9. Hukuk Dairesi 2025/8966 E. , 2025/10211 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 62. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/377 E., 2025/715 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 26. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/510 E., 2022/102 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlan…
9. Hukuk Dairesi 2025/8966 E. , 2025/10211 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 62. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/377 E., 2025/715 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 26. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/510 E., 2022/102 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 01.06.2016 tarihinde satış ve pazarlama elemanı olarak işe başladığını ve iş sözleşmesinin işverence haksız bir şekilde feshedildiği 13.03.2019 tarihine kadar aralıksız olarak çalıştığını, aylık ücretinin net ücreti 5.550,00 TL olduğunu, son ay çalışmasına ait ücret alacağı ödenmediğini, ayrıca müvekkilinin bir adet proje getirme işinden bir de 2018 yıl sonu hedefleri tuttuğu için iki aylık ücret tutarında işverenden prim alacağı bulunduğunu, müvekkilinin işyerinde fazla çalışma yaptığını ancak söz konusu çalışmaların karşılığının da ödenmediğini, müvekkiline yıllık ücretli izinlerinin de kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, ücret, prim ve fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin usule uygun olmadığını, arabuluculuk dava şartının da usulüne uygun şekilde yerine getirilmediğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, yetki itirazında bulunduklarını, davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, davacının üst düzey yönetici olması ve iş sözleşmesinde fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunun belirlenmesi sebebiyle fazla çalışma ücreti alacağına hak kazanamadığını, davacının kullanmadığı yıllık ücretli izinlerinin karşılığının banka aracılığıyla ödendiğini, davacının ödenmeyen ücret alacağının bulunmadığını, davacının 30.11.2018 tarihinde müvekkili işverenden net 6.000,00 TL avans aldığını ve istifa ederek aniden işyerini terk etmesi sebebiyle bu borcunu da ödemediğini, söz konusu borcun davacının 12 günlük ücreti ve yıllık ücretli izin alacağından mahsup edilmesi gerektiğini, takas mahsup def'inde bulunduklarını, davacı tarafça davalıya gönderilen e-posta içeriğinde prim alacağından da söz edilmediğini, e-posta içeriği dikkate alındığında ayrıca prim alacağının talep edilmesinin çelişkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı nezdinde satış ve pazarlama elemanı olarak 01.06.2016-12.03.2019 tarihleri arasında çalıştığı, giydirilmiş brüt ücretinin 8.568,21 TL olduğu, davalı tarafça davacının imzasını içerir ve el yazısı ile yazılmış istifa dilekçesinde "görev tanımımda olan sorumluluklarımı yerine getirmeyerek şirketi zarara uğrattığım ve şirket itibarımı zedelediğim için pişmanım, 12/03/2019 tarihi itibariyle istifa ettiğimi belirterek tarafımdan ihbar tazminatı talep edilmemesini saygılarımla arz ve talep ederim" şeklinde belirtildiği, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davacı tarafça haklı sebebe dayanmadan istifa ile sonlandırıldığı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazanamadığı, tanık anlatımları kapsamında davacının haftalık yasal çalışma süresini aşan ve karşılığı ödenmeyen fazla çalışmalarının bulunduğu, ücretlerin ödendiği ve yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükünün davalı işverene ait olduğu, davalının ödeme olgusunu yazılı bir belge ile kanıtlaması gerektiği, bu konuda ispat yükü üzerinde olan işverenin hak kazanılan tüm ücret alacakları için bu yükümlülüğü yerine getiremediği gerekçesiyle fazla çalışma ücreti alacağının kabulüne; diğer taleplerin reddine dair davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının bölge satış müdürü sıfatı ile 01.06.2016-12.03.2019 tarihleri arasında davalı yanında çalıştığı, brüt ücretinin 5.944,80 TL olduğu, dosyada mevcut ve imza itirazına uğramayan 12.03.2019 tarihli istifa dilekçesinde davacının Şirketi zarara uğrattığını, sorumluluklarını yerine getiremediğini, Şirketin itibarını zedelediğini, pişman olduğunu beyan ederek istifa ettiğini açıkladığı, davacı tarafça yargılamanın hiçbir aşamasında itiraz edilmediği, istifa dilekçesinin yazılması ve imzalanması süreci ile ilgili hiçbir açıklamada da bulunulmadığı, irade fesadı hâllerinin ileri sürülmediği, davacının eğitimi, statüsü de dikkate alındığında davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığının kabulü gerektiği, tanık beyanlarına göre davacının amiri konumunda iki yöneticinin bulunduğu, gerek Türkiye satış müdürünün gerekse Yönetim Kurulu üyesinin sürekli denetim ve gözetimi altında çalışan davacının kendi mesaisini belirleme yetkisi olan üst düzey yönetici olarak kabulünün mümkün olamayacağı, davacının haftalık 5,5 saat fazla çalışma yaptığının dosya kapsamına uygun olduğu, davacıya ödenen avansın davacının bakiye ücret ve beş günlük yıllık ücretli izin alacağından mahsubu ile kalan bakiye alacağının da ilk muaccel alacak olan fazla çalışma ücreti alacağından mahsup edilmesinde de hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, davacı tarafça, ödendiği ve miktarı ispatlanamayan prim alacağının reddedilmesinde de hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalı tanığı ... . beyanı ile dahi istifa dilekçesinin gerçeği yansıtmadığının, iş sözleşmesinin işverence feshedildiği hususunun sabit olduğunu, 2. Davalı tanığı ... 