TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 07/02/2023 NUMARASI : 2022/728 Esas, 2023/119 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 12/08/2022 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildi…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 57. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/3089 KARAR NO : 2026/322 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 07/02/2023 NUMARASI : 2022/728 Esas, 2023/119 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 12/08/2022 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, parfüm satışı yapan ... Ltd. Şti'ne parfüm alım satım ticareti neticesinde yapmış oldukları anlaşma üzerine parfüm alım satımı işlemlerinde kullanmak üzere ticari borç verdiğini, davalı firmaya verilen borç bedelinin 08.09.2021 tarihinde, ''BORÇ'' açıklaması ile müvekkiline ait ... Bankası TR ... iban numaralı hesaptan, davalı firmaya ait TR ... iban numaralı hesabına gönderildiğini, davalının borcunu ödemediğini, bunun üzerine davalı aleyhine Bakırköy 7. İcra Müdürlüğü nezdinde... Esas sayılı icra takip dosyası açıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, belirterek itirazının iptali ile takibin devamını, davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine, karar verilmesinin talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın dava dilekçesi incelendiğinde; müvekkili şirkete parfüm alım satım ticareti neticesinde yapmış oldukları anlaşma üzerine parfüm alım satımı işlemlerinde kullanmak üzere ticari borç verdiğini iddia ettiğini, ancak taraflar arasında davacı yanın iddia ettiği gibi herhangi yazılı / sözlü bir anlaşma bulunmadığını, nitekim böyle bir ticari borç verildiğine ilişkin bir anlaşma olduğu varsayımına dayanıldığında, davacı yanca dosyaya herhangi bir anlaşma da sunulmadığını, davacının kötü niyetle davranarak hem aralarında ticari ilişkiden kaynaklı davalı müvekkili firmaya borç verdiğini söylediği hem de gerçeği yansıtmadığı halde müvekkil şirkete yaptığı ödemede açıklama kısmına borç ibaresini eklediğini, davacı yan ile müvekkili şirket yetkilisi tarafların ortak arkadaşları vesilesi ile tanışıklıkları bulunduğunu, davacı yan, müvekkili şirket yetkilisi ile arasındaki arkadaşlarına ve tanışıklığa güvenerek müvekkil, şirket yetkilisini arayıp “... gayrimenkul satın alacağını fakat ilk aşamada elinde yeterli miktarda para olmadığını bu sebeple kendisine geri ödemek şartıyla borç verip veremeyeceğini...” sorduğunu, müvekkili şirket yetkilisi de aralarındaki tanışıklığa güvenerek davacı yanın aldığı borcu tam ve eksiksiz olarak ödeyeceğini düşünerek davacı yanın borç teklifini kabul ettiğini, daha sonra tarafların buluştuğunu, müvekkili şirket yetkilisi davacının talep etmiş olduğu bedeli, davacıya elden borç olarak verdiğini, daha sonra davacı yan 08.09.2021 tarihinde müvekkil şirket yetkilisinin hesabına “Borç” açıklaması adı altında almış olduğu borcuna karşılık ödemeyi gerçekleştirdiğini, müvekkili şirket yetkilisi açıklamada yazan “Borç” ibaresine herhangi bir şekilde takılmayıp davacının zaten kendi borcunu ödediği için herhangi bir sorun olmayacağını düşündüğünü, davalının ödeme yaptığı tarih Eylül 2021 olup davacı yan sanki müvekkili şirket; kendisinden borç almış gibi aylar sonra haksız yere 10 ay sonra Temmuz 2022 de davalı müvekkili şirket aleyhine icra takibi başlattığını, davacı yanın 08.09.2021 tarihinde “BORÇ” açıklaması ile müvekkili firma hesabına ödeme yaptığını iddia ettiğini, iddia edilen borcun parfüm alım satımı işlemlerinde kullanmak üzere verildiği söylenmişse de davacı gerçek kişinin ticari işletmesinin bulunmaması ve tacir olmamasına rağmen müvekkili tüzel kişi tacire borç adı altında para göndermesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tüm mevcut durumlar göz önüne alındığında davacının müvekkili şirkete hangi amaçla “Borç” adı altında ödeme yaptığının açıklanmasının ispatı TMK gereği davacı yana ait olduğunu, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığı göz önünde bulundurulduğunda eğer davacı yan ödünç olarak müvekkili şirkete ödeme yaptıysa TMK m.6 ve HMK 'nın ilgili hükümleri gereğince paranın ödünç olarak verildiğinin ispat yükü davacıya ait olduğunu, davacı ödünç ilişkisini kanıtlamak zorunda olduğunu beyan ederek; davanın reddine, takas mahsup talebinin kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "1-Davanın REDDİNE, 2-Davalı tarafın kötüniyet tazminat talebinin REDDİNE, " karar verilmiş olup, bu karara davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Havalenin bir borç ödeme vasıtası olduğu ve havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığının yasal karine olduğunu, ancak bu karine havalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin hiçbir ibare bulunmaması, ödemenin hangi amaçla yapıldığının hiçbir şekilde tespit edilemediği hallerde uygulama alanı bulabileceğini, dekont açıklaması gibi ödemenin hangi amaçla yapıldığını belirtilen belgelerle veya tarafların ilişkilerinin niteliğinin tespitiyle karinenin aksinin ispatının mümkün olduğunu, kaldı ki dekont açıklamasının da bu tür banka havalelerinde ödemenin hangi amaçla yapıldığının belirlenmesi açısından uygulamada oldukça önem arz