T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2065 - 2026/654 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/2065 KARAR NO : 2026/654 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/09/2024 NUMARASI : 2022/435 Esas - 2024/415 Karar DAVACI : SINIRLI SORUMLU 44 NOLU YENİKÖY KAMYO…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2065 - 2026/654 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/2065 KARAR NO : 2026/654 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/09/2024 NUMARASI : 2022/435 Esas - 2024/415 Karar DAVACI : SINIRLI SORUMLU 44 NOLU YENİKÖY KAMYON DAMPERLİ KAMYON VE ÇEKİCİLER KARAYOLU YÜK TAŞIMA KOOPERATİFİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ÖZCANLAR PLATFORM FORKLİFT KİRALAMA VE OTOMOTİV TURİZM İNŞAAT NAKLİYE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/08/2022 KARAR TARİHİ : 09/04/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 09/04/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı kooperatif aleyhine davalı şirket tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, takip talebine eklenen senet incelendiğinde; düzenleme tarihi olan 01/08/2013 yılında kooperatifin, senet düzenleme tarihinde yönetim kurulu üyelerinden biri olduğunu, kooperatifin bir tüzel kişi olup senedin o dönem yöneticileri tarafından imzalandığını, senedin kooperatif kaşesi ile birlikte bir kaç imza ile imzalandığını, bu imzaların birbirine çok benzer olmasının senedin aynı kişi tarafından taklit edilmek suretiyle atıldığını gösterdiğini, imzaların incelenmesini talep ettiğini, Kooperatifin düzenleyen sıfatına sahip olduğu dava konusu bonoda ortaklıkla işlem yapma yasağının kaldırılmamış olan yönetim kurulu üyesi ...'nin lehtar olarak yer alması nedeniyle kooperatif adına düzenleyen yetkisiz temsilci konumunda olacağını, çünkü kooperatif adına bonoyu düzenleyenin bu işlemi yapması onun temsil yetkisi kapsamı dışında kaldığını, somut olayda senette lehtar olarak görünen ...'nin aynı zamanda o dönem kooperatif yöneticisi olması, yönetim kurulunun yöneticiye borçlanabileceğine dair herhangi bir karar alınmaması ve özellikle de TTK 395 gereği nedeniyle senedin hükümsüz olduğunu, Kooperatifin kayıtlarında bu senedin verilme sebebinin olmadığını, verilen senetle alakalı herhangi bir bilgi ya da belgeye ticari kayıtlarda rastlanılmadığını, kooperatifin bu senedin varlığından haberdar olmadığı için gelen ödeme emrinden önce menfi tespit davası açmak imkanı olmadığını, icra takibine konu senet incelendiğinde keşide tarihinin 01/08/2013, vade tarihinin ise 17/10/2019 olduğu görülmekte olup, bir senedin 6 yıl sonraki bir vadeye rastlayan şekilde düzenlenmesi ticari teamüllere aykırı olduğunu, bu husus açıkça senedin kötü niyetli olarak tedavüle sokulduğunun, vade tarihinin sonradan yazıldığının göstergesi olduğunu, bu nedenlerle bahsi geçen senet üzerinden açılan icra takibinden dolayı davacı kooperatifin borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, tedbir talebi kapsamında işbu dava sonuçlanıncaya değin ilgili hükümler gereği icra takibinin davacı müvekkili yönünden öncelikle teminatsız aksi takdirde uygun bir teminat mukabilinde tedbiren durdurulmasına, ayrıca haksız ve kötü niyetli davalı aleyhine müvekkil lehine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; söz konusu davanın dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğunu, dosyada herhangi bir arabuluculuk tutanağı sunulmadığını, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu iddiaların mutlak defilere ilişkin olmadığını, yönetim kurulu üyesi olan ... ile aralarında bulunan ilişkiden kaynaklanan defileri ileri sürdüğünü, söz konusu defilerin mutlak nitelikte olmayıp şahsi defi niteliğinde olduğunu, davacı yanın arabuluculuğa başvurmadan işbu davayı açması nedeniyle davanın öncelikle usul eksikliği sebebiyle reddine karar verilmesini, davacı tarafından senette bulunan imzaya ve yetkisiz temsile ilişkin gerekçelerle huzurdaki dava açıldığını, söz konusu senedin yetkisiz temsil ile imzalandığını öne sürdüğünü fakat davacının iddialarının kabul edilebilir nitelikte olmadığını, hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bonu düzenleme kooperatifin konusuna giren bir işlem olmadığından kooperatif iyi niyetli hamile lehtarın yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle bononun hükümsüz olduğunu belirterek ödemezlik defi ileri sürülemeyeceğini, davacı tarafın senedin kötü niyetli olarak tedavüle sokulduğunu ve vade tarihinin sonradan yazıldığını iddia ettiğini, olaya bu yönden bakıldığında davacı tarafın senedin tedavüle