Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan ...Tesisleri İnşaat ve Ticaret AŞ (Rönesans Şirketi) ile imzaladığı iş sözleşmesi kapsamında Rusya Federasyonu'nda bulunan ... şantiyesinde çalıştığını, her iki davalı Şirket arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, davacı ile davalı işveren arasında Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) nezdinde iş sözleşmesi yapıldığını, söz konusu sözleşme ile çalışılan ülke mevzuatı gereği olarak ikinci bir sözleşmenin yapılabileceğinin ön…
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, davanın süresinde açılıp açılmadığı, ücret miktarı, dava konusu alacak ve tazminatların ispat ve hesaplanması ile faiz ve vekâlet ücretine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında davacı işçinin ücret miktarı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Dosya kapsamına uyuşmazlık konusu döneme ilişkin herhangi bir iş sözleşmesi ibraz edilmemiş, davacı işçiyle iddia ettiği şekliyle ikinci bir iş sözleşmesinin imzalandığı da ispat edilememiştir. Dosya içerisinde yer alan ücret bordrolarında, davacının saat ücreti 5,50 USD olarak gösterilmiştir. Davacı dava dilekçesinde, İŞKUR sözleşmesindeki 5,50 USD saatlik ücretin %50 artışlı olarak ödendiğini ancak ikinci sözleşmedeki %80 katsayının uygulanması gerektiğini ileri sürerek bundan kaynaklanan ücret farklarını talep etmiş; hükme esas alınan bilirkişi raporunda da davacı iddiası doğrultusunda davacının 5.50 USD saat ücretine %80 katsayı uygulanarak hesaplama yapılmıştır. Davalı işveren; davacının ... bölgesinde çalıştığı döneme ilişkin bordrolarda, davacının saat ücreti üzerine %50 katsayı uygulayarak davacının ücretini ödemiş olup bu ödeme işyeri uygulaması hâline gelmiştir. Bu itibarla, davacı ile iddia edildiği gibi ikinci bir iş sözleşmesi imzalandığının ispat edilemediği gözetilmeksizin davacının ücretine %80 katsayı uygulanarak ücret tespiti ile alacakların hesaplanması hatalı olmuştur. 3. Davacının hüküm altına alınan ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları tanık beyanları doğrultusunda hesaplanmıştır. Ancak dosya içerisinde tüm çalışma dönemine ait imzalı puantaj kayıtlarının olduğu görülmüştür. Mahkemece bilirkişi raporunda hesaplandığı şekliyle ulusal bayram ve genel tatil ücreti hüküm altına alınmış ise de imzalı puantaj olan dönemler açısından da tanık beyanlarına göre sonuca gidilmesi isabetli olmamıştır. Davacının çalışmasının kayıt altına alındığı dönemler için mahkemece bu kayıtlara itibar edilerek hesaplama yapılmalıdır. Zira ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ispatında, yazılı delilin bulunduğu durumda tanık delili ile sonuca gidilemez. Ulusal bayram ve genel tatil ücreti talebi yönünden yapılacak iş; bilirkişiden ek rapor aldırılıp imzalı puantaj kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak, kayıtlara göre; davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmasının bulunup bulunmadığının tespiti ile varsa bu günlere ait ücret alacaklarının hesaplanması ve hesaplamadan indirim yapılmamasıdır. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup ayrıca bozmayı gerektirmiştir. 4. Dosyada mevcut davacı imzasının inkar edilmediği son aya ilişkin ücret bordrosunda yer alan yıllık ücretli izin tahakkukunun hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplama yapılırken dikkate alınmaması da hatalıdır. 5. Davacı taraf davacının saatlik ücretinin 1,8 katının kendisine ödenmediği iddiasına dayalı fark ücret alacağı yanında son iki aylık ücret alacağının da kendisinde ödenmediğini iddia ederek ücret alacağı talebinde bulunmuştur. Dosyada mevcut davacı imzasının inkar edilmediği son iki aya ilişkin ücret bordrolarında yer alan ücret tahakkuklarının hükme esas alınan bilirkişi raporunda ücret alacağı hesabı yapılırken dikkate alınmaması da doğru bulunmamıştır. 6. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (..., Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; ..., Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2. ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 392. maddesinde sözü edilen süreler, zamanaşımı süresi niteliğindedir. Söz konusu Kanun'un 392. maddesinin son fıkrasında, maddede belirtilen sürelerin geçerli bir nedenle kaçırılması durumunda mahkeme tarafından tekrar başlatılabileceği düzenlenmiştir. Kanun'un mahkemeler tarafından uygulanmasına ilişkin olarak Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesinin verdiği 29.05.2018 tarihli ve 15 sayılı kararda; Kanun'un 392. maddesinde belirtilen sürelerin işçi tarafından kaçırılması ve geçerli nedenlerin beyan edilmesi durumunda mahkemece sürelerin yeniden verilebileceği, geçerli nedenlerin ise işçinin hastalığı, mücbir sebepler nedeniyle mahkemeye gidememesi, ağır hasta aile bireylerinin bakım ihtiyacı gibi bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma süresini objektif olarak engelleyen koşullar olabileceği açıklanmıştır. Bu objektif koşulların işçi bakımından mevcut olup olmadığı her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Davacı, tazminat ve işçilik alacaklarına ilişkin davasını kısmi dava olarak açmış ve davalılarca süresinde davaya karşı zamanaşımı def'inde bulunulmuştur. Dava konusu kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı bakımından bir yıllık zamanaşımı süresi, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren itibaren başlar. İş sözleşmesi 02.02.2018 tarihinde sona ermiş olup dava 08.05.2018 tarihinde açıldığına göre, kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresi dolmamış ise de ıslah tarihi olan 19.08.2021 tarihi itibarıyla bir yıllık zamanaşımı süresi geçmiştir. Şu hâlde davalıların yasal süresi içinde ileri sürdüğü ıslaha karşı zamanaşımı def'ine değer verilerek ıslah dilekçesinde talep edilen yıllık ücretli izin alacağı miktarının reddine karar verilmelidir. İş sözleşmesinin sona ermesine bağlı olmayan ücret, ulusal bayram ve genel tatil, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacakları bakımından ise zamanaşımı süresi her bir aya ait alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren bir yıldır. Davacı vekili, 19.08.2021 tarihli dilekçesi ile sözü edilen alacak kalemlerini ıslah etmiş olup davalılar vekillerinin ise hem cevap dilekçesinde hem de ıslaha karşı beyan dilekçesinde yasal süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmıştır. Buna göre, dava ve ıslaha karşı zamanaşımı def'inin 1 yıllık süre (arabuluculukta duran süreler de dikkate alınarak) esas alınarak değerlendirilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 7. Diğer yandan, yabancı para borcuna hangi faizin uygulanacağı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesinde düzenlenmiş olup ilgili düzenlemede “Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.” kuralına yer verilmiştir. Somut olayda döviz cinsinden hüküm altına alınan alacaklara Devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanması gerekirken bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine aykırılık teşkil etmektedir. 8. Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 3/2 hükmü gereğince müteselsil sorumluluk da dâhil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. AAÜT'nin 10/3 hükmünde; manevi tazminat davalarının tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin, Tarife'nin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre belirleneceği, 10/4 hükmünde ise manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücretinin ayrı bir kalem olarak belirleneceği açıklanmıştır. Davacı; davalıların alacak ve tazminatlardan birlikte sorumlu olduğu iddiasıyla somut davayı açmış olup reddedilen manevi tazminat talebi bakımından AAÜT'nin 3/2, 10/3 ve 10/4 hükümleri gereğince davalılar yararına diğer reddedilen alacak kalemlerinden ayrı olarak maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, davalılar yararına hükmedilen vekâlet ücretinin belirlenmesinde anılan Tarife hükümleri nazara alınmayarak tüm reddedilen miktar yönünden tek nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi de doğru olmamıştır.