T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1014 Esas KARAR NO : 2025/1241 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 30/10/2024 NUMARASI : 2024/737 Esas, 2024/1019 Karar DAVA: KONKORDATONUN FESHİ KARAR TARİHİ: 02/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar ar…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1014 Esas KARAR NO : 2025/1241 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 30/10/2024 NUMARASI : 2024/737 Esas, 2024/1019 Karar DAVA: KONKORDATONUN FESHİ KARAR TARİHİ: 02/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen 28.11.2019 tarihli sözleşme ile davalının müvekkiline metil ester ürünü teslim etmeyi taahhüt ettiğini, müvekkilinin ürün teslimi karşılığında 526.320,00 Euro ön ödemede bulunduğunu, ancak davalının ürünün tamamını teslim etmediğini, teslim edilmeyen ürün bedelinin iadesi ve zararlarının tazmini için sözleşmede kararlaştırılan tahkim yoluna başvurduklarını, uluslararası tahkimin 16.04.2021 tarihli kararı ile taleplerini kabul ettiğini, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.11.2022 tarih ve 2022/564 Esas, 2022/896 Karar sayılı kararı ile tahkim kararının tenfizine karar verildiğini, bu süreçte Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.06.2021 tarih ve 2018/1313 Esas, 2021/582 Karar sayılı kararı ile davalının konkordato projesinin tasdikine karar verildiğini, konkordato sürecinde olan davalının, konkordato projesine dahil olmaksızın müvekkilinin alacağını ödeme taahhüdünde bulunarak sulh teklifinde bulunduğunu, bunun üzerine 19.09.2023 tarihli sulh sözleşmesi yapıldığını, ancak bu sözleşme kapsamında da ödeme yapılmadığını, alacağı konkordato nisabına kaydettirmemiş alacaklılar da konkordato hükümleri ile bağlı olduğundan, konkordatonun kısmen feshini isteyebileceklerini, bunun için alacağın ispatlanması gerektiğini, müvekkilinin tenfiz edilmiş tahkim kararı ile alacağını ispatladığını, bu nedenle kendisine ödeme yapılmayan müvekkili şirket yönünden konkordatonun kısmen feshine karar verilmesi gerektiğini, diğer taraftan konkordato sürecinde davalının, davalı şirket yetkililerine ait taşınmazları satarak müvekkiline ödeme vaadinde bulunmasının diğer alacaklılar bakımından kötü niyet göstergesi olduğunu, davalının konkordato sürecinde beyan edilmeyen malvarlığı ile müvekkiline ödeme vaadinde bulunması nedeniyle kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshi gerektiğini ileri sürerek konkordatonun kısmen feshine, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde konkordatonun tamamen feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın terditli olarak konkordatonun kısmen olmazsa tamamen feshi olarak açılamayacağını, konkordato sürecinde adi alacaklı olmayan davacının konkordatonun feshi talebinin husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, 27.12.2018 tarihinde konkordato talebinde bulunduklarını, iddia edilen alacak konkordato talebinden sonra doğduğundan konkordota kapsamı dışında olduğunu, tenfiz kararını istinaf ettiklerinden hükmün kesinleşmediğini, kaldı ki tenfiz kararının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, sadece tenfiz kararının davacının alacaklı sıfatına haiz olduğunu göstermeyeceğini, davacının alacağının varlığı için dava açmadan konkordatonun feshini isteyemeyeceğini, davanın esastan görülmesinden önce, davacının alacağı için dava açması ve bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, 28.11.2019 tarihli sözleşmede müvekkilinin imzası olmadığını, müvekkilinin tasdik edilen proje kapsamında ödemelerini düzenli olarak yaptığını, açılan davanın proje kapsamında alacaklılara ödeme yapılmasını engelleyeceğini ve alacaklılar arasındaki eşitliği zedeleyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece; İİK'nın 308/e maddesi uyarınca, kendisine konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklının konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkındaki konkordatoyu feshettirebileceği, davacının alacağının mahkeme kararına dayandığı, konkordato projesinde yer almasa bile konkordatoya tabi alacaklardan olduğu, davalının bu alacak için de proje kapsamında ödeme yapması gerekirken yapmadığı, bu nedenle davacı yönünden konkordatonun kısmen feshi koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı yönünden konkordatonun kısmen feshine karar verilmiştir. Karar davalı şirket tarafından istinaf edilmiştir. