T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:26/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:24/05/2022 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:26/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:26/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:24/05/2022 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:26/12/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davalının Antalya 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine bonoya dayalı olarak icra takibi başlattığını, takibe konu bononun 17/02/2015 tarihli protokol uyarınca düzenlenmiş olup, 75.000,00-Euro bedelli olduğunu, davalı ile dava dışı ... Turizm Ltd. Şti.'nin aralarında kâr ortaklığı adı altında anlaştıklarını, anlaşmaya göre davalının dava dışı şirkete 17/02/2015 tarihinde 75.000,00-Euro ödeyeceğini, bunun karşılığında da 3 ay sonunda 17.250,00-Euro kâr payı alacağını, protokol uyarınca 75.000,00-Euro ve 17.250,00-Euro bedelli iki adet bono hazırlanacağını, anlaşma sağlandıktan sonra davalının müvekkilinden kefil olarak imza atmasını istediğini, müvekkilinin de borcun ödeneceğini düşünerek hem protokole hem de takibe konu bono ve diğer bonoya kefil olarak imza attığını, davalı ile dava dışı şirket arasında 3'er aylık dönemlerde yeni protokoller yapıldığını ve yeni bonolar tanzim edildiğini, müvekkilinin sadece 17/02/2015 tarihli protokol ve bağlı bonolara imza attığını, başkaca hiçbir protokole ve bonoya kesinlikle imza atmadığını, 15/11/2015 tarihli protokolde "daha önceki dönemlere ait protokol ve senetler hükmünü yitirmiştir" şeklinde bir madde mevcut olup davalı ile dava dışı şirket arasında mevcut eski dönemlere ilişkin tüm belgelerin hükmünü yitirdiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti ile alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili; dava dilekçesi ekinde sunulan belgedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, davacı tarafça belge aslının ibraz edilmemesi halinde başkaca bir incelemeye gerek olmaksızın davanın esastan reddi gerekeceğini, davacı tarafın bonoda bulunan imzasını inkar etmediğini, ödeme yaptığına ilişkin de bir iddiası olmadığını, davacının taraf olmadığı sözde imzalanmış bir protokolde yer aldığı iddia edilen genel bir ibareden hareket ile işbu davayı açtığını, daha önce de belirtildiği gibi ekte bulunan belge üzerindeki imzanın müvekkiline ait olmamakla birlikte, dava dayanağı yapılan sözde belgenin ilgili kısmının da soyut nitelikte olduğunu, genel ifadeler ile sözleşmenin tarafı olan olmayan herkesin ibra edilmesinin de mümkün olmayacağını, davacının her ne kadar sadece ...'a kefil olduğunu, aradaki ilişkinin tarafı olmadığını belirtmekteyse de bunun doğru olmadığını, müvekkilinin davacının maaşına haciz şerhi koydurmuş olan sözde alacaklısı ..., davacının babası ..., ... hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyasında suç duyurusunda bulunduğunu, müvekkilinin tanımadığı ...'ın dolandırıldığı gerekçesi ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında şikayette bulunduğunu, bu suç duyurusunda ...'ın, ... ile beraber hareket ettiğini, şikayetçi olan kişilerinin arasına sızmak, içerideki adam olmak için ...'ın kendisini de dolandırdığını iddia ettiğini belirttiğini, müvekkilinin tanımadığı yine başka bir mağdur olan ...'nın ise Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği şikayet dilekçesi ile ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, bu kişinin de tıpkı diğer mağdur gibi ..., ... ve ...'ın beraber hareket ettiğini, dosyaya taraf olarak savcılık dosyasından bilgi sızdırmak için sözde şikayette bulunduğunu belirttiğini, adı geçen mağdurların farklı illerde yaşadığı ve birbirini tanımadıklarını, ...'