Uluslararası Yargı Kararları Işığında Estoppel İlkesi Estoppel Principle in the Light of International Judicial Deci- sions Dr. Öğr. Üyesi Nesrin DABANLIOĞLU ALANUR⁎ 10.60002/ebyuhfd.1516868 ÖZ Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde Divan’ın önüne ge- len uyuşmazlıkların çözümünde başvurabileceği kaynaklardan biri olarak üçüncü sırada “medeni milletlerce kabul edilmiş genel hukuk ilkeleri”ne yer verilmiştir. Estoppel ilkesi de bir tarafın kendi çelişkili davranışından ya
Uluslararası Yargı Kararları Işığında Estoppel İlkesi Estoppel Principle in the Light of International Judicial Deci- sions Dr. Öğr. Üyesi Nesrin DABANLIOĞLU ALANUR⁎ 10.60002/ebyuhfd.1516868 ÖZ Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde Divan’ın önüne ge- len uyuşmazlıkların çözümünde başvurabileceği kaynaklardan biri olarak üçüncü sırada “medeni milletlerce kabul edilmiş genel hukuk ilkeleri”ne yer verilmiştir. Estoppel ilkesi de bir tarafın kendi çelişkili davranışından yararlanmasını önle- meyi amaçlayarak, uluslararası ilişkilerde tutarlılığı, istikrarı, güveni korumayı sağlamaya hizmet eden bir genel hukuk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi niyet, hakkaniyet, ahde vefa (söze bağlılık) gibi diğer bazı ilkelerle yakından bağı olan ilke Anglo-Sakson hukuk sistemi kapsamında geliştirilmiş ve daha sonra uluslararası hukukta uygulanabilir hale gelmiş ve dünya çapında da çeşitli hukuk sistemlerinde benimsenmiştir. İlke, bir devletin ortaya koyduğu bir beyana veya takındığı tutuma diğer devletin güvenerek bir pozisyon almasına ve bu durumdan diğer devletin kendisi lehine bir avantaj ya da fayda sağlamasına sebep olduktan ⁎ Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Anabi- lim Dalı. Makale Bilgisi/Article Info: Araştırma Makalesi/Research Article Geliş/Received: 16.07.2024 | Kabul/Accepted: 06.08.2024. Bu makale, intihal programında taranmış ve iki (kör) hakem incelemesinden geçmiş- tir. This article was submitted in a plagiarism program and reviewed by two (blind) referees. Atıf/Cite as: Nesrin Dabanlıoğlu Alanur, “Uluslararası Yargı Kararları Işığında Es- toppel İlkesi”, EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024, (395-430). Bu makale Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası lisansı ile lisanslanmıştır. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi E r z i n c a n L a w R e v i e w Cilt/Vol: 28 Sayı/No: 2 Aralık/December 2024 396 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) sonra bu beyan veya tutuma aykırı davranmasının engellenmesini ifade eder. Bu makale, uluslararası hukuk bağlamında estoppel ilkesinin ulusal hukuktan farklı şekilde uygulandığını vurgulayarak Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Ulus- lararası Sürekli Adalet Divanı’nın (USAD) çeşitli içtihatları ışığında uluslararası estoppelin oluşabilmesi için gerekli olan unsurları ele almakta ve bu mahkemele- rin estoppel ilkesini uygularken ne derece tutarlı davrandığını ortaya koymaya çalışmakta ve bu ilkenin uygulamadaki sorunlu alanlarını tespit ederek çözüm önerisi sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Estoppel İlkesi, Uluslararası Hukuk, Anglo-Sakson Hu- kuk, Common Law, Beyan, Sessizlik, Güven. ABSTRACT In Article 38 of the Statute of the International Court of Justice, “general prin- ciples of law accepted by civilized nations” are included in the third place as one of the sources that the Court can refer to in resolving the disputes that come before it. The principle of estoppel appears as a general law principle that aims to prevent a party from benefiting from its own contradictory behavior and serves to main- tain consistency, stability and trust in international relations. The principle, which is closely linked to some other principles such as good faith, fairness, and fidelity to promises, was developed within the scope of the Anglo-Saxon legal system and later became applicable in international law and was adopted in various legal sys- tems around the world. The principle refers to preventing another state from rel- ying on a statement or attitude taken by a state to determine its situation or to act contrary to this statement or attitude after causing it to gain an advantage or be- nefit from this situation. This article emphasizes that the principle of estoppel is applied differently in the context of international law than in national law, and discusses the elements necessary for the formation of international estoppel in the light of various jurisprudence of the International Court of Justice and the Perma- nent Court of International Justice, and tries to reveal how consistently these co- urts act in applying the principle of estoppel and how this principle is implemen- ted. It identifies problematic areas and offers solutions. Keywords: estoppel principle, international law, Anglo-Saxon law, common law, declaration, acquiescence, reliance. GİRİŞ Uluslararası hukukta, ulusal hukuktan farklı olarak, taraflar üzerinde üstün bir otorite hâkim değildir, her egemen diğeriyle eşit düzeyde bir ko- numa sahiptir. Bu durum uluslararası hukukta düzenin sağlanması için ge- rekli olan kuralların oluşturulmasında özellikle devletlerin iradesini ön plana çıkarmaktadır. Devletler en başta antlaşmalar yoluyla kendilerinin istek ve serbest iradeleriyle belirlediği kurallara uymayı taahhüt etmekte- DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 397 dirler. Ancak uluslararası ilişkilere uygulanan kurallar antlaşmalarla sı- nırlı değildir. Uluslararası teamül hukuku ve ulusal hukukta düzenin sağ- lanmasında temel önemi haiz olan ve uluslararası hukuka da aktarılan ge- nel hukuk ilkeleri de bulunmaktadır. Uluslararası hukukun kaynakları ola- rak da ifade edilen bu kurallar UAD Statüsü’nün 38. maddesinde Divanın önüne gelen uyuşmazlıkların çözümünde başvurabileceği kaynaklar ola- rak sıralanmıştır. Estoppel ilkesi de birçok alanda uluslararası iş birliğinin ve bu iş birliğinin temeli olan güven ve itimadın giderek daha önemli hale geldiği bir çağda, uluslararası ilişkilerde kesinliği, istikrarı ve öngörülebi- lirliği teşvik etme potansiyeline sahip genel hukuk ilkelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır1. Belli bazı iç hukuk düzenlerinde olduğu gibi ulus- lararası hukuk uygulamasında da tutarlılığın teşvik edilmesi, iyi niyet, hakkaniyet, ahde vefa (söze bağlılık) gibi diğer bazı ilkelerle birlikte var- lığı çok eskilere dayanan estoppel ilkesinin uygulanması yoluyla sağlan- maktadır2. Bu ilke UAD3 ve onun selefi olduğu USAD4 tarafından en az bir kez uygulanmış ve ayrıca sayısız uluslararası tahkim kararında da ye- rini almıştır5. Uluslararası yargı pratiğinde toprak anlaşmazlıklarıyla ilgili davalarda çoğunlukla uygulama alanı bulmakla birlikte başka konularda da bu ilkeye başvurulabileceği belirtilmelidir. Uluslararası hukukun karmaşık alanında, uluslararası anlaşmazlıklar ve çözülmesi gereken benzersiz sorunlar sıklıkla ortaya çıkabilmektedir. Estoppel, bu tür anlaşmazlıkların çözümünde dayanak gösterilmesi nede- niyle büyük önem kazanmış bir hukuki ilke olarak daha yakından incele- meyi hak etmektedir. I. ESTOPPEL TERİMİ VE ANLAMI İlke esasında İngiliz özel hukukundan türemiş olmasına rağmen, “es- toppel” teriminin kökeni Fransızca’da hukuksal olmayan kavramsal kar- 1 Nuclear Tests (Australia v. France), Judgment, 1974, ICJ Rep., s. 253. 2 Bin Cheng, General Principles of Law as Applied by International Courts and Tribunals, Cambridge University Press, Cambridge 1953, s. 140. 3 Nottebohm (Liechtenstein v. Guatemala), Judgement of 6 April 1955, ICJ Rep. s. 4; Fisheries (United Kingdom v. Norway), Judgement, 18 Dec. 1951, ICJ Rep. s. 130; Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), Judgement, 15 June 1962, ICJ Rep., s. 31; Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States of America), Judgement, 26 Nov. 1986, ICJ Rep., s. 14. 4 Payment of Various Serbian Loans Issued in France (France v. Kingdom of Serbs, Croats and Slovenes) (1929) PCIJ (ser A/B) No 20/21; The Legal Status of Eastern Greenland (Denmark v. Norway), 1933, PCIJ (ser A/B) No 53. 5 Maritime Boundary Dispute (Norway v. Sweden), PCA (Permanent Court of Arbitra- tion), 1910; Tinoco Arbitration (Costa Rica v. United Kingdom), PCA, 1924. 398 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) şılığı “tıpa” veya bir şeyin taşmasını durduran “tıkaç” anlamına gelen “es- touppail” kelimesinden gelmektedir6. Çeşitli kaynaklarda estoppel ilkesi, estoppel teorisi7 veya İngiliz doktrininde estoppel adıyla anılan ilkenin ke- lime kökeni olan “estop” ise kelime anlamı olarak, “durdurmak, menet- mek, engel olmak, önlemek” anlamlarına gelmektedir. Sözlük anlamı “bir kişinin yaptığı bir beyanın doğruluğunu veya var olduğunu iddia ettiği ger- çekleri inkâr etmesini engelleyen bir delil kuralı veya hukuk kuralı” olan “estoppel” kavramının, hukuki açıdan Türkçe karşılığı tam olarak bulun- mamaktadır8. Aynı şeyi ifade etmek üzere Anglo-Sakson Hukukunda “estoppel” kullanılırken Kıta Avrupası hukukunda preclusion (men, önleme) ya da bar (yasaklama, engelleme) ifadeleri kullanılmaktadır9. Uluslararası ka- rarların bazılarında “to be estopped from” ifadesine yer verilirken bir kıs- mında ise “to be precluded from” ya da “to be barred from” olarak kul- lanılmıştır. Ancak anlamları hemen hemen aynı olduğu için bu kararların hepsi estoppel ilkesinin uygulanması olarak kabul edilmelidir10. Bir başka ifadeyle, uluslararası mahkemeler önünde görülen birçok davada estoppel, 6 Alexander Ovchar, “Estoppel in the Jurisprudence of the ICJ a Principle Promoting Stability Threatens To Undermine It”, Bond Law Review, Vol. 21 (1), 2009, s. 3; John Cartwright, “Protecting Legitimate Expectations and Estoppel in English Law”, (Re- port to the XVIIth International Congress of Comparative Law, July 2006), Electronic Journal of Comparative Law, Vol. 10 (3), 2006, s. 2; Alastair Hudson, Equity and Trusts Taylor & Francis, London 2004, s. 477. 7 Örneğin, Charles Crozat’ın Devletler Umumi Hukuku kitabının çevirisini yapan Çelik, “estoppel nazariyesi” (teorisi) ifadesini tercih etmiştir. Bkz. Charles Crozat, Devletler Umumi Hukuku (Umumi Prensipler ve Tarihçe), C. 1, Çev. Edip F. Çelik, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul 1950, s. 141; Toluner’in ise “ilke” anlamında “estoppel prensibi” ifadesini kullandığı görülmektedir. Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1977, s. 296. 8 Boz, estoppel kuramını Türk İdare Hukuku bağlamında değerlendirdiği makalesinde bu kavramın Türkçe karşılığı olarak “durdurulmuş”, “itiraz hakkının düşmesi (dava engeli)” ve “önceki davranışlara aykırı tasarruf yasağı” nitelemelerini kullanmaktadır. Selman Sacit Boz, “Türk İdare Hukukunda Estoppel Kuramının Uygulanabilirliği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 34, Y. 9, 2018, s. 232-233; Bkz. Duygu Didem Tarı, Güney Kuril Adaları’nın Hukuki Statüsü, Ankara Üniversitesi Yayınları, An- kara 2023, s. 114. 9 Yehuda Z. Blum, Historic Titles in International Law, The Hague, Netherlands, 1965, s. 90; Tarı, s. 114. 10 Tarı, s. 114. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 399 “engelleme”11 veya eşdeğer diğer terimlere bunlar arasında ayrım gözet- meksizin atıfta bulunulmuştur12. Özelde uluslararası mahkemelerin termi- nolojinin kullanımında tutarlı olmadığını genel olarak da uluslararası hu- kukta terimde birlik sağlanamadığını söylemek mümkündür13. Uluslararası hukuk alanında henüz estoppelin genelgeçer bir tanımı bulunmamakla beraber doktrinden ve yargı kararlarından farklı tanımla- malara ulaşmak mümkündür14. UAD önünde görülen Preah Vihear Tapı- nağı davasında Yargıç Spreader ilkeyi şöyle tanımlamıştır: estoppel ilkesi, bir devletin, başka bir devlete karşı daha önceden bulunduğu açık ve kesin bir beyana veya zımni olarak takındığı bir tutuma diğer devletin dayanma hakkına sahip olduğu ve bu beyana yada tutuma dayanarak kendi duru- munu belirlediği veya bu durumdan kendi lehine bir avantaj ya da fayda sağladığı bir durumda ilk devletin gerçekleştirdiği kendi tutumuna Divan huzurunda itiraz etmesini engelleyen ilkeyi ifade etmektedir15. Söz konusu doktrinin temel fikirlerinden biri şudur: “Hukuk açısından bir kişi, kendi davranışının diğer taraflar üzerinde yarattığı etkiyi inkâr edemez”16. Estoppel bir kişinin, sözlerle, sessizlikle veya eylemlerle ortaya koy- duğu önceki istikrarlı tutumuyla çelişen yeni bir tutumu daha sonradan 11 Birçok uluslararası mahkeme kararında aleyhine estoppel ilkesinin uygulandığı tarafın “engellenmesi”nden söz edilmektedir. Bu çalışmada da aynı ifade estoppel ilkesini kastetmek için kullanılmaktadır. 