Hukuk Fakültesi Dergisi hakemli, açık erişimli bir dergidir. © 2026 Yazar(lar). AÇIK ERİŞİM ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK VE GÜVENCE FONKSİYONU ÇERÇEVESİNDE SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİNİN TÜRK VE ALMAN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Özet Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, modern ceza hukukunun ve demokratik hukuk devletinin en temel yapı taşlarından biridir. Kökenleri Aydınlanma Çağı’na ve kuvvetler ayrılığı teorisine dayanan bu ilke, devletin cezalandırma yetkisini hukukla sınırlandıra
Hukuk Fakültesi Dergisi hakemli, açık erişimli bir dergidir. © 2026 Yazar(lar). AÇIK ERİŞİM ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK VE GÜVENCE FONKSİYONU ÇERÇEVESİNDE SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİNİN TÜRK VE ALMAN CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Özet Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, modern ceza hukukunun ve demokratik hukuk devletinin en temel yapı taşlarından biridir. Kökenleri Aydınlanma Çağı’na ve kuvvetler ayrılığı teorisine dayanan bu ilke, devletin cezalandırma yetkisini hukukla sınırlandırarak bireyi keyfî ve öngörülemez müdahalelere karşı koruma altına alır. Türk anayasal düzeninde 1982 Anayasası’nın (AY) 38. maddesinde ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 2. maddesinde normatif karşılığını bulan kanunilik ilkesinin belirlilik, kıyas yasağı, aleyhe kanunun geçmişe yürümemesi ve suç ile cezanın yalnızca kanunla belirlenmesi gibi sonuçları bulunmaktadır. Günümüz hukuk anlayışında kanunilik ilkesi, yalnızca şekli anlamda bir kanun metninin varlığını yeterli görmemekte; aynı zamanda bu metnin erişilebilir, belirli ve öngörülebilir olmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu niteliksel yaklaşım, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında geliştirilen “özerk yorum” anlayışı ile Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bireysel başvuru kararlarında somutlaşmaktadır. Bir normun suç teşkil edebilmesi için bireyin hangi fiilin yasaklandığını ve bu fiile hangi yaptırımın bağlandığını makul bir öngörüyle önceden kestirebilmesi, modern kanunilik anlayışının vazgeçilmez bir gereği olarak kabul edilmektedir. Türk ceza hukuku uygulamasında kanunilik ilkesinin kapsamı ve sınırları Yargıtay kararlarında da dikkate alınmaktadır. Bu içtihatlar, kanunilik ilkesinin yalnızca norm koyucuya değil, aynı zamanda uygulayıcı yargı mercilerine de yönelen bağlayıcı bir sınır niteliği taşıdığını göstermektedir. Çalışma, suçta ve cezada kanunilik ilkesini yalnızca Türk hukuku çerçevesinde incelemekle yetinmeyerek, ilkenin anayasal ve kanuni düzeydeki görünümünü Alman Ceza Kanunu (StGB) kapsamında da ele almaktadır. Bu kapsamda Alman Anayasası’nın 103/2. maddesi ile StGB’de yer alan düzenlemeler, kanunilik ilkesinin belirlilik, kıyas yasağı ve geriye yürümezlik boyutları açısından değerlendirilmekte; Alman hukukundaki yaklaşımın, ilkenin güvence fonksiyonunu nasıl güçlendirdiği ortaya konulmaktadır. Karşılaştırmalı değerlendirme, norm aktarımı amacı taşımamakta; kanunilik ilkesinin farklı hukuk sistemlerindeki anayasal yoğunluğunu ve uygulama sınırlarını görünür kılmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Suçta ve Cezada Kanunilik, Belirlilik, Öngörülebilirlik, Hukuk Devleti Araştırma Makalesi e-ISSN: 2667-5714 https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd Alaaddin Egemenoğlu, İstanbul Medipol Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Ceza ve Ceza Muhakemesi Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye Mustafa Eren Güçarslan, İstanbul Esenyurt Üniversitesi, İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi, İstanbul, Türkiye Sorumlu Yazar: Alaaddin Egemenoğlu, ***@***.*** Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. (2026). Öngörülebilirlik ve Güvence Fonksiyonu Çerçevesinde Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Türk Ve Alman Ceza Hukuku Açisindan Değerlendirilmesi . İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,17, 1, 01–19. Geliş Tarihi: Şubat 10, 2026 / Kabul Tarihi: Mart 23, 2026 / Yayın Tarihi: Mart 27, 2026 Atıf Bilgisi 10.21492/inuhfd.1886175 LAW REVIEW HUKUK 2 Law Review is a peer-reviewed open access journal. © 2026 The Author(s). OPEN ACCESS EVALUATION OF THE PRINCIPLE OF LEGALITY IN CRIMES AND PUNISHMENTS FROM THE PERSPECTIVE OF TURKISH AND GERMAN CRIMINAL LAW WITHIN THE SCOPE OF PREDICTABILITY AND THE SAFEGUARD FUNCTION Abstract The legality principle in criminal matters forms one of the essential structural elements of modern criminal law within democratic systems governed by the rule of law. Originating in the Enlightenment and the theory of separation of powers, it limits state power to punish and protects individuals against arbitrary and unforeseeable interference. In the Turkish constitutional order, the principle is enshrined in Article 38 of the 1982 Constitution and Article 2 of the Turkish Penal Code No. 5237. It entails fundamental consequences such as the requirement of certainty, the prohibition of analogy to the detriment of the offender, the non-retroactivity of criminal laws, and the rule that crimes and punishments may only be determined by law. Contemporary legal thought does not regard the mere formal existence of a statutory provision as sufficient. Criminal norms must also be accessible, precise, and foreseeable. This qualitative approach is reflected in the case law of the ECtHR, particularly through the doctrine of autonomous interpretation under Article 7 of the Convention, as well as in the individual application decisions of the Constitutional Court. Accordingly, for a norm to constitute a criminal offence, individuals must be able to foresee with reasonable certainty which conduct is prohibited and which sanction is attached to it. In Turkish criminal law practice, the scope and limits of the principle of legality are also addressed in the decisions of the Court of Cassation, demonstrating that the principle binds not only the legislator but also judicial authorities. In this study, Article 103(2) of the German Constitution and the relevant provisions of the German Criminal Code (StGB) are also examined with regard to the dimensions of certainty, the prohibition of analogy, and non-retroactivity within the principle of legality; and it is demonstrated how the approach adopted in German law strengthens the protective function of the principle. This comparative perspective aims not at norm transfer, but at revealing the constitutional intensity and application limits of the legality principle in different legal systems. Keywords: Legality in Crime and Punishment, Certainty, Foreseeability, Rule of Law. Research Article e-ISSN: 2667-5714 https://dergipark.org.tr/en/pub/inuhfd Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. (2026). Evaluation of the Principle of Legality in Crimes and Punishments From the Perspective of Turkish and German Criminal Law within The Scope of Predictability and The Safeguard Function. İnönü University Faculty of Law Journal, 17, 1, 01–19. Received Date: February 10, 2026 / Accepted Date: March 23, 2026 Published Date: March 27, 2026 Citation 10.21492/inuhfd.1886175 LAW REVIEW HUKUK Alaaddin Egemenoğlu, Department of Criminal Law and Criminal Procedure, İstanbul Medipol University, Faculty of Law, İstanbul, Türkiye Mustafa Eren Güçarslan, İstanbul Esenyurt University, Faculty of Business and Management Sciences, İstanbul, Türkiye Corresponding Author: Alaaddin Egemenoğlu, ***@***.*** 3 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 EXTENDED SUMMARY The principle of legality in criminal law, expressed through the maxim “nullum crimen, nulla poena sine lege”, represents a core guarantee of contemporary criminal justice systems and a foundational element of democratic legal orders governed by the rule of law. Constitutions do not merely determine the institutional structure of the state; they also form the highest normative framework that safeguards individuals’ fundamental rights and freedoms against public power. As a natural consequence of the hierarchy of norms, all subordinate legal rules derive their legitimacy from the constitution. This supremacy produces non-derogable constitutional limits on criminal law, which represents the most intensive form of state intervention in individual liberty. The structural and inseparable relationship between constitutional law and criminal law becomes most visible through the principle of legality, which transforms criminal justice from a mere instrument of public order into a rights-based constitutional discipline. The legality principle occupies a central position not only in Turkish law but also in the universal legal order. It cannot be reduced to a purely formal requirement that crimes and penalties must be based on statute. Rather, it functions as a substantive rule-of-law guarantee that protects individuals against arbitrary, disproportionate, and unforeseeable state interference. In contemporary legal thought, legality requires more than the existence of a written norm; criminal provisions must also meet qualitative standards of accessibility, clarity, and foreseeability. These requirements ensure that individuals can regulate their behavior in advance and reasonably foresee the legal consequences of their actions. Without such foreseeability, criminal law loses its guiding function and becomes a tool of retrospective control rather than prospective regulation. In Turkish constitutional law, the principle of legality is expressly enshrined in Article 38 of the Constitution and reiterated in Article 2 of the Turkish Penal Code. These norms confine the creation of crimes and penalties strictly to statutory law, exclude the use of analogy to the disadvantage of the accused, prohibit the retrospective application of more severe criminal provisions, and rule out criminal liability based on executive regulations or unwritten legal sources such as custom. The present-day understanding of the legality principle in Türkiye, however, has not been shaped solely