T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/801 Esas KARAR NO : 2026/306 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/11/2021 NUMARASI : 2020/674 Esas, 2021/886 Karar DAVANIN KONUSU: İSTİRDAT (Sözleşmenin Feshinden Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 26/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar veki…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/801 Esas KARAR NO : 2026/306 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/11/2021 NUMARASI : 2020/674 Esas, 2021/886 Karar DAVANIN KONUSU: İSTİRDAT (Sözleşmenin Feshinden Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 26/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'nun İsviçre'de yaşayan oğlu...'nun 2020 yılının yazında (30/08/2020) yapılması planlanan düğün töreni için davalı ile anlaştığını, dava konusu sözleşmenin 17.01.2020 tarihinde imzalandığını ve müvekkili ...Ltd. Şti. tarafından 30.01/2020 tarihinde davalının hesabına 49.000,00 TL ödeme yapıldığını, covid 19 salgını nedeni ile sözleşmenin feshi ve paranın iadesi taleplerinin davalı tarafından kabul edilmediğini, bunun üzerine davalıya keşide edilen ihtarname ile, sözleşmenin mücbir sebep maddesine dayalı feshedildiği bildirilerek ödenen paranın iadesinin talep edildiğini, davalının ise cevabi ihtarnamesi ile, ifa imkansızlığı bulunmadığından paranın iadesinin mümkün olmadığını belirttiğini, ihtarnamede davalı sözleşmenin 200 kişilik akşam yemeğine ilişkin olduğunu ileri sürmüş ise de, taraflar arasındaki yazışmalar ile organizasyonun düğüne ilişkin olduğunun sabit olduğunu, davetin zamanı sebebiyle koronavirüs pandemisi hakkında ülkelerin aldıkları önlemler çerçevesinde davetliler bir yana, gelin ve damadın bile kendi düğünlerine İsviçre'den gelip katılmasının imkansız hale geldiğini, gelin ve damat, gelinin annesi, damadın babası ve diğer davetlilerin uçak biletlerini satın alamadığını, sözleşmenin "mücbir sebep" başlıklı 19. maddesi ile taraflara sözleşmeyi feshetme hakkının verildiğini, sözleşmenin imzalandığı Ocak ayında dünyanın covid 19 virüsünden dahi haberdar olmadığını, bu nedenle tarafların bu salgını öngörerek önlem alabilmelerinin de mümkün olmadığını, sözleşmenin uygulanmasının salgın sebebiyle imkansız hale geldiğini belirterek davalıya ödenen 49.000,00 TL'nin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu sözleşmenin, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında akşam yemeği organizasyonu için akdedildiğini, sözleşmenin konusunun davacı tarafın iddia ettiği gibi düğün organizasyonu olarak kabul edilmesi halinde dahi müvekkili kendisinden beklenen tüm edimleri organizasyon tarihinde eksiksiz olarak ifa edebileceğinden davaya konu sözleşmenin davacılar tarafından haksız şekilde feshedildiğini, covid 19 salgını sebebiyle Haziran ayında normalleşme sürecinin başladığını ve müvekkilinin de 01.07.2020 tarihi itibariyle gerekli tüm önlemleri alarak faaliyetine başladığını, sözleşmenin ifasının önünde herhangi bir yasal sınırlamanın olmadığını, somut olayda davacılar açısından aşırı ifa güçlüğü yada ifa imkansızlığı şartlarının oluşmadığını, davete katılması beklenen misafirlerin ve davet sahiplerinin, organizasyon tarihinde İstanbul'a seyahat etmesinin önünde hiçbir engel bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, TBK'nun 138. maddesi gereğince aşırı ifa güçlüğü söz konusu olsa bile sözleşmeden dönme hakkının ancak sözleşmenin uyarlanmasının mümkün olmaması halinde kullanılabileceğini, oysa müvekkili tarafından sözleşmenin uyarlanması teklif için teklif sunulduğunu, ancak uyarlama talebinin davacılar tarafından kabul görmediğini, sözleşmenin haklı nedenle feshi söz konusu olmadığı için iptal hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre ise etkinliğe 119-60 gün kala yapılan iptallerde ücretin %75'inin iptal bedeli olarak müvekkili uhdesinde kalacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle ödenen bedelin iadesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin tarihi, Covid -19 salgının görülmeye başlandığı tarih ile organizasyonun gerçekleşeceği tarih dikkate alındığında Covid-19 salgınının somut olay bakımından ifa imkansızlığı veya beklenmeyen hal olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle davacının ifa imkansızlığının düzenlendiği TBK'nun 36. maddesine dayanarak ödediği bedeli talep edemeyeceği, bu durumda taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin devreye gireceği, sözleşmenin 15. maddesi gereği davacının ödediği bedeli talep edemeyeceği gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; kararın bir gerekçe içermediğini ve gerekli incelemenin yapılmadığını, davaya konu sözleşmenin davalı ile müvekkili ... arasında