çıktığında vade tarihinin boş olduğunu iddia ettiğini, bu sebeple kambiyo senedi vasfını kaybettiği yönde olduğunu, davacı tarafın bu iddiasını soyut nitelikte ve ispata muhtaç olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, bononun vade tarihinin boş bırakıldığı kabul edilse dahi 6762 sayılı mülga TTK'nın 688 maddesinde bonu veya emre muharrer senetlerde bulunması zorunlu unsurların sıralandığını, ihtiyati tedbir talebinde bulunan tarafın tedbire esas olan hakkını ihtiyati tedbir sebeplerini, davanın esası yönünden de haklılığını ispat etmesi gerektiğini, icra kasasında bulunan paranın ödenmemesi için tedbir kararı verilmesinin alacağına ulaşmaya çalışan müvekkilinin zor duruma soktuğunu, günümüz koşullarında söz konusu miktarın alım gücünün oldukça düştüğünü, ekonomik koşulların ve yargılama sürecinin dikkate alındığında bahse konu meblağın alım günücün kalmayacağına aşikar olduğunu, bu sebeple ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, müvekkilinin alacağının likit ve haklı bir alacak olmasına rağmen davacı tarafından haksız ve mesnetsiz açılan bu dava sebebiyle müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesinin söz konusu olduğunu belirterek davanın borçlunun haksız, yersiz ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddi ile müvekkilinin alacaklı olduğunun tespitine, İİK 72/4 uyarınca müvekkilinin alacağının geciktirilmesi sebebiyle davacı borçlunun alacağının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Davanın KABULÜ ile Davacının Kocaeli İcra Dairesinin 2022/75139 Esas sayılı icra takibine konu olan 01/08/2013 tanzim tarihli 17/10/2019 vade tarihli 860.000,00 TL bedelli senetten doyalı borçlu olmadığının tespitine, Davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından kooperatif yöneticilerinin tamamının imza örneklerine ilişkin inceleme yapıldığını ancak o dönem kooperatif yöneticisi olarak bulunan ...'ın imza örneklerinin incelenmesi konusunda bir karar verilmediğini, bilirkişi raporunun kesin kanaat içermediğini, kesin kanaat içeren raporun alınması gerektiğini, kambiyo senedinden kaynaklı menfi tespit davalarında ispat yükünün davacı borçluda olduğunu, kambiyo senedinin yaratmış olduğu hukuki güven nedeniyle, borçlunun borcu olmadığını istisnai durumlar dışında senetle ispatlamakla yükümlü olduğunu, ispat yükünün tam tersine çevrilerek davalının zarara uğratılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının istinaf dilekçesinde senette bulunan imzalardan birinin ... adlı kişiye ait olduğunu iddia ettiğini, davalının bu iddiasının ilk defa bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi adı altında gönderdiği dilekçesinde ifade edildiğini, cevap dilekçesinde ve süresine gönderilmeyen bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde yeni bir iddiada bulunmasının mahkemece dikkate alınamayacağını, davalı tarafın bu beyanlarının yargılamayı uzatma amacı taşıdığını, adı geçen kişinin senedin düzenlendiği tarihte zaten yönetici olmadığını, yetkisiz temsile ilişkin açıklamaları, davalı Kooperatifin bu kişilere herhangi bir borcunun olmadığı dava dilekçesinde ayrıntılı olarak beyan edildiğinden davanın bu yönden de kabul edilmesi gerektiğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/09/2024 tarih, 2022/435 Esas - 2024/415 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; düzenleyeni davacı, lehtarı ... olan, 01.08.2013 tanzim, 17.10.2019 ödeme tarihli, 860.000,00 TL bedelli olan bono ile ilgili olarak davalı hamil tarafından takip başlatıldığı, bonodaki imzaların davacı kooperatifin yetkililerine ait olmadığı, bu hususun yapılacak imza incelemesi ile tespit edileceği, ayrıca senet lehtarı olan ...’nin aynı zamanda senet tanzim tarihinde kooperatifin yetkililerinden olduğu, 6102 sayılı yasanın 395.maddesi gereği davacının yönetim kurulu üyesine borçlanabilmesi için genel kuruldan karar alınmasının gerektiği, bu yönde alınmış bir kararın da bulunmadığı, davacının davalıya borçlu olmadığı, ayrıca davacı kooperatifin senet lehtarına senette belirtilen miktarda bir borcunun da olmadığından bahisle menfi tespit talepli eldeki davanın açıldığı; davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. İİK'nın 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Davacı taraf senet altındaki imzaya itiraz etmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 211.maddesinde imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir. Anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir(Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı). Öte yandan, her hangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak; grafoloji ve grafometrik yöntemlerle yapılması; bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özellikleri tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Dairemizin denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması; gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır (HGK.nun 06/06/2001 tarih ve 2001/12-466 E. - 2001/483 K. sayılı kararı). Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medari tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celp edilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Somut olayda; Düzenleyeni davacı, lehtarı ... olan, 01.08.2013 tanzim, 17.10.2019 ödeme tarihli, 860.000,00 TL bedelli olan bono ile ilgili davalının hamil sıfatıyla takip başlattığı, davacının düzenleyen kısmındaki imzaların tanzim tarihindeki yetkililere ait olmadığı beyan etmiştir. Davacının kambiyo senedindeki imzaya yaptığı itiraz 6102 sayılı TTK 687. maddesi uyarınca senet metninden anlaşılan defi niteliğinde olduğu ve herkese karşı ileri sürülebileceği (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5995 esas 2021/3833 karar sayılı ilamı) anlaşılmıştır. Mahkemece kooperatifin anasözleşmesinin dosyaya alındığı ve senet tanzim tarihi olan 01.08.2013 tarihinde davacının yetkililerinin araştırıldığı, dosyaya gelen Kocaeli ticaret Sicil Müdürlüğünün 23.01.2023 tarihli yazı cevabına göre anılan tarihte davacının yetkililerinin ..., ..., ..., ... ve ... olduğu anlaşılmıştır. Yine ticaret sicil kayıtlarına göre ve kooperatif anasözleşmesinin 46.maddesine göre yönetim kurulu üyelerinin en az ikisinin imzasıyla şirketin temsil edileceğinin kararlaştırıldığı görülmüştür. İlk derece mahkemesince dosyada bono tanzim tarihinden önceye ait imza örnekleri toplanmış ve davaya konu edilen bonodaki davacı kaşesi üzerindeki 6 adet imzanın incelemesinin yapıldığı anlaşılmış, dosyaya alınan 11.06.2024 tarihli Adli Tıp Raporuna göre davaya konu edilen bonodaki imzaların sol tarafta atılı olan ilk imzadan başlayarak 1'den 6'ya kadar numaralandırıldığında, 1. ve 6. sırada atılı imzalar ile ...'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'ın eli ürünü olduğu, 2. ve 3. sırada atılı imzalar ile ..., ..., ..., ... ve ...’ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği, 4. ve 5. sırada atılı imzalar ile ...’in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla kuvvetle muhtemel ...’in eli ürünü olmadığı, 4. ve 5. sırada atılı imzalar ile ..., ..., ... ve ...’ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği görülmüş, buna göre senette bulunan imzalardan sadece birinin tanzim tarihindeki kooperatif yetkilisine ait olabileceği, diğerlerinin yönetim kurulu üyelerine ait olmadığının anılan rapordan anlaşıldığı, davacının şikayeti üzerine yapılan soruşturma dosyasında alınan 16.01.2023 tarihli raporun da bu raporla uyumlu olduğu, görülmüş, toplanan imza asıllarının yukarıda detaylandırılan HGK'nın 06/06/2001 tarih ve 2001/12-466 E. - 2001/483 K. sayılı kararında bahsedildiği üzere bononun keşide tarihlerinden önceye ait olduğu, anılan karardaki tekniklerin ATK tarafından uygulandığının raporda açıkça belirtildiği, raporun hüküm vermeye elverişli olduğu anlaşılmış, yukarıda detayları verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu nazara alındığında ispat yükünün davalı alacaklı üzerinde olduğu, mevcut rapor içerikleri nazara alındığında davalının bu yükümlülüğünü yerine getiremediği, dolayısıyla takibe dayanak bono altındaki imzanın davacıya ait olduğunun ispat edilemediği, bu haliyle davacının imzaya yaptığı itirazın yerinde olduğu kanaatine varılmış ve davacının davaya konu bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığı anlaşılmış olup mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetlidir. Bonodaki imzalardan sadece bir tanesinin ...'a ait olmasının, kooperatif anasözleşmesinin 46.maddesindeki çift imza ile davacının temsil edileceğinin kararlaştırılmış olması nedeniyle ve 6102 sayılı yasanın 678.maddesi gereği ancak imza sahibini bağlayacağı, davacının sorumlu tutulamayacağı anlaşılmış olup, davacının imzaların ait olduğunu beyan ettiği ...’ın ise anılan tarihte kooperatif yetkilisi de olmadığından ayrıca bu kişinin imzalarının incelenmemesi de isabetlidir. Gerekçeli karar başlığında; davalı vekilinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 58.746,60-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 14.687,60-TL'nin mahsubu ile kalan 44.059,00TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.09/04/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*