T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1295 KARAR NO : 2026/297 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/05/2025 NUMARASI : 2023/305 Esas - 2025/308 Karar ASIL DAVA DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALILAR : …
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1295 KARAR NO : 2026/297 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/05/2025 NUMARASI : 2023/305 Esas - 2025/308 Karar ASIL DAVA DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALILAR : 1- ... - ... : 2- ... (T.C. NO:...) - ... : 3- ... (T.C. NO:...) - ... . : 4- ... (T.C. NO:...) - ... : 5- ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... BİRLEŞEN DAVA : Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/672 E. sayılı dosyası DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : ... - ... VEKİLİ : Av.... DAVA : Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin), Genel Kurul Kararının İptali (Şirket Genel Kurul Kararının İptali) DAVA TARİHİ : 13/10/2015 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 16/03/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili asıl dosyada dava dilekçesinde; davacının 10.02.2011 tarihinde kurulan davalı şirketin ortağı olduğunu, kuruluş tarihinde şirketin hisse dağılımının; ... 420-400 pay. ... 420-400 pay. ... 420- 400 pay., ... *620-400 pay ve Muhammet Ali Titi 9420-400 pay olduğunu, kuruluş sicil gazetesine göre şirketin kuruluş sermayesinin 100.,000,00 TL olduğu, şirketin idaresinin 20 yıl süre ile ortaklardan ... ve ...'a verildiğini, 27.04.2011 tarihinde alınan genel kurul kararıyla ...'in temsil ve ilzam yetkisi kaldırılarak. şirketi temsil ve ilzam yetkisi münhasıran ...'a verildiğini, bu genel kurul kararındaki imzanın davacıya ait olmadığını, diğer ortakların da birlikte toplantıya iştirak etmediğini, davacının katılmadığı bir toplantıya kendileri ile birlikte katıldığını iddia eden diğer ortakların bu kararı imzalamakla suç işlediklerini ve işlenen suça iştirak ettiklerini, alınan karardaki imzaların gerçek olmadığı için ...'un münferit imza ile şirketi temsil etme yetkisinin hukuken geçersiz olduğunu ve bugüne kadar şirketi temsil ve ilzamla almış olduğu tüm kararları, atılan tüm imzaları ve yapmış olduğu tüm işlemlerin geçersiz hale geldiğini, bu genel kurul kararının TTK 622.maddesi uyarınca butlanla sakat olduğunu, bu nedenle yasal bir temsilci bulunmadığından. şirketin derhal bir kayyuma teslim edilmesinin zorunlu olduğunu, usulsüzlükler nedeniyle davacının ortaklara ve davalı şirkete güveninin kalmadığını. 2011 yılında kurulan şirketin 5 yıl boyunca ortaklarına kar payı dağıtmadığını., davacının hissedarı olduğu şirketin kar-zarar durumunu dahi bilmediğini, nominal değerinin 100.000.00 TI. olsa da gerçek değerinin mevcut malvarlığı ve ticari itibar değer toplamının 2.000.000,00 'TL nin üzerinde olduğunu, bu durumun dava aşamasında yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu ortay çıkacağını beyan ederek, davacı şirketin tasfiyesine, talebin uygun görülmemesi halinde ortak payının gerçek değerinin tespit olunarak bu değerin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına, şirketin yasal temsilcisi bulunmadığından, önleyici tedbir olarak şirkete kayyum atanmasına karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dosyada dava dilekçesinde; davalı şirketin 27/04/2011 ve 18/01/2016 tarihinde yapılan genel kurullarda alınan kararların butlanla sakat olduğunun ve yokluğunun tespitine, her iki genel kurul kararının ayrı ayrı yürütülmesinin geri bırakılmasına, şirketin önceki müdürünün şirketten ayrıldığı, yeni şirket müdürünün ise hiç yapılmayan bir genel kurul kararı ile şirket müdürü olarak atanmış olmasından ve bu kararında yok hükmünde olması nedeniyle şirkete kayyım atanmasına, ayrıca bu davanın mahkememizin 2015/1042 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin tasfiyesi ve şirkete kayyum atanmasına ilişkin talebe yönelik olarak yasanın aradığı hiçbir şartın gerçekleşmediğini ve haklı bir neden bulunmadığını, davacının şirket ortaklarından olduğunu, bir dönem davalı şirket tarafından işletilen Özel Mavi Ağız ve Diş Sağlığı Potikliğinde diş hekimi olarak çalıştığını, ancak 2015 Mayıs ayından itibaren ortaklık yükümlülükleri ile iş hukukuna ilişkin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, çalıştığı dönemde pek çok hasta şikayeti alındığını, davacının olumsuz - davranışlarına - ilişkin olarak - ihtarmameler keşide edildiğini. davacının bu ihtarnamelere itirazda bulunmadığını ve gereklerini yerine getirmediğini, diğer ortakların bilgisi ve rızası olmaksızın davalı şirkete ait