerek taraflar arasındaki uygulamanın tespitini talep ettiklerini, davalıya borcunu ödemesi için yapılan tüm uyarıların neticesiz kaldığını, bunun üzerine Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında takip başlattıklarını, davalı tarafın yapılan takibe itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu, arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını belirterek davalının taşınır taşınmaz mallarıyla üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarına şimdilik dava değeri olan 353.999,51 TL için ihtiyati haciz kararı verilmesini, itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesini ve %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili; davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olduğunu, davacının alacağa dayanak vade farkı faturasını e-fatura olarak temel fatura özellikli gönderdiğinden reddedilemediğini, bu nedenle aynı tutarda müvekkilince 10.04.2020 tarih ... numaralı iade faturası düzenlenerek gönderildiğini ve faturanın iade edildiğini, davacı yararına kesinleşmiş bir faturanın söz konusu olmadığını, davacı ile müvekkili arasında vade farkı uygulaması ile ilgili herhangi bir sözleşme bulunmadığını, yazılı bir sözleşme olmaksızın vade farkı talebinde bulunulamayacağını, davacının ticari teamül iddiasının kifayetsiz olduğunu, müvekkili ile vade farkı uygulaması olduğu iddiasının ise yine asılsız olduğunu, bu faturaların münferit olduğunu, söz konusu faturaların standart bir vade farkı uygulamasına delalet edemeyeceğini, haksız alınan faturalara karşı dava haklarının saklı olduğunu, yine söz konusu faturalar incelendiğinde genelinde verilen bir çeke dayandırıldığını, bunun da her ödemede vade farkının taraflar arasında ayrı ayrı görüşüldüğü ve kararlaştırıldığı anlamına gelmekte olduğunu, hiç bir açıklama yapılmadan 2018-2019 yılları için vade farkı denildiğini, bir diğer çelişkili durumun ise davacının 2018-2019 yılları için vade farkı istemine dayanak olarak yine o yıllarda kesilmiş başka vade farkı faturalarına dayandığını, davacı tarafından düzenlenen faturalardaki vade kayıtları yada vade farkı oranının hiçbir geçerliliğinin bulunmadığını, fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerektiğini, davacının çelişkili bir diğer tutumunun ise müvekkiline gönderdiği Antalya 17. Noterliği'nin 01.04.2020 tarih ... yevmiye numaralı ihtarında müvekkilinin cari hesap ilişkisinden 15.406,51 TL borçlu olduğunu beyan ederek başka bir alacağı olmadığını zımnen kabul ettiğini, müvekkili tarafından keşide edilen Antalya 22. Noterliği'nin 13.05.2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıda bulunan ancak müvekkilinin borçlu olmadığı çek iade istenmiş ise de karşı yanın bu ihtara verdiği Antalya 17. Noterliği'nin 18.05.2020 tarih ... yevmiye numaralı cevabi ihtarında müvekkilinin bu çek ve takip nedeniyle borçlu olmadığını inkar ederek icra takibine devam edeceğini bildirdiğini, söz konusu çek hakkında Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D.İş sayılı dosyası ile icra takibinin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir taleplerinin kabul edildiğini ve Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile menfi tespit ve çek istirdatı davası açıldığını, bu tutumda davacının müvekkilinden haksız menfaat elde etme çabasında olduğunu belirterek davanın reddi ile %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerine bırakılmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; "Taraflar arasındaki ticari ilişkinin sabit olduğu, davacının faturadan kaynaklanan alacağının tahsili bakımından yapılan icra takibine itirazın iptalini talep ettiği, davalının vade farkı faturasından kaynaklı talebini yerinde olmadığını savunduğu, tarafların ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmuş ve uyuşmazlık konusu fatura haricinde