by constitutional and statutory texts. It has also been substantially influenced by constitutional jurisprudence. In particular, the case law of the Turkish Constitutional Court developed through individual applications has advanced a substantive conception of legality that extends beyond the mere formal existence of a statutory norm. Within this framework, the Court has repeatedly underlined that criminal provisions must satisfy requirements of clarity and foreseeability. Legislative formulations that are excessively vague or open-ended, and therefore susceptible to arbitrary interpretation, are regarded as incompatible not only with the principle of legality but also with the broader constitutional guarantees of legal certainty and the rule of law. This approach closely aligns with the case law of the ECtHR under Article 7 of the ECHR. The ECtHR has interpreted legality as a qualitative guarantee and has developed the notion of “quality of law” requiring that criminal norms be accessible and foreseeable in their application. Through its autonomous interpretation doctrine, the Court does not rely solely on domestic classifications of sanctions but instead assesses their substantive nature. This prevents states from circumventing criminal-law guarantees by labeling punitive measures as administrative or disciplinary. The ECtHR’s emphasis on foreseeability extends not only to the definition of offences but also to the scope of penalties and, in certain cases, to essential elements of the execution regime. Consequently, legality functions as a living constitutional principle that adapts to evolving forms of state punishment while preserving its core protective purpose. Within Turkish criminal law practice, the legality principle also plays a decisive role in judicial interpretation. The decisions of the Court of Cassation demonstrate that legality binds not only the legislature but also judicial authorities. The most sensitive practical issues arise in distinguishing permissible interpretation from prohibited analogy. While interpretation is inevitable in the application of legal norms, interpretation that effectively extends criminal liability beyond the statutory wording and reasonable foreseeability amounts to analogy and violates legality. Turkish case law shows that when courts broaden offence definitions or sanctions in a manner unforeseeable to the accused, legality and legal certainty are compromised. Thus, legality operates as a methodological constraint on judicial reasoning and as a safeguard against the judicial creation of new crimes or harsher penalties. The study further examines the legality principle through a comparative perspective with German criminal law, which offers a particularly instructive constitutional model. Article 103(2) of the German Basic Law anchors legality at the constitutional level in a strict and explicit manner, requiring that an act be punishable only if it was defined as a criminal offence by law before its commission. This provision secures not only the prohibition of retroactivity and analogy but also a strong written-law requirement, excluding unwritten law as a basis for criminal liability. German criminal law doctrine and practice treat legality as a dense constitutional limitation that ensures democratic legitimacy in 4 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 criminalization and restricts judicial discretion. The German Criminal Code complements this constitutional guarantee by regulating temporal application and reinforcing the foreseeability of criminal sanctions. The comparative evaluation reveals that the strength of legality protection depends not only on statutory formulation but also on constitutional intensity and interpretive culture. German law demonstrates how a strict constitutional anchoring of legality can provide clearer boundaries for judicial interpretation and stronger protection against arbitrary punishment. However, the comparison does not aim at norm transfer. Rather, it highlights how different constitutional systems articulate and enforce the same foundational principle, thereby illuminating the scope and limits of legality in practice. Methodologically, the study adopts a qualitative and doctrinal approach based on constitutional and comparative legal evaluation. It examines constitutional provisions, statutory norms, and leading judicial decisions of the Turkish Constitutional Court, the ECtHR, and relevant high courts, while using German law as a comparative reference system. This method allows for a systematic assessment of legality as a constitutional safeguard rather than as a purely technical rule of criminal law. The evaluation leads to several key conclusions. First, modern legality cannot be understood solely in formal terms; it requires substantive standards of clarity and foreseeability that enable individuals to orient their behavior. Second, the prohibition of analogy constitutes the operational core of legality, ensuring that courts do not replace the legislature in defining criminal liability. Third, legality functions as a dual constraint: it limits legislative discretion in criminalization and binds judicial authorities in interpretation and application. Finally, comparative constitutional perspectives demonstrate that stronger constitutional anchoring enhances the protective capacity of legality without undermining democratic decision-making. In conclusion, the principle of legality in crimes and punishments is not merely a doctrinal starting point of criminal law but its ultimate constitutional boundary. Its effective realization depends on high-quality legislation, restrained judicial interpretation, and robust constitutional review. The combined jurisprudence of the Turkish Constitutional Court and the ECtHR confirms that legality primarily protects the individual who relies on legal certainty, not merely the offender. In democratic societies governed by the rule of law, legality remains the most powerful constitutional safeguard against arbitrary punishment and an indispensable condition for a legitimate criminal justice system. Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 5 I. GİRİŞ Anayasalar, devletin yalnızca temel organizasyon yapısını belirleyen metinler olmayıp, aynı zamanda bireylerin temel hak ve özgürlük alanlarını devlet erki karşısında güvence altına alan en üst normatif çerçeveyi oluşturur. Normlar hiyerarşisinin doğal bir sonucu olarak, hukuk düzenindeki tüm alt normlar meşruiyetini anayasadan almakta; bu durum, devletin cezalandırma yetkisini somutlaştıran ceza hukuku normları bakımından da aşılması mümkün olmayan anayasal sınırlar doğurmaktadır. Ceza hukuku ile anayasa hukuku arasındaki bu yapısal ve kopmaz bağ, ceza adalet sisteminin temel dayanaklarından olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi aracılığıyla somutlaşmakta ve anayasal bir kimlik kazanmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Türk hukuk sisteminde olduğu kadar evrensel hukuk düzeninde de merkezi bir konuma sahiptir. Bu ilke, yalnızca suç ve cezanın kanuna dayanmasını ifade eden şekli bir gereklilikten ibaret olmayıp; bireyi devletin keyfî ve öngörülemez müdahalelerine karşı koruyan temel bir hukuk devleti güvencesi olarak işlev görmektedir. Bu bağlamda ilkenin anayasal düzlemdeki gerçek işlevi, başta AİHM ve AYM içtihatlarında vurgulanan erişilebilirlik ve öngörülebilirlik kriterleri birlikte değerlendirildiğinde daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Ceza normlarının bireyler açısından davranışlarını yönlendirebilir nitelikte olması, modern kanunilik anlayışının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Türk anayasal düzeninde ceza hukukuna ilişkin güvencelerin normatif içeriği, büyük ölçüde AİHS’nin hak eksenli yaklaşımıyla şekillenmektedir. Özellikle Sözleşme’nin 7. maddesinde ifadesini bulan suçta ve cezada kanunilik ilkesi, iç hukukta anayasal denetimin önemli referans noktalarından birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda AYM, bireysel başvuru kararları aracılığıyla ceza hukukunda kanunilik ilkesini maddi anlamda denetlemekte; ceza tehdidi içeren düzenlemeleri belirlilik ve öngörülebilirlik ölçütleri çerçevesinde değerlendirmektedir. Buna paralel olarak Yargıtay ceza dairelerinin kararlarında, özellikle kıyas yasağı, aleyhe kanunun geçmişe yürümezliği ve yorum sınırları bağlamında kanunilik ilkesinin uygulamaya yön veren bir ilke olarak ele alındığı görülmektedir. Çalışma, suçta ve cezada kanunilik ilkesini yalnızca Türk hukuku çerçevesinde ele almakla yetinmemektedir. Bu ilkenin anayasal ve kanuni düzeydeki görünümünü Alman ceza kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Bu kapsamda Alman Anayasası’nda ve StGB’de yer alan düzenlemeler, kanunilik ilkesinin belirlilik, kıyas yasağı ve geriye yürümezlik boyutları bakımından değerlendirilmekte; Alman hukukundaki anayasal yaklaşımın, Türk ceza hukuku açısından taşıdığı açıklayıcı ve tamamlayıcı yönler ortaya konulmaktadır. Karşılaştırmalı inceleme, norm aktarımı amacı taşımamakta; ilkenin farklı hukuk sistemlerindeki anayasal yoğunluğunu ve uygulama sınırlarını görünür kılmayı hedeflemektedir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, salt doktriner bir tartışma alanı olmaktan ziyade; yasa koyucuyu norm ihdas ederken, yargı mercilerini hüküm tesis ederken ve akademik denetimi yürütenleri bağlayan dinamik ve yönlendirici bir ilke niteliği taşımaktadır. Bu doğrultuda makalenin amacı; kanunilik ilkesinin teorik temellerini ve anayasal görünümünü ortaya koymak, Türk ve Alman ceza hukuku bağlamında mukayeseli bir değerlendirme yapmak ve AİHM, AYM, ile Yargıtay içtihatları ışığında ilkenin modern ceza hukukundaki güvence fonksiyonunu değerlendirmektir II. SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİ Aydınlanma düşüncesinin ceza hukuku doktrinine en önemli miraslarından biri olan kanunilik ilkesi, kökenleri itibarıyla Fransız düşünür Charles de Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığı teorisine ve İngiliz hukuk tarihindeki Magna Carta gibi temel belgelerin oluşturduğu özgürlükçü iklime