belge, alet ve müşteri listelerini alıp işyerinden götürdüğünü, davacının bu davranışlarına ilişkin tutanaklar olduğunu. yine diğer ortakların bilgisi ve rızası dışında şirket kasasından mühtelif tarihlerde para alındığının yazılı belgeler ile tespit edildiğini, davacının çalışmış olduğu hastaların ödediği parayı geri istediğini, davacının yanlış tedavi uygulaması, randevularını iptal etmesi ve tedavide ilerleme sağlanamaması nedeniyle 2015 yılında iki hastaya para iadesi yapıldığını, davacının 27.11.2011 tarihli genel kurul tutanağındaki imzanın kendisine ait olmadığına yönelik iddiasının gerçeği yansıtmadığını, 4.5 yıl sonra imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğünü, ...'un 4.5 yıldır uyguladığı işlemlere itiraz etmediğini, şirketin tasfiyesine haklı bir neden olarak kabulünün mümkün olmadığını, ...'in hisse devrine ilişkin alınan kararlarda ve yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı beyan ederek; şirket ortakları ..., ..., ... yönünden davanın husumet nedeniyle reddine, terditli dava şartları bulunmadığından ve süresinde açılmadığından davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...A-Asıl davanın KISMEN KABUL VE KISMEN REDDİNE, 1-Davalı şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin talebin REDDİNE, 2-Davacının Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğünün 20742 sicil numarasında kayıtlı bulunan davalı Özel Sembol Ağız ve Diş Sağlı Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Ortaklığından çıkarılmasına, 3-Toplam 2.838.562,00-TL nin davalı şirketten tahsil edilerek davacıya verilmesine, 4-Davalılar ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın pasif husumet dava şartı yokluğundan HMK'nın 114/1-d ve 115. maddeleri uyarınca usulden REDDİNE, B-Mahkememizin birleşen 2016/672 esas sayılı davasının KABULÜNE, 1-Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğünün 20742 sicil numarasında kayıtlı bulunan davalı Özel Sembol Ağız ve Diş Sağlı Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.'nin 27/04/2011 ve 07/03/2016 tarihli genel kurullarında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, 2-Esas hakkında karar verildiğinden davalı şirkete kayyım atanması talebinin REDDİNE, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava açmakta yararının bulunmadığını, TTK'nın 531. maddesine göre; mahkemenin fesih yerine, davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğini, davacının hissesinin %5'e düşmesi sebebi ile, bu oranın dikkate alınması gerektiğini, kaldı ki; davacının payının gerçek değerinin de hesaplanmadığını, davacının 09.02.2016 tarihli genel kurul toplantısına katıldığı ve muhalefet şerhi koymuş olduğu, davacı tarafından davanın yasal süresi içerisinde açılmadığını, buna göre genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 ay içerisinde iptal davası açılması gerektiğini, ancak davacı tarafından bu süre içerisinde açılmış bir davanın bulunmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; yargılama aşamasında genel kurul kararındaki davacı imzasının davacıya ait olmadığı ve gerçekten de genel kurula katılmadığının ispatlandığını, mahkemenin 14/05/2025 tarihli hükmünün istinaf mahkemesinin bozma (kaldırma ) kararı ile tam uyumlu olduğunu; mahkemenin, şirket müdürü atanmasına yönelik genel kurul kararının yok hükmünde olduğunu kararlaştırmış olmakla şirketin halen başsız olduğu ve şirketin bir genel müdürünün dahi bulunmadığını, hal böyleyken hala şirketin aldığı yeni kararları davacıya karşı ileri sürmenin mümkün olmadığını, çünkü şirket yönetiminin olmadığını, davacının önce mahkemenin şirket müdürünün atanmasına yönelik alınan genel kurul kararının yok hükmünde olduğuna dair tespit hükmünü icra etmesi gerektiğini, bu düzeltmelerden sonra alınacak kararlara uygun olarak davalıya karşı hak iddiasında bulunması gerektiğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/05/2025 tarih, 2023/305 Esas - 2025/308 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asıl dava şirketin feshi veya davacının haklı nedenle şirketten çıkması ve ayrılma akçesi talebi, birleşen dava ise 27.04.2011 tarihli ve 08.03.2016 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespitine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davalı şirketin 10.02.011 tarihinde davacı, dava dışı ..., davalı ..., davalı ... ve dava dışı ... tarafından kurulduğu ve her bir kurucu ortağın %20 ve 400 pay sahibi olduğu, daha sonra ...'in hisselerini davacı dışındaki diğer ortaklara eşit olarak sattığı, birleşen davaya konu 27.04.2011 tarihli karar ile şirketin adresinin taşınmasına ve ...'in müdürlük görevinin sona erdirilmesi