12 Ovchar, s. 3; Alfred P. Rubin, “The International Legal Effects of Unilateral Decla- rations”, American Journal of International Law, 71 (1), 1977, s. 16, 19-20; Divan, estoppeli tartışırken, “estoppel, engelleme, rıza ve yasaklama” gibi terimleri birbirinin yerine kullanarak terminoloji kullanımında tutarlı davranmamıştır. Ancak bu durum önemli değildir, çünkü estoppelin unsurlarının oluşması halinde söz konusu ilke fiilen uygulanmış olur. O halde, Divan tarafından hangi terimin kullanıldığının esas itiba- rıyla hiçbir önemi yoktur. Temple of Preah Vihear, 40 (Separate Opinion of Judge Alfaro), 62 (Separate Opinion of Judge Fitzmaurice); Territorial Dispute, 77 (Separate Opinion of Judge Ajibola). Ayrıca bkz. Georg Schwarzenberger, International Law, 3rd. ed., Stevens and Sons Ltd., London 1957, s. 566; Wagner, s. 1780; Robert Jen- nings/Arthur Watts (eds), Oppenheim’s International Law, 9th ed., Longman, Lon- don 1992, s. 527. 13 Bkz. Megan L. Wagner, “Jurisdiction by Estoppel in the International Court of Justice”, California Law Review, Vol. 74 (5), 1986, s. 1778; MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 468, 477. 14 Christopher Brown, “A Comparative and Critical Assessment of Estoppel in International Law”, University of Miami Law Review, Vol. 50 (2), 1995, s. 384. 15 Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), ICJ Merits, (Dissenting Opinion of Sir Percy Spender), 143-44. 16 Wolfgang Friedmann, Legal Theory, Columbia University Press, 1967, s. 522; Kil- lian O’Brien, “Representation in the Doctrine of Estoppel in International Law”, The Irish Yearbook of International Law, Vol. 3, 2008, s. 80. 400 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) benimsemesinin, önceki konuma güvenen başka bir kişiye haksız yere za- rar verecek bir durum yaratması nedeniyle, kişinin önceki tutumuna aykırı ikinci davranışının hukuken bir anlam ifade etmesini bir başka ifadeyle geçerliliğini engelleyen ilkedir. Estoppel ilkesi, bir tarafın hukuki öneme sahip olan önceki açıklamaları veya davranışlarıyla tutarsız bir iddia veya savunma ileri sürmesini, verdiği sözden geri dönmesini engellemeyi, yani, bir devletin kendi tutarsız tutumlarından yararlanmasını ve dolayısıyla başka bir devletin zararına neden olmasını önlemeyi amaçlamaktadır17. Bu ilke, devletlerin birbirlerinin beyanlarına veya davranışlarına güvenerek hareket etmiş olabileceği uluslararası anlaşmazlıklarda kendini göster- mektedir. MacGibbon, “hukuki belirlilik sağlamak amacıyla” ya da UAD’nin ifadesiyle “kesinlik, istikrar ve öngörülebilirlik sağlamak ama- cıyla estoppelin, bir devleti hukuki bir duruma veya belli bir olaya yönelik tutumunda tutarlı olmaya zorunlu kıldığını” belirtmiştir18. İngiliz delil hukukunun teknik bir kuralı olan estoppel, taraflardan bi- rinin daha önce gerçekleştirdiği hukuki öneme sahip bir olay beyanını, bu beyanın yapıldığı diğer kişinin buna dayanarak kendi zararına hareket et- mesi veya beyanda bulunanın yararına sonuçlar doğması üzerine mah- keme huzurunda reddetmekten hukuken men edilmesi şeklinde de tanım- lanabilir19. Estoppel ilkesi, bir devletin belli yöndeki eylem ve işlemlerine güvenmek suretiyle hareket eden ve pozisyon alan iyi niyetli muhatap dev- letlerin bu iyi niyetli hareketlerinin, daha sonra aksi yöndeki başka bir ey- lem veya işlemle boşa çıkarılmamasını amaçlar20. İyi niyet ve adalet ilke- lerine dayanan ilke, bir tarafın kendi tutarsız açıklamalarından veya dav- ranışlarından faydalanmasının önüne geçmektedir. Estoppelin altında ya- tan prensip genellikle “maxim allegans contraria non audiendus est,” (kişi kendi tutarsızlığından faydalanmamalıdır/çıkar sağlamamalıdır) şek- linde ifade edilen Latince özdeyişle ifade edilir21. 17 James Crawford, Brownlie’s Principles of Public International Law, 9th ed., Oxford University Press, UK 2019, s. 420. 18 Ian MacGibbon, “Estoppel in International Law”, International Comparative Law Quarterly, Vol. 7 (3), 1958, s. 468; Nuclear Tests (Australia v. France), s. 253. 19 Blum, s. 90; Tarı, s. 113. 20 Bkz., Mehmet Emin Çağıran, Uluslararası Hukukta Devletin Tek Taraflı İşlemleri, Platin Yayınları, Ankara 2005, s. 385-388. 21 Ovchar, s. 3; Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), Merits, 1962, ICJ Rep. 6, 39 (Separate Opinion of Judge Alfaro); North Sea Continental Shelf (Denmark v. Federal Republic of Germany, Netherlands v. Federal Republic of Germany), 1969, ICJ Rep 4, 120 (Separate Opinion of Judge Ammoun); Bu, bu konuda çoğu bilim adamının tercih ettiği temsili bir çeviridir. Kelimenin tam anlamıyla çeviri “çelişkili DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 401 Estoppel önceki beyanlara aykırı tutum yasağı22, çelişkili davranma yasağı, tutarlı davranma kuralı, önceden yapılan beyanın değiştirilmesinin yasaklanması, önceki ifadenin savunmayı engellemesi, itiraz hakkının düşmesi gibi genel anlamları bulunan ilke, uluslararası hukukta, devletle- rin başka bir devletin beyanlarından veya davranışından kaynaklanan meşru beklentilerini korumaktadır. Uluslararası estoppel kuralının, hem İngiliz hukuk geleneğinden türe- miş olan Anglo-Sakson hukukunda (common law-ortak hukuk), hem de “engelleme” veya “önleme” anlamında benzer bir kavramı içeren Kıta Av- rupası Hukukunda (civil law) hatta Kıta Avrupası hukuk geleneğinin ta- rihsel temelini oluşturan Roma Hukuku’nda tarihi bir temeli vardır23. Hem Alman hem de Fransız Hukukunda, tarafların konumlarını basitçe bir baş- kasının zararına değiştirememesini sağlayacak temel etkiye sahip genel hükümler bulunmaktadır24. Anglo-Sakson hukuk sistemi, estoppel doktri- ninin son derece teknik, son derece gelişmiş bir biçimini kabul etmekte- dir25. Estoppel önemli bir genel hukuk ilkesi olarak birçok hususta uygu- lama potansiyeline sahip olmakla beraber, UAD tarafından, özellikle de sınır ve toprak anlaşmazlıklarının konu olduğu birçok davada uygulanmış- tır26. Bu tür uyuşmazlıklarla ilgili olarak, bir tarafın bir hukuki durumu, olayı veya olguyu kabul etmesi, örneğin başka bir devletin belli bir bölge- deki eylemini tanıması ve onaylaması, daha sonra buna aykırı herhangi bir eyleme karşı delil teşkil edecek ve böylece söz konusu ilke gereği bu tu- tuma güvenerek kendi davranışına yön veren uyuşmazlığın diğer tarafına zarar verecek tutarsız eylemlerde bulunmasının engellenmesi mümkün olacaktır. Örneğin, A Devleti, kendi topraklarındaki ihtilaflı bölge üze- rinde B Devletine egemenlik iddiasında bulunmayacağını beyan ederse veya B devletinin bu bölgedeki egemenliğini tanıyan bir beyan veya tu- tumda bulunursa ve yeni egemen devlet olan B devleti bu tutuma dayana- rak söz konusu topraklar üzerinde egemenliğini gösterir hareketlerde bu- lunursa A Devletinin daha sonra bölge üzerinde egemenlik iddiasında bu- lunması söz konusu ilke gereği engellenebilir. A devleti tanıma işleminin beyanlarda bulunan kişinin dinlenmemesi” demektir. Bkz. Lord McNair, Law of Treaties, Oxford University Press, 1961, s. 485. 22 Örneğin Boz, idarenin önceki iradesine aykırı bir davranışta bulunmasını engelleyen estoppel kavramının hukuki karşılığını, çalışması kapsamında “önceki davranışlara aykırı tasarruf yasağı” olarak ifade etmiştir. Boz, s. 232-33. 23 Rubin, s. 19-20; Wagner, s. 1778. 24 Obrien, s. 72. 25 Obrien, s. 72. 26 Ovchar, s. 1. 402 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) geçersizliğini öne sürerek bu işlemini geri alamayacaktır. Hatta yapmış olduğu açıklama hatalı ya da yanlış olsa dahi, buna aykırı bir açıklaması geçerli sayılmayacak, bu devlet yapmış olduğu ilk açıklama ile o topraklar üzerinde egemenlik iddia etme hakkını kaybetmiş sayılacaktır27. Bu du- rumda estoppel, geçmişteki kabulün, gelecekteki reddi imkansız kılması sonucunu doğurmaktadır28. Bir başka ifade ile bu ilkenin işlevi devletin sonraki iddiasının gerçeğe uygun olduğu doğrulansa dahi bunu ileri sürme hakkının yitirilmesine yol açmasıdır29. II. ESTOPPELİN HUKUKİ NİTELİĞİ Uluslararası düzeyde geniş çapta tanınan estoppel ilkesinin uluslara- rası hukukun genel bir ilkesi olduğu genellikle kabul edilmektedir30. Ulus- lararası Adalet Divan Statüsü’nün 38/c maddesinde Divan’ın önüne gelen uluslararası bir uyuşmazlığı çözerken başvurabileceği bir uluslararası hu- kuk kaynağı olarak üçüncü sırada “medeni milletlerce kabul edilmiş genel hukuk ilkeleri”ne yer verilmiştir. Genel hukuk ilkeleri, doktrinde genel olarak “birçok ulusal hukuk düzeninde yer alan ve uluslararası hukuk dü- zenine aktarılmalarına ne hukuk mantığı ne de devletlerin değer yargıları bakımından herhangi bir engel bulunan devletlerin ortak hukuk değerle- rini içeren kurallardır” şeklinde tanımlanmaktadır31. Hem uluslararası ha- kemlik kararlarında hem de uluslararası mahkeme kararlarında hukukun genel ilkelerinin bir uluslararası hukuk kaynağı olarak ayrı varlığını kabul eden ifadeler bulunmaktadır. USAD’nin hiçbir kararında genel hukuk il- kelerinden açıkça söz edilmese de Divanın bazı genel hukuk ilkelerini uy- guladığı görülmektedir32. UAD’nin genel hukuk ilkelerinin adını tam ola- rak vermeden bu nitelikli kuralları uyguladığı birçok karar bulunmakta- dır33. 27 Crozat, s. 141; Tarı, s. 113-114. 28 Yücel Acer/İbrahim Kaya, Uluslararası Hukuk, İngilizce Özetli Temel Ders Kitabı, Legal Yayınevi, İstanbul 2012, s. 42. 29 Toluner, s. 297. 30 Ian Brownlie, Principles of Public International Law, 6. ed, Oxford University Press, 2003, s. 616; Ovchar, s. 1; Crawford, s. 421; Bkz. Melda Sur, Uluslararası Hukukun Esasları, 3. bs., Beta Yayınevi, İstanbul 2008, s. 78. 31 Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, 6. bs., Turhan Kitabevi, Ankara 2008, s. 114; Enver Bozkurt/Yasin Poyraz/Selcan Erdal, Devletler Hukuku, Yetkin Basımevi, Ankara 2021, s. 71-72. 32 Hukuk genel ilkeleri ilk kez 1920’de Uluslararası Sürekli Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde açıkça uluslararası hukukun asli kaynakları arasında sayılmak suretiyle, genel hukuk ilkeleri kategorisi ortaya çıkmıştır. Aslan Gündüz, Milletlerarası Hukuk, 6. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul 2013, s. 24; Pazarcı, s. 117. 33 Pazarcı, s. 117-18. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 403 Genel ilkeler, bir ulusal hukuk düzeninin temel öneme sahip ve genel kabul görmüş kurallarıdır. Bu ilkeler hukuk sisteminin işleyişi için gerek- lidir. Özellikle devletlerin özel hukukunda geçerli olan bu ilkeler uyuş- mazlık çözümünde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tür ilkelerin çoğu çe- şitli uluslararası aktörler arasında da genel bir kabul görmektedir34. Estop- pel ilkesi de bunlardan biridir. Estoppel doktrini veya farklı isimle ifade edilse de bunun eşdeğeri bir ilke veya kural, ulusal hukuk sistemleri olan Kıta Avrupası hukuk sistemi (Civil Law) ve Anglo-Sakson hukuk sistem- lerinden (Common Law) uluslararası hukuka aktarılmıştır35. Estoppel, “herhangi bir hukuk sisteminde bulunabilecek en güçlü ve esnek araçlar- dan” biri olarak kabul edilmektedir36. Birkaç İngiliz yargıcının estoppeli tüm medeni milletlerin kanunlarında bulunduğuna inandıklarını belirte- rek, ilkeyi evrensel olarak kabul edilen genel bir ilke olarak tanımlaması da dikkat çekicidir37. Ulusal düzeyde farklı biçimlerde ve isimlerde olsa da estoppelin ko- laylıkla hukukun genel bir ilkesi olarak tanımlanması için tüm bu uygula- malar yeterince benzerdirler38. Bu hem uluslararası yorumcular hem de uluslararası mahkemeler tarafından kabul edilmiştir. Hersch Lauterpacht çok net bir şekilde estoppel ilkesinin tüm özel hukuk sistemleri tarafından tanındığını belirtmiştir39. Ayrıca, USAD, estoppelin statüsünü bir ulusla- rarası hukuk ilkesi olarak ve hatta genel bir hukuk kavramı olarak teyit etmiştir40. Estoppelin uluslararası teamül olarak kabul edilmesi için ise ye- terli desteğin oluşup oluşmadığı daha muğlaktır41. Estoppelin kaynağının uluslararası teamül mü yoksa medeni milletlerin hukukunun genel ilkeleri mi olduğu konusunda tartışmalar olsa da uluslararası hukukun genel bir ilkesi olarak estoppelin varlığını sorgulayacak kesim çok daha azdır42. 