dayanmaktadır. Montesquieu, bireysel hürriyetin korunmasını iktidarın hukukla sınırlandırılması şartına bağlamış ve bu sınırın en güvenilir aracının beşerî iradenin ürünü olan kanunlar olduğunu savunmuştur. Bu felsefi zeminde, kanunla açıkça yasaklanmamış 6 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 her eylemin özgürlük alanı içinde kabul edilmesi gerektiği fikri olgunlaşmıştır.1 Söz konusu prensip, 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 7 ve 8. maddelerinde yer bularak modern pozitif hukukun sarsılmaz bir normu haline gelmiştir. Bu maddeler uyarınca; hiç kimsenin yasanın öngördüğü usuller ve haller dışında suçlanamayacağı, yakalanamayacağı veya tutuklanamayacağı hüküm altına alınarak keyfi uygulamalar kesin bir dille yasaklanmıştır. Bildiri, yalnızca zorunlu ve açıkça gerekli olan cezaların yasalaşabileceğini savunurken; suç ve cezada kanunilik ilkesini temel alarak, bireylerin ancak eylemden önce ilan edilmiş ve usulüne uygun uygulanan yasalar çerçevesinde cezalandırılabileceğini garanti altına almıştır.2 Roma hukukunda bugünkü anlamıyla sistematik bir karşılığı bulunmamasına rağmen, ilkeyi doktrinde “nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege” vecizesiyle sistematik hale getiren isim Alman hukukçu Anselm von Feuerbach olmuştur.3 Alman anayasal geleneğinden modern ceza kanunlarına uzanan bu süreçte ilke, zamanla ulusal sınırları aşarak evrensel bir nitelik kazanmıştır. Nitekim 1948 tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile AİHS, kanunilik ilkesini bir hak arama güvencesi olarak tescil etmiştir. Bu uluslararası müktesebat ışığında suç, ancak kanunun cezalandırdığı hukuka aykırı bir fiil; ceza ise bu haksızlığa karşılık gelen yasal yaptırım olarak tanımlanmaktadır. Hangi fiillerin suç teşkil edeceği devletin suç politikasıyla ilgili olsa da bu takdir yetkisi ancak anayasal sınırlar dahilinde ve kanun aracılığıyla kullanılabilmektedir. Hukuk devleti ilkesinin ceza adaleti sistemindeki somut yansıması olan kanunilik prensibi, bireyi devletin orantısız ve keyfî müdahalelerine karşı korumayı amaçlar. Hukuk düzeni, yalnızca suçun işlenmesini önleyici mekanizmalar kurmakla yetinmeyip, aynı zamanda cezalandırma yetkisinin kullanımını da katı kurallara bağlamak zorundadır. Bu suretle bireyler, devletin aşırı veya keyfî müdahale ihtimaline karşı korunmaktadır.4 Bu ilke, toplumsal korunma amacıyla güdülen menfaatler ile bireyin temel hak ve özgürlükleri arasında normatif bir denge tesis edilmesini mümkün kılmakta; bireyler ise devlet ve yargı organları karşısında kamu haklarını güvence altına almaktadır.5 Kişi hak ve hürriyetlerinin korunabilmesi adına hangi eylemlerin suç sayıldığının ve bu eylemler karşılığında hangi yaptırımların uygulanacağının önceden, açık ve belirli bir şekilde düzenlenmesi gerekir.6 Şayet yargıca kanunda yer almayan bir suç ihdas etme veya failin öngöremeyeceği bir cezaya hükmetme yetkisi tanınırsa, ceza adaleti rastlantılara ve sübjektif yargılara teslim edilmiş olur.7 Bu belirsizlik hali bireyin hukuk güvenliğini zedeleyerek hareket serbestisini felç edeceğinden, kanunilik ilkesi demokratik bir toplumda birey özgürlüğünün en temel garantörü işlevini görür.8 Türkiye’de 1982 Anayasası’nın (AY) 38’inci maddesi ve TCK’nın 2’nci maddesi ile güvenceye bağlanan bu ilke, suç ve ceza ihdas etme yetkisini münhasıran TBMM’ye hasretmiştir.9 Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin 1 AYGÜN EŞİTLİ, Ezgi: “Suçların ve Cezaların Kanuniliği İlkesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (103), 2013, s.230. 2 DEMİREL, Aydın: “Cezaların Kanuniliği İlkesine Farklı Bir Bakış: Parot Doktrini”, Uyuşmazlık Yargısı, (2), 2025, s.122-123. 3 BINDING, Karl: Handbuch des Strafrechts, Duncker & Humblot Verlag, Leipzig 1885, s.17. 4 KOCA, Mahmut/ÜZÜLMEZ: İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2025, s.54. 5 EREM, Faruk/DANIŞMAN, Ahmet/ARTUK, Mehmet Emin: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 1997, s.99. 6 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.55; UĞUR, Hüsamettin: “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Karşısında Yaptırımsız Kalan Bazı Suçlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (91), 2010, s.303. 7 ARTUK, Mehmet Emin/GÖKCEN, Ahmet/ALŞAHİN, Mehmet Emin/ÇAKIR, Kerim: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2024, s.121. 8 DÖNMEZER, Sulhi / Erman, SAHİR: Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku C. I, 14. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul 1997, kn.31; KOCA/ÜZÜLMEZ, s.54. 9 AY m. 38: “(1) Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. (2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. (3) Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 7 bir gereği olarak, bireylerin maddi ve manevi varlık alanına ciddi müdahaleler içeren ceza normları, idarenin düzenleyici işlemleri veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle belirlenemez. Anayasal düzeyde getirilen bu yasak, yürütme erkinin suç tanımının kapsamını belirlemesini engelleyerek yasama tekelini korumaktadır. Bu durum, toplumun ortak iradesini temsil eden organ tarafından yapılan kanunların, kişi haklarına sağladığı en üst düzey anayasal garantilerden birini teşkil etmektedir.10 Öyle ki, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulduğu savaş, seferberlik veya olağanüstü hâl dönemlerinde dahi bu ilkeye aykırı düzenlemelere gidilemeyeceği, AY’nin 15’nci maddesinin 2’nci fıkrasında açıkça güvence altına alınmıştır. İlkenin bir diğer hayati sonucu olan kıyas yasağı, TCK’nın 2. maddesinin üçüncü fıkrasında açıkça düzenlenerek yargıcın kanun koyucu yerine geçmesinin önüne geçilmiştir. Ceza kanunlarının dar yorumlanması gerekliliği ve kanunda boşluk bulunan hallerin kıyas yoluyla doldurulmasının yasaklanması, birey lehine olan güvence işlevini tamamlar. Her ne kadar genişletici yorum tamamıyla dışlanmasa da kıyasa yol açacak nitelikte uygulanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Neticede belirlilik (kanun koyucuya yönelik), aleyhe kanunun geçmişe yürüme yasağı (kanun koyucu ve yargıca yönelik), idarenin düzenleyici işlemlerle suç ve ceza ihdas etme yasağı (kanun koyucuya yönelik), kıyas yasağı ve örf-adete dayalı suç oluşturma yasağı (kanun koyucu ve yargıca yönelik) gibi alt unsurlar, kanunilik ilkesinin modern hukuk düzenindeki sarsılmaz bütünlüğünü meydana getirmektedir. Aynı zamanda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sonucunu oluşturmaktadır.11 A. Türk Ceza Hukukunda Kanunilik İlkesinin Sonuçları 1. Belirlilik İlkesi Öncelikle belirtmek gerekir ki belirlilik ilkesi, doğası gereği belirli bir ölçüde belirsizlik içerir. Belirlilik ilkesi, her hukuki metnin doğası gereği tefsire ihtiyaç duyması nedeniyle paradoksal bir belirsizlik barındırır. Zira yorumun kaçınılmaz olduğu bir düzlemde mutlak bir kesinlikten söz etmek isabetli olmayacaktır. Buna karşın ilke, ceza normlarının mümkün olan azami netliğe ulaştırılması gerektiğini savunarak, köklerini Corpus Iuris Civilis’in Codex bölümündeki “Quia leges ab omnibus sciri debent et intellegi” (kanunlar herkesçe bilinmeli ve anlaşılmalıdır) düsturundan alan tarihsel bir öngörülebilirlik standardı vazetmektedir.12 Ceza hukukunda belirlilik ilkesi, suç ve cezanın sadece kanunda yer almasını değil, bu düzenlemelerin herkesçe görülebilir şekilde açık ve net olmasını gerektirir. Böylece toplumu oluşturan her birey hangi eylemin suç teşkil edeceğini belirli bir şekilde görebilir.13 Kanun metnindeki muğlaklık, hakimin takdir yetkisini aşarak kanun koyucu gibi hareket etmesine ve kuvvetler ayrılığı ile hukuki güvenlik ilkelerinin zedelenmesine yol açar.14 Bireyin özgürlüğünü güvence altına alan temel unsur, hangi fiillerin suç oluşturduğunun ve bu fiiller karşılığında hangi yaptırımların uygulanacağının tereddüte yer bırakmayacak biçimde öngörülebilir olmasıdır. Maddi unsurları ve yaptırımı belirsiz olan normlar, ceza hukukunun koruyucu ve sınırlayıcı işleviyle bağdaşmadığı gibi meşru da kabul edilemez.15 Bu ilke, suç teşkil eden insan davranışlarının kapsamı ile bunlara bağlanan cezanın sınırları bakımından da geçerlidir; söz konusu belirlemenin yapılması ise kanun koyucunun anayasal yükümlülüğü bağlamında tekelindedir.16 Nitekim Yargıtay’ın bir kararında somut olayda meydana gelen eylem suç olarak konulur.” TCK m. 2: “(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” 10 DOĞAN, Bayram: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Yasama Yetkisinin Devredilmezliği İlkesi Bağlamında Değerlendirilmesi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(3), 2020, s.974-975. 11 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.58. 12 TURİNAY, Faruk: Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Anayasal Temelleri, XII Levha Yayıncılık, İstanbul 2013, s.127. 13 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.56. 14 ÇAPTUĞ, Mehpare: “Hukuki Güvenlik İlkesinin Kavramsal Gelişimi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, (17), 2021, s.139. 15 DUTTGE, Gunnar/ÜNVER, Yener: Ceza Hukukunda Kanunilik İlkesi, Seçkin Yayıncılık, İstanbul 2013, s.57. 16 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.58. 