Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işveren bünyesinde ...'da yapılan ... Gübre Fabrikası projesinde Ekipman ve Atölye Biriminde hidrolik ustası olarak 21.10.2016-19.01.2018 tarihleri arasında çalıştığını, davacının son ücretinin 2.500,00 USD olduğunu, davalı işveren tarafından kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeden iş bitimi gerekçesi ile iş sözleşmesinin feshedildiğini, davacının normal çalışma süresinin 08.00-18.00 saatleri arasında olmasına rağmen her gün 23.…
Taraflar arasında, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ile davacının aylık ücret miktarı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde davacının haftalık 33 saat fazla çalışma yaptığının kabul edildiği belirtilmesine rağmen bilirkişi ek raporundaki 3. seçenekteki haftalık 45 saat üzerinden yapılan hesaplamaya göre fazla çalışma ücreti alacağının hüküm altına alınması hatalı olup kararın öncelikle bu sebeple bozulması gerekmiştir. 3. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması hâlinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Aynı ispat kuralları hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacakları için de geçerlidir. Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatında salt işverene karşı davası olan veya davacı ile menfaat birliği içerisinde bulunan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenen bu tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacakların varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir. Somut olayda, davacı dava dilekçesinde, normal çalışma saatlerinin 08.00-18.00 olmasına rağmen her gün 23.00'e kadar çalışmak zorunda kaldığını, karşılığının ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma ücreti alacağını talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince bilirkişi ek raporundaki 3. seçenekteki haftalık 45 saat üzerinden yapılan hesaplamaya itibar edilerek fazla çalışma ücreti alacağı hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda; davacının haftanın 3 günü 08.00-23.00, 3 günü 08.00-03.00 saatleri arasında günlük 2 saat ara dinlenme süresi kullanarak çalıştığı, haftalık yasal çalışma süresi olan 45 saat düşüldükten sonra haftada 45 saat fazla çalışma yaptığı belirlenmiştir. Ancak dava dilekçesinde davacının 03.00'e kadar çalıştığına ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 25. maddesine göre hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz. Ayrıca, bu kabule göre hesaplanan fazla çalışma ücretinin hüküm altına alınması aynı Kanun'un 26. maddesi bağlamında taleple bağlılık kuralına da aykırıdır. Davacı tarafından 03.00'e kadar çalışıldığı yönünde bir vakıa ileri sürülmediği hâlde, davacı tanığı ...'nin beyanı esas alınarak haftanın 3 günü 08.00-03.00 arasında çalışıldığı kabul edilmek suretiyle hesaplanan fazla çalışma ücretinin hüküm altına alınması hatalıdır. Diğer taraftan dosya içerisinde işyerindeki çalışma düzenini gösterir işyeri kayıtları bulunmadığından davacının fazla çalışmalarının tespitinde tanık beyanlarının esas alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak tanıkla ispat bakımından Dairemizin yukarıda açıklanan ilke ve esaslarına uygun bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Dosya içeriğine göre, davacı işçi 21.10.2016-19.01.2018 tarihleri arasında işyerinde çalışmış olup davacı tanığı ...'nın çalışma süresi 22.08.2015-11.06.2016 arasındaki dönemle sınırlı olduğundan tanığın davacının çalışma düzeni hakkında görgüye dayalı bilgisinin olması mümkün değildir. Bu sebeple davacı tanığı ...'nın beyanı dikkate alınarak sonuca gidilmesi yerinde değildir. Davalıya ait işyerinde 13.05.2015-28.02.2018 tarihleri arasında çalışan diğer davacı tanığı ...'nin ise davalı Şirket aleyhine dava açtığı ancak bu davada verilen kararın Dairemizce temyizen incelenerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı tanığı ...'nin beyanının, kesinleşen İstanbul 35. İş Mahkemesinin 2020/538 Esas (bozmadan sonra 2024/76 Esas) sayılı dava dosyası içeriği de dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı tanığı ...'nin dosyasında; Dairemizin 05.12.2023 tarihli ve 2023/14876 Esas, 2023/18908 karar sayılı ilâmı ile, dinlenen davacı tanık beyanları doğrultusunda işyerinde 08.00-20.00 saatleri arasında çalışıldığının kabulü ile fazla çalışma alacağının hesaplanması gerektiği yönünde bozma kararı verilmiş olup bozma sonrası İlk Derece Mahkemesince bozma doğrultusunda yapılan hesaplamaya itibar edilerek verilen karar onanmıştır. Bu açıklamalara göre dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, dinlenen tanıkların beyanları, yapılan işin niteliği ve davacı tanığının dava dosyası birlikte değerlendirildiğinde; davacı, saat 20.00'den sonra çalıştığına yönelik iddiasını ispatlayamamıştır. Hâl böyle olunca davacının ayda iki hafta 6 gün, iki hafta 7 gün olmak üzere 08.00-20.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilmeli, hafta tatili alacağı ayrıca hesaplandığından 7 gün çalışılan haftalarda sadece 7,5 saatin üzerindeki çalışmaların fazla çalışma hesabında dikkate alınması gerektiği hususu gözden kaçırılmamalıdır. Mahkemece açıklanan ilke ve esaslar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.