'nin Yönetim Kurulu üyesi olması sebebiyle davalı tanığı olarak beyanına itibar edilemeyeceğini, 3. Avans ödemesi davalı tarafça ispat edilemediğinden ücret ve yıllık ücretli izin alacaklarının mahsubunun hatalı olduğunu, 4. Prim ödemesinin varlığı ispatlanmasına rağmen söz konusu alacağın reddinin de hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin sona erme şekli ve buna bağlı olarak davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı, ücret ve yıllık ücretli izin alacaklarının mahsubunun hatalı olup olmadığı ve prim alacağı istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedildiğini iddia etmiş; davalı taraf ise davacının, müvekkili Şirketin bayisi olan ... . Tüketim Malları Şirketinin daha önceki yıllarda oluşan cirosunun iki katı tutarında mali değeri olan ürünün davacı tarafça 2019 yılının ilk iki ayında ve çek karşılığında bayiye verdiğini, bayinin çekleri ödememesi sebebiyle yapılan araştırma sonucunda bayinin tüm malları kaçırdığının tespit edildiğini, şifahi olarak davacıyla yapılan görüşmelerde davacının görev ve sorumluluklarını ihlal ettiğini, oluşan zararı ve zarara sebep olan kusuru kabul ettiğini, 11.03.2019 tarihli yazılı savunmasında da olayın sorumluluğunu üstlenerek bu sebeple istifa ederek işten ayrıldığını savunmuştur. Dosyada davacının el yazısı ile yazdığı istifa dilekçesi bulunmaktadır. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi hâlinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi hâlinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence tazminatların derhal ödenmesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşçinin el yazısını ve imzasını içeren bir istifa dilekçesinin varlığı hâlinde, öncelikle işçinin irade fesadı hâllerinden birini ileri sürerek bu belgenin geçersizliği iddiasında bulunup bulunmadığı yahut belgedeki imzayı inkâr edip etmediği üzerinde durulmalı, böyle bir iddianın varlığı hâlinde bu iddianın gerçek olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Görüldüğü gibi bu durumda da işçinin, istifa beyanının ardındaki gerçek iradesinin tespit edilip ortaya çıkarılması söz konusudur. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından yargılama aşamasında (21.12.2021 havale tarihli beyan dilekçesi); "Hatta davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve İstanbul bayisi Patronu ... . işletmedeki bu batak ve aksaklıkları genel müdürü ... . vasıtasıyla ... Adanaya ve abi ... .'a hesap verebilmek için davacı müvekkili baskılayıp elinden kendi beyanlarına göre yazdırdıkları kağıdı alıp, bu olay kapansın biz senin hakkını vereceğiz diyerek kandırmışlar ve bu kağıdı da Adanaya göndererek hem ... .'ın hem de genel müdür ... .'in diyalogları ile bu şekilde ... Adanayı ve abi ... .'ı bu batağın suçlusu olarak pazarlamacı müvekkil olduğuna ikna etmişlerdir. Yani huzurdaki davada tanık olarak dinlenen ... . bir anlamda kendisini aklamak için davacı müvekkili kullanmıştır." şeklinde açıklamada bulunulmuştur. Dosya kapsamında dinlenilen davalı tanığı ... . ise "...Davacının iş akdinin feshi davacının şirkete zarara uğratması sebebi ile işveren tarafından sonlandırılmıştır, davacı müşterisi olan ... . gıdaya yaklaşık 500,000,00lik ürün sattı, karşılığı çekler verildi, ancak çekler karşılıksız çıktı, daha sonra şirket 230.000,00 TL sini bu şirketten aldı, 500.000,00 TL lik satış davacının aylık satışının 2-2,5 kat üzerinde bir satıştır, bu satış bölge müdürünün onayındadır, yalnızca aldığı çekler tahsilat kısmınca onaylanır, tahsilat kısmı çeklerin karşılıklı olup olmadığına dair istihbarat yapar, satış bölge müdürünün, davacının onayı ile yapılmış sayılır, ... . şirketi 14 yıllık geçmişi olan şirket olduğu için kimse bu şirketten bir anda piyasadan kaybolmayı beklemiyordu. ... satış sonunda alınan çekler şirketin finans biriminde kontrol edilir, istihbarata uygun olup olmadığı bakılır, istihbarata uygun değilse, yani şirketin sicili bozuk ise onay verilmez ve satış durdurulur, malın teslimi yapılmaz . Davacının ... . şirketine yaptığı satışta ... .'un sicili temizdir ve satış yapılmıştır, ancak ... . şirketi aynı anda birçok firmayı dolandırarak 15 milyonluk ürün almıştır, davacı bölge müdürü tarafından ... . şirketine yapılan satışta işin eksik yapılması söz konusudur, çünkü sık aralıklarla yüksek meblağlı satışta geçmişe yönelik stoklara bakılarak kontrol edilmesi gerekir, ancak davacının yaptığı satışlar patron bilgisindedir." Gerek davacının yargılama aşamasındaki açıklamaları gerekse de davalı tanığı ...'nin yukarıda yer verilen beyanı dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; gerçek bir istifa iradesinden söz edilemeyeceği anlaşılmakla iş sözleşmesinin işverence feshedildiğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınması yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Öte yandan, davacı tarafça dava dilekçesinde bir adet proje getirme işinden bir de 2018 yıl sonu hedefleri tuttuğu için iki aylık ücret tutarında işverenden prim alacağı bulunduğu ifade edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacı tarafça ispatlanmayan prim alacağının reddine karar verilmiştir. Ancak gerek davacı tanıklarının beyanları gerekse de davalı tanığı ... 'nin beyanına göre davacıya 3 ayda bir net ücretine denk gelecek şekilde aylık prim ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacı talebi ile de bağlı kalmak suretiyle davacının prim alacağının hüküm altına alınması gerekirken bu talebin reddi de hatalı olmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.