8 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 düzenlenmediği için ilk derece mahkemesinin beraat kararı onanmıştır.17 AY m. 38 ve TCK m. 2’de “kanun” ibaresi geçmektedir. Kanunlar, AY m. 88 gereğince milletvekillerinin teklifi ile m. 89 uyarınca TBMM tarafından kabul edilmesi ile Cumhurbaşkanının onaylamasından sonra on beş gün içerisinde yayımlanmaktadır. Dolayısıyla kanun çıkarma yasama tasarrufu olarak TBMM tarafından belirli süreçlerden geçmek suretiyle yayımlanmaktadır. Bu kapsamda kanun koyucu hükümde açık bırakarak bu açığın başka bir kanunla idari mercilere suç oluşturma yetkisi vererek giderilmesi suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir sonucu olan belirliliğe aykırıdır.18 2. Aleyhe Kanunun Geçmişe Yürüme Yasağı Geçmişe yürüme yasağı, işlendiği anda suç teşkil etmeyen bir eylemin, daha sonra yürürlüğe giren bir ceza normu aracılığıyla geriye dönük olarak cezalandırılamayacağını; aynı şekilde fiilin işlendiği anda yürürlükte bulunan kanuna göre cezalandırılabilir olsa dahi, daha ağır bir yaptırım öngören sonraki kanunun geçmişe yürütülemeyeceği anlamına gelmektedir.19 Ceza hukukunda kanunların zaman bakımından uygulanması prensipleri, hukuki güvenlik ilkesi gereği geleceğe yöneliktir. Bir fiil, ancak işlendiği sırada yürürlükte olan kanun hükümlerine göre değerlendirilebilir; eylemden sonra yürürlüğe giren ve cezayı ağırlaştıran ya da zamanaşımı süresini uzatan aleyhe düzenlemeler geçmişe yürütülemez. Failin, eylemi gerçekleştirdiği anda hangi yaptırımla karşılaşacağını öngörebilmesi, kanunilik ilkesinin ve bireysel özgürlüklerin korunmasının zorunlu bir sonucudur. TCK m. 7 uyarınca düzenlenen bu yasak, devletin cezalandırma yetkisini sınırlandırarak bireyi keyfi müdahalelere karşı koruma altına alır. Ancak bu kuralın temel istisnası, yeni yürürlüğe giren kanunun failin lehine sonuçlar doğurmasıdır. Eğer sonraki yasa cezayı hafifletiyor veya fiili suç olmaktan çıkarıyorsa, “lehe kanun” ilkesi gereği geçmişe uygulanır; bu durumda aleyhe değiştirme yasağı geçerliliğini yitirir ve hukuk devleti ilkesi fail yararına işletilerek adalet sağlanır.20 Nitekim Yargıtay’a gelen bir olayda lehe kanunun geçmişe yürümesi prensibinin uygulanması gerektiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma talebi kabul edilmiştir.21 3. Kıyas Yasağı Ceza hukukunda kıyas, kanunda açıkça düzenlenmemiş bir fiilin, benzer bir hüküm üzerinden cezalandırılarak hukuki boşluğun doldurulmasıdır.22 Bununla birlikte, TCK’ m. 2/3 gereğince, suç ve ceza içeren hükümlerin tatbik 17 “Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 18/02/2013 tarihinde ...–... futbol takımları arasında yapılan spor müsabakası öncesinde sanığın stadyum dışarısındaki karaborsa bilet satma eylemi sonrası başlatılan soruşturma gereğince derhal uygulamaya konulan spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin gereklerine uymadığı iddiasıyla açılan kamu davasında; ayrıntıları Dairemizin 02.03.2016 Tarih, 2015/12920 Esas ve 2016/3368 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, kolluk tarafından spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ancak; sanığın yasaklama kararının sebebini oluşturan futbol müsabakası biletini usulsüz olarak satmak fiilini suç olarak düzenleyen 5149 sayılı Kanun, hükümden önce 14.04.2011 gün ve 27905 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6222 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, yeni düzenlemede ise elektronik sistem üzerinden oluşturulmamış maç biletini karaborsa satmak fiilini yaptırıma bağlayan kural bulunmaması ve fiilin suç olmaktan çıkartılması sebebiyle mahkemenin beraat kararı sonuç itibariyle isabetli görülmekle; tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.” Yargıtay 19. CD, E. 2015/19647, K. 2016/19498, KT. 13.06.2016; Aynı yönde bkz. Yargıtay 19. CD, E. 2015/32218, K. 2016/18281, KT. 23.05.2016, https://karararama.yargitay.gov.tr, (Erişim: 01.02.2026). 18 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.59. 19 BAYTAZ, Abdullah Batuhan: Kanunilik İlkesi Bağlamında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Yorum, XII Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018, s.143. 20 BİRTEK, Fatih: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.16. 21 “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 33. maddesinde yapılan değişiklik ile sanığın üzerine atılı suç için 'altı aydan üç yıla kadar hapis' olarak belirlenmiş olan ceza miktarının 'iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis' cezası olarak düzenlendiği, cezanın alt ve üst sınırlarında arttırım yapan söz konusu aleyhe düzenlemenin 04.04.2015 tarihinde yürürlüğe girdiği, ancak sanığın üzerine atılı suçu işlediği tarihin ise 08.10.2014 tarihi olduğu, yukarıda değinildiği şekilde TCK'nın 2. maddesinde düzenlenen kanunilik prensibi ve 7. maddesinde düzenlenen aleyhe kanunun geriye yürüme yasağı kuralı uyarınca suç teşkil eden eylemin gerçekleştirildiği tarihten sonra yürürlüğe giren ve cezayı ağırlaştıran hükümlerin fail hakkında tatbik edilmeyeceği gözetilmeden, ceza miktarını arttıran aleyhe düzenlemeye dayanarak, hapis cezasının alt sınırı itibariyle koşulları oluşmadığı ve bu nedenle HAGB kararı verilmesinin hatalı olduğu şeklindeki isabet bulunmayan değerlendirmeyle, İlk Derece Mahkemesince verilen HAGB kararının kaldırılmasına dair merci kararı Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.” Yargıtay 3. CD, E. 2023/12639, K. 2025/5974, KT. 26.02.2025, https://kazanci.com.tr, (Erişim: 02.02.2026). 22 BAYTAZ, s.129. TEKİN, Derya: “Ceza Normunun Yorumlanmasında Bir Araç Olarak Madde Gerekçesi”, Sakarya Üniversitesi Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 9 edilmesinde kıyasa başvurulması ve bu hükümlerin kıyas sonucunu doğuracak biçimde genişletici yoruma tabi tutulması mutlak surette yasaklanmıştır. Bu yasak, hâkimin kanun koyucu gibi hareket ederek yeni suçlar türetmesini engeller; böylece yargı yetkisinin sınırları kanunilik ilkesi çerçevesinde korunarak hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik sağlanmış olur. Kıyas doktrinde, “kanunda açık bir şekilde suç olarak tanımlanmamış olan bir fiilin, bununla bazı yönlerden benzerlik gösteren başka bir fiil ile ilgili suç tanımı kapsamında değerlendirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.23 Kanunda suç olarak düzenlenmeyen bir fiilin, norm boşluğu gerekçe gösterilerek hâkim tarafından başka bir hükümle ya da kanunla kıyas yoluyla suç sayılması, fiilin kanuni dayanak bulunmaksızın cezalandırılması sonucunu doğurur. Bu ise kanunilik ilkesine aykırıdır.24 Ceza hukukunda kıyas yasağı, normların yorumlanmasını engellemez; aksine, hukuk kurallarının adil ve isabetli biçimde uygulanabilmesi için yorum faaliyeti zorunludur. Yorum, hâkimin mevcut bir kanun hükmünün anlam ve kapsamını somut olay çerçevesinde belirlemesini ifade ederken; kıyas, kanunda yer almayan bir düzenlemeyi varmış gibi kabul ederek normatif bir boşluğu doldurma faaliyeti niteliğindedir.25 Ancak bu yorum süreci, TCK m. 2/3 sınırları dahilinde kalmalı, kanun koyucunun iradesini aşarak yeni bir suç ihdas edecek şekilde genişletilmemelidir; aksi halde yorum, yasaklanan kıyas kapsamına girerek kanunilik ilkesini ihlal eder. Nitekim Yargıtay’ın bir kararında ilk derece mahkemesinin tefecilik suçunun konusunu geniş yorumlayarak verdiği cezayı TCK m.2/3 kıyas yasağını gözeterek bozmuştur.26 4. İdarenin Düzenleyici İşlemleriyle Suç ve Ceza Konulması Yasağı TCK m. 2/2 uyarınca, suç ve ceza ihdası yetkisi münhasıran yasama organına ait olup, idarenin düzenleyici işlemleriyle bu alanda kısıtlama yapılamaz. Bu kural gereği; bakanlıklar, kurullar veya diğer idari birimler; yönetmelik, tebliğ, sirküler ya da karar gibi araçlarla yeni suçlar tanımlayamaz veya cezalar öngöremez.27 Bu sınırlama, kanunilik ilkesinin idari yetki karşısındaki en temel güvencesini oluşturarak yürütme organının birey özgürlüklerine keyfi müdahalesini engeller. AY’nin 13, 38 ve 91. maddeleri bu yasağı anayasal bir zorunluluk haline getirerek, temel hak ve hürriyetlerin yalnızca kanun ile sınırlanabileceğini açıkça teyit eder. Özellikle kanunilik ilkesi gereğince, yürütme organının Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve diğer alt düzenlemelerle suç ihdas etmesi hukuken mümkün değildir.28 Bu çerçevede, suçun maddi unsurlarının ve yaptırımının doğrudan doğruya parlamentonun iradesini yansıtan bir kanuna dayanması şarttır. Nitekim Yargıtay’ın bir kararında idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağından somut olayda zimmet suçunun oluşmadığından bahisle bozma kararı verilmiştir.29 Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 2024, s.1113. 23 GÖKCAN, Hasan Tahsin/ARTUÇ, Mustafa: Yorumlu – Uygulamalı Türk Ceza Kanunu C. 1, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.27. 24 GÖKCAN/ARTUÇ, s.27. 25 GÖKCAN/ARTUÇ, s.28. 26 “Tefecilik suçunun konusunu, kazanç elde etmek amacıyla başkasına verilen ödünç paranın oluşturduğu, 5237 Sayılı Kanun'un 2. maddesindeki “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” düzenlemesi de dikkate alındığında, suç tarihinde kuyumcu olan sanığın, mağdurlara vadeli şekilde altın satıp karşılığında düzenlediği faturalarda çok daha yüksek miktarda altın teslim edilmiş gibi göstermek sureti ile icra takibi başlatarak kazanç elde ettiği kabul edilmiş olsa dahi, tefecilik suçunun konusunu tedavüle konan, ekonomik değeri olan ve ödeme aracı olarak kullanılan paranın oluşturduğu gözetildiğinde, sanığın eylemlerinin tefecilik suçunu oluşturmayacağından bahisle sanık hakkında ilk derece mahkemeleri tarafından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi, mahkumiyet hükmünün ise kaldırılarak beraatine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan, suçun maddi unsurunu oluşturan konuda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” Yargıtay 5. CD, E. 2024/3437, K. 2025/6472, KT. 21.05.2025; Aynı yönde ihaleye fesat karıştırma suçunda fesat karıştırma halleri sınırlı sayıda sayıldığından seçimlik hareketlerin genişletilmesi kıyas yasağı kapsamında olduğunu ifade eden karar için bkz. Yargıtay 5. CD, E. 2021/5443, K. 2024/561, KT. 17.01.2024, https://kazanci.com.tr, (Erişim: 02.02.2026). 27 GÖKCAN/ARTUÇ, s.24-25. 28 İBA, Hasan: “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile Suç ve Ceza İhdası Sorunu”, Anayasa Yargısı, 42(1), 2025, s.275. 