34 Hudson, s. 478. 35 Crawford, s. 421; Hudson, s. 478. 36 Ovchar, s. 1. 37 Obrien, s. 72. 38 Obrien, s. 72. 39 Wilhelm Friede, “Das Estoppel Prinzip im Völkerrecht”, Zeitschrift für Auslandisches Öffentliches Recht und Völkerrecht, Vol. 5, 1935, s. 517. 40 Factory at Chorzów (Germany v. Poland) 1933 PCIJ (ser A) No 17, 29. 41 Obrien, s. 72; MacGibbon, estoppel doktrini için geçerli bir teamüli temelin bulunduğunu ifade etmiştir ve bununla birlikte, “estoppelin bazı yönlerinin, uluslararası bir teamülün gerektirdiği kriterleri henüz karşılamasa da karşılama sürecinde olduğu düşünülebilir.” demektedir. MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 468, 513. 42 Brown, s. 385. 404 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Estoppelin uluslararası hukukun genel bir ilkesi olduğu ve iyi niyet ve tutarlılık ilkelerine dayandığı görüşü uluslararası alanda kayda değer bir çoğunluk tarafından desteklenmektedir43. İyi niyet, uluslararası estoppelin kavramsal temelini oluştururken, tutarlı davranmanın teşvik edilmesi bu ilkenin pratik amacına hizmet etmektedir44. Bu ilke uluslararası bir mah- keme önünde bir hakkaniyet ve eşitlik ilkesi olarak işleyebilmektedir45. Uluslararası estoppelin bu iyi niyet temeli estoppel ilkesine daha büyük bir boyut kazandırmaktadır. İyi niyetle hareket etme yükümlülüğü huku- kun genel bir ilkesidir ve dolayısıyla uluslararası hukukun bir parçasıdır46. Sonuç olarak, modern görüş, estoppel kavramını medeni milletler tarafın- dan tanınan genel hukuk ilkelerinden biri düzeyine yükseltme eğiliminde- dir47. Bu, sayısız uygulamaya uygun geniş bir kavramdır ve UAD yargıla- malarında da güçlü bir ağırlık taşıdığı gözlenmektedir48. Kökleri hakkani- yete dayanan bir hukuk doktrini olan estoppel, uluslararası hukukta sınır ötesi uyuşmazlıkların çözümünde önemli bir rol oynamaktadır. Uluslara- rası hukuk bağlamında estoppel, adaleti teşvik etmek, bu sayede adaletsiz- liği önlemek ve küresel ilişkilerin istikrarını korumak için bir araç olarak hizmet vermektedir. III. ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKTA ESTOPPEL FARKI Estoppel doktrini, ilk olarak İngiltere’nin Anglo-Sakson (Common Law) sisteminde ortaya çıkan bir terimdir. Ancak estoppelin altında yatan prensip, birçok ulusal hukuk sistemine yakındır. Anglo-Sakson sistemi farklı estoppel biçimlerini tanımıştır. Her bir biçim, farklı bir dogmatik ve pragmatik temel üzerinde geliştirilmiştir ve Anglo-Sakson hukuk siste- minde mevcut olan çeşitli estoppeller, çok farklı durumlarda geçerli olan farklı teorik dayanaklara sahiptir49. 43 Crawford, s. 420. 44 Estoppel ilkesinin, iyi niyet prensibinin bir uygulaması olduğu ifade edilmektedir. Toluner, s. 296; Derek William Bowett, “Estoppel Before International Tribunals and Its Relation to Acquiescence”, British Yearbook of International Law, Vol. 33, 1957, s. 186; MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 468. 45 Jrawford, s. 421; Ayrıca bkz. Bowett. s. 176, 195; Hersch Lauterpacht, The Development of International Law by the International Court, Cambridge University Press, Cambridge 1958, s. 168-72. 46 Bowett, s. 176; MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 487; Rubin, s. 2, 13. 47 Ian MacGibbon, “The Scope of Acquiescence in International Law”, British Yearbook of International Law, Vol. 31, 1954, s. 143, 147-48. 48 Wagner, s. 1779; MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 470. 49 Brown, s. 369, 371. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 405 Yargıç Alfaro’nun Preah Vihear Tapınağı davasında gözlemlediği gibi, ulusal ve uluslararası mahkemelerin içtihatlarında estoppel arasında benzerlikler olmasına rağmen, uluslararası alanda benimsenen ve uygula- nan basit ve net kural ile ulusal sistemin karmaşık sınıflandırmaları, yön- temleri, türleri, alt türleri ve usule ilişkin özellikleri arasında çok önemli bir fark vardır50. Ulusal hukuktan uluslararası alana dahil olurken ve daha sonra uluslararası hukukçular tarafından kullanılırken, estoppel kavramı o kadar genişlemiştir ki, ulusal hukuk sistemlerindeki estoppel ile yapılan kıyas yanıltıcıdır. Çünkü uluslararası estoppel iç hukuk sistemleri olan Common Law ve Civil Law’da tanındığı şeklinden farklıdır51. UAD yar- gıcı Alfaro, uluslararası estoppelin ulusal estoppeli ya da Kıta Avrupası Hukukundaki “engelleme” kuralını tam olarak yansıtmadığını belirtmiş- tir52. Uluslararası hukukta estoppel ilkesi, Anglo Sakson hukukundaki es- toppel kurallarından türetilmiş olsa da, Anglo-Sakson hukukundaki gibi zengin ve ayrıntılı bir kurallar sistemi geliştirememektedir. Ayrıca, estop- pelin uluslararası hukuktaki gelişiminin henüz tam olarak sağlanamadığı ileri sürülmektedir. Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde öngörülen çeşitli estoppel biçimlerinin dikkate alınması gerekmekle birlikte, uluslararası hukukta estoppelin varlığı tespit edilirken, ulusal hukuk çerçevesinden il- keyi yorumlamaya çalışmak gerçekçi değildir53. İç hukukla olan yakınlı- ğını göstermek için estoppeli iç hukuktaki gibi detaylı ve kapsamlı bir şe- kilde sınıflandırmaya çalışmanın ve Anglo Sakson sistemindeki alt estop- pel ilkelerini uluslararası hukuka katı bir şekilde zorla kabul ettirmeye ça- lışmanın ne gerekli ne de yararlı olduğu vurgulanmalıdır54. Bu yönde bir düşünce uluslararası hukuktaki estoppel uygulamasında daha net, daha yeknesak, daha öngörülebilir, daha yönetilebilir bir doktrine yol açacaktır. Ulusal estoppel uygulamasında detaylı şart ve unsurların aranmasının ulusal bağlamda estoppelin uygulama alanını daralttığına şüphe yoktur. Buna karşılık, uluslararası estoppel daha kapsamlı çizgiler çizmektedir55. 50 Temple of Preah Vihear, 39 (Separate Opinion of Judge Alfaro); Anthony D’Amato, “Consent, Estoppel, and Reasonableness: Three Challenges to Universal International Law”, Virginia Journal of International Law, Vol. 10, 1969, s. 1, 8; Uluslararası hukuk uygulamasında “açıklama yoluyla estoppel” şeklinde tek bir estoppel kategorisi yara- tılarak doktrin basitleştirilmiştir. Burada beyan terimi, estoppel şemsiyesi altında fiil, davranış, beyan gibi mümkün olduğunca çok sayıda açıklama türünü kapsamak niye- tiyle geniş şekilde yorumlanmıştır. 51 MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 468, 477. 52 Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), 1962 I.C.J. 6, 39 (June 15). 53 Obrien, s. 79. 54 Brown, s. 369. 55 MacGibbon, The Scope of Acquiescence in International Law, 147-48. 406 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Uluslararası kavramı düzenleyen teknik kuralların bulunmaması, bu kav- ramın giderek daha geniş çeşitlilikte davalara uygulanmasına olanak tanı- yabilir. Bir başka ifadeyle estoppelin uygulanabilmesi için gereken şart ve unsurların ulusal estoppele göre daha sınırlı olması bu ilkenin çok daha geniş yorumlandığını göstermektedir. Üstelik doktrinin kapsamı açıkça ta- nımlanmadığından, UAD yargıçları doktrini genişletmenin yanı sıra sınır- landırma da yapabilmektedir56. Sonuç olarak, uluslararası hukukta bilindiği şekliyle estoppel doktri- ninin, dar yorumlanan Anglo Sakson sistemindeki şeklinden çok daha ge- niş olduğu söylenebilir. Uluslararası hukuk, estoppelin basit ve tamamen teknik olmayan bir anlayışını benimsemiş ve bunu yalnızca delil veya usul kuralı olarak değil, esasa ilişkin bir kural olarak uygulamıştır. Bu basitleş- tirmeye rağmen, Divan estoppel uygulamasında tutarlı olmamıştır57. Ulu- sal ve uluslararası estoppel doktrinleri aynı olarak kabul edilememekle birlikte, yine de tutarlı bir estoppel doktrinin oluşturulması ve geliştiril- mesi için estoppel ilkesine başvurmak isteyen tarafın ulusal hukukta ara- nan zarara uğraması gerekliliği gibi estoppele ilişkin belirli bazı kriterlerin daha iyi incelenmesi uluslararası hukukta estoppelin sınırları konusunda iyi bir yol gösterici olabilir. IV. ESTOPPEL İLKESİNİN UNSURLARI Uluslararası hukukta estoppel oluşması için belirli unsurların mevcut olması gerekir. Bir takım ulusal uygulamalardan yararlanılarak estoppel doktrininin çeşitli unsurlarının doğru şekilde ayırt edilmesi ve sınırlandı- rılması, daha yeknesak bir estoppel teorisinin ve dolayısıyla daha fazla hukuki kesinliğin sağlanmasına hizmet edecektir. Estoppel, bir devlet ta- rafından belli bir rejimin kabul edildiğini açık ve tutarlı bir şekilde ortaya koyan ve aynı zamanda başka bir devletin böyle bir davranışa güvenerek kendi durumunda değişiklik yaratmasına veya bu güven nedeniyle mağdur olmasına neden olan fiil, beyan ve benzeri bir davranışından çıkarılabilir58. Sürekli Tahkim Mahkemesi verdiği bir kararda estoppele şu şartların var olması halinde başvurulabileceğini belirtmiştir: 1-Bir devletin sözlü, davranışsal veya sessiz kalma yoluyla irade açık- lamasında bulunması, 2-Bu tür beyan veya davranışların, söz konusu konu ile ilgili olarak devlet adına konuşmaya, hareket etmeye yetkili bir temsilci aracılığıyla yapılmış olması, 3-Estoppel ilkesini ileri süren devletin, bu tür 56 Wagner, s. 779. 57 Bowett, s. 201. 58 Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. the United States of America), Judgment, 26 Nov.1984, s. 415. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 407 beyanlar ve tutumlarla kendi zararına hareket etmeye, zarara uğramaya veya beyanda bulunan devlete fayda sağlamaya ikna edilmeye çalışılması, 4-Devletin beyan, davranış yada başka türlü ortaya koyduğu tutuma diğer tarafın güvenmiş ve buna göre hareket etmiş olması. Mahkeme, devletin güvenme hakkına sahip olduğu bir tutum olduğu için bu tür bir güvenin meşru sayılacağını da kararında belirtmiştir59. Estoppelin unsurları davanın özel koşullarına bağlı olarak değişmekle birlikte, yaygın olarak kabul edilen üç temel unsurdan söz edilmektedir. Bowett, ulusal hukuk ilkeleri ile kıyaslama yaparak ve uluslararası mah- kemelerin kararlarına atıfta bulunarak estoppelin unsurlarının şunlar oldu- ğunu belirtmiştir60: ilk olarak, bir durumun, olgunun ifade edilmesi; ikinci olarak, bunun serbest iradeyle, koşulsuz olarak ve yetkili şekilde yapıl- ması; son olarak, estoppeli ileri sürecek tarafın zararına veya beyanda bu- lunan tarafın yararına olacak şekilde duyulan güven61. Divan ulusal estoppelin aksine belirli estoppel biçimlerinin teknik özelliklerini benimsememiş, bunun yerine, Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davasında estoppelin üç temel unsurdan oluştuğunu belirtmiştir. Hepsinin eşzamanlı olarak yerine getirilmesi gereken bu şart veya unsurlar ilk ola- rak, bir devletin diğerine beyanda bulunması; ikinci olarak, beyanın ser- best iradeyle, koşulsuz olması ve meşru yetkiyle yapılması ve son olarak, estoppeli ileri sürecek tarafın zararına ya da beyanda bulunan tarafın ya- rarına bu beyana iyi niyetle güvenilmiş olması gerekliliğidir62. Üç unsurun tamamının varlığı tespit edilirse, estoppel ortaya çıkabilir63. İlk iki unsur pek tartışma yaratmamasına rağmen, üçüncüsü tartışmalara neden olmuş- tur64. Bu gerekli faktörler, UAD tarafından görülen birçok davada tekrar tekrar teyit edilmiştir65. A. İrade Açıklaması İrade açıklaması, estoppel oluşması için gereken ilk unsurdur. Bir ta- rafın estoppel ilkesi kapsamında ortaya koymaya çalıştığı herhangi bir id- dianın mutlaka başka bir tarafça yapılan açık veya zımni irade beyanıyla 59 Chagos Marine Protected Area Arbitration (Mauritius v. UK), PCA (2015), 172, para. 438. 60 Bowett, s. 202. 61 Crawford, s. 420; Wagner, s. 1777; Bowett, s. 176; Jennings/Watts, s. 527. 62 North Sea Continental Shelf, 26; Wagner, s. 1777. 63 Ovchar, s. 2. 64 Wagner, s. 1779. İlgili başlık altında bu konuya yer verilecektir. 65 Örneğin, North Sea Continental Shelf (Federal Republic of Germany/Netherlands), Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), Territorial Dispute (Libya v. Chad), 1994, IICJ Reports 7. 