ın Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile yargılanmakta olduğunu savunarak, haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile %20 tazminata hükmolunması gerektiğini bildirmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davalı alacaklı tarafça borçlu davacı aleyhinde Antalya 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında kambiyo senetlerine ilişkin haciz yoluyla icra takibine girişildiği, takibin dayanağını teşkil eden 17/02/2015 tanzim ve 15/05/2015 vade tarihli 75.000,00-Euro bedelli senedin tüm yasal unsurları havi bir bono niteliğinde olduğu, davacının da senedi müteselsil kefil olarak imzaladığı, bononun ön yüzündeki bu imzanın aval niteliğinde olduğu, senette şekle ait bir noksanlık bulunmadığı, dolayısıyla TTK'nın 702/2 maddesi uyarınca avalist davacının keşideci ve lehtar arasındaki ilişkiden kaynaklanan defileri ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağı, davacının taahhüdünün geçerli olduğu sonuç ve kanaatine varılmakla, sübuta ermeyen davanın reddine karar vermek gerekmiş, ihtiyati tedbire karar verilmediğinden davalı lehine tazminata hükmedilmeyerek davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 17/12/2020 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile; "... Mahkemece, TTK'nın 702/2. maddesi uyarınca davacının avalist olması sebebiyle, keşideci ve lehtar arasındaki ilişkiden kaynaklanan şahsi def'ileri ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; TTK'nın 702/2. maddesi gereğince borcu söndüren bir durum için geçerli değildir. Kefalet asıl borcun varlığı devam ettiği sürece hukuki anlamda mevcudiyetini korur. Asıl borç sona erdiğinde kefaletin devam ettiğini kabul etmek mümkün değildir. 17/11/2015 tarihli davacının, bononun dayanağı borcu sona erdirdiğini iddia ettiği protokoldeki imzanın davalıya aidiyetinin usulünce imza incelemesi yaptırılarak belirlenmesi, protokol içeriğinin İlk Derece Mahkemesi'nce incelenerek davacının iddia ettiği gibi bononun düzenlenme sebebini oluşturan borcu sona erdirip erdirmediği, protokolün içeriği ve davacının diğer delilleri ile birlikte değerlendirilerek oluşacak neticeye göre bir karar verilmesi gerekirken TTK'nın 702/2. maddesinin lafzi içeriğine göre yanlış hukuki değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yerel mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra mahkemece; "... Doktrindeki baskın görüşten ve Antalya BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 17/12/2020 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamından yola çıkarak davaya konu senedin düzenlenmesinden sonra asıl borçlu ile davalı alacaklı arasında yapılan 15/11/2015 tarihli protokol uyarınca önceki protokollere bağlı düzenlenen senetlerden doğan borçların sona erdiği, bu sözleşmenin TBK'nın 133. maddesi anlamında tarafların açık iradesiyle borcun yenilenmesi anlamını taşıdığı ve protokoldeki imzanın davalı alacaklıya ait olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiş ancak davalı alacaklının halen alacağına kavuşamamış olması, amacının alacağını tahsil etmeye yönelik olması ve avalistin somut olayda borcunun sona erip ermediğinin doktrinde de tartışmalı olması karşısında kötü niyetli olmadığı, davacının tazminat talebinin yerinde olmadığına" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece sadece davacının sunduğu protokol üzerinde değerlendirme yapıldığını, taraflarınca sunulan ve daha güncel olan protokolün ise hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, sunulan protokole göre tüm protokol ve senetlerin hükmünü yitirmediğini, sadece 20/05/2015 tarihli 35.000,00 Euro ve 9.100,00 Euro bedelli senetlerin geçersiz kılındığını, buna rağmen Yerel Mahkemenin sundukları delilleri ve beyanlarını dikkate almadığını, sadece davacının sunduğu protokol üzerinden hüküm kurduğunu, bu nedenle Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ortada aynı hususta iki adet sözleşmenin bulunduğunu ve iki sözleşme hükümlerinin birbirine aykırı olduğunu, buna rağmen bu çelişki giderilmeden hüküm verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, her ne kadar yerel mahkeme tarafından bilirkişi marifetiyle dosya kapsamında yer alan belgelerdeki imzalar araştırılmış ise de, imzalayan kişilerin yetkiye haiz olup olmadığı hususunun araştırılmadığını, ... Turizm firmasının imzaya yetkili kişilerinin kimler olduğunun da araştırılmadığını, müvekkili tarafından Antalya 11. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında dava konusu senetlerden birinin dayanak olduğu bir icra takibi başlatıldığını, bu borcun davacı tarafından davacının işbu dosyaya sunduğu protokolden sonraki bir tarihte ödendiğini ve buna müteakip de taraflar arasında bir ibraname düzenlendiğini, bu hususun dahi, davacı tarafın sunduğu protokolün geçersizliğinin davacı tarafından da bilindiğinin kanıtı olduğunu, buna rağmen Yerel Mahkemece bahsettikleri üzere, geçersiz olan bu protokol üzerinden hüküm kurulduğunu, eksik inceleme neticesinde usul ve yasaya aykırı bir karar verildiğini, dosya kapsamına sundukları delillerinin ve beyanlarının dikkate alınmadığını, davanın 70.000,00 TL üzerinden açılmış olmasına rağmen senet bedelinin 75.000,00 Euro olduğunu, davacı tarafın aradaki söz konusu eksik bedel harcını hiçbir şekilde ödemediğini ve yerel mahkemenin bu hususu gözden kaçırdığını, İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. Katılma yoluyla davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin isabetli bir şekilde karar verdiğini ancak alacaklının halen alacağına kavuşmadığından amacının alacağını tahsil etmeye yönelik olduğundan bahisle kötüniyetli olmadığı sonucuna vararak tazminat taleplerinin reddine karar verildiğini, alacağın devam ettiği ve tahsil edilmediği şeklindeki değerlendirmenin dosyadaki delillere bağdaşmadığını, davalının imza ettiği Mahkemece hükme temel dayanak yapılan protokolde açıkça borcun sona erdiği, bononun hükümsüz kaldığının belirtildiğini, davalının borcun sona erdiğini bilmesine, bu yöndeki protokole imza atmasına rağmen, müvekkilinin protokolü bulamayacağı düşüncesiyle bonoyu kötüniyetle takibe koyduğunu, yapılan icra takibinin hem haksız hem de apaçık kötüniyetli olduğunu, tazminat koşullarının doğduğunu, davalının %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine dayalı icra takibinden sonra açılan İİK'nın 72. maddesi gereği menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Antalya 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davalı alacaklı tarafından, davacı borçlu ve dava dışı ... Turizm...Ltd. Şti. aleyhine 17/02/2015 tanzim tarihli ve 15/05/2015 vade tarihli 75.000,00-Euro bedelli bono nedeniyle toplam 81.947,26.-Euro ve ayrıca ihtiyati haciz gideri ve ihtiyati haciz masrafı 481,60-TL alacaktan dolayı kambiyo senetlerine ilişkin icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Takip dayanağı bononun keşidecisinin dava dışı ... Turizm .. Ltd. Şti. olduğu, lehtarının davalı ... olduğu, davacı ...'ın da senedin ön yüzünde kefil sıfatıyla isim ve imzasının bulunduğu anlaşılmıştır. Davalı ile dava dışı ... Turizm ...Ltd. Şti. arasında kar ortaklığı amacı ile imzalanan 17/02/2015 tarihli protokolde ve bu protokol ile birlikte düzenlenen dava ve takip konusu bonoda davacının kefil olarak imzası bulunsa da sonradan yine bu bono ve protokolün tarafları arasında 15/11/2015 tarihinde düzenlenen protokolde önceki protokol ve senetlerin hükümsüz kalacağı açıkça belirlendiğinden borçlu olmadığının tespiti talep edilmiş olup davalı tarafça öncelikle ibraz edilen protokoldeki imzanın kendilerine ait olmadığı savunmasında bulunulmuştur. Dairemiz kaldırma kararı sonrasında alınan ... tarihli bilirkişi raporu ile 15/11/2015 tarihli belge üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların ... elinden çıktığının