kurulduğunu, müvekkili olan davacı şirketin ise sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmesinin konusunun düğün organizasyonu olduğunun yazışmalar ile sabit olduğunu, buna rağmen mahkemece sözleşme taraflarının müvekkili davacı şirket ile davalı şirket olduğu ve organizasyonun 30.08.2020 tarihinde yapılacak akşam yemeği daveti olduğu kabul edilerek hüküm tesis edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili ... hakkında bir karar da tesis edilmediğini, somut olayda açıkça ifa imkansızlığının bulunduğunu, sözleşme ile balgın hastalığın beklenmedik hal olduğu kararlaştırılmışken mahkemenin aksine tespitinin kabul edilemeyeceğini, sözleşmenin imzalandığı Ocak 2020 tarihinde tarafların bu salgını öngörebilmeleri ve önlem alabilmelerinin mümkün olmadığını, salgın sebebiyle alınan önlemler kapsamında davetliler bir yana, gelin ve damadın bile kendi düğünlerine İsviçre’den gelip katılmasının imkansız hale geldiğini, sözleşmenin feshedildiği tarihte İsviçre Hükümetinin kendi vatandaşlarına salgın sebebiyle yayınladığı seyahat uyarılarının bulunduğunu, davalının üstüne düşen edimi devam eden salgın ve müvekkilleri açısından yapılacak düğün organizasyonunun imkansız hale gelmesi sebebiyle yerine getiremeyeceği açık olduğundan ödenen bedelin iadesi gerekirken verilen kararın davalının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet verdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, sözleşmenin mücbir sebebe dayalı feshedilmesinden kaynaklı kısmi olarak ödenen bedelin istirdadı istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, sözleşme tarihi, covid 19 salgınının görülmeye başladığı tarih ve organizasyonun gerçekleşeceği tarih dikkate alınarak salgının ifa imkansızlığı veya beklenmeyen hal olarak değerlendirilemeyeceğinden bahisle davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamında yer alan 17/01/2020 tarihli sözleşme, davacı ...Ltd. Şti. ile davalı ... Tic. A.Ş. arasında akdedilmiş olup davacı ... sözleşmenin tarafı olarak gösterilmemiştir. Sözleşme uyarınca taraflar, 30 Ağustos 2020 tarihinde verilecek olan akşam yemeği daveti organizasyonu için 18.760,00 Euro karşılığında anlaşmıştır. Bu kapsamda dava konusu edilen bedelin davalıya ödendiği konusunda bir ihtilaf yoktur. Davacılar 10/06/2020 tarihli noter ihtarnamesi ile, sözleşmenin, "mücbir sebep" başlıklı 19. maddesine dayalı feshedildiğini bildirerek ödenen paranın iadesini talep etmiş olup davalı ise 23/06/2020 tarihli cevabi ihtarnamesi ile, ifa imkansızlığının bulunmadığını ve organizasyonun iptal edilmesi halinde ödenen 49.000,00 TL sözleşme bedelinin %75'inden mahsup edilerek uhdelerinde kalacağını bildirmiştir.Belirtildiği üzere, davacı ... sözleşmenin tarafı olmayıp esasen bu husus mahkemenin kabulünde olsa da, mahkemece, davacı vekili tarafından, düğün organizasyonunun davacının eşine ait davacı olan diğer şirket aracılığıyla yürütüldüğünün iddia edilmesi karşısında davacı ... yönünden de yargılamaya devam edildiği belirtilmiş olup neticede davanın reddine karar verilmiştir.Öncelikle sözleşmenin tarafı olmayan davacı ...'nun işbu dava bakımından aktif husumetinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekir.6100 sayılı HMK'nun 114/1-d maddesine göre tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartıdır. Taraf ehliyeti, medenî hukuktaki hak ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir. Tüzel kişiler kanuna göre kuruluş işlemlerinin tamamlanması ile hak ehliyetini kazanırlar. Dava ehliyeti ise medenî hukuktaki fiil ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir. Fiil ehliyeti kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar. "...Sıfat ise, dava konusu sübjektif hak ( dava hakkı ) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir... Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatıda o hakkın sahibine aittir... Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir ( davalı sıfatı, pasif husumet )." (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku, 22 baskı, sh 234 ve 235). Taraf sıfatı bir dava şartı değildir. Çünkü, sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. "...Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; davaya konu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, davaya konu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise davaya konu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı bu anlamda, def'i değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmalıdır..." (Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 2020/3014 Esas 2021/2851 Karar sayılı ilamı). Sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince, sözleşme, ancak tarafları arasında hak ve borç doğuracağından, sözleşmeden doğan talep hakkının da, sözleşmenin tarafı olan kişi veya kişilerce yine sözleşmenin tarafı olan kişi veya kişilere karşı ileri sürülmesi gerekir. O halde davacı ..., talebe dayanak sözleşmenin tarafı olmadığından sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereğince, davanın onun yönünden aktif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken sözleşmenin tarafı olmadığı yönündeki kabulüne rağmen mahkemece yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.Her ne kadar hüküm davacı tarafından istinaf edilmiş ise de, yukarıda belirtilen Yargıtay ilamı uyarınca, taraf sıfatı def'i değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınması gerektiği gözetildiğinde davacılar vekilinin istinaf başvurusunun davacı ... yönünden kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında davacı ... yönünden davanın aktif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.Bu tespitten sonra, sözleşmenin taraflarının davacı ...Ltd. Şti. ile davalı ... A.Ş. olduğu kabulünden hareketle aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır.Sözleşmenin "mücbir sebep başlıklı 19. maddesinde, mücbir sebep halinde, tarafların hiçbir şekilde sözleşme ile bağlı kalmayacağı belirtilerek tahdidi olmamak kaydıyla mücbir sebep halleri sayılmış olup salgın hastalıklar da bu hallerden biri olarak sayılmıştır. Covid 19 virüsü başlangıçta Kasım 2019 tarihinde Çin'de ortaya çıkmış olup ülkemizdeki bu virüse bağlı ilk vakanın tespit edildiği Mart 2020 tarihinde de Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmiştir. Sözleşmede sayılmamış olsaydı dahi covid 19 salgın hastalığının mücbir sebep olarak kabulü gerektiğine dair bir şüphe yoktur. Sözleşmenin 19. maddesinin son fıkrasında, mücbir sebep nedeniyle sözleşmeyi feshedecek tarafın, mücbir sebebin meydana geldiği tarihten itibaren en geç 48 saat içinde karşı tarafa yazılı bildirimde bulunmak zorunda olduğu, aksi halde, sözleşmenin hükümlerini doğurmaya devam edeceği kararlaştırılmıştır. Ancak somut olayda, davacı tarafından en geç Mart 2020 tarihinden itibaren bu fıkrada belirtilen süre içinde yazılı olarak bir bildirim yapılmamıştır. Zira davacı şirketin ilk yazılı bildirimi sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği 10/06/2020 tarihidir. Bu durumda 6102 sayılı TTK'nun 18/2. maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği de dikkate alındığında tacir olan davacı şirket, basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğundan kendi istek ve iradesi ile bağlandığı sözleşmede yer alan yazılı koşulları kabul ettiğine göre sözleşmenin 19. maddesinin son fıkrasında belirtilen usule uygun hareket etmediğinden dava konusu bedelin iade edilmesine yönelik talebinde sözleşmenin 15. maddesi uyarınca haklı değildir. Bu yönden davacılar vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Davacı şirket yönünden istinaf istemi yerinde değil ise de, davacı ... yönünden yeniden esas hakkında hüküm tesis edileceğinden hükmün bütünlüğünün korunması açısından davacı şirket yönünden de hüküm tesis edilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun davacı şirket yönünden reddine; davacı ... yönünden ise yukarıda belirtilen sebeplerle kabulü ile, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında, davacı şirket tarafından açılan davanın reddine, davacı ... tarafından açılan davanın aktif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacılar vekilinin davacı şirket yönünden istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Davacılar vekilinin davacı ... yönünden istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen nedenlerle KABULÜ ile, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/674 Esas, 2021/886 Karar sayılı ve 16/11/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE, 3-a)Davacı şirket tarafından açılan davanın REDDİNE, b)Davacı ... tarafından açılan davanın aktif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle REDDİNE, c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 836,80 TL harçtan mahsubu ile bakiye 104,80 TL harcın talebi halinde davacı tarafa İADESİNE, d)Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, e)Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, f)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya VERİLMESİNE, g)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, İstinaf Başvurusu Yönünden; 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın, kararın kaldırılma sebebi de gözetilerek davacılardan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin, kararın kaldırılma sebebi de gözetilerek kendi üzerlerinde BIRAKILMASINA, 6-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmının yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.26/02/2026