408 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) ilgili olması gerekir. Bu beyan aslında çok çeşitli şekillerde yapılabilir. Aşağıda belirtilen temel gereklilikler dışında, bir irade açıklamasının es- toppelin temeli olarak kabul edilmesi için yerine getirilmesi gereken katı bir resmi gereklilik yoktur. Bu çalışma bağlamında irade açıklaması, bir tarafın niyetini veya durumunu ifade edebilen ve objektif bir değerlendir- meye göre diğer bir tarafın buna güvenme hakkına sahip olduğu ve güve- nerek hareket ettiği herhangi bir eylem veya davranış olarak anlaşılmalı- dır. İrade açıklaması unsuru, ilgili devletlerin açık veya zımni davranışla- rıyla ilgilidir ve çoğunlukla ihtilafa düşen devletlerin yetkili temsilcileri tarafından yapılan açıklamaları içerir. Uluslararası uygulamaya göre bu unsur ilk olarak tek taraflı vaat/tahahhüt veya benzer şekilde açık ve net bir sözlü beyanı ifade etmekle beraber, davranış yoluyla yani zımni kabul olarak değerlendirilebilecek bir eylem veya sözlü beyan görevi olduğunda susma şeklinde (sessizlikten doğan zımni beyan) ki bir tutumu da yani ey- lemsizliği de kapsamaktadır66. Daha önce estoppel doktrininin gelişimine hakim olan sınıflandırmanın büyük ölçüde terk edilebileceği ve bunun ye- rine irade açıklaması kavramının geniş bir şekilde yorumlandığı “açıklama yoluyla estoppel” kavramının getirilebileceği ileri sürülmektedir. Bu du- ruma karşı çıkanlar, “irade açıklaması”nın geniş bir tanımının, potansiyel estoppel iddialarının çok fazla olmasına yol açacağını iddia edebilir. An- cak aşağıda kanıtlandığı gibi, estoppelin başarılı bir şekilde savunulabil- mesi için hala aşılması gereken çok sayıda önemsiz sayılamayacak engel bulunduğundan durum böyle olmayacaktır67. 66 Divan yargıcı Fitzmaurice, Preah Vihear Tapınağı davasında muhtemel estoppel etkisinin, beyan unsuru olarak bir açıklamadan veya sessizlikten kaynaklanabileceğini belirtmiştir. Temple of Preah Vihear, 62 (Separate Opinion of Judge Fitzmaurice); Ayrıca bkz. Elettronica Sicula SPA (the United States of America v. Italy), 1989, ICJ Rep 15, 44. ABD’nin yatırım anlaşmazlığı nedeniyle İtalya’ya açtığı bu davada Divan estoppel ilkesinin uygulanabilirliği konusunda açıklama yapma fırsatı buldu. İtalya, İtalya merkezli şirkette %100 hisseye sahip olan ilgili iki ABD şirketinin İtalya’daki yerel hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle ABD’nin davayı UAD’ye götürmesine itiraz etmiştir. Buna cevaben ABD, İtalya’nın ABD’ye daha önceki cevabında yerel hukuk yolları iddiasını gündeme getirmediğinden İtalya’nın bu koşullardaki sessizliğinin estoppel teşkil ettiğini, yani İtalya’nın sessizliğini koruması nedeniyle itiraz hakkından vazgeçmiş sayılacağını belirtmiştir. Divan ise, her ne kadar bir şeyin söylenmesi gereken bazı durumlarda sessizlikten estoppelin ortaya çıkabileceği göz ardı edilemese de amaçsız bir diplomatik görüşmede salt belli bir meseleden bahsetmemenin estoppel oluşturmasında bariz zorluklar olduğunu ifade etmiştir. 67 Obrien, s. 80. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 409 1. Tek Taraflı Bir Beyan veya Taahhüt Uluslararası hukukta estoppel için temel oluşturabilecek ilk açıklama türü olarak, bir taahhüdün, yeterli bir bağlanma niyetinin de var olması halinde bağlayıcı bir etkiye sahip olabileceği ileri sürülebilir. Bu tür bir taahhütün varlığı durumunda estoppel etkisinin oluşacağı, Anglo-Sakson hukukunda da kesinlikle kabul edilmektedir68. Bir taahhütün mevcut ol- ması halinde estoppelin oluşabileceğinin teyit edildiği ünlü İngiliz kara- rında69 şu ifadelere yer verilmiştir: “Hukuki ilişki yaratmayı amaçlayan bir sözün, söz veren kişinin bilgisi dahilinde, söz veren yani vaatte bulu- nan kişi tarafından yerine getirileceği ve gerçekte de öyle yapıldığı anla- şılmaktadır. Bu gibi durumlarda mahkemeler verilen sözün yerine getiril- mesi gerektiğini belirtmektedir”. Estoppel, bir tarafın diğerine bir söz ver- mesi ve daha sonra diğer tarafın bu söze kendi zararına güvenmesi duru- munda ortaya çıkar. Bu tür bir estoppel, resmi bir sözleşmeyle desteklen- mese dahi, söz verenin sözünden geri dönmesini engeller. Doğu Grönland’ın Hukuki Statüsü davası, uluslararası hukukta estop- pel ilkesinin uygulamasının güzel bir örneğidir ve aynı zamanda bu ko- nuda tartışmalara yol açan ilk davalar arasındadır. Danimarka ile Norveç arasında Doğu Grönland’daki egemenlik konusunda yaşanan anlaşmaz- lığa ilişkin olan bu davada USAD, Norveç Hükümeti adına Dışişleri Ba- kanı’nın 22 Temmuz 1919 tarihli beyanına70 atıfta bulunmuştur; bu be- yanda açıkça şu ifadeler yer almaktadır: “Bugün Danimarka Bakanına, Norveç Hükümetinin bu sorunun çözü- münde herhangi bir zorluk çıkarmayacağını söyledim”. USAD, her ne ka- dar Dışişleri Bakanlığı’nın Danimarka’nın Grönland üzerindeki egemen- liğini devretmeye ve tanımaya niyeti olmasa da, Danimarkalı mevkidaşı- nın Doğu Grönland’la ilgili konuda gerekeni yapmasını Norveç’in engel- lemeyeceği taahhüdüne Danimarka Hükümetinin yine de güvenebilece- ğine karar vermiştir. Divan, Norveç Dışişleri Bakanının bu tür bir taahhü- dünün dolaylı olarak Norveç’i bağladığı sonucuna varmış ve dolayısıyla Norveç’in, Dışişleri Bakanının beyanı gereği, Danimarka’nın Grönland üzerindeki egemenliğini tartışmaktan, bu toprak parçasını ya da bir kıs- mını işgal etmekten kaçınma yükümü altında olduğunu kabul etmiştir. Bu davada, USAD tarafından, tek taraflı beyanların, söz konusu devletler ara- 68 Obrien, s. 80. 69 “Central London Property Trust Ltd - High Trees House Ltd.” adlı ünlü İngiliz kararı hakkında bkz. Obrien, s. 81. 70 Nils Claus Ihlen tarafından yapılan beyanat “Ihlen Deklerasyonu” olarak ifade edilmektedir. 410 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) sında daha geniş bir müzakere bağlamında verildiği takdirde bağlayıcı ol- duğu kabul edilmiştir71. Bu davanın koşulları aynı zamanda açık olma, serbest irade ile yapılma ve ilgili taraflarca güven duyulması şeklinde sı- ralanabilen estoppel şartlarını da karşılamaktadır72. Bir devletin belirli bir hukuki sorunla ilgili olarak gerçekleştirmeyi planladığı belirli eylem planına ilişkin diplomatik temaslar kapsamında yapılan bir beyan da estoppel etkisi doğurabilir. Tek taraflı beyanın bağ- layıcı etkisinin olup olmadığı konusunda şüphesiz en önemli kararlardan biri UAD’nin Nükleer Denemeler davasındaki kararıdır. Bu karar, ilk kez bir beyanın (veya dava konusu olayda birkaç beyanın), müzakere süreci gibi özel koşullar altında beyan edilmeden bağlayıcı bir etki yarattığını göstermesi bakımından önemlidir73. Bu davada Avustralya ve Yeni Ze- landa, Fransa’nın Güney Pasifik’te gerçekleştirdiği atmosferik nükleer de- nemelerin durdurulması talebiyle iddialarını UAD’ye sunmuştur. Dava devam ederken Fransız Hükümeti bir dizi denemeyi tamamladığını duyur- muş ve daha fazla deneme yapmayı planlamadığını belirtmiştir. UAD, tek taraflı bir beyanın, bu tür bir beyanda bulunan bir devlet için açık ve net şekilde ifade edilmesi halinde hukuken bağlayıcı yükümlülükler oluştura- bileceğini vurgulamıştır74. Dava konusu olayda toplamda, tek taraflı beyan sayılabilecek altı açık- lama yapılmıştır. Bunlardan en önemli ikisi, Fransa Cumhuriyeti Cumhur- başkanı’nın bir basın toplantısında yeni tamamlanan test turunun son test olacağını ilan ettiği açıklaması ve ikincisi, Savunma Bakanının bir basın toplantısı ortamında tekrar başka test yapılmayacağını söylediği bir başka açıklamadır. Divan, bu konuyla ilgili yapılan diğer tüm açıklamaların ak- sine, bu belirli açıklamalara önemli bir ağırlık vermiş ve kararında şu ifa- deleri kullanmıştır: 71 Norveç Dışişleri Bakanı Nils Claus Ihlen ve Danimarka elçisi arasında 14.07.1919 tarihindeki görüşmede Danimarka elçisi ileride yapılacak Paris Konferansında Nor- veç’in Spitzbergen ile ilgili taleplerine Danimarka’nın karşı çıkmayacağını buna kar- şılık Norveç’in de Danimarka’nın Grönland üzerinde egemenliğine karşı çıkmamasını istemiştir. 22.07.1919’da yapılan ikinci görüşmede Ihlen, Norveç hükümetinin Dani- marka’nın Grönland ile ilgili talepleri konusunda herhangi bir güçlük çıkarmayacağını belirtmiştir. Ancak sonrasında yaşanan gelişmelerde farklı uygulamaların ortaya çık- ması nedeniyle Danimarka, durumu USAD’ye taşımıştır. 72 Tran Thang Long, “The Application of Estoppel in International Law and Experiences for Vietnam”, Vietnamese Journal of Legal Sciences, Vol. 1 (1), 2019, s. 94 73 Obrien, s. 78. 74 Nuclear Tests (Australia and France; New Zealand and France), ICJ. Reports 1974, s. 267, para. 43, s. 269, para. 51, and s. 472, para 46, s. 474, para. 53 DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 411 “Hukuki veya fiili durumlara ilişkin tek taraflı beyanlar, hukuki yü- kümlülük doğurma etkisi yaratabilir. Bu tür beyanlar çok spesifik olabilir ve sıklıkla da öyledir. Beyanda bulunan devletin kendi şartlarına göre bağlı olması gerektiği yönündeki niyeti olduğunda, bu niyet beyana hu- kuki bir taahhüt niteliği kazandırır. Devletin o andan itibaren hukuki ola- rak beyana uygun bir davranış tarzı izlemesi gerekir75. Nasıl ki andlaşma- lar hukukundaki pacta sunt servanda kuralı iyi niyete dayanıyorsa, ulus- lararası bir yükümlülüğün bağlayıcı niteliği de tek taraflı beyanla üstleni- lir”76. Divan, bu kararda “estoppel” terimini kullanmamış olsa da Fransa’nın atmosferik nükleer denemelerin yakında sona ereceğine ilişkin tek taraflı beyanının bağlayıcı bir ifade olduğunu ve dolayısıyla tamamen geçerli olduğunu kabul ederek Fransa’nın başka test yapmama yükümlü- lüğü üstlendiği tespitinde bulunmuştur. UAD’nin kararında, tek taraflı taahhütlerin de bir estoppel etkisi oluş- turabileceği görüşü ifade edilmiştir. Her ne kadar “beyanlar” ile “taahhüt- ler” arasındaki fark tam olarak net olmasa da bağlayıcı olması açısından bu tür davranışların açık bir niyet göstermesinin önemli olduğu kabul edi- lebilir. Divan devletler tarafından tek taraflı olarak yapılan beyanın taşı- dığı bağlayıcı niyetin önemine vurgu yapmıştır. Buna göre Divan, tek ta- raflı beyanların tamamının devletler için bağlayıcı olmasa da, bu beyan- lardan çıkarılacak niyetin hukuki geçerliliği olacağını belirtmiştir. Aynı zamanda, “bir devletin tek taraflı beyanlarının, bu devlete daha sonra bu beyanla tutarlı eylemleri uygulama yönünde hukuki yükümlülük yükledi- ğini” ifade etmiştir77. Uluslararası hukukta verilen bir sözün belirsiz rolü nedeniyle, bu tür estoppel son derece tartışmalı olmaya devam etmektedir. Bu açıdan özel- likle ilgi çekici olan, bu tür bir vaat ile tek taraflı bir beyan arasında görü- len yakın bağlantıdır. Hem vaatler hem de tek taraflı beyanlar açısından temel mesele aynıdır; yani söz veya beyanın yalnızca bir tarafın değişken siyasi algısının bir ifadesi olarak mı görülmesi gerektiği, yoksa açıklamayı yapan tarafı bağlayıcı olarak mı görülmesi gerektiğidir. Divan’ın Nükleer Denemeler davasındaki kararı, “açık beyan’a atıf yapmakla birlikte, tek taraflı devlet işlemindeki hukuki bağlanma iradesinin, işlemin yapıldığı 75 Nuclear Tests Case (Australia v. France) ICJ 20 Dec 1974, s. 267. Dolayısıyla bu tamamen söz konusu devletin niyetine bağlıdır ve Divan, “hukuki yükümlülük yaratabilecek tek taraflı bir beyanın sahibinin kastettiği anlam ve kapsam hakkında kendi görüşünü oluşturmanın” Divan’ın görevi olduğunu vurgulamıştır (s. 269, 474). 76 Nuclear Tests Case (Australia v. France) ICJ 20 Dec. 1974, s. 268. 77 Nuclear Tests Case (Australia v. France), s. 268. 412 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) dönemin koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmek- tedir78. Burkina Faso ve Mali arasındaki Sınır Anlaşmazlığı davasında da UAD, tek taraflı beyanda bulunan tarafın niyetini değerlendirmek için, ey- lemlerin ortaya çıktığı tüm koşulların dikkate alınması gerektiğini belirt- miştir79. Ayrıca Divan Nükleer Denemeler davasında, beyanın estoppel oluş- turması için ne diğer devletler tarafından beyanın ardından kabul edilme- sinin, ne de herhangi bir cevap veya tepkinin gerekli olduğunu ifade et- miştir80. Bu nedenle tek taraflı bir beyanın hukuki bir sonuç doğurması bakımından bu dava önemlidir81. a. Beyanın Şekli Tek taraflı bir beyanın şeklinin onun hukuki geçerliliğini etkilemeye- ceği genel olarak kabul edilmektedir. Divan, Nükleer Denemeler dava- sında, beyanın şekli konusunda bunun uluslararası hukukun detaylı, net ve katı kurallar koyduğu bir alan olarak görülmediğini vurgulamıştır. Dola- yısıyla belirli durumlarda sözlü veya yazılı olarak yapılan bir beyan, önemli bir fark yaratmamakta olup, uluslararası hukukta taahhütler oluş- turabilmektedir. Beyanın mutlaka yazılı olması gerekmediğinden şekil meselesi estoppelin oluşması için belirleyici bir kriter değildir. UAD, Preah Vihear Tapınağı davasında da ilgili tarafın tek taraflı bir beyanının şeklinin önemsiz oluşuna değinmiştir. Nükleer Denemeler davasında Divan, Fransa’nın 1974 tarihli “tek ta- raflı eylemlerinin yasal yükümlülükler doğurduğunu”82 ortaya koyarken, tek taraflı taahhütlerin sağlaması gereken koşulları da açıklığa kavuştur- muştur. İlk olarak, tek taraflı taahhüt beyanı kamuoyuna açıklanmalıdır; ikinci olarak, taahhütte bulunan tarafın bağlayıcı olma niyetinin bulun- ması gerekir, böylece taahhüt uluslararası müzakereler yoluyla verilme- miş olsa dahi açıkça ve bağlanmak niyetiyle yapıldığı için bağlayıcı olur83. Özetle, tek taraflı bir beyan, bir devlet açısından yükümlülük oluşma- sına ve dolayısıyla daha sonra yapılacak aksine bir beyanın uluslararası hukukta geçerliliğinin engellenmesine (estoppel etkisi) yol açabilecektir. 