29 “Damızlık hayvan yetiştiriciliği birliğinin tabi olduğu 08/04/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 71. maddesinde ''Birlik ve Merkez Birliği hakkında, Kanun ve bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde ve vergi mevzuatı açısından 24/04/1969 tarihli ve 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu uygulanır'' şeklinde bir düzenleme bulunsa da 5237 Sayılı TCK'nın 2/2. maddesi hükmü de nazara alındığında suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağından sanıkların kamu görevlisi gibi cezalandırılmasının mümkün bulunmadığı, bu nedenle suç tarihi itibarıyla zimmet suçunun oluşmadığının kabulü gerektiği, ancak damızlık hayvan yetiştiriciliği birliğinin mallarını idare etme yetkisinin gereği olarak tevdi edilen Ardahan İli Damızlık Sığır 10 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 5. Örf ve Adete Dayanılarak Suç Oluşturma ve Ceza Verme Yasağı Örf ve adetin hukuki bir kural vasfı kazanabilmesi için belirli bir davranışın sürekli ve yeknesak şekilde uygulanması (maddi unsur) yeterli değildir; bu uygulamanın hukuken zorunlu olduğuna dair toplumda kökleşmiş bir inancın (manevi unsur) da bulunması gerekir. Bu manevi unsur olmaksızın, bir davranış ne kadar uzun süre tekrar edilirse edilsin, gerçek anlamda bir hukuk normu kimliği kazanamaz.30 Ceza hukukunun temelini oluşturan hukuki güvenlik ilkesi, hangi fiilin suç olduğunun önceden ve açıkça bilinmesini zorunlu kılar. Birey özgürlüğüne en ağır müdahalelerin yapıldığı bu alanda, içeriği belirsiz ve yazısız olan örf ve âdet kuralları doğrudan bir kaynak değeri taşımaz. Kişinin neyin suç olduğunu kolayca öngörebilmesi ancak yazılı ve net kanuni düzenlemelerle mümkün olduğundan, örf ve adete dayanarak yeni suçlar ihdas edilemez veya yaptırımlar belirlenemez.31 Ancak failin lehine değerlendirme yapılabilecek hallerde örf ve adetten yararlanılabilir. Hukuka uygunluk nedenleri bakımından da aynı kural geçerlidir.32 Anayasa m. 38 ve TCK m. 2’de yer alan açık yasaklar gereği, yazılı olmayan kurallarla bireylerin cezalandırılması hukuken imkansızdır. Bu durum hem suçlar hem de cezalar bakımından geçerli olup, ceza hukukunun güvence fonksiyonunu koruma altına alan sarsılmaz bir sınırlamadır.33 Kanunilik ilkesinin güvence fonksiyonu, cezanın öngörülebilir olmasını ve mutlaka bir kanuni dayanağa sahip bulunmasını temin etmektedir (AİHS m. 7/1). Ancak bu hüküm, örf ve âdet hukukuna dayalı cezalandırmayı tamamen dışlamaz. AİHM, evlilik içi tecavüz davasında, fiilin suç teşkil ettiğinin makul biçimde öngörülebilir olması hâlinde AİHS m. 7/1’in ihlal edilmediği sonucuna varmıştır34. B. Alman Ceza Hukukunda Kanunilik İlkesinin Sonuçları Alman Anayasası’nın “Yargı” (Grundgesetz) başlıklı dokuzuncu bölümünde yer alan 103/2. maddesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesini adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak düzenlemektedir.35 İlgili hüküm uyarınca bir fiilin cezalandırılabilmesi, ancak bu fiilin işlendiği tarihten önce kanunla açıkça suç olarak tanımlanmış olması şartına bağlıdır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise “ne bis in idem” ilkesi güvence altına alınarak, bir kişinin aynı fiilden dolayı genel ceza yasaları kapsamında birden fazla cezalandırılması yasaklanmıştır. Bu anayasal çerçeve, Alman hukuk sisteminde cezalandırma yetkisinin geçmişe yürümezliğini ve hukuki belirliliği en üst normatif düzeyde teminat altına almaktadır.36 Anayasa m. 103/2, ceza hukuku için sıkı bir kanuni dayanak şartı ve aynı zamanda ceza yargısı bakımından keyfilik yasağının özel bir görünümünü içerir. Bu bağlamda hukuk devleti ilkesi, objektif hukuk düzeyinde somutlaştırılmış olur. Bunun sonucu olarak, öngörülebilirlik, somut fail bakımından algılanabilirliğe değil, vatandaş açısından objektif öngörülebilirliğe bağlanır; zira soyut bir hukuk normunun ve somut bir yükümlülüğün bağlayıcılığı için neyin cezalandırılabilir neyin cezasız olduğu konusunda açık bir yönlendirme sağlamak zorundadır. Böylesi güvenilir bir yönlendirme olmaksızın bireysel özgürlük gelişemez.37 “Nürnberg Klozu”na göre, bir fiilin uluslararası toplum tarafından tanınan genel hukuk ilkeleri, yani uluslararası Yetiştiricileri Birliğine ait parayı zilyetliğin devri amacı dışında kendisinin yararına olarak tasarrufta bulunmak şeklindeki eylemlerin 5237 Sayılı TCK'nın 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması” Yargıtay 5. CD, E. 2020/3752, K. 2021/859, KT. 01.03.2021, https://kazanci.com.tr, (Erişim: 02.02.2026). 30 ERHAN BULUT, Zeynep: “Yumuşak Hukuk Niteliğindeki BM Genel Kurul Kararları ve UAD Kararlarının Uluslararası Örf ve Âdet Hukuku Kurallarının Oluşumu Üzerindeki Etkisi ve Normatif Rolü”, MÜHF-HAD, 31(2), Aralık 2025, s.1935-1946. 31 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.61. 32 TULAY, Muhammed Emre: “Kanunilik İlkesi Işığında Ceza Hukuku Kurallarının Zaman Bakımından Uygulanması ve Delil Elde Etme Yöntemlerinde Zaman Bakımından Uygulanma Sorunu”, in: Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan, Legal Yayıncılık, İstanbul 2012, s.2719-2720. 33 KOCA/ÜZÜLMEZ, s.61. 34 Mahkeme, evlilikte cinsel ilişkiye zımni rızanın varlığını kabul etmekle birlikte, bu rızanın geri alınabileceğini vurgulamıştır. Rızanın; mahkeme kararıyla, tarafların anlaşmasıyla (zımni dâhil) veya birlikte yaşamın sona ermesi ve rızanın açıkça geri çekilmesiyle ortadan kalkabileceği kabul edilmiştir. Somut olayda bu koşulların gerçekleştiği sonucuna varılarak, evlilik içi tecavüz nedeniyle cezai sorumluluğun mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. AİHM, S. W. / Birleşik Krallık B. No: 20166/92, 22.11.1995, par. 10, https://hudoc.echr.coe.int, (Erişim: 31.12.2025). 35 https://legislationline.org, (Alman Federal Cumhuriyeti Anayasası’nın 28.06.2022 tarihli güncellenmiş halidir. Erişim: 05.02.2026). 36 HEINRICH, Bernd/ÜNVER, Yener: Ceza Hukuku Genel Kısım-I, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.16. 37 DANNECKER, Gerhard: “Einleitung; §§ 1 bis 31”, in: Strafgesetzbuch Leipziger Kommentar Großkommentar Sechster Band, ed. Heinrich Wilhelm Laufhütte / Ruth Rissing-van Saan / Klaus Tiedemann, 12. Auflage, De Gruyter Verlag, Berlin 2019, s.95-96. Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 11 örf ve adet hukuku uyarınca suç sayılması cezalandırma için yeterli kabul edilebilir. Ancak bu yaklaşım, suç ve cezanın kanuniliğini öngören Anayasa m. 103/2 ile bağdaşmadığından Almanya tarafından onaylanmadığından hukukta uygulanabilir değildir. Bu nedenle Almanya’da sınırlar, anayasal kanunilik ilkesine göre belirlenmektedir.38 Kanunilik ilkesi, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nde (m. 99 ve m. 65) de yer almakta olup, Almanya bu sözleşmeleri onaylayarak ilkenin uluslararası bağlayıcılığını kabul etmiştir. Ayrıca bu ilke İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 11/2 ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (UMSHS) m. 15 ile evrensel düzeyde tanınmıştır. Ancak UMSHS m. 15/2, yazısız hukuka dayalı cezalandırmaya izin vererek geriye yürüme yasağını zayıflatan bir istisna getirmektedir. Alman Anayasası m. 103/2, suç ve cezanın yalnızca yazılı kanuna dayanmasını şart koşarak, AİHS ve UMSHS’ye kıyasla daha güçlü bir anayasal güvence sağlamaktadır. Buna karşılık AİHS m. 7 bireysel öngörülebilirliği esas almaktadır.39 StGB 1 ve 2’nci maddelerinde suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. StGB 1’inci maddesinde belirlilik ilkesi vurgulanırken; 2’nci maddesinde ceza ve güvenlik tedbirlerinin zaman bakımından uygulanmasında geçmişe yürüme yasağı ve lehe kanunun geçmişe yürüyebileceği prensipleri yer almaktadır.40 Anayasa’nın 103’üncü maddesi; kanunilik, belirlilik, kıyas yasağı ve geriye yürüme yasağı olmak üzere dört temel güvence sağlamaktadır. Buna göre: suç ve ceza yalnızca yazılı bir kanuna dayanabilir. Örf-adet veya yazısız hukukla ceza konulamaz ya da ağırlaştırılamaz. Suç ve ceza açık, net ve öngörülebilir olmalıdır. Muğlak düzenlemeler anayasa aykırıdır. Hâkim de yorumda bu sınırlara uymak zorundadır. Ceza normları fail aleyhine genişletilemez; kanunun lafzının ötesine geçilerek benzer durumlara uygulanamaz. Fiil anında yürürlükte olmayan veya sonradan daha ağır hale getirilen hükümler uygulanamaz.41 Kanunilik ilkesinin bu dört görünümü birbirleriyle sıkı biçimde bağlantılıdır ve ancak birlikte ele alındıklarında kanunilik ilkesinin amacını gerçekleştirirler. Bu amaç, ceza yargılamasını güvenilir, öngörülebilir, aldatıcı olmayan ve denetlenebilir kılmaktır. 1. Belirlilik İlkesi Belirlilik ilkesi öncelikle kanun koyucuya yöneliktir ve ceza normuna tabi olan kişinin, kanunun lafzından hangi fiil veya ihmallerin suç oluşturduğunu anlayabilmesini gerektirir. Belirlilik ilkesi gereğince ceza tehdidi, muhatabı olan bireylere yöneliktir ve bireylerin öngörülebilirlik ile suça maruz kalabilme ihtimali karşısında hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır.42 Öngörülebilirlik, kişinin konumu ve mesleğine göre değişen bir ölçüte tâbidir; esas olan bireysel öngörülebilirliktir. Bu ilke yalnızca suç tipinin tanımını değil, aynı zamanda yaptırım boyutunu da kapsar. Yaptırımın türü ve ağırlığı öngörülebilir olmalı, ancak bu durum cezanın belirlenmesinde hâkimin takdir yetkisini ortadan kaldırmamalıdır.43 Ceza kanunu, hangi davranışların hangi ölçüde cezaya layık olduğunu açıkça belirlemelidir.44 Bu değerlendirme hâkimin takdirine bırakılamaz. Belirlilik ilkesi, esasen bireyin öngörülebilirliğinden çok, cezaya layıklık kararının demokratik meşruiyetle kanun koyucu tarafından verilmesini güvence altına alır. Ceza yetkisi ancak, somut olaydan bağımsız olarak önceden belirlenmiş bu kararlar çerçevesinde kullanıldığında meşrudur. Bu nedenle kanun, hâkimin kural olarak kendi değer yargısına başvurmadan bir davranışın suç olup olmadığını belirleyebileceği ölçüde açık olmalıdır.45 Dolayısıyla kanun koyucunun cezalandırılabilir davranışı belirli ve açık 38 DANNECKER, s.81. 39 DANNECKER, s.81. 40 Madde 1: “Bir fiil, ancak fiilin işlendiği tarihten önce cezalandırılabilirliği kanunla belirlenmişse cezalandırılabilir.” Madde 2: “(1) Ceza ve cezanın yan sonuçları, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanuna göre belirlenir. (2) Fiilin işlenmesi sırasında ceza tehdidi değiştirilirse, fiilin tamamlandığı tarihte yürürlükte olan kanun uygulanır. (3) Fiilin tamamlandığı tarihte yürürlükte olan kanun, karar verilmeden önce değiştirilirse, sanık lehine olan (en hafif) kanun uygulanır. (4) Sadece belirli bir süre için yürürlükte olması öngörülen bir kanun, yürürlükte bulunduğu süre içinde işlenen fiillere, yürürlükten kalkmış olsa bile uygulanır. Aksi, bir kanunla açıkça öngörülmüş olmadıkça bu kural geçerlidir. (5) Müsadere ve kullanılamaz hâle getirme bakımından da birinci ila dördüncü fıkralar kıyasen uygulanır. (6) Islah ve güvenlik tedbirleri hakkında, kanunda aksi öngörülmedikçe, kararın verildiği tarihte yürürlükte olan kanuna göre karar verilir.” https://legislationline.org, (Alman Ceza Kanunu’nun 07.11.2024 tarihli güncellenmiş halidir. Erişim: 05.02.2026). 