1. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Şirketi ve davalı ... İnşaat AŞ'nin Rusya'da Pulkova Havalimanı ve ST Petersburg yüksek hızlı batı çevre yolu inşaatlarını iş ortaklığı yaparak üstlendiklerini, davacının yurt dışındaki şantiyede 22.03.2013 tarihinde iş makinası operatörü olarak işe başladığını, taraflar arasındaki iş sözleşmesi gereğince çalışma koşulları konusunda Rus İş Kanunu hükümlerinin geçerli olacağını, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, …
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i, husumet, davanın süresinde açılıp açılmadığı, vekâlet ücreti ve yargılama gideri noktalarında toplanmaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili ile davalılar ... ve ... İnşaat AŞ vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (... ..., Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara, 2022, s.315; ..., Türk Milletlerarası Özel Hukuku, Ankara, 2021, s.127). Buna göre Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 392. maddesinde sözü edilen sürelerin, Dairemizce daha önce bazı kararlarda hak düşürücü süre olduğu belirtilmişse de yeniden yapılan değerlendirmede; bu sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; dava tarihi itibarıyla Rusya hukukuna tâbi geçen çalışmalar yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu ve birleşen davada davalı tarafından usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle birleşen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, söz konusu sürenin hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalıdır. 3. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur. Davada taraf olarak gösterilen bu kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadığı ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava konusu subjektif hak olan dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan davacı sıfatı (aktif husumet), yani davacı olma yetkisi de o hakkın sahibine ait olacaktır. Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek kişi ise, o hakka uymakla borçlu olan kişiye (davalı sıfatı, pasif husumet) ait olacaktır (... Kuru, Medeni Usul El Kitabı, Ankara, 2020, C.I, s. 332). Mahkemenin de taraflar arasındaki dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili tarafından asıl dava davalılarına yöneltilen dava dilekçesinde; davacının davalılara ait Rusya'da bulunan şantiyelerde iş makinası operatörü olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği ileri sürülerek karşılığı ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talep edilmiştir. Devam eden süreçte aynı iddialar ileri sürülerek birleşen dava davalısına karşı işçilik alacaklarının tahsili talebiyle birleşen dava açılmış ve davaların birleştirilmesi talep edilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile delillerin incelenmesinde; davacının 24.05.2013-16.12.2014 tarihleri arasında gerçekleşen çalışma döneminde Rusya'da çalıştığı, davacı ile iş sözleşmesi imzalayan Şirketin birleşen dava davalısı olduğu, banka kayıtlarına göre davacıya çalışma süresi boyunca ücret ödemelerinin birleşen dava davalısı tarafından yapıldığı, Rusya Federasyonu Göçmenlik Kartı belgesine göre davacının yurt dışına çalışmak amacıyla gittiği ve davacıyı davet eden tarafın ... AŞ yani birleşen dava davalısı olduğu tespit edilmiştir. Davacı vekili tarafından 15.11.2019 tarihinde açılan birleşen davada; davacı adına, ... İnşaat AŞ ve ... Şirketi aleyhine işçilik alacaklarının tahsili için dava açtıkları, davalı iki Şirketin Rusya'da “Pulkova Havalimanı” ve “St. Petesburg Yüksek Hızlı Batı Çevre yolu” inşaatlarını, iş ortaklığı yaparak üstlenip yaptıkları, ancak ilerleyen aşamalarda; gerçekte iş ortağı olan bu iki Şirketin her bir iş için ayrı bir anonim şirket kurduğunu öğrendikleri, sadece bir projeyi yapmak amacıyla ve sınırlı süreli kurulan bu Şirketlerin gerçekte adi ortaklık olduğunu ileri sürmüş iseler de, davalılar aleyhine açılan başkaca dava dosyalarında husumet yönünden ret kararları verildiğini tespit etmeleri üzerine her durumda davacının zarara uğramaması için iki ana Şirketin ortaklığında kurulan proje şirketine de yani birleşen dava davalısına da dava yöneltip taraf yapmak için birleşen davanın açıldığı ileri sürülerek davaların birleştirilmesi talep edilmiştir. Şu hâlde; davacının asıl davanın davalıları ... İnşaat AŞ ve ... nezdinde birlikte istihdam edildiğine yahut davalılar ... İnşaat AŞ ve ... 'nın davacıya karşı sorumluluğunu gerektirir bir başka hukuki ilişkinin varlığına dair dosyada delil bulunmadığından, asıl davanın davalıları hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece asıl dava davalıları yönünden davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle ret kararı verilmesi hatalıdır. Bununla birlikte davanın husumetten reddine karar verilmesi hâlinde asıl davanın davalıları lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılama gideri bakımından değerlendirme yapılması gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır. 5. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidilmiştir. Diğer taraftan gerek Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin gerekse Dairemizin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması, davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda ret kararı verilmesi hâlinde, bu ret sebebiyle davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle somut dosyada; birleşen dava tarihinin 15.11.2019 olması ve birleşen davanın yabancı hukukun uygulanması sonucunda reddedilmiş olması karşısında, birleşen davada davacı aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi de isabetsizdir.