tespit edildiği,17/02/2015 tarihli protokolde "Yedi adet turizm grubunun 2 uçuşunda ortak olma bedeli karşılığı 75.000 Euro olarak teslim alınmıştır. Kar bedelinin ve ana paranın ödenmesi 15.05.2015 tarihinde 75.000 euro olarak (senet no:1) ve17.250 euro olarak (senet no :2) teslim edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu operasyonun bitiş dönemi 15.05.2015 tarihine ait olmakla birlikte; Sn. ...'un o dönemki talebine ve operasyonun karşılıklı durumuna istinaden tamamen iptal ve iade olabileceği gibi aynı şekilde yeni kar marjı hesaplamaları ve sözleşme ile devam edebilecektir. 01.05.2015 itibariyle kesinleşecek bu ilişkiye istinaden ilgili senetlerin tarihleri ve bu protokolün içeriği yeniden düzenlenecektir." şeklinde, 15/11/2015 tarihli protokol içerinde ise " Beş adet turizm grubunun 2 uçuşunda ortak olma bedeli karşılığı 169.000 Euro olarak teslim alınmıştır. Kar bedelinin ve ana paranın ödenmesi 15.02.2016 tarihinde 169.000 euro olarak (senet no:1) ve 50.700 euro olarak (senet no :2) teslim edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu operasyonun bitiş dönemi 15.02.2016 tarihine ait olmakla birlikte; Sn. ...'un o dönemki talebine ve operasyonun karşılıklı durumuna istinaden tamamen iptal ve iade olabileceği gibi aynı şekilde yeni kar marjı hesaplamaları ve sözleşme ile devam edebilecektir. 01.02.2016 itibariyle kesinleşecek bu ilişkiye istinaden ilgili senetlerin tarihleri ve bu protokolün içeriği yeniden düzenlenecektir...Daha önceki dönemlere ait tüm protokol ve senetler hükmünü yitirmiştir." şeklinde belirlemelerin yapıldığı görülmüştür. Yenileme, dar anlamda borcu sona erdiren sebeplerden biridir. Borcun yenilenmesi alacaklı ile borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşir. Bir borcun yerine yenisinin geçerek eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme sözleşmesi denir. Bu sözleşme tarafların önceki borç yerine yeni bir borcu geçirme iradelerinden oluşur. Borcun yenilenmesi için her şeyden önce taraflar arasında mevcut ve geçerli eski bir borç bulunması, borçlunun sözleşme ile yeni bir edim üstlenmesi (böylece yeni bir borcun doğması) ve tarafların eski borç yerine geçecek yeni bir borç kurma iradesine sahip olmaları gerekmektedir. Bahsedilen bu irade, yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu ortadan kaldırma, onu sona erdirme iradesidir. Borcun yenilenmesi karine olarak kabul edilemez. Yenileme, tarafların açık iradesine dayanmalıdır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 1293 vd.). Bu kuralı teyit eden TBK'nın 133/2. maddesine göre; mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. Buna karşılık, tarafların kambiyo taahhüdünde bulunmak suretiyle eski borcun (asıl borç ilişkisinin) sona erdiği ve yenilemenin olduğu hususunda anlaşmış olmaları hâlinde kambiyo taahhüdü ifa yerine yapılmış sayılır ve borç yenilenmiş sayılır. Bu yenilemenin sonucu olarak da asıl borç ilişkisi ile ona bağlı teminatlar ortadan kalkar ve asıl borç ilişkinin yerine kambiyo ilişkisinden doğan borç geçer. Kural olarak, bu nitelikte bir anlaşma bulunmadığı veya durum şüpheli olduğu sürece yenilemeden söz edilemez (Bozer/Göle, s. 68). Borcun yenilenmesinden söz edilebilmesi için, eski borç ile yeni borcun hukukî sebepleri birbirinden farklı olması gerekmektedir. Buna karşılık her iki borcun hukukî sebebi aynı ise burada ancak bir borç ikrarından söz edilebilir. Tarafların sadece borç miktarını veya ifa şartlarını değiştirmeleri yenileme için yeterli olmamakta, ayrıca mevcut borç ilişkisinin hukukî sebebinde de bir değişiklik yapılması gerekmektedir (Tekinay, Sulhi Selahattin/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Hâluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 989). Yenileme işleminin geçerliliği için taraflar yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip olmalılardır. Yenileme sözleşmesi için gerekli olan irade beyanının açık bir irade beyanı olabileceği gibi örtülü bir irade beyanı da olabilir. Bu itibarla tarafların yeni bir borç kurulurken eskisini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediklerinin yapılan işlemin muhtevasından ya da işin özelliklerinden çıkarılması gerekmektedir. Hemen belirtilmelidir ki, yenilemenin önemli sonuçlarından biri, eski borcun sona ermesi ve yeni bir borcun doğması ile birlikte eski borca bağlı olan fer’î hakların da aksi kararlaştırılmadığı takdirde sona ermesidir. Başka bir deyişle fer’î hakların sona ermeyeceği hususu yenileme sözleşmesi ile kararlaştırılmadığı sürece fer’î haklar eski borç ile birlikte sona erecektir. Fer’î haklar kavramından, alacağın dar anlamda unsurları dışında kalan ve alacağın amacına hizmet eden haklar anlaşılmalıdır. Bu haklar, faiz ve cezai şart gibi alacağın genişlemesine, rehin hakkı, hapis hakkı, teminat ve kefâlet gibi alacağın garanti altına alınmasına hizmet eden haklardır. Ayrıca, yenilik doğuran haklar, temsil hakları ve eski borca bağlı olan zamanaşımı def’î, ödemezlik def’î gibi def’î hakları da fer'î haklar içinde değerlendirilir ve bu haklar da eski borcun sona ermesi ile kendiliğinden ortadan kalkar (Von Tuhr, Andreas: Borçlar Hukuku I-II, Çeviren: Cevat Edege, Ankara 1983, s. 656-657). Bu sonucun tek istisnasını BK’nın 115. (TBK m. 134) maddesinde hüküm altına alınan cari hesaptaki yenileme karinesi oluşturur. Somut olayda dava ve takip dayanağı bononun düzenlendiği 17/02/2015 tarihli protokol sonrasında yine bu bono ve protokolün tarafları arasında 15/11/2015 tarihli düzenlenen protokolde önceki protokol ve senetlerin hükümsüz kalacağının açıkça belirlendiği, 15/11/2015 tarihli protokol üzerinde bulunan imzaların davalıya ait olduğunun tespit edildiği, sonraki tarihli protokolde yeni belirlenen bedel üzerinden yeni bonoların düzenlenmesine karar verildiği görülmekle, tarafların eski borcu devam ettirme amacının kalmadığı, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında bu durumun borcun yenilenmesi olduğu, böylelikle eski tarihli protokole dayalı feri nitelikteki davacı kefaletinin de sona erdiği, ayrıca cevap dilekçesinde bahsi geçen Antalya CBS'nin ... Soruşturma nolu dosyasında şüpheli ..., ..., ..., ... hakkında dolandırıcılık suçundan yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verildiği, Antalya 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin ... D.İş dosyası ile takipsizliğe itirazın reddine karar verildiği, öte yandan HMK'nın 141. ve 357. maddeleri gereği cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen ve İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyeceği, adli yardım talebi kabul edilen davada eksik harcın hükümle birlikte tamamlandığı anlaşılmakla davalının istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72/5 maddesi, "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz." hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötü niyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup ispat yükü takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacı borçlunun üzerindedir. Bu durumda davalı tarafça kötü niyetle takip yapıldığına dair bir delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmış olmakla İİK'nın 72/5. maddesinde aranan şartlar oluşmadığından İlk Derece Mahkemesi tarafından davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; taraf vekillerinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gerekli 26.179,80 TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 6.544,95 TL harcın mahsubu ile bakiye 19.634,85 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-Tarafların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgililerine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.26/12/2025 ...