birbirini teyit eder nitelikte olduğu, takibe dayanak edilen faturanın 03/04/2020 tarihli olduğu, fatura bedelinin 354.000,00- TL olduğu, işbu fatura ile 2018-2019 yıllarına ait vade farkının talep edildiği, tarafların ticari kayıtları incelendiğinde; Vade farkı ile ilgili anlaşma bulunmadığı, vade farkı faturası kesme hususunda taraflar arasında akdedilmiş yazılı bir sözleşme yok ise de, ihtilafsız dönemde vade farkı uygulanıp ödeme yapılmış olduğu görülmektedir. Böylelikle taraflar arasında yıllardır süregelen ticari ilişkide bunun başkaca örneklerinin de olduğu, gerekli hallerde davacı tarafça vade farkı faturası kesilmesinin, itirazsız olarak evvelce yapılan ödemelerden, davalı tarafın kabulünde olduğu, davacının lehine delil vasfı taşıyan ticari defter ve kayıtlarının husumet konusu faturayı, davalıdan olan alacaklarına uygun olarak hesap edildiği anlaşılmakla, davacının davalıdan 353.999,51-TL alacaklı olduğu anlaşılmakla, davacının davasının kabulüne" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında uzun yıllardır süregelen bir mal alım satımının söz konusu olduğunu, müvekkilinin davacıdan alınan mallara karşılık genel itibari ile çek ile ödeme yaptığını, taraflara ait ticari defter ve cari hesap kayıtlarından da bu hususun açıkça görüldüğünü, taraflar arasında yazılı bir sözleşme ile herhangi bir vade farkı uygulamasına dair anlaşma bulunmadığının ihtilafsız olduğunu, ihtilaflı hususun ise taraflar arasında vade farkı alınması yönünde bir uygulama veya teamülün bulunup bulunmadığı noktasında toplandığını, Mahkemenin gerekçesinde daha önce düzenlenen bir kısım vade farkı faturalarına dayanarak taraflar arasında vade farkı alınması yönünde teamül oluştuğu kabulüne göre hareket ettiğini, bu değerlendirmenin son derece hatalı olduğunu, Mahkemenin 2018 ve 2019 yılında düzenlenmiş bir kısım faturalara dayandığını ancak bu faturaların münferit durumlar olduğunu, söz konusu faturaların standart bir vade farkı uygulamasına delalet edemeyeceğini, söz konusu faturalar incelendiğinde bu faturaların ürün karşılığı verilen çeklerin karşılıksız çıkması halinde çek tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süre için düzenlendiğini yani fatura bazında değil fatura karşılığı yapılan çek ödemelerinde çekin karşılıksız çıkması hali için bir vade farkı uygulaması olduğunu, sabit bir vade farkı oranının bulunmadığını, fatura ile çek tarihi arasında herhangi bir vade farkı kaydı da içermediğinin açıkça görüldüğünü, dosyada alınan ... tarihli bilirkişi raporunda vade farkı alacak hesaplaması yapılamayacağının bildirildiğini, Mahkemenin gerekçesinde bu rapora neden itibar etmediğine dair herhangi bir gerekçe de belirtmediğini, bu bilirkişi raporu ile taraflar arasında önceden düzenlenen vade farkı faturalarının faturalarla ilgili değil verilen çeklerin karşılıksız çıkması ile ilgili olduğunun açıkça ifade edildiğini, bu rapordan sonra dosyanın farklı bir bilirkişiye sevk edilerek bu kez davacı beyanları esas alınarak her bir fatura tarihinden itibaren aylık %4, yıllık ise %48 oranı üzerinden davacı tarafından gönderilen vade farkı faturası tarihi olan 03.04.2020 tarihine kadar vade farkı hesaplaması yapılarak neticede davacının vade farkı alacağı bulunduğu kabul edilip hüküm tesis edildiğini, Mahkemece bu rapor esas alınarak hüküm kurulduğunu, ancak farklı bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden ve hangi raporun hangi gerekçelerle dikkate alındığı belirtilmeden tamamen davacı lehine olan raporun doğrudan hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, taraflar arasında önceki ticari ilişkide ödeme aracı olarak verilen çeklerin karşılıksız çıkması durumunda uygulanan vade farkının faturaların tamamına uygulandığı şeklinde teamül olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, yine bu