41 ROXIN, Claus/GRECO, Luis: Strafrecht Allgemeiner Teil Band I, 5. Auflage, C.H.Beck, München 2020, s.216; KREY, Volker/ ESSER, Robert: Deutsches Strafrecht Allgemeiner Teil, 7. Auflage, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2022, s.20; DANNECKER, s.111- 112. 42 HEINRICH, Bernd: Strafrecht Allgemeiner Teil, 7. Auflage, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2022, s.10; BOCK, Dennis: Strafrecht Allgemeiner Teil, 2. Auflage, Springer Verlag, Berlin 2021, s.98. 43 DANNECKER, s.81. 44 KINDHÄUSER, Urs/ZIMMERMANN, Till: Strafrecht Allgemeiner Teil, 10. Auflage, Nomos Verlag, Baden-Baden 2022, s.46. 45 FRISTER, Helmut: Strafrecht Allgemeiner Teil, 8. Auflage, C.H.Beck, München 2018, s.50. 12 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 suç unsurlarıyla kesin olarak tanımlaması gerekir. Belirleyici unsurlarda yalnızca genel klişelere başvurulması ya da hatta “sağlıklı halk duygusu”na atıf yapılması kabul edilemez. Bu şekilde hareket eden yasa koyucu, kendisine ait değerleme görevini hâkime devretmiş olur. Hâkim de somut olayda, kendi ya da halkın algısına göre hangi davranışın cezaya layık bir haksızlık oluşturduğunu belirlemek zorunda kalır. İşte bu durum hem kanunilik hem de kuvvetler ayrılığı ilkelerine açıkça aykırıdır. Zira cezalandırılabilirliğin koşulları belirli (açık ve kesin) biçimde tanımlanmamışsa, geriye yürüme sorunları ortaya çıkmaz ve kıyas yasağı da bir anlam taşımaz. Çünkü muğlak bir düzenleme, en baştan itibaren düşünülebilecek tüm durumları kapsar ve hâkim, cezalandırmaya değer gördüğü her türlü davranışı “norm” altına sokmakta hiçbir güçlük çekmez.46 2. Aleyhe Kanunun Geçmişe Yürüme Yasağı Ceza normları, fiilin işlendiği anda yürürlükte ve uygulanabilir olmalıdır. Dolayısıyla geriye yürür biçimde ne çıkarılabilir ne de uygulanabilir. Bu, fiilden sonra yapılan ceza ağırlaştırmaları için de geçerlidir.47 Geriye yürüme yasağı hem kanun koyucuya hem de ceza hâkimine yöneliktir.48 Ceza kanunu, fiilin işlenmesinden önce mevcut olmalıdır. Fiilin işlendiği zamandan hükme bağlanmasına kadar geçen süreçte farklı kanunlar yürürlükte olmuşsa, en lehe olan kanun uygulanır.49 Başka bir deyişle geriye yürüme yasağı, faili, fiili işlediği anda öngöremeyeceği daha sonra çıkarılmış ve daha ağır sonuçlar doğuran kanunların uygulanmasına karşı korumaktadır. Böylece kanunilik ilkesinin güvence fonksiyonuna hizmet etmektedir. Ceza hukukunda bireylerin davranışlarını yönlendirmesi ancak önceden mevcut suç oluşturan normlar üzerinden gerçekleşebilir. Bu nedenle, işlendiği anda suç olmayan bir fiil sonradan suç hâline getirilemez ve sonradan yapılan ceza ağırlaştırmaları geriye yürütülemez. Buna karşılık, fail lehine olan düzenlemeler yasak kapsamında değildir.50 Geçmişe yürüme yasağı, öncelikle hukuk devleti ilkesine dayanan bir temele sahiptir. Bu ilke, hukuki güvenliği ve bireylerin yasama organının sonradan ortaya çıkan keyfî müdahalelerine karşı korunmasını güvence altına almayı amaçlar.51 3. Kıyas Yasağı Yorum, yalnızca kanunun düşüncesini (ratio legis) açıklığa kavuştururken; kıyastan, kanunun düşüncesinin ilerletilmesi, yani kanundan anlaşılabilen yön doğrultusunda yeni bir normun üretilmesi söz konusu olmaktadır. Bu anlamda kıyasta, kanun normu ile sonradan geliştirilen norm arasında kavramsal bir özdeşlik bulunmamaktadır. StGB m. 2 kıyas yoluyla yeni suç ihdasına müsaade etmemektedir.52 Ceza hukukunda sanık aleyhine sonuç doğuran genişletici yorumları yasaklayan bir kıyas yasağı bulunmaktadır. Bununla birlikte, bu yasak lafzi yorumun mutlak sınırı olduğu anlamına gelmez. Yasaklanan kıyas, izin verilen yorumdan ayırt edilmelidir.53 Her hukuk normu yoruma muhtaçtır ve bu yorum kanun metninin lafzına dayanır. Ancak kanunun lafzı, izin verilen yorumun sınırını oluşturur. Bu sınırın aşılması hâlinde kıyas söz konusu olur.54 Belirleyici olan, fiilin keyfilikten uzak biçimde norma bağlanabilmesi ve bireyin davranışının hukuki sonuçlarını makul biçimde öngörebilmesidir55. Dolayısıyla burada korunan, anayasal düzeydeki nesnel sınırlar değil, bireysel öngörülebilirliktir.56 Kıyas yasağı, belirlilik ilkesinin dar anlamdaki içeriğini kanunun uygulanması pratiğine taşır. Hâkim, kanun koyucunun lafzına bağlı kalmak zorundadır ve demokratik-parlamenter meşruiyeti bulunmadığından, kendi başına yeni suç normları ihdas edemez.57 Dolayısıyla Anayasa m. 103/2 ve StGB m. 2 gereğince bir davranışın 46 BAUMANN, Jürgen/WEBER, Ulrich/MITSCH, Wolfgang: Strafrecht Allgemeiner Teil Lehrbuch, 11. Auflage Ernst und Werner Gieseking Verlag, Bielefeld 2003, s.137. 47 HEINRICH, s.13. 48 BAUMANN/WEBER/MITSCH, s.140; HILGENDORF, Eric/VALERIUS, Brian: Strafrecht Allgemeiner Teil, 3. Auflage, C.H.Beck Verlag, München 2022, s.9; DANNECKER, s.112. 49 POSENER, Paul: Strafrecht Grundriss Des Gesamten Deutschen Rechts In Einzelausgaben, J. J. Heines Verlag, Berlin 1901, s.7. 50 BOCK, s.92. 51 KREY/ESSER, s.20-21. 52 BAUMANN/WEBER/MITSCH, s.156; HEINRICH, s.15. 53 KINDHÄUSER/ZIMMERMANN, s.46. 54 HEINRICH, s.15; HILGENDORF/VALERIUS, s.7. 55 BOCK, s.99. 56 DANNECKER, s.81. 57 BOCK, s.99. Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 13 cezalandırılabilirliği, ancak söz konusu davranışın bir ceza normunun lafzı kapsamında yer alması halinde mümkündür. Kanun metni tarafından kapsanmayan bir davranış, ceza normunun amacı gereği cezalandırılması gerektiği hâkim tarafından düşünülse dahi, suç ihdasına veya cezanın ağırlaştırılmasına yol açacak şekilde kıyas yapılamayacağından, cezalandırılamaz.58 4. İdarenin Düzenleyici İşlemleriyle Suç ve Ceza Konulması Yasağı StGB m. 1 anlamında kanun, bütün bir kanun külliyatını değil, tekil kanun hükmünü ifade eder. Bu anlamda kanun hükümleri, anayasal olarak tanınmış bir hukuk kaynağından çıkan tüm yazılı normlardır. Anayasa m. 103/2 gereğince idarenin düzenleyici işlemleri ile suç veya ceza ihdas edilemez. Bu kuralın istisnası Blankett ceza normları gereğince ceza normundaki teknik ayrıntılar ve/veya somut yükümlülükler sıkı şartlar dahilinde başka bir normla tamamlanabilir. Bu nedenle şekli anlamda ceza kanunlarında yalnızca diğer şekli kanunlara değil, tüzük ve yönetmelikler gibi hukukî düzenlemelere yönerge niteliğindeki düzenlemelere, idari genelgelere ve hatta idari bireysel kararlara da atıf yapılabilir. Bu noktada kanunlar zincirinin kesintisiz olması gerektiği tartışmasızdır.59 Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere hangi normların ceza yaptırımıyla korunacağını belirleme yetkisi idarenin düzenleyici işlemleri ile yapılamaz.60 5. Örf ve Adete Dayanılarak Suç Oluşturma ve Ceza Verme Yasağı Anayasa m. 103/2 ile StGB m. 1 anlamında kanun; anayasal olarak tanınmış bir norm koyma yetkisine sahip makam tarafından tesis edilen ve genel-bağlayıcı nitelik taşıyan her yazılı hukuk normunu ifade etmektedir. Bu çerçevede, ister örf ve adet hukuku ister başka bir yazısız hukuk kaynağı olsun, yazısız hukuk yoluyla suç ve ceza ihdas edilmesi ile cezanın ağırlaştırılması kesin olarak yasaklanmıştır.61 Ceza hukuku alanında bu nedenle, sıkı bir kanunilik ilkesi geçerli olup, fail aleyhine örf ve adet hukukuna dayanılması mümkün değildir.62 Failin lehine olması durumunda bu yasak geçerli değildir.63 Örneğin hukuka uygunluk nedenlerinin yorumlanmasında bazı örf ve adetler tedip hakkının kapsamına alınabilse de öğretmenin öğrenciye tokat atması bu kapsamında olamayacağından hukuka uygun kabul edilemez.64 Kanaatimizce anne babanın çocuğu eğitmek için verdiği bu boyutta olmayan ama suç oluşturabilecek belirli bir süre odadan çıkmama gibi cezalar failin lehine olduğundan örf ve adet olsa da tedip hakkı kapsamında yorumlanabilecektir. Örf ve âdet hukuku, uzun süre boyunca düzenli ve yeknesak bir uygulama ile ortaya çıkan ve genel kabul gören bir hukuk kuralıdır. Fail aleyhine olmak üzere böyle bir hukuk (var olduğu kabul edilse bile) uygulanamaz. Suç ancak fiil gerçekleşmeden önce, şekli bir kanunda, yazılı olarak belirlenmiş olmalıdır.65 Örf ve âdet ceza hukuku bakımından hukuk kaynağı olarak bir önem taşımaz.66 Burada bireylerin cezalandırılabilirliği konusunda yasama organının, yani parlamenter kanun koyucunun, yürütme ya da yargı yerine karar verici olması ve ceza hâkiminin hukuk kaynağı bakımından yazılı kanuna bağlı olması güvence altına alınmaktadır.67 C. AİHM ve AYM Kararları Işığında Kanunilik İlkesinin Değerlendirilmesi Suçta ve cezada kanunilik ilkesi gerek AYM gerekse AİHS içtihatlarında şekli bir gerekliliğin ötesine geçerek, normun niteliğine dayalı bir güvence mekanizması haline gelmiştir. Bu ilke, insan onurunu korumaya yönelik hak temelli bir hukuk inşasının temel motivasyonunu oluşturur. AYM, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un disiplin cezalarını düzenleyen 48. maddesine yönelik iptal başvurusunda, “belirlilik” ve “kıyas yasağı” ilkelerini detaylı bir süzgeçten geçirmiştir. Yerel mahkemece yapılan itirazda; kanunun yaptırıma bağladığı suçun ve cezanın açıkça tanımlanmasının, bireyin hangi davranışının sorumluluk doğuracağını önceden kestirebilmesi için zorunlu olduğu belirtilmiştir.68 AYM yaptığı incelemede; kanunda disiplinsizlik oluşturan her 58 FRISTER, s.54; KREY/ESSER, s.31. 59 DANNECKER, s.113. 60 FRISTER, s.48-49. 61 FRISTER, s.48; ROXIN/GRECO, s.216; HEINRICH, s.11. 62 DANNECKER, s.111. 63 HILGENDORF/VALERIUS, s.7; KINDHÄUSER/ZIMMERMANN, s.45. 64 EISELE, Jörg: Strafrecht Fallrepetitorium zum Allgemeinen und Besonderen Teil, 6. Auflage, C.H.Beck Verlag, München 2021, s. 11. 65 BOCK, s.99. 66 POSENER, s.4. 67 DANNECKER, s.112. 68 AYM, 03.10.2013, E.2013/28, K.2013/106, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 10.12.2025). 