ile ...'un 20 yıl süreyle şirketin münferit yetkili müdür olarak atanmasına karar verildiği, davacının asıl davada 27.04.2011 tarihli karardaki kendi adına atılan imzanın kendisine ait olmadığı ve şirketteki usulsüzlükler nedeniyle diğer ortaklara güveninin kalmadığını belirterek şirketin tasfiyesi, olmadığı takdirde şirketten ayrılmasına ve ayrılma akçesi ödenmesini talep ettiği, asıl dava devam ederken şirketin 07.03.2016 tarihli karar ile şirket sermayesini düzenleyen ana sözleşmenin 7. Maddesini değiştirerek şirket sermayesinin 100.000,00 TL'den 400.000,00 TL'ye çıkarıldığı ve yeni pay dağılımının davalılar ... (eski adı: ...), ... ve ...'un (... hissesini satın alan yeni ortak) paylarının ayrı ayrı 2533 paya karşılık 126.650,00 TL, davacının payının 400 paya karşılık 20.000,00 TL olarak belirlendiği, davacının birleşen dava ile 27.04.2011 tarihli karar ile 07.03.2016 tarihli kararların yok hükmünde olduğunun tespitini talep ettiği, bir kısım davalıların, davacının 27.04.2011 tarihli karardan asıl dava tarihine kadarki geçen sürede müdür değişikliğini bilmesine rağmen sessiz kaldığı, davacının hatalı tedavileri nedeniyle hastalara tedavi ücretlerinin iade edildiğini, şirketi zarara uğrattığını, davacının iyi niyetli olmadığını belirterek asıl davanın, alınan kararların usulüne uygun olması nedeniyle birleşen davanın reddini istedikleri, ilk derece mahkemesince bilirkişilerden rapor alındıktan sonra asıl davada davacının şirketten çıkma ve ayrılma akçesi isteminin kabulüne, birleşen davanın reddine karar verildiği, Dairemizin 2022/2551 esas 2023/708 karar sayılı ilamı ile “…1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; … Davacının, asıl davadaki terditli talebi olan ayrılma akçesi yönünden dava açılırken harç alınmadığı, hüküm altına alınan miktar yönünden eksik harcın tamamlanmadığı, davacının ayrılma akçesi yönünden değer arttırımı veya ıslah dilekçesinin bulunmadığı anlaşılmakla 492 sayılı Harçlar Kanunun'un 30. ve 32. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 115. madde hükümlerince işlem yapılarak eksik harcın tamamlatılarak davanın esasına girilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. 2-Kabule göre de; Birleşen davaya konu kararların genel kurul kararı mı yoksa yönetim kurulu kararı mı olduğunun karar başlığında yazılı olmadığı ancak kararlarda tüm ortakların adlarının yazılı olması (27/04/2011 tarihli karardaki davacı imzasının davacıya ait olmaması ile 07/03/2016 tarihli kararda davacının isminin altında imzasının olmaması hususlarından bağımsız olarak) dikkate alındığında genel kurul kararı oldukları ancak Ticaret Sicili Müdürlüğünden gelen yazılara göre, genel kurul çağrı işlemlerinin yapılmadan toplanarak karar alındığı, bu durumda ise 6102 sayılı TTK'nın 617-(3) maddesi uyarlamasıyla limited şirketlerde uygulanması gereken 416. maddesi hükümlerinin gerekçeli kararda tartışılmadan davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle de kaldırılması gerekmiştir…” gerekçesiyle anılan kararın kaldırıldığı, kaldırma ilamı sonrası yapılan yargılamada mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür. 1-Birleşen dava yönünden; 6102 sayılı yasanın 622. maddesine göre Kanunun anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümleri, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır. Yine aynı yasanın 617/3. maddesine göre de çağrısız genel kurula ilişkin de anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, TTK’nın 447. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Somut olayda; davacının 27.04.2011 tarihli genel kurulda kendisi adına atılan imzanın sahte olduğundan ve kendisinin anılan genel kurula katılmadığından bahisle anılan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğu, yine dava dilekçesinde 18.01.2016 tarihli yazsa da, 06.04.2022 tarihli duruşmadaki beyan içeriğine ve dava dilekçesinde iptali istenen hükümlere göre davacının yoklukla malul olduğunu iddia ettiği genel kurulun 07.03.2016 tarihli genel kurul olduğu, anılan genel kurula da davacının katılmadığının anlaşıldığı, 6102 sayılı yasanın 617/3. maddesinin atfıyla limited şirketlerde de uygulanacak olan aynı yasanın 416.maddesine göre çağrısız genel kurul yapılabilmesi için tüm ortakların hazır olması şartıyla çağrısız genel kurul yapılabileceği, 27.04.2011 tarihli çağrısız genel kurulda davacı adına atılan imzanın gerek dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda gerek ise de Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/9923 sayılı soruşturma dosyasında alınan rapora göre anılan imzanın davacıya ait olmadığı, bu şekilde davacının anılan genel kurula