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Dairemizin 16.01.2025 tarih ve 2025/1580 Esas, 2025/92 Karar sayılı kararı ile; davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmasının dava şartı olduğu, konkordatoya tabi olmayan davacı alacaklının konkordatonun feshini istemesinde hukuki yararı bulunmadığı, mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü ile konkordatonun kısmen feshine karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkeme kararı kaldırılarak davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.Karar davacı şirket tarafından temyiz edilmiştir. YARGITAY BOZMA İLAMI Yargıtay 6. HD'nin 15.04.2025 tarih ve 2025/836 Esas, 2025/1467 Karar sayılı kararı ile; alacağın mühlet içerisinde konkordato komiserinin izniyle akdedilen bir sözleşmeden doğması halinde konkordato açısından bağlayıcı ve mecburi bir alacak olmayıp, konkordatoya tabi olmayacağı, davaya konu alacağın konkordato geçici mühletinden sonra ve konkordatonun tasdiki kararından önce doğmuş bir alacak olduğu, ancak komiserin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden kaynaklanması nedeniyle konkordatoya tabi alacak olduğu, bu nedenle davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu gerekçesiyle Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE Dava, konkordatonun kısmen feshi, bunun mümkün olmaması halinde tamamen feshi istemine ilişkindir.Mahkemece; davacı yönünden konkordatonun kısmen feshine karar verilmiş, hükmün istinaf edilmesi üzerine Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dairemiz kararının da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. HD'nce mühlet içinde komiser izni olmadan yapılan sözleşmeden kaynaklı alacağın konkordatoya tabi olduğu, konkordatoya tabi davacının konkordatonun kısmen feshini istemesinde hukuki yararı bulunduğu gerekçesiyle Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.İİK'nın 308/e/1 fıkrası; "Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir." hükmünü içermektedir. Bu hükmün doğal sonucu olarak alacaklının konkordatonun kısmen feshini talep edebilmesi için konkordatonun kendisi açısından bağlayıcı olması gerekir. Geçici mühlet kararından sonra komiserin izniyle akdedilmiş borçlar, adi konkordato şartlarına tabi değildir, temerrüt hâlinde mühlet sırasında dahi icra takibine konu edilebilirler (İİK'nın 308/c./2 fıkrası). Maddenin gerekçesinde bu alacaklıların kendileri için ticari risk alarak borçlunun zor zamanında projeye, daha tasdik öncesinde maddi ve mali destek veren kişiler olarak adeta ödüllendirmelerinin uygun olduğuna değinilerek konkordatoya tabi olmadıkları belirtilmiştir.Diğer taraftan Yasada kullanılan izin tabirini, aynı Yasanın 297/1 ve 3 fıkra hükümleri ile birlikte ele alıp incelenmelidir. (Aynı doğrultuda Yeni Konkordato Hukuku, Editör B. Yeşilova, 2023 baskı, sh 681 vd). İİK'nın 297/1 fıkrasında; mühlet kararı verilen borçlunun komiserin nezareti altında işlerine devam edebileceği, ancak mahkemenin, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetine devam etmesine karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre ise borçlunun bu hükme aykırı davranması halinde mahkeme borçlunun malları üzerindeki tassarruf yetkisini kaldırabileceği veya İİK'nın 292. Maddesi gereği borçlunun konkordato talebinin reddine karar verebileceği kararlaştırılmıştır. Mühletin sonucu olarak borçlu komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Oysa borçlunun bazı işlemlerinin ancak komiser izni ile yapılması mahkeme kararı ile mümkün olup, istisnai bir durumdur. Geçici mühlet kararından sonra komiserin izniyle akdedilmiş borçlar, adi konkordato şartlarına tabi olmayıp, doktrinde, İİK'nın 308/c maddesinde belirtilen izin şartına geniş bir anlam yüklenmemesi ve mühlet içinde komiser nezaretinde faaliyetine devam eden borçlunun, komiserin emir ve talimatları ile çatışmayan ve ticari faaliyetinden kaynaklı rutin olarak tanımlanmış hukuki iş ve işlemlerinden ileri gelen alacakların da projeye bağlı olmaması gerektiğine değinilmiştir."Aksi halde, yani konkordato teklif eden borçlunun mühlet içinde yaptığı ve komiserlik izni de şart koşulmamış her işte, karşı tarafın alacağı konkordato şartlarına tabi tutulursa ya konkordato borçlusu ile hiç kimse iş yapmaz veya iş yapanlar da yaptıkları işte (ne zaman ödeneceği meselesi saklık kalmak üzere) örneğin tenzilat etkisini bertaraf etmek için suni şekilde yükseltilmiş fiyat uygular. Bu sırada, konkordato teklif eden borçluyla işlem yapan her kişiye, komiserlik "iznini" peşinen alması önerilebilirse de böyle aşkın bir tedbir, sadece işlem güvenliğiyle sınırlı kalmaz, aynı zamanda komiserin sınırları kanunen çizilmiş göreviyle bağdaşmaz" (Yeni Konkordato Hukuku, Editör B. Yeşilova, 2023 baskı, sh 686). Nitekim İİK'nın 308.c maddesinin gerekçesinde de, kanun koyucu, komiserlik izni yanında, mühlet içinde ticari faaliyetine devam eden borçlunun rutin alım satımlarından doğan borçlarının da projeyle bağlı olmadığı belirtilmiştir.Somut davada davalı şirket lehine 30.05.2019 tarihinden itibaren bir yıllık kesin süre verilmiş ve 26.06.2021 tarihli karar ile de davalının konkordato projesinin tasdikine karar verilmiştir. Davaya konu alacak, davalının konkordato mühleti içinde taraflar arasında yapıldığı ileri sürülen ürün satışına ilişkin 28.11.2019 tarihli sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Davalının mühlet içinde ticari faaliyeti kapsamında yaptığı sözleşmeden kaynaklandığı ileri sürülen alacak, konkordatoya tabi değildir. Nitekim davalı da ileri sürülen alacağın konkordatoya tabi olmadığını kabul etmektedir. Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartı olup, konkordatoya tabi olmayan davacı alacaklının konkordatonun feshini istemesinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Yargıtay bozma ilamında, mühlet içinde doğan alacağın konkordatoyla bağlı olmaması için, komiserin açık izniyle yapılması şartının arandığı anlaşılmaktadır. Oysa izin şartına geniş bir anlam yüklenmemesi ve mühlet içinde komiser nezaretinde faaliyetine devam eden borçlunun, komiserin emir ve talimatları ile çatışmayan ve ticari faaliyetinden kaynaklı rutin olarak tanımlanmış hukuki iş ve işlemlerinden ileri gelen alacakların da projeye bağlı olmaması gerektiği, İİK'nın 308/c maddesinin gerekçesinden anlaşılmaktadır. Mühlet içinde komiserin nezareti altında işlerine devam eden ve İİK'nın 297/1 fıkrası uyarınca izin kıstası da bulunmayan borçlunun ticari faaliyetlerinden kaynaklı her türlü rutin alım satım işlemleri için komiser izni beklemek, ticari hayatın olağan süregelen işleyişine ters düşebilecek, borçlunun ivedi olarak yapması gereken işleri için komiser izni beklemek şirketin ticari faaliyetini de sekteye uğratabilecektir. Bu nedenle mühlet içinde komiser nezaretinde faaliyetine devam eden borçlunun, komiserin emir ve talimatları ile çatışmayan ve ticari faaliyetinden kaynaklı rutin olarak tanımlanmış hukuki iş ve işlemleri nedeniyle alacaklı olanların da, mühlet içerisinde risk alarak projeye destek olmaları nedeniyle ödüllendirilmeleri ve konkordato ile bağlı tutulmamaları gerekir. Somut olayda davacı alacağının, davalının mühlet içinde olağan ticari faaliyeti kapsamında rutin alım satımdan doğması nedeniyle konkordato ile bağlı olmadığı gözetildiğinde Dairemizin davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi kararı yerindedir.Ayrıca davacı vekili, alacağın 28.11.2019 tarihli sözleşmeden değil, sonrasında yapılan sulh sözleşmesinden kaynaklandığını ve sulh sözleşmesi de komiserin izni olmadan yapıldığından, konkordato ile bağlı olduklarını ileri sürmüşse de, sulh sözleşmesi 28.11.2019 tarihli sözleşmeye istinaden yapılmıştır, yine sulh sözleşmesinin de borçlunun mühlet içinde ticari faaliyetinden kaynaklı rutin olarak tanımlanmış hukuki iş ve işlemlerinden kaynaklı yapılmasına göre, alacağın sulh sözleşmesinden doğmasının sonuca etkisi yoktur.Açıklanan nedenler ile Dairemizin 16.01.2025 tarih ve 2025/1580 Esas, 2025/92 Karar sayılı kararında direnilmesine ve davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 15/04/2025 tarih, 2025/836 Esas ve 2025/1467 Karar sayılı bozma ilamı usul ve yasaya uygun olmadığından Dairemizin 16/01/2025 tarih, 2024/1580 Esas, 2025/92 Karar sayılı ilamında HMK'nın 373/5.maddesi gereğince DİRENİLMESİNE,2-a)Davanın HMK'nın 115/2. madde hükmü uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince davalı kendisine vekil ile temsil ettirdiğinden 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine VERİLMESİNE, d)Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,e)Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konu hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA,İstinaf Giderleri Yönünden;3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,4-Davalı tarafından karşılanan 330,00 TL yargılama gideri ile 1.597,00 TL istinaf harçları olmak üzere toplam 1.927,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 6-İstinaf yargılamasının Yargıtay bozma ilamı sonrasında duruşmalı olarak gerçekleştirilmiş olması nedeniyle, kendisini vekil ile temsil ettiren davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince takdir olunan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,7-6100 sayılı HMK'nın 333.maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğ tarihinden itibaren HMK'nın 361/1 ve 373/5.maddesi gereğince iki hafta içerisinde temyiz edilmesi durumunda, Direnme Kararının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 6.Hukuk Dairesine gönderilmesine oy birliği ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.02/10/2025