14 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 bir fiilin ve karşılığında verilecek cezanın 37 ilâ 46. maddeler arasında ayrıntılı olarak gösterildiğini tespit etmiştir. Ancak itiraz konusu kuralın, bu maddelerde tanımlanmamış eylemlerin dahi “nitelik ve ağırlıkları bakımından benzerlik” göstermesi halinde aynı cezalarla karşılanacağını öngörmesi, mahkemece anayasaya aykırı bulunmuştur.69 Mahkeme; suçun ve cezanın kanuniliği ilkesinin, yasaklanan fiillerin hiçbir şüpheye yol açmayacak surette açık ve sınırları belirli olmasını gerektirdiğini vurgulamıştır.70 Kararda, fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamasına rağmen benzer başka bir fiile uydurulabilmesinin uygulayıcıyı doğrudan kıyas yapmaya yönlendirdiği, bu durumun hem hukuki güvenliği zedelediği hem de AY’nin 2. ve 38. maddelerindeki kanunilik ilkesine aykırı olduğundan bahisle kuralın iptal edilmesi gerektiği kararı verilmiştir.71 AYM’nin Hamide Yiğit kararında kanunilik ilkesinin belirlilik, kıyas yasağı ve aleyhe kanunun geçmişe yürüme yasağından oluşan temel sacayağını tanımlarken, hukuk kurallarının kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı koruyucu bir kalkan sunması gerektiğini vurgulamıştır.72 Bu yaklaşım, AİHM’nin Parmak ve Bakır / Türkiye kararındaki, bir ceza hükmünün kapsamının öngörülemez bir genişletici yorumla fail aleyhine esnetilmesinin Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal edeceğine yönelik tespitiyle tam bir uyum içerisindedir.73 AYM’nin “kanun kalitesi” olarak nitelendirdiği bu ölçüt, kanuni düzenlemenin gerek lafzı gerekse uygulanışı itibarıyla, bireylerin davranışlarının hukuki sonuçlarını makul surette öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde belirlilik taşımasını zorunlu kılar.74 Belirlilik ilkesi; temel hak ve özgürlükler üzerinde doğrudan etki doğuran alanlarda, kanuni düzenlemelerin bireyler ve idare bakımından hiçbir tereddüde yer vermeyecek açıklık ve kesinlikte kaleme alınmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî ve öngörülemez müdahalelerini bertaraf edecek yeterli ve etkili güvenceler içermesini gerektirir.75 Hukukun üstünlüğü ideali, insanların sadece yasalarla yönetilmesini değil, bu yasaların bireylere net bir rehberlik sunmasını gerektirir.76 Öngörülebilirlik standardı, Del Río Prada / İspanya kararında belirtildiği üzere sadece suçun tanımını değil, infaz rejiminin esaslı unsurlarını ve cezanın ağırlığını da kapsamaktadır.77 Bu durum, ceza yasalarını yorumlamanın münhasıran yasa koyucunun yetkisinde olduğu ve yargıcın yasanın ruhuna başvurma faaliyetinin hürriyetlere yönelik ciddi tehlikeler yaratabileceği düşüncesiyle bütünleşir. AYM, suç tipinin özüyle uyumlu ve makul surette öngörülebilir olmasını şart koşarak yargısal yorumun şüpheleri gidermesine imkân tanısa da78, kamu otoritesinin ceza verme yetkisinin keyfi kullanılmasını önlemek adına ilkenin katı bir şekilde uygulanmasını şart koşmaktadır.79 Modern ceza hukukunun geçirdiği paradigma değişimi, cezalandırma yetkisini egemenliğin çıplak bir tezahürü olmaktan çıkarıp, anayasal bir sınırlama ve haklar rejimi düzlemine taşımıştır. Bu dönüşümde, AİHM’nin “özerk kavram” (autonomous concept) doktrini kritik bir rol oynar.80 Mahkeme, “suç” ve “ceza” kavramlarını ulusal otoritelerin etiketlendirmesine terk etmeyerek, AİHS’nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında özerk bir yorum geliştirmektedir.81 Bu yaklaşım, devletin bir yaptırımı idari veya disiplin nitelikli olarak tanımlayarak ceza 69 AYM, 03.10.2013, E.2013/28, K.2013/106, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 10.12.2025). 70 AYM, 03.10.2013, E.2013/28, K.2013/106, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 12.12.2025). 71 AYM, 03.10.2013, E.2013/28, K. 2013/106, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 12.12.2025). 72 AYM, Hamide Yiğit Başvurusu, B. No: 2018/31810, 10/11/2021, par. 36, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 20.12.2025). 73 KESKİNSOY, Ömer/KAYA, Semih Batur/DEMİR Seher Demir: “Anayasa Mahkemesi İçtihadında Kanunilik Kriterinin Uygulanması Üzerine Bir İnceleme” Amme İdaresi Dergisi, 57(4), 2024, s.2; AİHM, Parmak ve Bakır v. Türkiye, B. No: 22429/07, 03/12/2019, par. 101. https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 20.12.2025). 74 AYM, Türkiye Emekliler Derneği Başvurusu, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, par. 44, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar- bilgi-bankasi, (Erişim: 22.12.2025). 75 AYM, Hayriye Özdemir Başvurusu, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, par. 68, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 24.12.2025). 76 KESKİNSOY/KAYA/DEMİR, s.3. 77 AİHM, Del Río Prada v. İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, par. 93, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi- bankasi, (Erişim: 25.12.2025). 78 AYM, Efendi Yaldız Başvurusu, B. No: 2013/1202, 25/3/2015, par. 34, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 25.12.2025). 79 KESKİNSOY/KAYA/DEMİR, s.23; AYM, Karlis A.Ş. Başvurusu, B. No: 2013/849, 15/4/2014, par. 33, https://www.anayasa. gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 28.12.2025). 80 AİHM, Engel ve Diğerleri / Hollanda, B. No: 5100/71, 08.06.1976, par. 82, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi- bankasi, (Erişim: 28.12.2025). 81 AİHM, Malone / Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 02.08.1984, par. 66, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 28.12.2025). Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 15 hukukunun katı güvence alanından kaçma teşebbüslerine karşı bir kalkan işlevi görür.82 Maddi anlamda kanunilik denetimi, kamu gücünün sınırlarını makul bir kesinlikle kestirebilmeyi şart koşar. Youtube LLC kararında AYM, idareye verilen erişim engelleme yetkisinin kapsam ve sınırlarının öngörülemez olduğunu belirterek ihlal kararı vermiştir.83 Benzer şekilde, temel haklara müdahale sonucunu doğurabilecek biçimde yürütme organına tanınan takdir yetkisinin sınırlandırılmaksızın düzenlenmesi, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı kabul edilmektedir.84 Kanunilik şartı, idarenin bir hakkı ilk elden düzenleyici işlemlerle sınırlamasına izin vermez; sınırlamanın mutlaka parlamenter bir iradeye dayanması gerekir.85 Ayrıca, kanunilik ilkesinin bir diğer boyutu da uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeridir. AYM, Sevim Akat Eşki kararında, AY’nin 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, temel haklara ilişkin uluslararası sözleşme hükümleri ile çatışan kanun hükümlerinin “zımni ilga” kuralı gereği uygulanma kabiliyetini kaybettiğini; bu hükümlere dayanan müdahalelerin ise kanunilik şartını sağlamayacağını vurgulamıştır.86 Neticede, ceza hukuku artık sadece suçun cezalandırılmasını hedefleyen bir “kamu düzeni” aracı değil; bireyin devlet karşısındaki hürriyet alanını perçinleyen, anayasal ilkelerin ceza normlarına içkin olmasını sağlayan bir güvence mekanizmasıdır. Bu güvenliği sağlamak için hukuk devleti; ilkesel, kurumsal ve işlevsel güvenceleri bir bütün olarak sunmalıdır.87 Kanunilik ilkesinin öngörülebilirlik ve güvence fonksiyonu, bu dönüşümün merkezinde yer alarak ceza hukukunu anayasal bir disiplin haline getirmektedir. III. SONUÇ Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Türk ceza hukukunda bireyin devlet karşısındaki güvence fonksiyonunu temin eden temel anayasal güvencelerden biridir. AY m. 38 ve TCK m. 2 ile teminat altına alınan bu ilke, devletin cezalandırma yetkisinin önceden belirlenmiş, açık ve öngörülebilir kurallara dayanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle kanunilik ilkesi, ceza hukukunda yalnızca suç ve cezanın kaynağına ilişkin bir kural değil; aynı zamanda hukuki belirliliği ve bireysel özgürlüğü koruyan yapısal bir sınırdır. Çalışmada yapılan inceleme, kanunilik ilkesinin günümüzde şekli bir kanun şartıyla sınırlı şekilde anlaşılamayacağını ortaya koymaktadır. Gerek AYM gerek AİHM içtihadı, suç ve ceza normlarının erişilebilir, belirli ve öngörülebilir olmasını, ilkenin ayrılmaz unsurları olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, bireyin yalnızca yürürlükte bir ceza normunun varlığını bilmesini değil; aynı zamanda hangi davranışın hangi hukuki sonucu doğuracağını makul bir öngörüyle kestirebilmesini zorunlu kılmaktadır. Aksi hâlde, ceza hukukunun bireyi koruyan güvence fonksiyonu zayıflamakta ve yargısal keyfilik riski ortaya çıkmaktadır. Türk ceza hukuku uygulamasında kanunilik ilkesinin en hassas görünüm alanlarını; kıyas yasağı, aleyhe kanunun geçmişe yürümezliği ve idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza ihdas edememesi ilkeleri oluşturmaktadır. Özellikle yorum ile kıyas arasındaki sınırın belirsizleştiği durumlarda, ceza normlarının fail aleyhine genişletilmesi tehlikesi doğmaktadır. Bu nedenle kanunilik ilkesinin, yalnızca norm koyucuya değil, aynı zamanda uygulayıcı yargı mercilerine de yönelen bağlayıcı bir sınır olduğu kabul edilmelidir. Alman ceza hukukuna ilişkin karşılaştırmalı değerlendirme, kanunilik ilkesinin anayasal düzeyde ne ölçüde katı ve sistematik biçimde koruma altına alınabileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Alman Anayasası’nda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin açık ve dar yoruma elverişli olmayan bir biçimde düzenlenmiş olması, ceza normlarının belirliliği ve yargısal yorumun sınırlandırılması açısından dikkat çekici bir model sunmaktadır. Bununla birlikte, bu karşılaştırma Türk hukukuna doğrudan bir norm aktarımı önerisi niteliği taşımamakta; Türk ceza hukukunda mevcut anayasal ve uluslararası güvencelerin tutarlı biçimde uygulanmasının önemine işaret etmektedir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Türk ceza hukukunda bireyin özgürlük alanını belirleyen ve devletin cezalandırma yetkisini sınırlayan temel bir anayasal ilkedir. AİHM ve AYM içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, ceza hukukunun güvence fonksiyonunun ancak açık, belirli ve öngörülebilir normlarla korunabileceği açıktır. Bu 82 KESKİNSOY/KAYA/DEMİR, s.8,12. 83 AYM, Youtube LLC Corporation Service Company ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2014/4705, 29.5.2014, par. 64, https:// www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 28.12.2025). 84 AİHM, Ahmet Yıldırım / Türkiye, B. No: 3111/10, 18.12.2012, par. 59, https://hudoc.echr.coe.int, (Erişim: 31.12.2025). 85 AYM, Tuğba Arslan Başvurusu, B. No: 2014/256, 25/6/2014, par. 85, 341, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 31.12.2025). 