faturalarda açıkça faturalara atıfta bulunulmadığı gibi sabit bir vade farkı oranının da söz konusu olmadığını, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan vade farkı hesaplamasında da bu faturalara bir atıf bulunmadığını, hesaplamaların da bu faturalar ekseninde yapılmadığını, davacının hiç bir aşamada hangi faturalar için hangi oranda vade farkı talep ettiğini beyan etmediğini, Mahkemece hükme esas alınan raporunun ise davacı tarafından sunulan uzman raporundan alınma bir hesaplama olduğunu, bu hesaplamada fatura tarihlerinden vade farkı faturası tarihine kadar olan sürede fatura üzerinde yazılı aylık %4 oranında vade farkı uygulandığını, müvekkilince yapılan ödemelerin ise toplam rakamdan mahsup edilerek hesaplama cihetine gidildiğini, bu hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, davacı tarafından düzenlenen faturalardaki vade kayıtları yada vade farkı oranının hiçbir geçerliliği bulunmadığını, faturanın sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerektiğini, TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karinenin aksi ispat edilebilen adi bir karine olduğunu, TTK'nın 23/2. maddesi gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerektiğini, faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesinin faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmeyeceğini, Yargıtay yerleşik içtihatları gereği vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmadığını, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağını, faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılması halinde TTK'nın 23/1. maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağını, zira faturanın sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceğinin kabul edildiğini, bu kapsamda davacıya ait faturalardaki kayıtlara dayalının vade farkı isteminde bulunulamayacağını, dosyaya davacı tarafından sunulan hesap mutabakatlarının müvekkilinin borçlu olmadığının kanıtı niteliğinde olduğunu, Mahkemece hükme esas alınmamasının hatalı olduğunu, Mahkeme ara kararı gereği davacı tarafından dosyaya 19.10.2021 tarihli üst yazı ile ekinde taraflar arasında çalışma süreleri boyunca yaptıkları bir kısım hesap mutabakatlarının ibraz edildiğini, cari hesap mutabakatının işletmelerin birbirleri arasında alacak vereceklerinin olup olmadığını kontrol ederek belgelemesi olduğunu, işletmeye ait hesap defterlerindeki borç alacak bakiyesinin karşılıklı teyit edilmesiyle yapılan ticari anlaşma olduğunu, bu belgenin tarafları bağladığını, davacı tarafından sunulan onlarca hesap mutabakatı incelendiğinde dönemler içerisinde karşılıklı cari hesaplarda mutabakat sağlandığını, bu hesap mutabakatlarında ise davacının herhangi bir vade farkı isteminde bulunmadığı gibi buna dair herhangi bir şerh yada kaydın da bulunmadığını, bu durumda hesap mutabakatlarının yapıldığı dönemi kapsar şekilde taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona ermesinden sonra davacının vade farkı isteminde bulunmasının tamamen kötüniyetli bir tutum olduğunu, bilirkişi raporunda değinilen ve davacının müvekkiline gödermiş olduğu temerrüt ihtarında yer alan "finansman masrafları iştirak payı" ibaresinin ise vade farkı ile bir ilgilisi bulunmadığı gibi bu cümlenin vade farkı talebi olarak da kabul edilemeyeceğini, davacının müvekkilince cari ilişki kapsamında yapılan çek vb. ödemeleri ihtirazi kayıtsız kabul ettiğini, bu nedenle de vade farkı isteminde bulunamayacağını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere müvekkilinin davacıya cari hesaptan ötürü herhangi bir borcu bulunmadığını, müvekkilinin vade farkı istenen fatura bedellerini çek, havale vb. ödeme araçları ile ödemesini yaptığını, davacının ise bu ödemeleri tahsil ederken herhangi bir vade kaydı öngörmediğini ve ödemeleri ihtirazı kayıtsız olarak kabul ettiğini, bu