ettiğini, nitekim, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2019/342 E. ve 2020/2100 K. sayılı kararında borç ibaresinin yazılı olduğu dekont açıklamasıyla borç verme olgusunun ispatlanamadığından bahisle davacının reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunun içtihat edildiğini, davalı yandan tahsili istenen 08.09.2021 tarihli ''BORÇ'' açıklamalı havalenin, bu bakiyenin borç olarak verildiğini işaret ettiğiin, müvekkilinin bu havaleyi hiçbir açıklama yapmaksızın gerçekleştirseydi, bu parayı ödünç mahiyetinde verdiğini ispatmakla yükümlü olacağını, ancak özellikle, ''BORÇ'' açıklaması yazılarak bu paranın ödünç mahiyetinde verildiğinin gösterildiğini, müvekkilinin 08.09.2021 tarihinde davalıya havale yoluyla 160.000 TL borç para gönderdiğini, havale işlemine ilişkin banka dekontunun açıklama kısmında davacı müvekkili tarafından özellikle ''BORÇ'' ifadesinin kullanıldığını, borç ifadesinin kullanılmasının amacının havalenin mevcut bir borcu ödeme amacıyla değil, borç verme amacıyla gönderildiğini belirtmek, yasal karineyi bertaraf etmek olduğunu, buna göre de davacının ispat yükünü yerine getirdiği kabul edilerek, davalıdan havalenin mevcut bir borcun ifası amacıyla gerçekleştirdiğini kanıtlamasının gerektiğini, davalının iddialarının ise yapılan havalenin davacı müvekkilinin gayrimenkul ihtiyacında olması nedeniyle verdiği borcun geri ödemesi niteliği olduğu yönünde olduğunu, ancak, havalenin niteliği hakkındaki iddialarını 08.09.2021 tarihli ''BORÇ'' açıklamalı banka dekontuyla ispatlamalarına ve ispat yükünü ters çevirmelerine karşılık kendi iddiasına ilişkin hiçbir delil ileri süremediğinden ve hatta davacı müvekkil tarafından gönderilen bakiyenin davalının ticari defterine "uzun vadeli ortaklardan alacaklar" olarak kaydedilmesinin davalının kötüniyetini açıkça ortaya koyduğunu, davanın esasına ilişkin beyanlarının değerlendirmediğini, bu iddiaların neden değerlendirmediği veya reddedildiğine ilişkin olarak karar metninde hiçbir gerekçeye yer verilmediğini, davanın neden ispatlanamadığının karar metninden anlaşılabilmesinin mümkün olmadığını, kararda yasal karineden bahisle, ispat yükümlülüğünün taraflarında olduğu fakat davanın ispatlanamadığı kanaatine varıldığının belirtildiğini, ancak hangi gerekçeyle ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediğine değinilmediğini belirterek istinaf başvurularının kabulünü, kararın kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulünü, kaldırılan ilk derece mahkemesi kararına karşın istinaf mahkemesince hüküm kurulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın usul ve yasaya aykırı istinaf başvurusunun reddini, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/728 Esas, 2023/119 Karar sayılı dosyasında vermiş olduğu 07/02/2023 tarihli ilamının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Değerlendirme: Dava, ödünç sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince; davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.İstinaf isteminin değerlendirilmesi;İtirazın iptâli davası müddeabihi, takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Bu davanın takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı olarak ele alınması gerekir ve sonucu itibarıyla takibin devamına etkili bir davadır. Bu nedenle takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Davada her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. Bunun sonucu olarak takip ve dava konusu olmayan taleplerin bu davada dikkate alınamayacağı hakimin iddia ve savunmayla bağlı olduğu kuralının bir gereğidir (Emsal HGK Esas 2011/19-617 Karar 2011/749 tarih 14.12.2011 ve Esas 2006/19-260 Karar 2006/251 tarih 03.05.2006). Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını kanunda belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu m.386 "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu Karz akdi başlıklı 306. vd. maddesindeki yasal düzenlemeye göre "Karz, bir akittir ki onunla ödünç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve vasıfta müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur." şeklindedir.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 102. maddesinde de "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel bir borç için yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu icra takibine dayanak banka dekontunda borç/ödünç olarak verildiğine ilişkin hiç bir açıklama ve şerh bulunmaması halinde banka havalesi ile gönderilen havalenin 6098 s.TBK.nun 102.m.si hükmü uyarınca bir borcun ödemesi olarak gönderildiği kanuni karinedir. Sözlük tanımında havale, bir kimsenin kendi hesabına, başka birine para ya da değerli belge ya da başka misli şeyler vermeye bir üçüncü kişiyi yetkili kılmasından doğan sözleşmelerdir. (Türk Hukuk Lügatı, s. 475).6098 sayılı TBK'nun 555. ve ardından gelen maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi) bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havale eden, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi;“İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir.Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.Dosya kapsamında yer alan Bakırköy 7. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine, 160.000,00-TL asıl alacak, 17.940,81-TLişlemiş faiz olmak üzere toplam 177.940,81-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, borcun sebebinin EFT yolu ile gönderilen para olarak belirtildiği, ödeme emrinin tebliği üzerine davalının borca ve ferilerine itiraz ettiği, eldeki itirazın iptali davasının yasal 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır.Takip ve dava dayanığı dekont incelendiğinde; 08.09.2021 tarihinde 160.000,00-TL'nin "borç" açıklaması ile davacı hesabından davalının hesabına gönderildiği anlaşılmaktadır.Somut olayda, davacı davalıya borç verdiği iddiasında bulunarak eldeki davayı açmış olup, davalı ise davacıya bir borcunun bulunmadığı, EFT yolu ile gönderilen paranın ise bir borcun ifasına ilişkin olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392 nci maddesinde; ''Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.'' hükmünü ihtiva etmektedir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.04.2023 tarih, 2022/4305 Esas ve 2023/1080 Karar sayılı ilamında; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392 nci maddesinde yer alan ''ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir'' ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk önce istemde bulunması, sonrasında altı hafta beklemesi gerektiğinin anlaşılmadığı, bu ibarenin yalnızca temerrüdün oluşması ve dolayısıyla faiz talep edilebilmesi için istemin üzerinden altı hafta geçmesi gerektiğinin vurgulandığı belirtilmiştir. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.04.2025 tarih, 2024/3896 esas ve 2025/2445 Karar sayılı, 04.12.2024 tarih, 2023/4554 Esas ve 2024/4089 Karar sayılı ve 18.10.2023 tarih, 2023/982 Esas ve 2023/2769 Karar sayılı ilamlarında da aynı hususlara işaret edilmiş olup, Dairemizin mevcut uygulaması da bu yönde iken; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22/12/2025 tarih 2025/5316 Esas, 2025/6292 Karar sayılı ilamı ile 07/10/2025 tarih 2025/3259 Esas, 2025/4640 Karar sayılı uyuşmazlığın giderilmesi kararlarında ''Yukarıda açıklandığı üzere Dairemizin uygulamasında ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olduğu, muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmadığı, muaccel olmayan bir alacak için açılan davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi kapsamında hukuki yararın bulunmadığı ve kanunda yer alan bu ibarenin dava şartına ilişkin olduğu kabul edilmektedir." şeklinde belirtilen gerekçeler nedeniyle Dairemizin görüşü ilgili uyuşmazlığın giderilmesi kararları doğrultusunda; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392 nci maddesinde yer alan ''ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir'' ibaresi muacceliyet şartı olarak değerlendirilmek suretiyle değişmiş olup, bu nedenle alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk önce istemde bulunması, sonrasında altı hafta beklemesi, anılan süreye uyulmaması halinde muaccel bir alacak isteminden söz edilemeyecek olup, müeccel bir alacak istemi için takip başlatılmasında yahut dava açılmasında alacaklının hukuki yararı bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmelidir. Dosya kapsamında davacının ilk istemde bulunarak altı hafta bekledikten sonra takip başlattığına ilişkin delil bulunmadığından, ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru olmamıştır.Bu itibarla; dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve 6100 sayılı HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde yapılan incelemesi neticesinde; davacı vekilinin istinaf isteminin esasa dair istinaf istemleri incelenmeksizin usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, kaldırma kararının mahiyeti gereği yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden, yukarıda değinilen gerekçelerle hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜ K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; A.İstinaf Başvuruları Yönünden; 1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair istinaf istemleri incelenmeksizin USULEN KABULÜNE, HMK m.353/1-b-2 uyarınca BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 07/02/2023tarih, 2022/728 Esas, 2023/119 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 3.Davacının yatırmış olduğu istinaf karar harcının talep halinde iadesine, B.Davanın Esası Yönünden; 1.Davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE, 2.Alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin alınan 2.149,09 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 1.417,09 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca usuli kazanılmış haklarda gözetilerek ilk derece mahkemesince belirlenen 27.691,12 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4.Davacının dava açılırken yatırmış olduğu 2.149,09 TL peşin harcın kendi üzerinde bırakılmasına, 5.Davacının yargılama aşamasında yapmış olduğu 1.568,50 TL yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6.Davalının yargılama aşamasında yapmış olduğu herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7.Bakiye gider avansının yatıran taraflara iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, HMK m. 361 uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 17/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.