katıldığına dair bir delil de bulunmadığından, yine 07.03.2016 tarihli çağrısız genel kurula da davacının katılmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 416 ncı maddesi öngörülen iki şart gerçekleşmeden yapılan genel kurul hukuken yoktur ve alınan karar da yoklukla maluldür. Bu durumda, somut olayda, davacının her iki toplantıya da katılmadığı, 27.04.2011 tarihli toplantıya kendisinin toplantıya katılmış gibi gösterildiği ve kendisi adına imza atıldığını iddia ve ispat ettiğinden, yine 07.03.2016 tarihli genel kurula katılmadığının da genel kurul tutanağından anlaşıldığından söz konusu genel kurul toplantılarında alınan kararların yoklukla malul olma yaptırımına tabidir. Yokluk ve butlan istemli davalar hak düşürücü süreye tabi değildir. Bu nedenle davalının birleşen davaya yönelik istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. 2-Asıl dava yönünden; Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı Kanun'un 638/2 nci maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir. Kanun'da çıkma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkma isteyen ortak yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Zira hiç bir ortaktan haklı nedenlerle çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2015, s. 561). Aksi hâlde, ortak, onu ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında şirkette kalmaya mahkum edildikten başka, şirketten ayrılmasını gerektiren sebepler doğduğu hâllerde de şirketten ayrılamaz duruma düşürülür (madde gerekçesi). Ayrılma payı, ayrılmayla ortaklık ilişkisinin kesilmesi ve ortağın ortaklıktaki katılımının sona ermesi sebebiyle, payının karşılığı olarak ortaklık mal varlığından payına düşen kısma ilişkin alacak hakkını ifade eder. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır.( 6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. maddeleri) Ayrılma payının gerçek değer üzerinden belirlenmesi limited ortaklıklarda geçerli eşit işlem ilkesinin özel bir uygulaması niteliğindedir. Gerçek değer, iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirlenir. İlk olarak, işletmenin değerinin hesaplanması gerekir. Bu ilk aşama geçildikten sonra, ayrılan ortağın ortaklıktaki payının nominal değeri esas alınarak ayrılma payı hesaplanır. Ayrılma payının gerçek değeri hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerekir. İşletmenin gerçek değeri; şirketin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler, açık ve gizli yedekleri, depo malları ve müşteri çevresi, bulunduğu bölge sahip olduğu şöhret gibi goodwill faktörleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Yani işletmenin tümüyle satılması halinde şirketi almak için ödenecek değer, yaşayan şirket değeri olarak şirketin gerçek değerini yansıtacaktır. Ayrıca ayrılma akçesi karar tarihine en yakın tarihe göre hesaplanacaktır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.06.2015 gün, 2014/18653 Esas-2015/8544 Karar ve 09.11.2015 tarih, 2015/4748 Esas-2015/11693 Karar sayılı ilamları) Somut olayda; davacı taraf öncelikle şirketin feshini, bu mümkün değil ise davacının haklı sebeple şirketten çıkmasını ve ayrılma akçesi talep etmiş; mahkemece şirketin fesih talebi yerinde görülmemiş, davacının haklı sebeple şirketten çıkmasına ve ayrılma akçesi talebinin kabulüne karar verilmiştir. İstinaf edilerek Dairemiz önüne getirilen kısım, ayrılma akçesinin rayiç değerinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı, davacının payının %5 yerine %20 hesaplanmasının gerekip gerekmediği hususlarındadır. Dosyaya gelen ticaret sicil kayıtları ve şirketin genel kurul kararlarına göre davacının şirkette %20 hissesinin bulunduğu, asıl davanın açılmasından sonra birleşen davaya konu edilen 07.03.2016 tarihli çağrısız genel kurul kararı ile davacının sermaye artırımı yapılmak suretiyle davacının payının %5 seviyesine gerilediği, anılan genel kurul kararının davacının imzasının bulunmaması ve davacının toplantıya katılmadığının anlaşılması nedeniyle yok hükmünde olduğuna birleşen dosyada karar verildiği, bu nedenle davacının payının %20 olarak hesaplanmasının yerinde olduğu, bilirkişilerce ayrılma akçesinin karar tarihine en yakın rayiç değerlere göre hesaplandığı da anlaşılarak davalının hesaplamanın %5 üzerinden yapılması gerektiği yönündeki istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 193.902,17-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 48.475,54-TL'nin mahsubu ile kalan 145.426,63-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.20/02/2026 ... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... *Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*