78 Elif Uzun, “Uluslararası Hukukta Bildirimin Tek Taraflı Devlet İşlemi Niteliği Üze- rine Bir İnceleme”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, S. 2, Y. 4, 2019, s. 11. 79 The Frontier Dispute (Burkina Faso/Republic of Mali) Judgment, 22 Dec. 1986, s. 574, para. 40. 80 Nuclear Tests Case (Australia v. France), Merits, 1974, ICJ Rep 253, 267. 81 Ovchar, s. 21. 82 Nuclear Tests (Australia v. France), s. 253. 83 Nuclear Tests (Australia v. France), s. 267. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 413 Böyle bir beyan, ancak açık ve net bir şekilde ifade edilmesi halinde es- toppel etkisi doğuracaktır. Bu tür yükümlülüklerin içeriği açıklanırken, beyanın verildiği durum ve koşulların yanı sıra, öncelikle beyanın metni dikkate alınmalı ve beyan estoppel için en önemli unsur olarak kabul edil- melidir. b. Beyan Açık ve Net Olmalı Estoppele yol açabilmesi için, bir beyanın açık ve net olması gerekir, en azından estoppeli ileri süren tarafın bu beyana atfettiği anlamı mantıken desteklemesi gerekir84. Estoppel ilkesi her şeyden önce bir devletin dürüst ve güvenilir olmasını gerektirir. Bir devlet önceki açıklamasının aksine bir açıklama yapamaz. Bu nedenle, bir devletin dürüst ve güvenilir olup ol- madığına karar vermek için, niyetini kamuya açık şekilde diğer devlete ya da uluslararası topluma net ve tutarlı bir şekilde ifade edip etmediğini tes- pit etmek gerekir. Çünkü ancak bir devlet kesin bir beyanda bulundu- ğunda, diğer devletler onun irade beyanının gerçek manasını anlayabilir ve dolayısıyla onun sözlerine ve eylemlerine makul bir güven duyabilir. Beyanın açık ve net olması gerekliliği, devletin bir beyan veya eylem yo- luyla iradesinin açıklanmasının somut ve şeffaf bir şekilde yapılması ge- rektiği anlamına gelir. Bu durumda, tarafın niyetinin yanlış yorumlanma- sını önlemek için uluslararası anlaşmaların yorumlanmasına ilişkin kural- lar uygulanmalıdır. Bu gereklilikten birçok davada bahsedilmiştir85. Sır- bistan Kredileri davasında USAD, bir beyanın estoppele yol açabilmesi için açık ve net86 olması gerektiğini belirtmiştir. UAD’ye göre de yalnızca “çok kesin, çok tutarlı bir davranış tarzı” estoppele yol açabilmektedir87. Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davasında UAD, onaylamadığı bir Sözleş- meyi88 ancak açık ve tutarlı bir şekilde kabul ettiğini göstermesi halinde 84 Ian Sinclair, “Estoppel and Acquiescence”, Fifty Years of the International Court of Justice: Essays in Honour of Sir Robert Jennings, Vaughan Lowe and Malgosia Fitzmaurice (eds), 1996, s. 107; Ovchar, s. 9; Wagner, s. 1779. 85 Payment of Various Serbian Loans Issued in France (France v.Serb-Croat-Slovene), 1929, PCIJ (ser A) No 20, 38; El Salvador v. Honduras (Application For Permission To Intervene), 1990, ICJ Rep 92. 44 Nicaragua v. United States of America, (Jurisdiction), 1984, ICJ Rep 392, 415. 45 Land and Maritime Boundary (Cameroon v. Nigeria: Equatorial Guinea intervening), 1998, ICJ Rep 275, 303. Bkz. D’Amato, s. 25. 86 Payment of Various Serbian Loans Issued in France (France v. Serb.-Croat Slovene), 1929, PCIJ (ser A) No 20, 38. 87 Ovchar, s. 6. 88 Geneva Convention on the Continental Shelf (Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Sözleşmesi), 29 Nisan 1958, 499 UNTS 311 (Yürürlüğe Giriş: 10 Haziran 1964). 414 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Federal Almanya Cumhuriyeti’nin “engellenebileceğini” (estoppel doğa- cağını) belirtmiştir. Divan’a göre, salt Sözleşme taslağının hazırlanma- sında yer almak ve ona uygun hareket etmek bu kriteri karşılamak için yeterli değildi; ancak Federal Almanya Cumhuriyeti’nin çok kesin, çok tutarlı bir davranış tarzı mevcut koşullar altında bir estoppele yol açabi- lirdi89. Kara, Ada ve Deniz Sınır Anlaşmazlığı davasında UAD, El Salvador ve Honduras’ın “Nikaragua çıkarlarının varlığı veya niteliğine ilişkin gö- rüşler” şeklinde ifadelerde bulunmasını değerlendirmiştir. Divan, bu tür ifadelerin açık ve tutarlı beyanlar olmaması nedeniyle bu durumun estop- pel doğuramayacağını, bunların yalnızca muğlak görüş açıklamaları oldu- ğunu belirtmiştir90. Nikaragua İçinde ve Nikaragua’ya Karşı Yürütülen Askeri ve Paramiliter Faaliyetler davasında, UAD, “belirli bir durumu açıkça ve tutarlı bir şekilde kabul ettiğini ortaya koyan bir devletin davra- nışlarından, beyanlarından ve benzer tutumundan estoppel sonucunun çı- karılabileceğini”91 belirtmiştir. Benzer şekilde, UAD Kamerun ve Nijerya arasındaki Kara ve Deniz Sınırı davasında estoppelin ancak Kamerun’un eylemleri veya beyanlarıyla Divan’a sunulan sınır anlaşmazlığını yalnızca ikili yollardan çözmeyi kabul ettiğini sürekli olarak ve açıkça belirtmesi durumunda ortaya çıkabileceğine kanaat getirmiştir92. Doğu Grönland’ın Hukuki Statüsü davasında93 1919’da Norveç Dışiş- leri Bakanı tarafından yapılan bir beyanın tüm Grönland’ı Danimarka ola- rak tanıdığına94, bu beyanın açık ve Norveç’in daha önceki beyanları ile tutarlı olması nedeniyle 1919’da yapılan beyanın daha sonraki aksine be- yanları engellediğine yani, estoppele yol açtığına karar vermiştir95. Estoppel ilkesinin geniş kapsamlı yargısal uygulamasına iyi bir örnek olan İspanya Kralı tarafından 23 Aralık 1906’da verilen tahkim kararına ilişkin davada Honduras, Nikaragua’nın hakemin atanmasını kabul ederek hakemin yetkisinin geçerliliğini sorgulamasının artık engellendiğini sa- vunmuştur. Divan Honduras’ın iddiasını kabul ederek şunları belirtmiştir: 89 North Sea Continental Shelf (Denmark v. Federal Republic of Germany; Netherlands v. Federal Republic of Germany), 1969, ICJ Rep 4, 120, 26. 90 Land, Island and Maritime Frontier Dıspute (El Salvador/Honduras: Nicaragua Intervening) Judgment, 11 Sep. 1992. 91 Nicaragua v. United States of America, (Jurisdiction), 1984, ICJ Rep 392, 415. 92 Land and Maritime Boundary (Cameroon v. Nigeria), 303. 93 The Legal Status of Eastern Greenland (Denmark v. Norway), 1933, PCIJ (ser A/B) No 53. 94 Legal Status of Eastern Greenland, 68. 95 Legal Status of Eastern Greenland, 64-66. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 415 “Nikaragua, açık beyanı ve davranışıyla tahkim kararının geçerli oldu- ğunu kabul etmiştir ve artık Nikaragua’nın bu tanımadan geri dönmesi ve kararın geçerliliğine itiraz etmesi mümkün değildir”96. Dolayısıyla Nika- ragua’nın kararın geçerliliğini sorgulaması “engellenmiştir”97. 2. Sessizlik (İtirazın Yokluğu) veya Zımni Kabul Bir tarafın uzun bir süre boyunca tutarlı bir davranışının, estoppel ya- ratma kapasitesine sahip bir irade açıklaması olduğu kabul edilmiştir. Anglo-Sakson hukuk düzeninin tabiriyle, bu duruma “davranış yoluyla es- toppel” adı verilmektedir. Bir devlet niyetini söz ve davranış gibi açık yol- larla ya da sessiz kalarak zımni şekilde ifade edebilir. Açık beyan olarak adlandırılan davranışla, ilgili devletin kendi içindeki anlamını dışarıya doğru açıkça ifade eden kavramlar, anlamı belirten işaretler, ifadeler kas- tedilmektedir. Zımni beyan eylemi ise, devletin açık bir ifade eylemi yap- mamasına rağmen, davranışının ilgili kurallara göre şüpheye mahal ver- meyecek açıklıkta belli bir anlama gelmesini ifade etmektedir. Estoppel açık beyan dışında sessizlikten veya hareketsizlikten de (iti- razın yokluğundan da) doğabilir. “Sessizlik yoluyla estoppel” olarak ad- landırılan bu durum, bir kişinin daha önce konuşma fırsatı ve görevi ol- masına rağmen bunu yapmaması durumunda, kişinin başkasının aleyhine bir iddiada bulunmasını engelleyen estoppeli ifade etmektedir. Divan is- tikrarlı bir şekilde bir beyanın ancak açık ve tutarlı olması durumunda es- toppel doğuracağı yönünde kararlar vermekle birlikte sessizliğin de estop- pel etkisi doğurabileceğini kabul etmiştir. Fakat Divan, sessizliğin hangi koşullar altında estoppele yol açacağı konusunda tutarlı bir tutum ortaya koymamıştır. Pek çok hukukçuya göre de bir devletin başka bir devletin beyanından veya mevcut koşullara zımni olarak rıza göstermesinden es- toppel doğabilir98. Bu çalışmada zımni kabul terimi, haklarına yönelik bir 96 The Arbitral Award Made by the King of Spain on 23 Dec. 1906 (Honduras v. Nicaragua), Judgment, 1960 I.C.J. (Nov. 18). 192, 213. 97 Nikaragua Hükümetinin, bu açık tutumu, daha önce anlaşmazlığı çözdüğü için İs- panya Kralı’na minnettarlığını ifade ettiği açıklaması, tahkim kararının verilmesinden altı yıl sonra itirazlarını engellemiştir. Divan’ın ifadesi şöyledir: “Nikaragua, açık be- yan ve davranışla tahkim kararının geçerli olduğunu kabul etmiştir ve Nikaragua’nın artık bu tanımadan geri dönmesi ve tahkim kararının geçerliliğine itiraz etmesi müm- kün değildir.” The case concerning The Arbitral Award Made by the King of Spain on 23 Dec. 1906 (Honduras v. Nicaragua), Judgment, 1960 I. C. J. 192, 213 (Nov. 18); Crawford, s. 421. 98 İtiraz etmenin gerekli olduğu durumlarda duruma itiraz edilmemesi, ilgili tarafın konumu üzerinde olumsuz bir etki doğurmaktadır. Bkz. Ted L. Stein, “The Approach of the Different Drummer: The Principle of the Persistent Objector in International Law”, Harvard International Law Journal, Vol. 26 (2), 1985, s. 457. 416 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) tehdit veya ihlal oluşturan bir durumla karşı karşıya kalan bir devletin ey- lemsizliğini tanımlamak için kullanılmaktadır. Dolayısıyla burada rıza, genellikle itiraz niteliğindeki bir tepkiyi gerektiren durumlarda sessizlik veya itirazın yokluğu şeklini almaktadır99. Sessizliğin estoppele yol açtığı durumlarla ilgili, taban tabana zıt iki yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Birinci yaklaşım, salt sessizlik olgusunun estoppele yol açtığını ileri sürmektedir. Bu yaklaşıma göre, sessizlik ve itirazın olmaması o kadar asli niteliktedir ki, anlaşmazlıktaki meseleyi tek başına karara bağlamak için yeterlidir100. Bir başka ifadeyle farklı bir çı- karıma yol açabilecek diğer kanıtları dikkate almaya gerek yoktur; sessiz- lik, estoppel kurulmasında kat’idir. Preah Vihear Tapınağı davasında Yargıç Alfaro’ya göre sessizlik, “bir devletin başka bir devletin olumsuz iddiasına karşı çıkma hakkından vazgeçtiğinin kabul edildiğine ilişkin bir varsayım oluşturur”101. Karşıt ikinci yaklaşım ise, estoppele yol açmak için sessizliğin, içinde bulunulan koşullar bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürer. Sessizlikten kaynaklanan rıza karinesi, aksi niyetin açık bir delili ile çürütülebilir. Bu nedenle sessizlik yalnızca delil değerine sahiptir102. Sessizlikten kaynaklanan estoppel ilk kez Balıkçılık davasında değer- lendirilmiştir103. Birleşik Krallık, Norveç’in Kuzey Denizi boyunca kıyı şeridini sınırlandırma yöntemine, bu tür bir sınırlama yönteminin Norveç karasularını etkili sonuçlar doğuracak şekilde açık denizlere kadar geniş- lettiği ve halbuki bu bölgenin tüm ulusların kullanımına açık bırakılması gerektiği argümanına dayanarak itiraz etmiştir. Ancak Divan, Norveç’in sınır belirleme usulünün altmış yılı aşkın bir süre boyunca Norveç ma- kamları tarafından istikrarlı bir şekilde uygulandığını, bu durumun Birle- şik Krallık’ın Kuzey Denizi’ndeki konumunu önemli ölçüde etkilemesi nedeniyle Birleşik Krallık’ın buna daha önce karşı çıkması gerekmesine rağmen böyle bir usule itiraz edecek herhangi bir girişimde bulunmadı- ğını, bu nedenle de Norveç’in bu düzeni Birleşik Krallık’a karşı uygula- yabileceğini ve Birleşik Krallık’ın artık bu sorunu dava etmesinin “engel- lendiğini (estopped)” belirtmiştir104. Bu olayda bir devletin sürekli ve ke- sin davranışıyla, olayların durumunu kabul ettiği izlenimini uyandırması ve bunun da hukuken zımni kabul olarak kabul edilmesi söz konusudur. 