86 AYM, Sevim Akat Eşki Başvurusu, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, par. 47, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi- bankasi, (Erişim: 31.12.2025). 87 AYM, Arman Mazman Başvurusu, B. No: 2013/1752, 26/6/2014, par. 63, https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi, (Erişim: 31.12.2025). 16 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 nedenle kanunilik ilkesinin, ceza hukukunun yalnızca teorik bir başlangıç noktası değil; uygulamada da titizlikle gözetilmesi gereken temel bir sınır olduğu kabul edilmelidir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, demokratik hukuk toplumlarında ceza hukukunun yalnızca bir kuralı değil, anayasal bir varlık şartıdır. Bu ilkenin tam manasıyla hayata geçmesi, yasama organının sadece “yasa yapması” ile değil, bireyin haklarını koruyan “kaliteli ve öngörülebilir yasa yapması” ile mümkündür. Çalışmamızda incelenen karşılaştırmalı anayasal düzenlemeler ve yüksek yargı içtihatları göstermektedir ki; kanunilik ilkesi, idarenin keyfiyetine ve hâkimin takdir yetkisini aşan kıyas uygulamalarına karşı en güçlü anayasal güvencedir. AİHM ve AYM’nin güncel kararlarında vurgulanan “öngörülebilirlik” kriteri, suç ve ceza normlarının toplumun her kesimi için bir rehber niteliği taşıması gerektiğini ispatlar. Kanun metninin teknik karmaşıklığı veya idari tebliğlerin belirsizliği içinde kaybolan bir ceza adaleti sistemi, hukuk güvenliğini ortadan kaldırır. Bu nedenle, kanunilik ilkesi yargı organları tarafından her somut olayda resen gözetilmeli; ceza normları, failin işlediği fiilin hukuki sonuçlarını tereddütsüzce bilmesini sağlayacak bir şeffaflıkla uygulanmalıdır. Tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvenceye bağlanan bu ilke, yalnızca suçluyu değil, asıl olarak hukuk düzenine güven duyan masum bireyi korumaktadır. Aksi yöndeki her türlü genişletici uygulama veya usulü esneklik, demokratik hukuk devletinin temellerini sarsan birer “yargısal zulme” dönüşme riski taşımaktadır. Dolayısıyla kanunilik ilkesi, modern ceza hukukunun hem başlangıç noktası hem de nihai sınırıdır. Yazar Beyanı | Author’s Declaration Mali Destek | Financial Support: Bu çalışmanın araştırılması, yazarlığı veya yayınlanması için herhangi bir finansal destek almamıştır. | Who is the author has not received any financial support for the research, authorship, or publication of this study. Yazarların Katkıları | Authors’s Contributions: Bu makale yazarlar tarafından tek başına hazırlanmıştır. | This article was prepared by the authors. Çıkar Çatışması/Ortak Çıkar Beyanı | The Declaration of Conflict of Interest/Common Interest: Yazarlar tarafından herhangi bir çıkar çatışması veya ortak çıkar beyan edilmemiştir. | No conflict of interest or common interest has been declared by the Authors. Etik Kurul Onayı Beyanı | The Declaration of Ethics Committee Approval: Çalışmanın herhangi bir etik kurul onayı veya özel bir izne ihtiyacı yoktur. | The study doesn’t need any ethics committee approval or any special permission. Araştırma ve Yayın Etiği Bildirgesi | The Declaration of Research and Publication Ethics: Yazarlar, makalenin tüm süreçlerinde İnÜHFD’nin bilimsel, etik ve alıntı kurallarına uyduğunu ve verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığını, karşılaşılacak tüm etik ihlallerde İnÜHFD’nin ve editör kurulunun hiçbir sorumluluğunun olmadığını ve bu çalışmanın İnÜHFD’den başka hiçbir akademik yayın ortamında değerlendirilmediğini beyan etmektedir. | Authors declares that he/ she complies with the scientific, ethical, and quotation rules of InULR in all processes of the paper and that he/she does not make any falsification of the data collected. In addition, he/she declares that Inonu University Law Review and its editorial board have no responsibility for any ethical violations that may be encountered, and that this study has not been evaluated or published in any academic publication environment other than Inonu University Law Review. 17 Kaynakça ARTUK, Mehmet Emin/GÖKCEN, Ahmet/ALŞAHİN, Mehmet Emin/ÇAKIR, Kerim: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2024. AYGÜN EŞİTLİ, Ezgi: “Suçların ve Cezaların Kanuniliği İlkesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (104), 2013, s.225-246. BAUMANN, Jürgen/WEBER, Ulrich/MITSCH, Wolfgang: Strafrecht Allgemeiner Teil Lehrbuch, 11. Auflage Ernst und Werner Gieseking Verlag, Bielefeld 2003 BAYTAZ, Abdullah Batuhan: Kanunilik İlkesi Bağlamında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Yorum, XII Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018. BINDING, Karl: Handbuch des Strafrechts, Duncker & Humblot Verlag, Leipzig 1885. BİRTEK, Fatih: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014. BOCK, Dennis: Strafrecht Allgemeiner Teil, 2. Auflage, Springer Verlag, Berlin 2021. ÇAPTUĞ, Mehpare: “Hukuki Güvenlik İlkesinin Kavramsal Gelişimi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, (17), 2021, s.133-160. DANNECKER, Gerhard: “Einleitung; §§ 1 bis 31”, in: Strafgesetzbuch Leipziger Kommentar Großkommentar Sechster Band, ed. Heinrich Wilhelm Laufhütte / Ruth Rissing-van Saan / Klaus Tiedemann, 12. Auflage, De Gruyter Verlag, Berlin 2019, s. 57-388. DEMİREL, Aydın: “Cezaların Kanuniliği İlkesine Farklı Bir Bakış: Parot Doktrini”, Uyuşmazlık Yargısı, (2), 2025, s.117- 151. DOĞAN, Bayram: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Yasama Yetkisinin Devredilmezliği İlkesi Bağlamında Değerlendirilmesi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(3), 2020, s.965- 1003. DÖNMEZER, Sulhi / Erman, SAHİR: Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku C. I, 14. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul 1997. DUTTGE, Gunnar/ÜNVER, Yener: Ceza Hukukunda Kanunilik İlkesi, Seçkin Yayıncılık, İstanbul 2013. EISELE, Jörg, Strafrecht Fallrepetitorium zum Allgemeinen und Besonderen Teil, 6. Auflage, C.H.Beck Verlag, München 2021. EREM, Faruk/DANIŞMAN, Ahmet/ARTUK, Mehmet Emin: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 1997. ERHAN BULUT, Zeynep: “Yumuşak Hukuk Niteliğindeki BM Genel Kurul Kararları ve UAD Kararlarının Uluslararası Örf ve Âdet Hukuku Kurallarının Oluşumu Üzerindeki Etkisi ve Normatif Rolü”, MÜHF-HAD, 31(2), Aralık 2025, s. 1927-1953. FRISTER, Helmut: Strafrecht Allgemeiner Teil, 8. Auflage, C.H.Beck, München 2018. GÖKCAN, Hasan Tahsin/ARTUÇ, Mustafa: Yorumlu – Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi C. I, Adalet Yayınevi, Ankara 2021. HEINRICH, Bernd: Strafrecht Allgemeiner Teil, 7. Auflage, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2022. HEINRICH, Bernd/ÜNVER, Yener: Ceza Hukuku Genel Kısım-I, Adalet Yayınevi, Ankara 2014. HILGENDORF, Eric/VALERIUS, Brian: Strafrecht Allgemeiner Teil, 3. Auflage, C.H.Beck Verlag, München 2022. İBA, Hasan: “Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile Suç ve Ceza İhdası Sorunu”, Anayasa Yargısı, 42(1), 2025, s. 269-314. KESKİNSOY, Ömer/KAYA, Semih Batur/DEMİR, Seher: “Anayasa Mahkemesi İçtihadında Kanunilik Kriterinin Uygulanması Üzerine Bir İnceleme” Amme İdaresi Dergisi, 57(4), 2024, s.1-34. KINDHÄUSER, Urs/ZIMMERMANN, Till: Strafrecht Allgemeiner Teil, 10. Auflage, Nomos Verlag, Baden-Baden 2022. KOCA, Mahmut/ÜZÜLMEZ: İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2025. 18 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17,01, 01-19 KREY, Volker/ESSER, Robert: Deutsches Strafrecht Allgemeiner Teil, 7. Auflage, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2022. POSENER, Paul: Strafrecht Grundriss Des Gesamten Deutschen Rechts In Einzelausgaben, J. J. Heines Verlag, Berlin 1901. ROXIN, Claus/GRECO, Luis: Strafrecht Allgemeiner Teil Band I, 5. Auflage, C.H.Beck, München 2020. TEKİN, Derya: “Ceza Normunun Yorumlanmasında Bir Araç Olarak Madde Gerekçesi”, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 2024, s.1112-1137. TULAY, Muhammed Emre: “Kanunilik İlkesi Işığında Ceza Hukuku Kurallarının Zaman Bakımından Uygulanması ve Delil Elde Etme Yöntemlerinde Zaman Bakımından Uygulanma Sorunu”, in: Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan, Legal Yayıncılık, İstanbul 2012, S. 2715-2736. TURİNAY, Faruk: Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin Anayasal Temelleri, XII Levha Yayıncılık, İstanbul 2013. UĞUR, Hüsamettin: “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Karşısında Yaptırımsız Kalan Bazı Suçlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, (91), 2010, s. 300-334. İNTERNET KAYNAKLARI https://hudoc.echr.coe.int https://legislationline.org https://karararama.yargitay.gov.tr https://kazanci.com.tr https://www.anayasa.gov.tr/tr/kararlar-bilgi-bankasi MAHKEME KARARLARI AİHM, Ahmet Yıldırım v. Türkiye, B. No: 3111/10, 18.12.2012 AİHM, Del Río Prada v. İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21.10.2013. AİHM, Engel ve Diğerleri / Hollanda, B. No: 5100/71, 08.06.1976. AİHM, Malone v. Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 02.08.1984, AİHM, Parmak ve Bakır v. Türkiye, B. No: 22429/07, 03.12.2019. AİHM, Parmak ve Bakır v. Türkiye, B. No: 22429/07, 03.12.2019. AİHM, S. W. V. Birleşik Krallık B. No: 20166/92, 22.11.1995 AYM, 03.10.2013, 2013/28 E., 2013/106 K. AYM, Arman Mazman Başvurusu, B. No: 2013/1752, 26.06.2014 AYM, Efendi Yaldız Başvurusu, B. No: 2013/1202, 25.03.2015 AYM, Hamide Yiğit Başvurusu, B. No: 2018/31810, 10.11.2021. AYM, Hayriye Özdemir Başvurusu, B. No: 2013/3434, 25.06.2015 AYM, Karlis A. Ş. Başvurusu, B. No: 2013/849, 15.4.2014 AYM, Sevim Akat Eşki Başvurusu, B. No: 2013/2187, 19.12.2013 AYM, Tuğba Arslan Başvurusu, B. No: 2014/256, 25.06.2014 AYM, Türkiye Emekliler Derneği Başvurusu, B. No: 2012/1035, 17.07.2014 Yargıtay 19. CD, E. 2015/19647, K. 2016/19498, KT. 13.06.2016 Yargıtay 19. CD, E. 2015/32218, K. 2016/18281, KT. 23.05.2016 Yargıtay 3. CD, E. 2023/12639, K. 2025/5974, KT. 26.02.2025 Yargıtay 5. CD, E. 2024/3437, K. 2025/6472, KT. 21.05.2025 Egemenoğlu, A. & Güçarslan, M.E. / İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2026; 17, 01, 01-19 19 Yargıtay 5. CD, E. 2021/5443, K. 2024/561, KT. 17.01.2024 Yargıtay 5. CD, E. 2020/3752, K. 2021/859, KT. 01.03.2021