durumda davacının sonradan vade farkı istemesinin mümkün olmadığını, dacının vade farkı isteminin bu yönden de batıl olduğunu, davacı tarafından talep edilen vade farkı isteminin soyut ve belirsiz nitelikte olduğunu, yasal düzenlemeler ile emsal içtihatlara açıkça aykırı olduğunu, vade süresi ile uygulanacak vade farkı oranına dair faturadaki kayıtların geçersiz olduğunu, bu kayıtları esas alarak hesaplama yapılmasının da mümkün olmadığını, dosyaya sunulan önceki bilirkişi raporunda münferit bir kısmın vade farkı faturalarında sabit bir oran olmadığı ve sadece ödenmeyen kambiyo senetlerine ilişkin düzenlendiği tespiti karşısında davacı tarafın taraflar arasında ticari teamül oluştuğu iddiasının da mesnetsiz olduğunu, taraflar arasında vade farkı uygulanacağına dair herhangi bir sözleşme yada teamülün de mevcut olmadığını, ticari ilişki sona erdikten sonra geriye dönük böylesine bir istemde bulunulmasının anlamsız olduğunu, bu nedenlerle Mahkemece davacının vade farkı taleplerinin reddi gerekirken aksi yönde itirazın iptaline karar verilmesinin hatalı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır. Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK'nın 67. maddesi gereğince açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgiler, yasaya uygun gerektirici nedenler, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Kapatılan 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği gibi ticari satımda vade farkının, taraflar arasındaki sözleşmede hüküm bulunması ya da ticari ilişkilerinde teamül oluşması halinde talep edilebileceği (Yargıtay Kapatılan 19. Hukuk Dairesi'nin 2015/6388 E. 2015/16490 K., 2013/17381 E., 2014/2088 K., Hukuk Genel Kurulu'nun 999/19-933 E.-999/950 K. Sayılı ilamları), vade farkının asıl alacağın fer'isi olmayıp vadesinden sonra ödeme halinde mal bedelinin belirlenmesine esas teşkil eden bir unsur olduğu ve vade farkının faiz olarak kabulünün mümkün olmadığı, mal bedelinin çekince konulmadan alınmasının vade farkı alacağının istenilmesine engel teşkil etmeyeceği, davacı tarafça 2018-2019 yıllarında düzenlenen 10 adet vade farkı faturasının davalı tarafça kabul edilerek ödenmiş olduğu, taraflar arasında vade farkına ilişkin akdedilmiş yazılı bir sözleşme yok ise de, ihtilafsız dönemde vade farkı uygulanıp ödeme yapıldığı görülmekle ticari teamül oluştuğunun kabulü gerektiği, dosya kapsamında hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında düzenlenen faturalar nazara alınarak davacının talep edebileceği vade farkı miktarının usulünce hesaplandığı, dosyada alınan ilk bilirkişi raporunda herhangi bir hesaplama yapılmamış olmakla raporlar arasında çelişki oluştuğundan da bahsedilemeyeceği, hukuki nitelendirmenin ise Mahkemenin takdirinde olduğu, davalı tarafça yapılan ödemelerinin ihtirazi kayıtsız kabul edilmiş olması veya cari hesap mutabakatlarında vade farkına yer verilmemiş olmasının da davacının vade farkı talep hakkını bertaraf etmeyeceği (Bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/03/2023 tarih 2021/6612 Esas ve 2023/1410 Karar sayılı ilamı) anlaşılmış olmakla Yerel Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, HMK'nın 355/1. maddesi gereği inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakla, re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, bu itibarla davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu ve bağlı tarife gereğince alınması gereken 24.181,70 TL istinaf karar harcından peşin olarak alınan 6.045,43 TL harcın mahsubu ile bakiye 18.136,27 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, harçla ilgili işlemlerin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE, 6-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca dava tarihindeki miktar itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25/12/2025 ...