99 MacGibbon, The Scope of Acquiescence in International Law, s. 143. 100 Temple of Preah Vihear, 43 (Separate Opinion of Judge Alfaro). 101 Temple of Preah Vihear, 44 (Separate Opinion of Judge Alfaro). 102 Ovchar, s. 10. 103 Fisheries Case (United Kingdom v. Norway), 1951, ICJ Rep 116; Bkz. Ovchar, s. 12. 104 Fisheries Case, 140. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 417 Birleşik Krallık’ın bu sınırlandırma yöntemine karşı uzun süre itirazdan kaçınma biçimindeki sessizliği, bir estoppele yol açmıştır105. Estoppelin en açık uygulaması Kamboçya ile Tayland arasındaki Preah Vihear Tapınağı davasıydı. 1954’te Fransa’nın Kamboçya’dan çe- kilmesinin ardından Tayland askeri güçleri Tapınağı işgal etmiş ve bunun üzerine Tapınağın mülkiyeti konusunda çıkan anlaşmazlık UAD önüne getirilmiştir. Bu dava o zamanlar Fransız Çinhindi olarak bilinen Kam- boçya ile Siam olarak bilinen Tayland arasında Preah Vihear Tapınağı ko- nusunda yaşanan toprak anlaşmazlığına odaklanmıştır. İki ülke arasındaki sınır çizgisinin kesin hatlarını belirlemek için 1904 yılında topografya uz- manlarından oluşan ortak bir komite kurulmuş ve bu komite, 1907’de Tay- landlı yetkililere gönderilen ve Tapınağın Kamboçya topraklarında bulun- duğunu gösteren bir harita hazırlamıştır. Taylandlı yetkililerden bu hari- taya ne o zaman ne de daha sonraki yıllar boyunca herhangi bir tepki gel- miştir106. Divan, Tayland’ın bu haritaya herhangi bir itirazının olmadığını ve bunun Tayland tarafının oluşturulan haritaya uymak zorunda kalmasına yol açtığını bir başka ifadeyle Tayland’ın Tapınak üzerinde egemenlik id- diasının engellenmesi gerektiğini savunmuştur. Divan gerekçe olarak, özellikle Tayland’ın, diğer hususların yanı sıra, bir dizi haritanın kullanıl- masına ve bir Tayland prensinin ziyareti sırasında Kamboçya’nın işgalci sömürge gücü olan Fransa bayrağının çekilmesine itiraz etmemesini gös- termiştir. Divan, bu eylemlerin, “tepki gerektiren bir durumda herhangi bir tepki vermeme yoluyla, Kamboçya’nın Preah Vihear üzerindeki ege- menliğinin Tayland tarafından zımnen tanınması anlamına geldiği” sonu- cuna varmıştır107. 105 Fisheries Case, 139: Divan, Büyük Britanya’nın Kuzey Denizi’ndeki konumu, soruna olan ilgisi ve uzun süreli çekimser kalması, her halükârda Norveç’in kendi sistemini Birleşik Krallık’a karşı uygulamasını haklı çıkaracaktır” ifadelerini kullanmıştır. Bu sonuç çoğunluk tarafından benimsenmiş olsa da muhalif görüşe sahip yargıç McNair ve Reid, Birleşik Krallık, Norveç tarafından kullanılan spesifik sınırlama sisteminden tam olarak haberdar olmadığından ve Birleşik Krallık sınırlandırma yöntemine ilişkin yapıcı bildirim almadığından, bu yönteme itiraz etmekten alıkonulmaması gerektiği sonucuna varmıştır. Fisheries Case, 172, 180 (Dissenting Opinion of Judge McNair). Fisheries Case, 200 (Dissenting Opinion of Judge Reid); MacGibbon, zımni kabul yoluyla estoppel söz konusu olduğunda, her iki tarafın da hukuki olarak ilgili durum hakkında bilgi sahibi olması gibi gereklilikler karşılanmadığı müddetçe sessizliğin doğrudan kabul sonucunu doğurmayacağını ileri sürmektedir. MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 468. 106 Temple of Preah Vihear (Cambodi v. Thailand), Merits, 1962, ICJ Rep 6, 23. 107 Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand) ICJ 15 June 1962, 31; Tayland, Ta- pınak bölgesinde tam egemenlik uyguladığına dair çok sayıda kanıta sahip olduğunu savunmuştur. Bu nedenle Tayland, haritanın içeriğine karşı çıktığı için herhangi bir 418 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Sorun şu ki, salt bir sessizlik olgusu estoppele yol açar mı? Bu soruyla ilgili yaklaşımlardan biri şudur: Preah Vihear Tapınağı davasında karşıt görüş sunan Yargıç Alfaro’ya göre, suskunluk ve itiraz etmeme o kadar temel bir meseledir ki, tek başına bu iki durumla uyuşmazlık konusu ka- rara bağlanabilir ve dolayısıyla bununla bir devletin diğer devlet tarafın- dan öne sürülen aleyhteki iddiasına karşı itiraz etme hakkından vazgeçtiği kabul edilir ve bu, “bir devletin haklarından feragat ettiğini gösteren hu- kuki bir karine” teşkil eder. Bu nedenle, farklı bir çıkarıma yol açabilecek diğer delillerin dikkate alınması gerekli değildir, estoppel için sessizlik kati ve yeterlidir108. Ancak karşıt görüşe göre sessizliğe, bu tutumun sür- dürüldüğü koşullar bağlamında bakılmalıdır. Sessizlikten kaynaklanan rıza karinesi, aksi niyetin açıkça belirtilmesiyle çürütülebilir. Dolayısıyla sessizliğin yalnızca delil değeri taşıdığı kabul edilmektedir109. Diğer fak- törler araştırılmadıkça bu tür bir sessizlik tek başına bir estoppel oluştur- maz110. Tapınak davasında muhalif görüşe sahip yargıçlar görüş gerekçele- rinde, davanın daha geniş koşulları ışığında, özellikle de Tayland’ın Tapı- nak üzerindeki egemenlik uygulaması göz önüne alındığında, Tayland’ın karşı çıkmamasının, bir estoppele yol açmaması gerektiğini ileri sürmüş- lerdir111. Onlara göre, Tayland’ın sessizliği davaya esas kabul edilecek tek durum olarak kabul edilmemeliydi, bu sessizlik tek başına kendisi hukuki etki yaratmayan bir durumdur, sadece delil niteliğinde tamamlayıcı bir de- ğere sahiptir112. Yargıçlar arasındaki bu görüş farklılığının nedeni her bir yargıcın Tay- land’ın sessizliğine atfettiği hukuki önemin farklı boyutlarda olmasıdır. Çoğunluk, Tayland’ın Tapınak üzerindeki egemenliğini kullanması gibi aksi yöndeki delillere bakılmaksızın, Tayland’ın sessizliğinin bir estop- pele yol açtığını gözlemlemiştir. Görünüşte çelişkili davranışlara rağmen mevcut duruma itirazın olmayışı estoppele yol açmıştır. Bu nedenle ço- estoppel kurulamayacağını ileri sürmüştür. Divan heyetinin çoğunluğu, söz konusu haritanın, eğer Siyam yetkilileri haritayı kabul etmiyorlarsa ya da harita ile ilgili ciddi sorunlar taşıyorlarsa makul bir süre içerisinde bir tepki verilmesi gerektiren koşullar yarattığını gözlemlemiştir.” Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), 24. 108 Temple of Preah Vihear (Separate Opinion of Judge Alfaro). 109 Temple of Preah Vihear (Dissenting Opinion of Judge Spender). 110 Long, s. 97. 111 Temple of Preah Vihear (Dissenting Opinion of Judge Koo), 70 (Dissenting Opinion of Judge Quintana), 130 1 (Dissenting Opinion of Judge Spender). 112 Temple of Preah Vihear, 71. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 419 ğunluğa göre sessizlik, estoppel kurulmasında belirleyiciydi ve hukuki so- nuçlar yaratan bir durum olarak kabul edilmiştir113. Bu konuyu ele alan davaların ayrıntılı bir incelemesi, Divan’ın sessizliğin ne zaman estoppele yol açacağını belirlemede tutarlı olmadığını hiçbir görüşün yaygınlık ka- zanmadığını ortaya koymaktadır. Bunun nedeni sessizliğe verilen çelişkili hukuki önemdir: sessizlik bazen kesindir, bazen ise estoppelin tesis edil- mesinde yalnızca delil niteliğinde bir ağırlık taşır114. Divan tercih ettiği yaklaşım konusunda net olmadığından sessizlik konusu, estoppel uygula- masında esaslı tutarsızlığın olduğu ilk alandır115. B. Yetkililik, Koşulsuzluk ve Serbest İrade Estoppelin ikinci unsuru, devletin niyet açıklamasının yani beyanın yetkili otoriteden çıkmış olması, koşulsuz olması ve serbest irade ile ya- pılması gerektiğidir. Bu unsurun yerine getirilmemesi durumunda, açık ve tutarlı olsa dahi bir beyan, estoppel doğurmaz. 1. Yetkililik Tek taraflı bir beyan, ancak yetkili bir temsilci tarafından yapılması halinde devleti hukuki ve uluslararası açıdan bağlar. Bu nedenle, estoppel oluşturacak açıklama veya eylemler devlet adına hareket etmeye tam yet- kili bir kişi veya temsilci tarafından yapılmalıdır ve bu durum devletin bu konudaki iç hukuk hükümlerine uygun olmalıdır116. Bu durumda, beyanda veya eylemde bulunan kişinin özel statüsü büyük önem taşımaktadır. Dev- let tüzel kişiliği “her biri birçok bireyden oluşan birçok organın bir araya gelmesinden oluşur”117. Bu, bir devletin aynı anda tüm organlarıyla “tek ses” olarak konuşması gibi bariz bir zorluğa yol açmaktadır. Nitekim böyle bir zorunluluk da bulunmamaktadır118. En azından belli kişilerin bağlı olduğu devletini uluslararası alanda temsil etmeye yetkili olduğu ve bu kişilerin beyan ve eylemlerinin devletini bağlı kılacağı kabul edilmek- tedir. 113 Esasında bu husus ısrarlı itiraz (persistent objector) doktrini ile çok yakından ilgilidir. Israrlı itiraz doktrininin en yakın bağı, zımni kabul yoluyla estoppel iledir. Israrlı itiraz kuralının zımni kabul yoluyla estoppelin farklı bir biçimi olduğu söylenebilir. Bkz. Moisés Montiel Mogollón, “The Consent-Based Problems Surrounding The Persistent Objector Doctrine”, Michigan Journal of International Law, Vol. 43 (2), s. 310. 114 Temple of Preah Vihear, 131 (Dissenting Opinion of Judge Spender). 115 Ovchar, s. 10. 116 Ovchar, s. 17. 117 Fisheries Case, 200 (Dissenting Opinion of Judge Reid). 118 Ovchar, s. 29. 420 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Bu konu, USAD tarafından ve daha sonra UAD tarafından çeşitli uyuşmazlıkların çözümlenmesi sırasında açıklığa kavuşturulmuştur. UAD, Kongo Bölgesindeki Askeri Faaliyetler davasındaki kararında, ulus- lararası antlaşma hukukunun teamül kuralı olan ve daha sonra 1969 Vi- yana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 7. maddesinin 2. paragrafında açıklanan kurala atıf yapmıştır. Söz konusu madde, “Görevleri gereği ve yetki belgesine başvurmaksızın devlet başkanı, hükümet başkanı ve dışiş- leri bakanlarının, bir andlaşmanın akdi ile ilgili her türlü işlemin yapılması amacıyla devletlerini temsil ettikleri kabul edilir” şeklindedir. Madde hükmü, tam yetkiyle hareket etme hakkına sahip kişilerin bir listesini ver- mektedir. Uluslararası uygulama, bir devlet için yasal yükümlülük teşkil eden tek taraflı beyanların çoğunlukla hükümet başkanları veya dışişleri bakanları tarafından ve nadiren devlet başkanı tarafından verildiğini gös- termektedir. Nükleer Denemeler davasında, UAD, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesine açıkça atıfta bulunmaksızın, örneğin devlet başkan- ları ve diplomatik misyon başkanları gibi devletlerini bağlayıcı hale geti- recek beyanlarda bulunma yetkisine sahip olduğu kabul edilen kişilerin benzer bir listesini sunmuştur119. Divan içtihatlarında bu unsurla ilgili tutarlı davranmıştır. İstikrarlı şe- kilde, bir beyanın yalnızca devleti bağlamaya yetkili bir organ tarafından yapılması durumunda estoppel etkisinin doğabileceğini savunmuştur120. Geçerli yetki sorunu esasında ilk olarak Doğu Grönland’ın Hukuki Statüsü davasında tartışılmıştır. Bu davada USAD, somut olaya ilişkin kararında yabancı bir devletin diplomatik temsilcisinin bir sorunla ilgili talebine ya- nıt olarak, kendi alanına giren bu sorun ile ilgili hükümeti adına dışişleri bakanı tarafından verilen cevabın, bakanın temsil ettiği devleti bağlayıcı nitelikte olduğunu kabul etmiştir121. Bu davada USAD, bakanın fikir be- yan etmek için gerçekten yetkiye sahip olup olmadığı konusuyla ilgilen- memiş, bunun yerine bakanın devletini bağlama yetkisine sahip olup ol- madığına bir başka ifadeyle, bakana bağlı olduğu devleti uluslararası alanda bağlı kılma yetkisinin verilip verilmediğine odaklanmıştır. Divan durumun böyle olduğu sonucuna vardığında söz konusu beyanın yetkili olduğuna kanaat getirmiştir122. 119 Nuclear Tests Case (Australia v. France) ICJ 20 Dec 1974, 270. 120 Ovchar, s. 17. 121 Legal Status of Eastern Greenland, 51. 122 Legal Status of Eastern Greenland, PCIJ Series A/B. No 53, S.71; Bowett, s. 192. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 421 Yetkilendirmeye ilişkin bu özel görüş, Nottebohm Davasında123 des- teklenmiştir. Her ne kadar Divan, açık ve tutarlı bir beyanın mevcut oldu- ğuna karar verse de, daha sonra, konsolosluğun bir devleti bağlamakla yet- kili bir organ olmadığı için beyanın yetkiye dayanmadığı sonucuna var- mıştır. Konsoloslara bu tür konularda (uluslararası ilişkilerde) uluslararası açıdan devleti bağlı kılma yetki ve sorumluluğu verilmemektedir. Dolayı- sıyla Divan, Guatemala Başkonsolosu’nun beyanının yetkili olma şartını yerine getirmediğinden, konsolos beyanının estoppele yol açmadığı sonu- cuna varmıştır124. Benzer şekilde, Maine Körfezi davasında125 Divan, açık ve tutarlı bir beyan olmasına rağmen orta düzeyde bir hükümet görevlisi olarak - ABD Arazi Yönetim Bürosu’nun Arazi ve Madenlerden Sorumlu Müdür Yar- dımcısının uluslararası sınırları belirleme veya yabancı iddialar konu- sunda Hükümeti adına bir pozisyon alma yetkisine sahip olmaması, bir başka ifadeyle, Müdür Yardımcısının kendi devletini uluslararası alanda bağlı kılma yetkisine sahip olmaması nedeniyle açık ve tutarlı olmasına rağmen beyanın estoppele yol açmadığı sonucuna varmıştır126. Bu faktör belirleyicidir, çünkü yetkili, açık ve tutarlı bir beyan veya davranış unsur- larının karşılanmaması durumunda estoppel etkisi doğmayacaktır127. 2. Koşulsuzluk Bir beyanın engel teşkil edebilmesi yani estoppel oluşturabilmesi için, yetkilendirilmiş olmanın yanı sıra o devletin temsili davranışının koşulsuz olarak yerine getirilmesi gerekir. Bir beyan, örneğin bir uyuşmazlığa ortak bir çözüm bulmak amacıyla devam eden bir dizi müzakerenin parçası ola- rak kayıtla ya da koşul altında yapılırsa ve bu koşullar gerçekleştirilmezse veya başka koşulların yerine getirilmesine tabi tutulursa, bu durumda es- toppel uygulanamaz128. Doğu Grönland’ın Hukuki Statüsü davasında Norveç, Danimarka’ya yönelik kendi beyanının Spitzbergen Takımadası üzerindeki ayrı bir ege- menlik meselesinde Danimarka’nın işbirliği yapmasına bağlı olduğunu ileri sürmüştür129. Ancak USAD, müzakereler sırasında yapılmadığı için 123 Nottebohm (Liechtenstein v. Guatemala), 1955, ICJ Rep 4. 124 Nottebohm (Liechtenstein v.Guatemala), 17-18. 125 Delimitation of the Maritime Boundary in the Gulf of Maine Area (Canada v. United States of America), 1984, ICJ Rep 246. 126 Delimitation of the Maritime Boundary in the Gulf of Maine Area, s. 307. 127 Ovchar, s. 3. 128 Bowett, s. 191. 129 Legal Status of Eastern Greenland, s. 71. 422 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Norveç’in beyanının koşulsuz olduğuna hükmetmiştir. Ayrıca USAD, Norveç’in argümanı doğru olsaydı, herhangi bir estoppelin ortaya çıkma- yacağını da belirtmiştir130. UAD içtihatlarında yetki konusunda olduğu gibi bu unsurla ilgili ola- rak da tutarlı davranarak, istikrarlı biçimde, bir uzlaşının görüşmeleri sı- rasında yapılmadığı yani müzakerelerin dışında yapıldığı sürece veya açık koşullara tabi olmadığı sürece bir beyanın koşulsuz sayılacağını kabul et- miştir131. Sonuç olarak, estoppelin bu unsuru açıktır; Divan kendi içinde tutarlı bir şekilde, bir beyanın estoppel doğurabilmesi için yetkili ve ko- şulsuz olması gerektiğine karar vermiştir. 3. Serbest İrade Bir estoppel oluşabilmesi için, aleyhine estoppel ileri sürülen tarafın kendi isteğiyle bir başka ifadeyle serbest iradesiyle beyanda bulunmuş ol- ması gerekir. Dolayısıyla bir tarafın baskı altında hareket etmesi veya hi- leli bir şekilde beyana ikna edilmesi durumunda geçerli bir estoppel oluş- turulması mümkün değildir. Uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak, açıklama veya eylemlerin tehdit veya zorlama olmaksızın, tamamen ser- best irade ile yapılması gereklidir. Serbest irade beyanı şartı, Sırbistan Kredileri davasında USAD tarafından açıkça dile getirilmiştir132. Ne var ki, bu davadan 30 yıldan biraz daha uzun bir süre sonra, UAD bu şartı göz ardı etmiş ya da en azından Preah Vihear Tapınağı ile ilgili kararında buna çok az önem vermiştir. Bu davada Divan, Tayland’ın sessizliği nedeniyle ihtilaflı bölgeyle ilgili herhangi bir iddiada bulunmasının artık “engellen- diğine” karar vermiştir. Divan heyetinin çoğunluğu tarafından gönüllü ol- duğu açıkça kabul edilen Tayland Devleti’nin sessizliğinin, tüm koşullar daha yakından incelendiğinde gerçekten gönüllü ve kendi isteğine bağlı olarak yapıldığının söylenip söylenemeyeceği şüphelidir. C. Güven Unsuru Estopel ilkesinin üçüncü ve son unsuru, estoppeli ileri süren tarafın diğer tarafın yaptığı beyana makul ölçüde güvenmiş olması gerektiğidir133. Estoppel uygulamasının temel amacı ilgili devletin karşı tarafa duyduğu güvenden doğan menfaatinin korunmasıdır. Hakkaniyet ve adaletin sağla- 130 Legal Status of Eastern Greenland, s. 43. 131 Ovchar, s. 17. 132 Payment of Various Serbian Loans Issued in France (France v. Kingdom of Serbs, Croats and Slovenes) 1929 PCIJ (ser A/B) No 20/21, 39. 133 North Sea Continental Shelf, 1969, ICJ Rep 4, 25. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 423 nabilmesi için, iradesini ortaya koyan tarafın, diğer devletin bu irade be- yanına ya da tutuma güvenmesi nedeniyle zarara uğramasını önlemek amacıyla, tutumuna bağlı kalması ve sözünden dönmemesi gerekmekte- dir. Duruma diğer taraf cephesinden bakılırsa, bir devlet, diğerinin beyan- larına güvenmeden önce bugün söylenenlerin yarın inkâr edilmeyeceğine inanmalıdır. Uluslararası aktörler arasındaki etkili ilişkiler, bu aktörlerin birbirlerine karşı yaptıkları beyanlara, özellikle de bu tür beyanların doğ- rudan veya dolaylı olarak etki doğurmaları durumunda güven duymalarını gerektirir. Bu nedenle bir devlet, diğer uluslararası hukuk süjelerinin bu tür eylem veya beyanlara güvenebileceği ve buna göre hareket edebileceği şekilde davranmalıdır134. Ancak salt güvenme, muhtemel hukuki sonuç- lara yol açmaz. Burda kabul edilmesi gereken güven, meşru ve bu neden- lede hukuki korumaya değer olan güvenme durumudur135. Ancak bu gü- venmeyi “zararlı güvenme”yle karıştırmamak gerekir. Güven her zaman bir zarara yol açmaz, zarardan söz edebilmek için bir devletin, güven ne- deniyle maddi açıdan “kötü durumda” olması gerekir. Estoppel doğabilmesi için güvenen tarafın zararına ya da beyanda bu- lunan tarafın yararına olacak şekilde bir tarafın diğer tarafın beyanına ya da eylemine iyi niyetle güven duyması gerektiği ileri sürülmektedir136. Buna göre, estoppel talebinde bulunan taraf, diğer tarafın beyanlarına veya davranışlarına makul ölçüde güvendiğini ve bunun sonucunda bir tür za- rara maruz kaldığını kanıtlamalıdır. Bir başka ifadeyle, estoppelin ancak beyanda bulunan tarafın bir avantaj elde etmesi veya beyana güvenmek isteyen tarafın, daha sonraki tutarsız davranış nedeniyle zarara uğraması durumunda etkili olacağı söylenebilmektedir. Güven unsuru, estoppelin sorunlu alanlarından bir diğeridir. Çünkü, bu hususta Divan kararlarında istikrarlı bir uygulama ve içtihat oluşama- mıştır. Uluslararası mahkeme kararlarında, estoppelin ortaya çıkması için bir devletin bu güven nedeniyle zarara uğramasının gerekip gerekmediği açık değildir. Bu kararların bazıları, estoppelin ortaya çıkması için zarar doğuran bir güvenme durumunu zorunlu kılarken, diğerleri ise zarara ne- den olan güvenmenin gerekli olmadığı yönünde olmuştur. Nikaragua’da ve Nikaragua’ya Karşı Askeri ve Paramiliter Faaliyet- ler davasında, güvenin gerekliliği UAD tarafından teyit edilmiştir. Bu da- vadaki görüşlere göre, “estoppel, bir devletin, başka devletlerin kendisine güven duyduğu davranışlarından, beyanlarından ve benzer tutumlarından 134 MacGibbon, Estoppel in International Law, s. 478; Wagner, s. 1779. 135 Obrien, s. 79. 136 Wagner, s. 1780. 424 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) çıkarılabilir... ki bu davranışlar bu tür bir davranışa güvenen bir başka dev- letin ya da devletlerin kendi zararlarına olacak şekilde durumunu değiştir- mesine veya bazı zararlara maruz kalmasına neden olabilecek türdendir”. Bu tür davranışların estoppele yol açabilmesi için estoppel talebinde bu- lunan devletin, diğer devletin beyanlarına veya eylemlerine güvenerek bazı eylemlerde bulunduğunu yani pozisyon değiştirdiğini veya eylemde bulunmadığını ve bunun zarara veya dezavantaja yol açtığını kanıtlaması gerekir. Güven şartı, uluslararası ilişkilerde devletler arasındaki iyi niyetle yakından ilgilidir.137 Bu görüş, Kara, Ada ve Deniz Sınır Uyuşmazlığı davasında da destek- lenmiştir138. Kamerun ve Nijerya arasındaki Kara ve Deniz Sınırı dava- sında da Divan benzer şekilde, estoppelin ancak bir devletin bir başkasının beyanına dayanarak “kendi zararına pozisyon değiştirmesi veya bazı ön- yargılara maruz kalması durumunda ortaya çıkabileceğine” karar vermiş- tir139. Preah Vihear Tapınağı davasında çoğunluk, estoppel uygulamak için zarar doğuran bir güvenin gerekli olduğunu savunmuştur. Özellikle çoğunluk, Kamboçya ile bir sınırı olan Tayland’ın elde ettiği fayda nede- niyle Kamboçya’nın estoppele başvurabileceğine karar vermiştir140. Yar- gıç Fitzmaurice, kendi ayrık görüşünde, estoppel etkisinin temel şartının şöyle olduğunu ileri sürmüştür: “kuraldan yararlanan taraf, diğer tarafın beyanlarına veya davranışlarına, kendi zararına veya diğerlerinin yararına güvenmiş olmalıdır”141. Dolayısıyla bu davalar, bir estoppelin ortaya çık- ması için zarar veren bir güvenin tesis edilmesi gerektiğini açıkça göster- mektedir. Güven unsurunun konu edildiği Doğu Grönland davasında USAD, Norveç Dışişleri Bakanının Danimarkalı mevkidaşına verdiği sözlü gü- venceye dayanmış olduğunu ileri süren Danimarka’nın kendi aleyhine ha- reket etmemesine rağmen Norveç’in “menedildiğini/engellendiğini” be- lirtmiştir. Bu şekilde USAD kararında, estoppelin ortaya çıkması için za- rar verecek derecede güvenmenin gerekli olmadığını ima etmiştir142. Es- 137 Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States of America), Jurisdiction and Admissibility, Judgment, I.C.J. Reports 1984, s. 392, s. 415, para. 51. 138 Application by Nicaragua to Intervene, (El Salvador v. Honduras), 1990, ICJ Rep 3, 118. 139 Land and Maritime Boundary (Cameroon v. Nigeria), 304. 140 Temple of Preah Vihear, 32. 141 Temple of Preah Vihear, 63. (Separate Opinion of Judge Fitzmaurice). 142 Legal Status of Eastern Greenland, 70‐1. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 425 toppel kelimesi kullanılmamasına rağmen, bunun estoppel olduğu şeklin- deki önermenin ikna edici olduğu söylenemez. Her şeyden önce estoppe- lin özü, başkalarının tutarsız eylemleri sonucunda mağdur olanları koru- maktır143. Nükleer Denemeler davasında UAD, estoppel oluşması için za- rar doğuran bir güvenmenin gerekli olmadığına karar vermiştir. Avust- ralya’nın güveninden herhangi bir zarar görmemesine rağmen, Fransa’nın beyanından geri dönmesi “engellenmiştir” (estoppel etkisi). Bu nedenle, aslında Divan, estoppel iddiasını, bunu ileri süren devletin herhangi bir zarara maruz kalmasını gerektirmeden kabul etmiştir144. Bu davalarda, es- toppelin tesis edilmesi için zarar verici güven gerekli görülmemiştir. Kararların çoğu, estoppelin ortaya çıkması için bir tarafın diğer tarafın beyanına güvenerek ya kendi zararına ya da diğerinin avantajına farklı ey- lemlerde bulunduğunu göstermesi gerektiği önermesini desteklemekte- dir145. Ayrıca, bu kararların tümü, zarar doğuran bir güvene çok geniş açı- dan bakmaktadır. Doğrudan zarar görmeyen bir devlet, diğer devletin elde ettiği fayda nedeniyle de estoppeli ileri sürebilir146. Fakat yine de estoppel uygulamasında zarar kriterini de içeren ulusal hukuk düzenlerinin unsur- larını uluslararası hukuk düzenine kolayca aktarmanın basiretli olmadığı gerekçesiyle böyle bir kriterin varlığından şüphe duyulmuştur147. Estop- pelin ortaya çıkması için zararlı bir güvenin gerekli olmadığı görüşü de teoride sağlam temellere dayanmamıştır148. Yargı kararları estoppelin iş- lemesi için gerçekten zarara neden olan bir güvenmenin gerekli olup ol- madığı konusunda bölünmüştür. Bazı davalar zarar doğuran güvenmenin gerekli olduğunu desteklerken, diğer davalar aksini ileri sürmektedir. Bu nedenle uluslararası mahkemelerin bu konuda tutarlı olmadığı açıktır. SONUÇ Uluslararası hukukta adalet, iyi niyet ve tutarlılık ilkelerine dayanan estoppel ilkesi her ne kadar iç hukuktan kaynaklansa da, uzman hukukçu- ların teorileri ve uluslararası yargı içtihatlarının teşvikiyle uluslararası hu- kukta genel bir hukuk ilkesi haline gelmiştir. Anglo-Sakson Hukuk sistemi 143 Wagner, s. 1777. 144 Bkz. Brown, s. 409. 145 Temple of Preah Vihear, 63 (Separate Opinion of Judge Fitzmaurice); North Sea Continental Shelf, 26; Land, Island and Maritime Frontier Dispute, 118. 146 Temple of Preah Vihear, 63 (Separate Opinion of Judge Fitzmaurice). 147 McNair, The Law of Treaties (1961), s. 487. 148 Nuno Sergio/Marques Antunes, Estoppel, Acquiescence and Recognition in Territorial and Boundary Dispute Settlement, International Boundaries Research Unit Boundary and Territory Briefings, IBRU, 2000, s. 35; Vladimir Degan, Sources of International Law, Boston 1997, s. 55-59. 426 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) tarafından oluşturulan estoppel ilkelerine sıkı sıkıya bağlılık, aşırı sınıf- landırmaya ve uluslararası estoppel için uygun olmayan kategorilere yol açmaktadır. Bu nedenle doktrinin uluslararası hukuk versiyonunun daha basitleştirilmiş olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, estoppelin Anglo- Sakson hukukundaki oluşumu ve gelişmesiyle karşılaştırıldığında, bazen belirsiz ve değişken olduğu düşünülmektedir. Uluslararası yargı uygulaması, estoppelin devlet anlaşmazlıklarının, özellikle de toprak anlaşmazlıkları ve deniz yetki alanlarının sınırlandırıl- ması gibi konulardaki anlaşmazlıkların çözümünde artan rolünü göster- meye devam etmektedir. Estoppel, devletlerin diplomasisine ilişkin tek ta- raflı deklarasyonlar, tek taraflı eylemler ve resmi olmayan anlaşmalar gibi devletlerin davranışlarının düzenlenmesinde olumlu bir rol oynayabil- mektedir. Estoppel doktrini, modern uluslararası hukukta tarafların güven duyacağı hukuki ilişkilerin oluşumunda yararlı bir araç olarak uygulanır. Bir tarafın diğer tarafın daha önceki beyanları veya davranışlarıyla çelişen bir iddia veya savunma ileri sürmesini önlemek için bir kalkan olarak bu ilkeye dayanılabilir. “Bir devlet önceki tutarlı konumunu keyfi olarak değiştiremez” pren- sibiyle işleyen ve esasen masum bir tarafı başka bir tarafın eylemlerine iyi niyetle güvenmenin zararlı sonuçlarından korumayı amaçlayan bu doktri- nin uluslararası mahkemeler tarafından birçok uygulamasına rağmen ge- lişimi iyimser değildir. UAD ve selefi olan USAD tarafından pek çok ka- rarda kendisine yer bulan ve bu kararlarla geliştirilmiş olan estoppel, ge- reken netlikten yoksun olduğu eleştirisiyle karşı karşıya kalmıştır. Geç- mişte bu belirsizliğin nedeni olarak kısmen hem uygulayıcıların hem de teorisyenlerin bu doktrini aşırı karmaşıklaştırma eğiliminden kaynaklan- dığı gösterilmiştir. UAD, doktrininin dogmatik temeli, belirli unsurları veya uygulaması hakkında kapsamlı bir şekilde ayrıntıya girmeyi reddet- miştir. UAD’nin bu çekimserliği, geçmişte yorumlanmasında zorluklara neden olan bu doktrinin tam kapsam ve içeriğine açıklık getirmek için bir- çok fırsatın kaçırılmasına yol açmıştır. Estoppele ilişkin Divan içtihatlarının neden tutarlılıktan yoksun oldu- ğunu açıklığa kavuşturmaya çalışırken bu makale, Divanın estoppelin iki unsuru konusunda tutarsız olduğunu ileri sürmüştür. Birincisi, sessizliğin estoppele yol açtığı koşullarda netlik bulunmamaktadır: bazen sessizlik mutlaktır, bazen ise sadece estoppelin tesis edilmesinde delil niteliğinde bir ağırlık taşır. İkinci olarak, bir estoppelin ortaya çıkması için zarar do- ğuran bir güvenin gerekli olup olmadığı hususu açık değildir. Bazı karar- larda estoppelin ortaya çıkması için zarar kriterinin karşılanması aranırken bazı kararlar ise zarar neticeli güvenme gerekliliğini reddetmektedir. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 427 Sessizliğe kesin ve nihai nitelikte ağırlık verilmesine yönelik mutlak görüş estoppel talebinde bulunan devlete haksız bir avantaj sağlamanın yanı sıra sürekli ve güçlü itirazlara büyük önem vermektir ve bunları teş- vik etmektedir. Bu da uygulamada devletlerin kendilerine karşı bir estop- pel doğması korkusuyla uluslararası ilişkilerde olağanüstü derecede “çe- kimser” olmaya, birbirlerinin kanunlarını incelemeye ve akla gelebilecek her fırsatta kendi konumlarına ilişkin çekinceler koymaya mecbur kaldık- ları bir durum yaratır. Bu durum devletlerin kendilerini ortaya çıkması muhtemel olumsuz bir estoppel etkisinden korumak için medya açıklama- larına benzeyen devlet beyanları yağmuruna yol açacaktır. Bu durumun ise uyuşmazlık konusu olan durumlarda işbirliğini teşvik etmesi pek muh- temel değildir, sadece devletlerin ileride kendi aleyhine bir durum yarat- ması ihtimali ile karşısına çıkan bir çok hususta itiraz ihtiyacını körükler. Belirli bir yargısal karar, sadece davanın tarafları için resmi olarak bağlayıcı olsa da Divan’ın bir uyuşmazlığın çözümünü ararken ve bir ka- rar verirken her zaman mevcut olaylarla ilgili olan önceki kararları ince- lemesi ve bunları dikkate alması beklenmektedir. Bu, Divan’ın içtihatla- rına saygının sürdürülmesi bakımından büyük önem taşır. Tutarsız karar- lar devletlerin Divanın düzgün işleyişine ilişkin algısını zayıflatmakla kal- mayıp, aynı zamanda hukuki belirsizlik yaratarak, ileride gerçekleşecek devlet davranışlarına bir rehber olarak uluslararası hukukun değerini de zayıflatmaktadır. Bunun yanında, Divan’ın başarısı büyük ölçüde tarafsız yargılama konusundaki itibarına da bağlıdır. Yargısal tutarlılık, taraf tutma suçlamalarını önlemenin de bir yolunu teşkil etmektedir. Bu ne- denle, estoppel ile ilgili olanlar dahil diğer tüm tutarsız kararlar devlet adamlarının Divan’ın dürüstlüğüne ilişkin algısını ve devletlerin araların- daki uyuşmazlıkları Divan önüne getirme konusundaki istekliliğini etki- ler. Divan’ın bu tutarsızlıkları nasıl gidermesi gerektiğine ilişkin bir öneri olarak özellikle, sessizliğin sadece delil niteliğinde görülmesi ve zarar ve- rici derecede güvenmenin estoppel başvurusu için bir ön koşul olması ge- rekir. Bunlar, estoppele ilişkin olarak Divan içtihadında kısmen öngörüle- bilirlik sağlar ve istikrarı teşvik eden ilkenin zarar görmesini engeller. 428 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) KAYNAKÇA Acer, Yücel/Kaya, İbrahim, Uluslararası Hukuk, İngilizce Özetli Temel Ders Kitabı, Legal Yayınevi, İstanbul 2012. Blum, Yehuda Z., Historic Titles in International Law, The Hague, Netherlands, 1965. Bowett, Derek William, “Estoppel Before International Tribunals and Its Relation to Acquiescence”, British Yearbook of International Law, Vol. 33, 1957. Boz, Selman Sacit, “Türk İdare Hukukunda Estoppel Kuramının Uygulanabilirliği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 34, Y. 9, 2018, s. 231-251. Brown, Christopher, “A Comparative and Critical Assessment of Estoppel in International Law”, University of Miami Law Review, Vol. 50 (2), 1995, s. 369-412. Brownlie, Ian, Principles of Public International Law, 6. ed, Oxford University Press, 2003. Cartwright, John, “Protecting Legitimate Expectations and Estoppel in English Law”, (Report to the XVIIth International Congress of Comparative Law, July 2006), Electronic Journal of Comparative Law, Vol. 10 (3), 2006. Cheng, Bin, General Principles of Law as Applied by International Courts and Tribunals, Cambridge University Press, Cambridge 1953. Crawford, James, Brownlie’s Principles of Public International Law, Eighth Edition, OUP, UK, 2012. Crawford, James, Brownlie’s Principles of Public International Law, 9th ed., Oxford University Press, 2019. Crozat, Charles, Devletler Umumi Hukuku (Umumi Prensipler ve Tarihçe), C. 1, Çev. Edip F. Çelik, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul 1950. Çağıran, Mehmet Emin, Uluslararası Hukukta Devletin Tek Taraflı İşlemleri, Platin Yayınları, Ankara 2005. D’Amato, Anthony, “Consent, Estoppel, and Reasonableness: Three Challenges to Universal International Law”, Virginia Journal of International Law, Vol. 10, 1969, s. 1-27. Friede, Wilhelm, “Das Estoppel Prinzip im Völkerrecht”, Zeitschrift für Auslandisches Öffentliches Recht und Völkerrecht, Vol. 5, 1935, s. 517- 545. Friedmann, Wolfgang, Legal Theory, Columbia University Press, 1967. Hudson, Alastair, Equity and Trusts, Taylor & Francis, London 2004. Jennings, Robert/Watts, Arthur (eds), Oppenheim’s International Law, 9th ed, Longman London 1992. DABANLIOĞLU ALANUR – Uluslararası Yargı Kararları Işığında… 429 Lauterpacht, Hersch, The Development of International Law by the International Court, Cambridge University Press, Cambridge 1958. Long, Tran Thang, “The Application of Estoppel In International Law And Experiences For Vietnam”, Vietnamese Journal of Legal Sciences, Vol. 01 (1), 2019, s. 89-114. MacGibbon Ian, “The Scope of Acquiescence in International Law”, British Yearbook of International Law, Vol. 31, 1954, s. 143-186. MacGibbon, Ian, “Estoppel in International Law”, International Comparative Law Quarterly, Vol. 7, No. 3, 1958, s. 468-513. McNair, Lord, Law of Treaties, Oxford University Press, 1961. Mogollón, Moisés Montiel, “The Consent-Based Problems Surrounding The Persistent Objector Doctrine”, Michigan Journal of International Law, Vol. 43 (2), s. 301-359. O’Brien, Killian, “Representation in the Doctrine of Estoppel in International Law”, The Irish Yearbook of International Law, Vol. 3, 2008, s. 69-90. Ovchar, Alexander, “Estoppel in the Jurisprudence of the ICJ a Principle Promoting Stability Threatens to Undermine it”, Bond Law Review, Vol. 21 (1), 2009, s. 1-33. Rubin, Alfred P., “The International Legal Effects of Unilateral Declarations”, American Journal of International Law, 71 (1), 1977, s. 1- 30. Schwarzenberger, Georg, International Law, 3rd. ed, Stevens and Sons Ltd., London 1957. Sinclair, Ian, “Estoppel and Acquiescence”, Fifty Years of the International Court of Justice: Essays in Honour of Sir Robert Jennings, Vaughan Lowe and Malgosia Fitzmaurice (eds), 1996. Stein, Ted L., “The Approach of the Different Drummer: The Principle of the Persistent Objector in International Law”, Harvard International Law Journal, Vol. 26 (2), 1985, s. 457-482. Sur, Melda, Uluslararası Hukukun Esasları, 3. bs., Beta Yayınevi, İstanbul 2008. Tarı, Duygu Didem, Güney Kuril Adaları’nın Hukuki Statüsü, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara 2023. Toluner, Sevin, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1977. Uzun, Elif, “Uluslararası Hukukta Bildirimin Tek Taraflı Devlet İşlemi Niteliği Üzerine Bir İnceleme”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, S. 2, Y. 4, 2019, 1-22. Wagner, Megan L., “Jurisdiction by Estoppel in the International Court of Justice”, California Law Review, Vol. 74 (5), 1986, s. 1777-1804. 430 EBYÜ-HFD, C. 28, S. 2, Aralık 2024 (395-430) Uluslararası Mahkeme Kararları North Sea Continental Shelf (Denmark v. Federal Republic of Germany), Judgment of 20 February 1969, ICJ Reports, https://www.icj-cij.org/sites/ default/files/case-related/51/051-19690220-jud-01-00-enc.pdf. Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. the United States of America), Judgment of 26 November 1984, ICJ Reports https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/70/070-19 841126-JUD-01-00-EN.pdf. Nuclear Tests (Australia v. France), Judgment, 1974, ICJ Reports, https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/58/058-19741220- JUD-01-00-EN.pdf. Nottebohm (Liechtenstein v. Guatemala) Judgment, 6 April 1955, ICJ Re- ports, https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/18/018-1955 0406-JUD-01-00-EN.pdf. Fisheries (United Kingdom v. Norway), Judgment, 18 December 1951, ICJ Reports, https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/5/005- 19511218-JUD-01-00-EN.pdf. Temple of Preah Vihear (Cambodia v. Thailand), Judgment, 15 June 1962, ICJ Reports, https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/45/04 5-19620615-JUD-01-00-EN.pdf. Serbian Loans Issued in France (France v. Kingdom of Serbs, Croats and Slovenes) 1929, PCIJ (ser A/B) No 20/21, https://jusmundi.com/en/docu- ment/decision/en-serbian-loans-judgment-friday-12th-july-1929. The Legal Status of Eastern Greenland (Denmark v. Norway), 1933 PCIJ (ser A/B) No 53. https://www.sfu.ca/~palys/IntlCourt1933-LegalSta- tusOfGreenland.pdf. Tahkim Kararları Maritime Boundary Dispute (Norway v. Sweden), PCA, 1910. Tinoco Arbitration (Costa Rica v. United Kingdom), PCA, 1924. Award of Her Majesty Queen Elizabeth II for the Arbitration of a Contro- versy between the Argentine Republic and the Republic of Chile Concer- ning Certain Parts of the Boundary between their Territories, PCA, 1967. Chagos Marine Protected Area Arbitration (Mauritius v. UK), PCA (2015), 172.